Postmodern darbe olarak adlandırılan 28 Şubat sürecinde büyük acılar yaşandı. 1997’de MGK kararıyla dindarlara zulmedildi. 1000 yıl sürecek denildi. Yıllar sonra başörtüsü sorunu çözüldü, imam-hatiplerin önü açıldı. Bugün ise dönemin mağdurları iktidarda fakat zulümde darbecileri geride bıraktılar. ‘İrtica’ paranoyasının yerini ‘f..ö’ safsatası aldı. 28 Şubatın zulümlerinden bin beter uygulamalara imza atılıyor.
Bebekler, lohusa kadınlar cezaevine atılıyor, Kur’an kursları ve yurtlar kapatılıyor, hayırseverler tutuklanıyor, şirketlere el konuluyor, başörtülülere kelepçe takılıyor, hakkını savunanlar polis tarafından taciz ediliyor. Cazaevleri, karakollar işkence merkezlerine döndü. Cezaevlerindeki tutuku kadın sayısı 17 bin, bebek sayısı ise 743…
17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının ardından ‘paralel darbe’ söylemine sarılan iktidar, masum insanları hedef almaya başladı. 28 Şubat’tan daha beter uygulamalara imza atılmaya başladı. Ardından 15 Temmuz kurgu darbe girişimi bahanesiyle kıyım katlandı. Yeni Türkiye adıyla yürütülen süreçte 28 Şubat’tan bin beter şekilde Kur’an kursları yıkılıp camiler kapatıldı, eğitim kurumları gaspedildi, ediliyor. İhtiyaç sahibi öğrencilere burs veren, burs bulan iktidarın sürekli sömürdüğü ‘başörtülü’ kadınlar kelepçelenerek cezaevine atıldı. 90 yaşındaki yatalak hastaların, doğumhanelerin bile kapısına polis ekipleri gönderiliyor. Hayır faaliyetleri yapan esnaf ve işadamları, öğrenci okutup kurban yardımı yaptıkları gerekçesiyle cezaevlerine dolduruldu. İçişleri bakanının ifadesiyle 500 bin gözaltı yapıldı. 120 bin kişi tutuklandı. Güpegündüz insanlar kaçırılıyor ve yetkililerden tek kelime açıklama yapılmıyor.

Meriç Nehrinde, Ege Denizinde özgürlüğe yelken açarken boğularak can veren anneler, babalar ve bebekler var. Ülkeden çıkmayı başarabilenler ulaşabildikleri ülkelerde mülteci oldu.
Gazeteciler 28 Şubat’taki gibi hain olarak yaftalanıp cezaevlerine gönderiliyor. Bu alanada dünya lisderi bir Türkiye var. 200’den fazla gazeteci cezaevlerinde. 28 Şubat’ta muhafazakar işadamları ‘yeşil sermaye’ denilerek hedef gösterilirken, günümüzde bankalar ve milyarlarca liralık özel şirketler gasp edildi. Kamuda çalışan memurlar işlerini yaptıkları için meslekten ihraç edildi. Çoğu tutuklandı. Cadı avı insanların ailelerine bile sıçradı.
İşte 28 Şubat’tan 22 yıl sonra ülkenin geldiği hali resmeden karelerden bazıları:

















BİZİ İDARE EDENLERİN ZERRE KADAR ALLAH KORKUSU OLDUĞUNA İNANMIYORUM….
Peşinden gidenlerin kör sağır ve dilsiz olmalarınıda hayretlerle karşılıyorum.
Milletine, dindaşına ve secdedaşına bu zülmü yapanların varın dinsiz! dedikleri mühalif kürtlere nasıl davrandıklarını ve davranacaklarını siz hesap edin.
Türkiyedeki zalim vicdanların nasılda bir araya gelip çığ gibi büyüdüklürini gene hayretler içinde izliyoruz.
Ve hep şunu düşünmüşüm
Bu namaz kılanlar bunca zülmü yaptıktan sonra hergün Rablerine nasıl dua ediyorlar ve nasıl evlerinde mutlu olabiliyorlar???
Bu gerçekten beni düşündürüyor.
Türkiyede bu kadar zalimin olduğunu hayal edemiyordum: savcısından, baro başkanına, imamından üniversite talebesine kadar içimizde ne kadar vahşiler yaşıyormuş görüyoruz.
Bakalım zaman bize neyi gösterecek?
BAKIN 15 TEMMUZU YAPMIŞSANIZ
Bu muameleye müstehaksınız diyorum.
Ama kardeşim milyarda bir DAHİ ihtimal veremiyoruz.
Ve inanmıyoruz.
Şu resimlerini verdiğiniz insanların 15 Temmuzla zerre kadar alakalarının olduğuna inanan bir tek insan var mı?
Buna ihtimal verenlerin ruh sağlığından şüphe ederim.
Neyseki binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete…
Bundan sonra bakalım mevlam neyler, görelim.
Gerçekler gün yüzüne çıkmasın diye bütün temiz insanlar toplanıyor gibime geliyor.
Musalar yaşamasın isteniyor.
Belki Musamız yanlarındadır…
Allah buşuna bu kadar kıssayı anlatmıyor.
Allahın bu kadar zülme musaade edeceğine inanmıyorum.
Sabırla Allah`dan ümitvarız kı, zalıme karşı içimizde bir Musayı bize nasib edecektir inşallah.