24 Nisan 1915’de Ermenilere ne oldu? 

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Ermeni meselesi ilk defa 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması ile uluslararası platforma taşındı. Antlaşmanın 61. Maddesi, Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde gerekli ıslahatları yapma, Çerkezlerle Kürtlere karşı Ermenilerin huzur ve emniyetini sağlama görevini Osmanlı Devleti’ne yüklemekteydi. Ayrıca ilgili devletlerin tedbirlerin uygulanmasına nezaret edecekleri belirtilmişti.

Dönemin padişahı II. Abdülhamit, Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışacağı düşüncesiyle 61. Maddeyi uygulamamayı tercih etti. Avrupa devletleri ise değişik zamanlarda Osmanlı Devleti’ne Hıristiyan halkın durumunun daha da kötüleştiği, yoksulluk, rüşvet ve yoksulluğun daha da arttığını bildirerek ıslahat yapma sözünün yere getirilmesini istediler. 

Ermeni Örgütleri 

Ermenilerle Müslüman halk arasında ilk çatışma 1890’da Erzurum’da çıktı ve sonraki Kayseri, Merzifon ve Yozgat olaylarını tetikledi. 1894’deki Sason olayları ise Avrupalı devletlerin baskılarını artırmalarıyla sonuçlandı. Avrupa devletleri Doğu Anadolu’da yeterli sayıda Hıristiyan memur, jandarma ve korucu görevlendirilmesini istemekteydiler.

Ermeniler bir taraftan da seslerini dünyaya duyurmak ve büyük devletlerin desteğini sağlamak için eylemler yaptılar. Bu amaçla 1896’da İstanbul’da Osmanlı Bankası baskınını gerçekleştirdikleri gibi 1905’de Abdülhamit’e karşı Yıldız Camii’nde bir suikast teşebbüsünde bulundular. Yaşanan olaylar Ermeniler ve Müslümanlardan yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. 

Ermeniler içinde zamanla çeşitli örgütler ortaya çıktı. Bunlardan “Marksist” görüşlere sahip Hınçak Partisi, Cenevre’de kurulmuş ve ihtilalci yöntemlerle Ermenilerin bağımsızlığını amaçlamıştı. 

Taşnak Partisi (Taşnaksütyun) ise Tiflis’te kurulmuş, öncelikle “Türkiye Ermenistan’ı” dedikleri Doğu Anadolu’nun sosyal ve ekonomik bağımsızlığını elde etmeyi hedeflemiş ve ihtilalci yöntemlerle amaçlarına ulaşacağını programına koymuştu. Taşnaklar kısa zamanda Osmanlı ülkesinde, Avrupa hatta ABD’de örgütlendiler ve Ermenilerin en güçlü örgütü haline geldiler. 

 İttihatçılarla İş birliği 

İttihat ve Terakki (İTC) birçok mensubu, Abdülhamit rejiminden kaçarak Avrupa’ya gelmişti. Bu dönemde İttihatçıların en önemli liderleri olan Ahmet Rıza Bey “merkeziyetçi” görüşleri savunmakta, Prens Sabahaddin Bey ise “adem-i merkeziyet” yoluyla ülkenin kurtulacağını düşünmekteydi. 

İttihatçılar kendileri gibi Abdülhamit rejimine karşı mücadele eden Ermeni örgütleriyle yakın ilişkiler kurdular. 1902’de Paris’te düzenlenen Birinci Jön Türk Kongresi’ne diğer unsurların temsilcileriyle beraber Taşnaktsütyun ve Hınçaklardan ayrılarak kurulan Veragazmyal örgütlerinin altı temsilcisi iştirak etti.

İkinci Jön Türk Kongresi’nde de Taşnak temsilcisi Malumyan yer aldı. Kongre sonunda Abdülhamit’in tahttan indirilmesi için şiddet dahil olmak üzere her yola başvurulması kararı alındı. Ancak İttihatçıların lideri konumundaki Ahmet Rıza Bey hem Ermeni taleplerine hem de Sabahattin Bey’in görüşlerine muhalefete devam etti. 

İkinci Meşrutiyetin ilanı, Osmanlı ülkesinde ayrılıkların sona ereceği, çeşitli milletlerin birlikte yaşama imkanını yeniden bulacağı şeklinde iyimser beklentilere yol açtı. “Hürriyetin İlanı” etkinliklerinde Müslümanlarla birlikte Ermeniler, Rumlar, Bulgarlar ve Museviler de yer aldılar. Bu mitinglerden birinde Ermeni bir kadın öğretmen “Şimdiden sonra artık ayrıca milletler yok. Ortada büyük bir Osmanlı milleti var. Ermeni milleti de bu milletin uzvudur” şeklinde konuşmuş, kalabalık da “Yaşasın Ermeniler, Yaşasın Osmanlı kavmi!” diye karşılık vermişti. 

Kırılma noktası 

Ermeni örgütleriyle olumlu ilişkiler devam ederken 1909 Adana olayları yaşandı. Bu olaylara rağmen İTC-Taşnak iş birliği yazılı hale getirildi. Anlaşmaya göre taraflar, Osmanlı Devleti’nin bölünmesine karşı birlikte mücadele edecekler ve kamuoyunda oluşan “Ermenilerin bağımsızlık istediklerine dair” algıyı ortadan kaldırmak için çalışacaklardı. 

İTC’nin Ermenilerle iş birliğinin bir göstergesi de yapılan seçimlerde Ermenilerin İttihat ve Terakki listelerinden milletvekili seçilmeleridir. Ermeni Patrikliği’nin bir yazısına göre nüfusa oranla yirmiden fazla mebus çıkarmaları gereken Ermenilerden 1908 seçimlerinde dokuz, 1912 seçimlerinde on üç, 1914 seçimlerinde de on bir mebus seçilmiştir.  

İttihatçıların önemli bir dönüm noktası Balkan Harbi oldu. Tarihçiler, harbin sonunda “Avrupa Türkiye’sinin büyük bir kısmının kaybedilmesiyle” İTC’nin Osmanlıcılık yerine Türkçülüğe yöneldiği kanaatindedirler. Bu durum Ermeni sorununu da farklı bir aşamaya taşımıştır. 

İTC ile Taşnaklar iş birliğine rağmen birbirlerine mesafeli davranmaktaydılar. Nitekim Taşnaktsütyun 1912’de bir beyanname yayınlayarak İttihatçılardan asayişin sağlanmasını, vergilerin azaltılmasını, İslamcı ve Türkçü politikalardan vazgeçilmesini ve anayasal hakların güvence altına alınmasını istemişti.   

24 Nisan Kararı ve Sürgünler 

 İTC yönetimi, Birinci Dünya Savaşı’na girilmesiyle birlikte Taşnak yönetimiyle görüşmeler yaparak savaşta Ruslarla beraber hareket etmemelerini talep etti. Dahiliye Nazırı Talat Bey de Taşnak Partisi’nin önde gelenlerini ve Erzurum mebusu Vartkes Efendi’yi herhangi bir olumsuz harekete girişmemeleri hususunda uyardı. Başlangıçta olumlu seyreden görüşmeler, Ermeni komitelerinin Rusların yanında yer almaları ve baskınlara devam etmeleriyle kesintiye uğradı. 

Bu aşamada İttihatçıların muhtemelen önceden hazırladıkları bir planı uygulamaya koydukları anlaşılmaktadır. Böylesine radikal yöntemlere başvurmalarında; Balkan Harbi sonrasında Türkçülüğü temel politika olarak benimsemeleri, Sarıkamış Bozgunu sonrasında Rusların Ermeni komitelerinin de desteğiyle Doğu Anadolu’da ilerlemeye başlamaları gibi faktörler etkili oldu. 

Ayrıca İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’na yoğun saldırılarda bulundular ve en şiddetlisi 18 Mart 1915’de gerçekleşen taarruzlarında başarısızlığa uğrayarak geri çekildiler. Bu süreç başkent İstanbul’un bile tehlikede olduğu anlamına geliyordu. Yine bu sırada Zeytun, Bitlis, Muş ve Erzurum’da olaylar yaşandı. Nisan 1915’de ise Ruslar Van’a kadar ilerleyerek Ermenilerin desteğiyle şehri ele geçirdiler. 

Bu gelişmeler Dahiliye Nezareti’nin 24 Nisan 1915’de bir genelge yayınlamasıyla sonuçlanmıştır. İşte her yıl “soykırım günü” olarak gündem olan tarih, bu genelgenin çıkarıldığı tarihtir. 

Genelgede önce gerekçeler sıralanmakta; Ermeni komitelerinin Osmanlı ülkesinde muhtariyet elde etmek için mücadele ettikleri, savaş ilanıyla birlikte Taşnakların Rusya’da bulunan Ermenileri harekete geçirdikleri, Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin Osmanlı ordusunu zaafa düşürmek amacıyla faaliyetlere başladıkları, Zeytun, Sivas, Bitlis ve Van’da yaşanan hadiselerin de bunu gösterdiği, Kayseri ve Sivas’taki Ermeni komitelerinde bombalar bulunduğu, Ermeni gönüllü alaylarının Ruslarla birlikte hareket ettikleri, Osmanlı tebaasından olan komite ileri gelenlerinin de Hükümeti tehdit ettikleri belirtilmekteydi. 

Bu nedenlerle Hükümet, Osmanlı ülkesinde şimdiye kadar yasal olarak faaliyet gösteren Ermeni komitelerini ve bütün siyasi organizasyonları kapatarak evraklarına el koyuyordu. Ayrıca “mühim ve muzır Ermenilerin hemen tevkifi”, bulundukları mahalde kalmalarında mahzur görülenlerin uygun görülen yerlerde toplanması emrediliyor, bu işlemlerin de Ermeni ve Müslüman ahali arasında bir “mukateleye” sebep vermeden yapılması isteniyordu. 

Bir Figür: Cemal Oğuz

Genelgenin içeriğine bakıldığında bir ay sonra çıkarılacak olan Tehcir Kanunu’nun bir hazırlığı olduğu anlaşılmaktadır. Genelge doğrultusunda Ermeni dernekleri kapatılarak önde gelen Ermeni aydınları, gazetecileri, doktorları, din adamları ve mebusları tutuklandılar ve önceden belirlenen mahallere doğru yola çıkarıldılar. 

Bu genelgeyle ilgili çalışma yapan Sarınay’a göre tutuklananlar örgüt mensubu Ermenilerdi. Ancak şurası bir gerçektir ki, bu kişiler o zamana kadar yasal olan derneklerde faaliyet göstermişler, gazetelerde yazı yazmışlar ama bir anda “suçlu” olmuşlardı. 

Tutuklanan kişilerin sayısıyla ilgili olarak büyük tutarsızlıklar bulunmakta, çok farklı sayılar verilmektedir. Tutuklamalar sonrasında sevk daha doğru bir ifadeyle “sürgün” süreci başlamış ve sürgünlerin bir kısmı Ayaş’a bir kısmı da Çankırı’ya gönderilerek zorunlu ikamete tâbi tutulmuşlardır.

 Osmanlı belgelerinde, sürgünlerin hükümete başvurarak suçsuz olduklarından affedilmelerini istedikleri ve bazı kişilerin İstanbul’a dönmelerine izin verildiği anlaşılmaktadır. Sürgünlerin bazıları hapsedilmiş bazıları da daha sonra tehcir bölgesi olan Deyr-i Zor’a sevk edilmişlerdir. 

Sarınay, Ayaş ve Çankırı’ya sevk edilen Ermenilerin sayısını 235 olarak vermekte ve ölenlerden söz etmemektedir. Taner Akçam ve Nesim Ovadya İzrail, 150 sürgünün öldürüldüğünü belirtmektedirler. 

Sürgünlerin Çankırı ve Ayaş’ta neler yaşadıklarına dair bilgilere sürgünlerin hatıratlarından ulaşılabilmektedir. Sürgünler özellikle Çankırı mutasarrıfı Asaf Bey’in olumlu tavırlarından bahsederken İttihat ve Terakki kâtib-i mesulü Cemal Oğuz’un Çankırı’da olumsuz davranışlar sergilediğini ve bazı Ermenilerin öldürülmesi olayını Kürt Alo Çetesi vasıtasıyla organize ettiğini iddia etmişlerdir.  

Cemal Oğuz tehcirde suçu görülen diğer kişilerle beraber 20 Mart 1919’da tutuklanarak Divan-ı Harb’de yargılandı. Kendisi hakkındaki suçlama, Çankırı’dan Ankara’ya gönderilen sürgünlerden beş kişinin Tüney Karakolu civarında öldürülmesinin organize edilmesiydi. Cemal Oğuz mahkemede “tehcir sırasında Çankırı’da olmadığını” ve bu kişileri tanımadığını söylemişti. Karabetyan ise Çankırı sürgünleri arasında bulunduğunu ve Cemal Oğuz’un birçok kötülüğünü gördüğünü ifade etmişti. 

Cemal Oğuz mahkemede “on beş gün evvel dünyaya gelen çocuğunun kulağına ezan bile okuyamadığını” belirterek beraatını istemişti. Bir başka iddia da sanığın mahkemede deli numarası yaptığı ve sevk edildiği hastanede intihara teşebbüs ettiği şeklindedir. 

Mahkeme sanığa beş yıl dört ay ceza vermiş, aynı suçlamadan Jandarma kumandanı Nurettin de altı yıl hapse çarptırılmıştır. Osmanlı Arşivleri’ndeki belgelerde ise, Çankırı’da olmadığını söyleyen Cemal Oğuz hakkında 1915 Eylül’ünde farklı adlar altında iane toplamaktan çeşitli suçlamalar olduğu anlaşılmaktadır. 

Gerçekten de Cemal Oğuz’un Çankırı’da “Askere Yardım Cemiyeti” adıyla bir dernek kurarak halktan gıda ve para topladığına dair haberler, Köroğlu gazetesinde yer almıştır. Hatta Köroğlu gazetesi yazarı “güzel yüzlü, orta boylu, otuz, otuz beş yaşlarında” diye tasvir ettiği Cemal Oğuz’la da görüşmüştür. Cemal Oğuz daha sonra 5 Ekim 1920’de İngilizler tarafından Malta’ya sürgüne gönderilmiştir. 

24 Nisan 1915 genelgesi, İttihatçıların önceden planladıkları etnisite mühendisliğinin bir aşamasını oluşturmaktadır. İttihatçı liderler, önce yıllardır iş birliği yaptıkları Taşnak yönetimi ve milletvekilleriyle Ermeni aydınlarını tutuklayarak sürgüne göndermişler ve bu süreçte Çankırı İttihat ve Terakki kâtib-i mesulü Cemal Oğuz örneğinde görüldüğü gibi bölgedeki yerel yöneticileri kullanmışlardır. Bu şekilde ortaya çıkan gelişmeler daha sonra yaşanacak felaketlerin şeklinin de önemli bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Kaynaklar

  1. Sarınay, “İstanbul’da Ermeni Faaliyetleri ve Alınan Tedbirler (1914-1918), ATAM, S. 23; “24 Nisan 1915’de Ne Oldu?”, Yeni Türkiye, 2014, S. 60; H. Özşavlı, “Ermeni Milliyetçi Örgütlerinin Doğuşu Taşnak-İttihat ve Terakki İttifakı”, Ermeni Araştırmaları, 2012, S. 41; T. Akçam, 1915 Yazıları, İletişim, İstanbul, 2015, R. Karacakaya, “Meclis-i Mebusan Seçimleri ve Ermeniler”, YDTAD, 2003, S. 3; A. Hür, “24 Nisan 1915’de Aslında Ne Oldu?, Taraf, 24 Nisan 2011; M. S. Yılmaz, “Köroğlu Gazetesinde Çankırı Konulu Yayınları”, Çankırı Araştırmaları, 2013, S.11; F. Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Ankara, TTK, 2005;  B. N. Şimşir, Malta Sürgünleri, Bilgi, İstanbul, 1985; BOA, DH. KMS, 2/6, 23.09.1333 (H). 

2 YORUMLAR

  1. Sizler Türk tarihçilerin bir meziyeti Türkleri temize çıkartmak başka milletleri toplu suçlama sizin makalenizde Türklerin bir kaç ferdini suçlu olduğunu onlarıda yüçe Türk mahkemelerin onları nerdeyse temiz olduğunu kusura bakmayın sizin bu yazınız yeşil çam senaryolarına benziyor devlet Türklerin devleti kürtler sadece teba daha önçe Kürtlerin ermenilerle bir sorunu yoktu sorunu olan Türkler ve devleti olan Osmanlı ve sizinde malumunuz Osmanlı çok meseleleri fetvaynan hal ederdi saryın satın aldığı şeyhler hocalar isteseydi bunlar fetva veridirib Ermenilere dokunmayın deseydiler kürtler bence dokunmazdı sizin Türklerin kirli işlerde kullandığı Çerkezler’in durumuna herhangi bir fikrim yok yazarken hertürlü etkileri hesaba katarak yazın devletiniz neden Kürtleri kışkırt birde bunu araştırın

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin