17/25’le ilgili anlatılmayanlar ve yargı cenahında olanlar!

17-25 Aralık Operasyonları döneminin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

Üzerinden 6 yıl geçse de 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu tartışılmaya devam ediyor. Üzerini kapatmaya çalıştıkça yurtdışında büyümeye devam eden bir soruşturma var karşımızda.

Başta Sabah Gazetesi olmak üzere Havuz medyası olayı bağlamından koparmaya çalışsa da gerçeği değiştiremiyor. Zira o tarih bir milat. “Dindar, hak yemez” denilen iktidarın aslında ne büyük hukuksuzlar işlediğine şahit olunması ve milletin de buna sessiz kalmasının başlangıcı…

Bundan önceki “Darbe öncelikle yargıya yapıldı! başlıklı yazımızda, 15 Temmuz’a giden süreçte öncelikle yargıya darbe yapıldığını, bu doğrultuda 2010 yılından itibaren fişlemelerin yoğunlaştırıldığını ifade etmiştik. “Yargı darbesinde HSK nasıl rol oynadı?” başlıklı bir sonraki yazımızda ise bu fişlemelerde HS(Y)K’nın nasıl bir üs olarak kullanıldığını -tanık ifadeleri ile- gözler önüne sermiştik.

17/25’te suçüstü yakalanan siyasiler ve işbirlikçi bürokratları, yargıdan yakalarını tamamen kurtarabilmek, daha rahat suç işleyebilmeleri adına yargıyı yeniden dizayn ettiler. Bunun için de yargıda kendilerine problem çıkarabilecek isimleri tek tek fişleyip yok etmeyi hedeflediler. Nihayet 15 Temmuz’da bu hedefe ulaştılar.

OLAYLARIN SEYRİ

Eski HSYK üyesi İbrahim Okur’un sonradan ortaya çıkan ifadelerinden anlıyoruz ki 17/25 Operasyonlarında perde arkasında baş döndürücü bir trafik yaşanmış! Can Dündar, “Erdoğan’ın en uzun günü” belgeselinde bu yaşananlara kısmen değinmişti. İşin yargı camiası kısmına daha yakından bakalım.

Okur, itirafçı olmasına rağmen yine de serbest bırakılmamış, yapılan yargılanma sonucunda 10 yıl hapis cezası almıştı! Okur’un ifadelerinin tamamına vakıf olmayanlar, haklı olarak şu soruyu sormuşlardı: “Madem itirafçı oldu, o zaman niye o kadar ceza aldı?”

Çünkü Okur, ifadelerinde 17/25 Operasyonunda yaşananlara dair o kadar ince detaylar vermişti ki başta Erdoğan olmak üzere o dönemin aktörlerinin nasıl yargıya müdahale ettiklerini, hukuku hiçe saydıklarını geri dönülmez şekilde kayıtlara geçirmiş oldu! Bu nedenle onu affetmediler…

İşte Okur’un 21/12/2016 tarihli ifadesinde 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar:

İbrahim Okur 17 Aralık 2013 sabahı arabası ile kurula giderken dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin cep telefonundan arar ve Arkadaşlar İstanbul’da bir şeyler yapmış, bu soruşturmaları öğrenebilir misin? diye sorar.

Okur da bunun üzerine İstanbul Başsavcı vekili Fikret Seçen’i arar, o da “Öğreneyim döneyim” der. Kurula geçtiği saatlerde Fikret Seçen onu arar ve “Rıza Sarraf isimli bir iş adamı hakkında soruşturma olduğunu, başka dosyalarda da Beyoğlu Belediye Başkanı ile bakan çocuklarının adının geçtiği Zekeriya Öz’ün başında bulunduğu büronun yaptığı soruşturma olduğunu” aktarır.

Akşam saatlerinde Bakan Sadullah Ergin, HSYK binasında müsteşarı Birol Erdem ve İbrahim Okur’la bir araya gelerek İstanbul’daki soruşturmalarla ilgili fikir teatisinde bulunurlar.

ERDOĞAN TELEFONLA TALİMAT VERİYOR!

Ertesi gün İbrahim Okur, Başbakan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’ın kriptolu telefonu üzerinden Erdoğan ile bir görüşme yaparlar. Bu görüşmede Başbakan, “Zekeriya Öz’ün Kısıklı’daki evime bu akşam baskın yapacağı ve oğlum Bilal Erdoğan’ı alacağı konusunda istihbarat aldık, bu hususa bak!” diye talimat verir. İşte bu tür detayları sorguya geçirmesidir Okur’un başını yakan!

Bu konuşmadan sonra Okur, Turan Çolakkadı’yı arar ve Erdoğan’ın talimatlarını aktarır. Çolakkadı bundan pek memnun kalmaz ve çaresizlikle “Ne yapabilirim ki?” diye sorar. Okur da: “Abi emniyete bir talimat yaz, Zekeriya Öz ve emrindeki savcıların emniyet müdürlüğüne verecekleri talimatlarda mutlak suretle senin imzan olsun, çift imza ile verilmeyen talimatların yerine getirilmemesi yönünde talimat yaz.

O da: “Olur, bu şekilde bir talimat yazarım” der.

Okur, Turan Çolakkadı’ya ayrıca, “Zekeriya Öz’ün bu soruşturmayı neden yaptığını, bu kişinin özel yetkili savcılıktan alınarak neden bu büroda olduğunu” sorar, o da: “Yeni bir iş bölümü yaptıklarını, bu nedenle Kaçakçılık ve Örgütlü Suçlardan Sorumlu Başsavcı Vekilliğine getirildiğini” belirtir. Ve Okur, “Çift imza tedbirini” hatırlatır ve telefonu kapatır.

Burada iki noktayı vurgulamakta yarar var.

Birincisi, her 17 Aralık’ta televizyon televizyon gezip 17 Aralık 2013’teki yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarına nasıl müdahale ettiğini marifetmiş gibi anlatan dönemin Başsavcısı Turan Çolakkadı, aslında bir gerçeği de gözümüze sokuyor. Siyasi iradeyle bu kadar içli dışlı ve onun taleplerini yerine getirmeye hazır bir görüntü veren bir Başsavcı’ya, o soruşturmayı yürüten savcıların haber vermemesi son derece yerinde bir davranışmış. Demek ki güvenilmez bulunmuş ki haberdar etmemişler.

İkincisi bir Hakimler ve Savcılar Kurulu üyesinin yürüyen bir soruşturmaya nasıl müdahale ettiğini, siyasi iradenin emirlerini yerine getirdiğini bu şekilde kayıtlara geçirmesi son derece manidardır.

[Devam edecek…]

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin