AnaSayfa»Yazarlar»Ahmet Dönmez»Yüzbaşı Akın 15 Temmuz’u çökertmekte kararlı! (4)

Yüzbaşı Akın 15 Temmuz’u çökertmekte kararlı! (4)

Pinterest Google+

YORUM | AHMET DÖNMEZ

Bir önceki yazıda, “Darbeyi Cemaat yaptıysa Burak Akın neden plana dahil edilmedi? Bu önemli mi? Evet, hem de çok önemli. Nedenini yarın detaylı bir şekilde yazacağım” demiştim.

Bu bölümde bu soruya cevap vermeye çalışacağım.

Şu durumda AKP tezlerini veri kabul ederek mevzua Cemaat açısından bakmış olacağız. Önce tespitler:

1- Darbeye kalkışırken Genelkurmay Başkanı yanınızda değil.

2- Kuvvet komutanları yanınızda değil.

3- Jandarma Genel Komutanı yanınızda değil.

4- Özel Kuvvetler Komutanı yanınızda değil.

5- Başarılı bir darbe için olmazsa olmaz sayılan ordu komutanları (1. Ordu, 2. Ordu, 3. Ordu ve Ege Ordu Komutanı) yanınızda değil.

6-  Ordulara bağlı kolordu komutanlıkları yanınızda değil. (Hiç birisini o gece darbe yapma saikiyle sahada görmedik. Sonradan gözaltına alınıp tutuklanmış olmaları, darbe girişimine katıldıkları anlamına gelmiyor. Kalkışmaya dahil olsun olmasın, daha önceden hazırlanan listelerde bulunan herkesi bir bir topladılar.)

***

Bu kadar dezavantajlı konumda iken darbe yapmaya kalkmak demek, can havli ile intihar saldırısı düzenlemek demektir.

Resmi tez, Cemaat’in işte tam da bu tür bir psikoloji ve bu handikaplarla bir çılgınlığa kalkıştığı yönünde. Bu görüşe göre Cemaat, güçlü olduğu personel başkanlıkları üzerine bir harekât tasarladı. Daha önceden kritik görevlere getirilmiş olan özel kalemler, emir subayları, korumalar ve yardımcıları marifetiyle bir eylem gerçekleştirecekti. Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, Özel Kuvvetler’den bir timin yardımıyla derdest edilecek ve Akıncı Üssü’ne götürülecekti. Böylece ordu ile irtibatları kesilecek, Genelkurmay Karargahı’nda bulunan ‘Cemaatçi’ subaylar da onlar adına askeri birliklere darbe, sıkıyönetim ve atama emirleri geçecek, bu sayede de ordular, TSK’nın hiyerarşi içerisinde yönetime el koyduğunu düşünerek talimatları yerine getirecekti. Gerçek anlaşılana kadar da iş işten geçmiş olacak, ardından siyasiler gözaltına alınacak ve darbe başarıya ulaştırılacaktı.

Resmi söylemin dayandığı plan, kabaca bu. Hiçbir kurmay zekanın akıl sır erdiremeyeceği, hiçbir askerin mantıklı bulmayacağı bu planı doğru kabul edelim haydi. Genelkurmay Başkanı’nın özel kalemi ve emir subayının cemaat mensubu olduğu iddialarını da doğru kabul edelim. Peki, ya diğer kuvvet komutanlarının çevresi?

İşte burada Burak Akın olayına geleceğiz. Önce kuvvetlerdeki duruma bakalım:

1- Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın derdest edilmesiyle ile ilgili o gece bir hareketlilik yok.

2- Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal’la ilgili bir tek plan yapılmış, o da tamamen düğüne katılması üzerine. Bunun için ta Konya’dan bir tim görevlendiriliyor. Ünal, düğünü iptal etse o plan da suya düşecek ve Ünal gözaltına alınamayacak. Kaldı ki Ünal’ın düğünden alınıp Akıncı’ya götürülmesi ne derece ‘gözaltı’ ya da ‘derdest etme’ sayılır, o da kocaman bir muamma. Bununla ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler, 21 Ağustos 2017 tarihli “Abidin Ünal sarhoş muydu neşeli mi?” başlıklı yazıma göz atabilir. Milyon tane soru var.

3- Gelelim Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’a… Bizzat kendisi itiraf ettiğine göre Koruma Müdürü Yüzbaşı Burak Akın, 13 yaşından beri Cemaatin içinde. Emir subayı Yunus Can’ın da Cemaatin ‘mahrem abi’lerinden olduğu iddiası var. Bu nedenle aylarca cezaevinde yatmış bir isim.

Görüldüğü üzere yukarıdaki şablonu doğru kabul edersek, Burak Akın Cemaat için çok ama çok önemli bir konumda. Darbe için zaten son derece dezavantajlı bir konumda olan Cemaat için vazgeçilmez bir asker. Kuvvet Komutanları içerisinde sadece Salih Zeki Çolak, Burak Akın Yüzbaşı sayesinde diğerlerine göre görece kolay hedef sayılabilir.

Peki, Yüzbaşı Akın o gece ne yapıyor? Darbecilerle çarpışıyor. Bırakın Salih Zeki Çolak’ı derdest etmeyi, onu derdest edeceklere karşı canını ortaya koyarak kendini siper ediyor. İki bacağından vuruluyor. Bir kurşun başını sıyırarak bacağına isabet ediyor. O gece orada, diğer korumalardan Kıdemli Astsubay Bülent Aydın gibi şehit olmaması işten bile değil.

İyi de yukarıdaki plana göre Akın’ın tam tersi bir pozisyonda olması gerekmiyor muydu?

Pardon?

Bunun bir izahı olmalı.

***

Fotoğrafı biraz daha netleştirmek için şu hatırlatmayı da yapayım: Darbe için komuta kademesi ve ordu komutanlıklarını yanına alamamış olan Cemaat, aynı zamanda tugay komutanlıkları ve darbe sonrası görevlendirilecek sıkıyönetim komutanlarını dahi ‘ayartamamış’.

Oda TV yazarı Emekli Kurmay Albay Mustafa Önsel, darbeyi önceden bilmekle ve darbecileri isim isim vermekle övünen birisi. Balyoz davasında tutuklu yargılanmış askerlerden Önsel, TBMM Komisyonu’na verdiği ifadede şunları söylüyor: “Şimdi, bakın, o 2013, 2014, 2015’te özellikle albaylıktan tuğgeneralliğe terfi edenler nerede biliyor musunuz? Bakın, plana bakın, hepsi Türkiye’nin, Edirne’den Doğu Beyazıt’a kadar tugay komutanı. Hemen hemen hepsi tugay komutanı. Hepsi kalkışmada bir şekilde hareketleniyor ama içerden, ama başka saiklerle falan duruyor, tamamı, bakın artık pek istisna bile yok.”

Önsel hem tugay komutanlarının ‘Cemaatçi’ olduğunu iddia ediyor hem de hiçbirinin alana çıkmadığını itiraf ediyor.

İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan ise TBMM Komisyonu’na verdiği ifadede, “Şimdi bu darbe sadece Ankara ve İstanbul gibi değil, tüm Türkiye’yi kapsayan bir şey. Bir sıkıyönetim komutanları listesi yayınladılar. En ufak ilimize kadar her tarafa atama yapmışlar” dedi. Öyleyse darbeciler neden sadece Ankara ve İstanbul’da harekete geçtiler? En ufak illere varıncaya kadar neden darbeye katılım olmadı? Ve buna rağmen neden hepsi tutuklandı?

… Ve nihayet, geçtiğimiz günlerde neden bu ‘sıkıyönetim komutanlarından’ 18 tanesi tahliye edildi acaba? Hem de Burak Akın ‘itirafçı’ konumuyla emniyette ifade veriyorken… Hem de “Kumpas mağduru oldukları ortaya çıktı”, “15 Temmuz’da FETÖ’cü hainlere direndikleri tespit edildi” denilerek…

O halde yazının girişindeki 6 maddeye tugay komutanları ve sözde ‘sıkıyönetim komutanlarını’ da ekleyelim.

Daha fazlası için, dileyen 6 Temmuz 2017 tarihli “Cemaat 15 Temmuz’un neresinde – 14” başlıklı yazıma da bakabilir.

Bu hatırlatmayı, bu kadar ‘yokluklar’ içerisinde Burak Akın’ın ne derece elzem, ne derece kritik, vazgeçilmez, olmazsa olmaz bir profil olduğunu vurgulamak için yaptım.

***

Artık geriye iki tane şık kalıyor:

1- Aslında Cemaatin planlarına göre Yüzbaşı Akın da darbe girişiminde yer alacaktı ama o dinlemedi, plana ‘ihanet’ etti.

Peki Yüzbaşı Akın, yani her şeyi itiraf etmek üzere polise teslim olan ve etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyen Yüzbaşı Akın, bundan bahsediyor mu? İfadesinde böyle bir bilgi var mı? Hayır, yok. Buna yakın bir şey var mı? O da yok. Hatta 15 Temmuz’la ilgili bir bilgi kırıntısı bile yok. Ne zaman planlandı, nasıl planlandı, kimler planladı, harekât planı neydi, kime ne görev verildi, hiçbiri yok.

Peki, polise ve savcılara yalan söylemiş olabilir mi?

Öyleyse neden serbest bırakıldı? Emniyette ve savcılıkta (ki sorgusuna MİT’in dahil olmadığı düşünülemez, katılmadılarsa o da bir soru işareti) bir Allah’ın kulu ona bu soruları sormadı mı? Sordularsa cevaplar nerede? Tatmin edici bir şeyler söylemeden serbest bırakılması söz konusu olabilir mi, çok rica edeceğim.

Bu durumda bu şıkkı eliyoruz.

2- O halde Cemaat, Yüzbaşı Akın’ı darbeye dahil etmedi. İşte resmi söylemleri çökerten, zurnanın zırt dediği yer de burası.

Neden?

Şu sebepler sıralanabilir:

a- Ya Burak Akın Cemaatten değil.

b- Ya darbeyi Cemaat yapmadı.

c- Ya da planlamayı yapan Cemaat abileri süzme salak. Bakın çapsız veya beceriksiz demiyorum. Çünkü bir parça bunların da olduğu kanaatindeyim. Ve bunu tartışmaya değer gördüğümü de açıkça ifade etmek isterim. Fakat bu farklı bir durum. Burak Akın’ı plana dahil etmemek, ne çapsızlıkla ne de beceriksizlikle izah edilebilecek bir şey. Bunu yapması için insanın ancak geri zekalı olması lazım.

Bu haliyle 3. şıkka en başta AKP ve yandaşlarının karşı çıkacağını düşünüyorum. Kendi söylemleri ile “tarihin gördüğü en korkunç örgütün”, en “mahrem”, en “hususi” abilerinin bu denli alık, şapşal, bön olduklarını kabul etmek en başta onların işine gelmez.

Birinci şık ise bizzat Akın’ın kendi ifadeleri ile geçerliliğini yitiriyor. En azından şu an için aksini ortaya koyabilecek bir veri yok elimizde.

Peki, ya ikinci seçenek?

Darbeyi Cemaat yapmamış olabilir mi? Bir önceki yazıda da dediğim gibi Cemaatin bir bütün ve organize olarak bu ihanete dahil olmadığı artık net. Fakat içinden bir kısım isnsanların bu kalkışmada yer aldığı da bir gerçek.

***

Öyleyse buraya son bir şık daha eklemenin zamanı. O da “15 Temmuz’un ‘tarihin gördüğü en korkunç’ kumpaslardan biri” olduğu gerçeğidir. Akla en yatkın seçenek budur.

Amiyane olacak, çok özür diliyorum ama Cemaat öyle böyle bir zoka yutmamış. Futbol tabiriyle, böylesine bir gol yiyebilmek için bu düzeyde bir takımın çok büyük zaaflar ile malul olması gerekir. Tuzağa düşmüş olmak, Cemaatin sorumluluğunu azaltmıyor.

Her fırsatta vurguluyorum, bir kez daha altını çizmeden geçemeyeceğim: Hizmet Hareketi mutlaka bununla yüzleşmek zorunda. Bu yüzleşmeyi yapmadan hiçbir şey olmamış gibi yolun devam etmesi mümkün değil.

İLGİLİSİNE NOT: İsa’ya ya da Musa’ya yaranmak için bu iş yapılmaz. En azından ben bunun için yapmıyorum. Kimseyi mutlu ya da tatmin etmek zorunda değilim. Bütün eksikleri ve hatalarıyla, sadece ve sadece kendi düşüncelerimi dile getiriyorum.

önceki yazı

CHP, Gökçek’i bile başkanlarından fazla savundu

Sonraki yazı

Bir kardeşlik öyküsü

10 Yorumlar

  1. mahir
    12 Ocak 2018 at 05:38 — Cevapla

    Cemaatin hashtag yaydığı Son Vesayet veya Sosyal Anadolu gibi twitter hesaplarını takip ettiğim dönemde (ve tabi fenomen Fuat Avni rüzgarı estiği dönemde) gördüğüm kadarıyla hizmet hareketi mensuplarında şöyle bir beklenti vardı;

    Ayıklananlar ayıklandı, kalan sağlar bizimdir, AKP’nin devrilmesi yakındır, bunu da Genel Kurmay’daki Atatürkçü subaylar ve MiT yapacak!

    Erdoğan’ın korku içinde Genel Kurmay’ın ışıkları sönmüş mü diye pencereden kontrol ettiği karikatürler paylaşılıyor, Kemalist subayların “artık halk desteğini de kaybeden Yezide darbeyi indireceği” umuluyordu…

    Atatürkçü ve Solcu kesimle neredeyse aynı frekansa gelinmiş, hatta bunun sürecin bir kazanımı olduğu vurgulanıyordu.. Erdoğan sayesinde -misal- CHP’nin nur yüzünü falan görmüştük!

    Saygı Öztürk canErzincanTV’de analizler yapıyor, Mahmut Tanal cemaat abisi gibi kabul görüyor, Levent Gültekin demokrasi kahramanı gibi ağırlanıyor, Kılıçdaroğlu’nun ağzının içine bakılıyor ve her grup toplantısı kelime kelime irdeleniyordu…

    “”””Devlet buna müsade etmez”””””””” “””AKP darbeyi hak etti””” “”””Atatürkçü solcular iktidar olsun da görsün bu siyasal islamcılar””” GİBİ bir algı oluşmuştu sanki… Bu cümleler söylenmese de gönülden talep bu yöndeydi.. Hattâ, şimdi bile şöyle bir umutsuzluk var “”artık darbe yapacak ordu da kalmadı, bu adam nasıl gidecek, dış müdahale mi olsa ki”” vs… Amerika’daki davaya umut bağlamak da bu sebeple, zira bu denli güçlü bir dikta rejiminin ancak Amerika gibi bir süper gücün müdahalesiyle devrilebileceği malum… Lakin süper güç olmanın birinci kuralı, pragmatik olabilmektir! İşine gelirse ABD yıllarca Erdoğana göz yumabilir!

    Konumuza dönecek olursak; işte böyle bir atmosferde eğer Atatürkçüler ve üst düzey komuta kademesi sanki emir komuta içinde darbe yapacak gibi bir izlenim oluştuysa Cemaatçi Subaylar balıklama atlamış olabilir!!!

    Asla bu işi cemaatin veya Hocaefendinin planladığına inanmam.

    Bahsettiğiniz gibi, cemaate komplo var. Kesin.

  2. Ömer
    12 Ocak 2018 at 10:12 — Cevapla

    “Fakat içinden bir kısım isnsanların bu kalkışmada yer aldığı da bir gerçek.”diyorsunuz.
    Bu “gerçeğin” kanıtı/ kanıtları nelerdir. Bir yazınızda da bunları topluca ifade etseniz de derli toplu bir görsek.

  3. Ali
    12 Ocak 2018 at 11:29 — Cevapla

    Cemaate yönelik, 15 Temmuz eleştirilerinde zurnanın zırt dediği nokta şu: Ne yapmamlıydı cemaat? Darbeyi nasıl önleyebilirdi. Tamam zokayı yutmasın. Zokayı yutması, kumpasa gelmesi büyük hata. Ama bunun için ne yapmalıydı. Veya birşeyler yaptı da biz mi bilmiyoruz?

    Darbenin ayak seslenini fuatavni hesabında yazılıyordu. Erdoğan’ın nasıl bir ülke istediği, ülkeyi nasıl bir hale getireceğini de… Darbe geliyorum demişti. Peki nasıl engellenebilirdi?

    Testi kırıldıktan sonra akıl veren çok olur. Darbenin merkezine cemaati yerleştirmeden bir de bu konuda akıl verseler bize.

    Mesela alt düzey personelin darbeci olduğunu bilmedikleri komutanların emirlerine nasıl karşı çıkabileceklerini de söyleseler…

    Ben demişcimdi arkadaşlara da soruyorum:
    Siz Erdoğan’ın bir darbe yapıp bunu cemaatin üzerine atabileceğini tahmin eder miydiniz.

    Siz Erdoğan’ın bu kadar zalimleşebileceğini, dindar geçinenlerin böyle bir zulme onay verebileceğini söyleseler inanır mıydınız?

    Dedelerin torunlarını, anne babaların evlatlarını bir yalancının sözüyle reddebileceğini, evinden kovacağını size söyleseler inanır mıydınız?

  4. Seyda Akıncı
    12 Ocak 2018 at 11:53 — Cevapla

    Sayın Dönmez. Her bir analiziniz de o kadar doyurucu ve objektif bilgiler veriyorsunuz ki; zihinlerdeki bütün soruların cevabı hemen bulunuyor. Hani Risale-i Nur iman konusunu öyle bir anlatıyor ki hiç boş bir taraf bırakmıyor. Dinleyenin bir inkarına karşı bin kere ikna ediliyor. Aynen bunun gibi; analizlerinizde bir boşluk yok.

    Naçizane benim düşüncem de şudur ki; cemaate atılan bu iftirada her geçen gün yeni bulgularla ters giden 15 Temmuz tiyatrosu çökerken,bu yüzbaşının gelip itiraf etmesi,akabinde serbest bırakılması ve bunu takip eden bir kaç kişinin de kendi istekleriyle gelip teslim olmaları yeni bir oyunun parçası gibi. Belki de Perinçek gurubunun son günlerde AKP’ye diş göstermesinin,onlar üzerindeki tahakkümünü gösteriyor. Son günlerdeki Perinçek’in çeşitli yerlerde yapmış olduğu açıklamalara dikkat edilirse 2018’de bir darbenin olacağını anlatması,15 Temmuz’un bütün bütün çöken yerlerini yeni bir kalkışmayla cemaate mal etmesidir.

    Notunuzdaki gibi cemaat de bu gerçeklerle yüzleşebilirse şayet; bundan sonraki dönemlerde varlığını ve haklılığını,siyasetle bir ilgisinin olmadığını ispatlamış olacaktır. Yoksa sidd-i sene geçse de cemaati hiç kabul etmeyen başta Perinçek gurubu olmak üzere alerjik rahatsızlığı olanlar her olayın arkasında cemaatin olduğunu ileri süreceklerdir.

  5. oo
    12 Ocak 2018 at 17:37 — Cevapla

    Cemaat bu zokayı yutmamak için ne yapmalıydı? Ayrıca: Cemaatin bu darbeden hiç mi haberi olmamış? Yani bu darbe bir günde planlanmadı bir kişi de planlamadı. Bir tane bile cemaatçi askerin dolayısıyla cemaatin plandan haberi olmadı mı? Cemaatin haberi vardı da engel olmak istemedi mi? Haberi vardı da üyelerini darbeye katılma konusunda serbest mi bıraktı? Ya da darbe önlenmek istendi de cemaatçilere “erdoğan gidecek siz de rahat edeceksiniz” diyerekten sus payı mı verildi?

  6. Hakan Daralı
    12 Ocak 2018 at 19:23 — Cevapla

    Sayın Dönmez, yazılarınızı takdirle okuyorum; teşekkürler. “Bizim cenahın” hak ve hakikat adına “özeleştiri” yaparken, üslup/metot farklılıkların, zaman zaman da olsa kabul edilebilirliği güçleştirdiğini düşünüyorum. Mesela: “ETÖ davalarında da haksızlıklar yapıldığı halde biz sessiz kaldık; hatta aleyhte davrandık”. “Kardeşim, zaten toplam davalı sayısı 400 bile bulmayan bu davalarda, kaç kişiye nasıl haksızlık yapılmıştı?” sorusunun üzerinde durulmuyor. Hakka teslimiyeti, araştırma ruhunun, tecessüsünün -çok defa’ önünde gelen “bizim cenahın” pekçok insanı da Ergenekon sonrası “aklanan” neredeyse bütün herkesi suçsuz zannedecek seviyeye gelmiş gibi… Makalenizdeki “..Cemaatin bir bütün ve organize olarak bu ihanete dahil olmadığı artık net. Fakat içinden bir kısım insanların bu kalkışmada yer aldığı da bir gerçek” ifadesi de aynen birinci misaldeki gibi “sınırları belirlenerek” ortaya konulabilirse daha anlamlı olabilir. “Kaç kişi bu darbeye katılanlar? Darbenin neresinde rol almışlar ve ne yapmışlar?”. Aksi taktirde, herkesin kendi aklına ve marifetine göre bir kumak kesip “cemaat de darbeci ya da en azından darbe isbirlikcisi” demesi imkanı doğuyor…

  7. ben
    12 Ocak 2018 at 19:34 — Cevapla

    Ortada bir darbe yok, önceden terorle mücadele kanun(emasya) ve planlarına uygun plan ve sevk var, tam bu esnada katliam timleri var karanlık, ortamda darbe konuşmalarına bilinçli hazırlanmış ve konuşan belirsiz. Sonra dökülen kan ve medyatik lansman var, yargılamanın bile plana gore yapildiği ortada herşeyin devlet gucu ile zorlama yurutulduğu sırıtıyor, kendi adamları ile başlattıkları harekete korku ve ümitle başkalarını çekmeye çalışmışlar güya itirafçı adı altında çıkış stratejisi belirlemişler , peşlerine adam takıp ateşe atmak için, sonra etkin pişmanlık görüntüsü ile onları çekip çıkarıyorlar. Geriye tuzağa düşenlerle , aynı torbaya attıkları masumlar var. Bu oyun insanlığa ve turk ordusuna yapılmıştır. Yapanları , hainlere olum diye bagırmalarından tanıyabilirsiniz. Yazarı kınıyorum, kotu niyetli olmasa da bu kadar açık bir olayı, mantıksal isbat edeceğim diye kafa karıştırıcı bir senaryo halinde sunmuş. Bu alemde mükemmel plan yoktur sadece gerçek vardır o da mutlaka ortaya dökülür, allahın muradı budur.

  8. Fakir
    12 Ocak 2018 at 22:29 — Cevapla

    Ahmet Bey,
    1. Cemaat nasıl yüzleşecek?
    2. Süreçte cemaatin içine sız(dırıl)mış birçok mit ajanı olduğunu sağır sultan bile duydu. Bu durumda yüzleşme nasıl olacak? Niye bizim içimize sızdınız kardeşim mi diyeceğiz ya da çaya gelen herkese kimlik kontrolü mü yapılacaktı?
    3. Duyduğuma göre maalesef ki ne maalesef hizmet hareketinin içine farklı cemaatlerden insanların da yerleştirildiği, taa liseden itibaren takip edilerek bu kimselerin hizmet içinde artık bir abi(!) haline geldiği ve abi olduğu ve gerektiği zamanda ihanetin dibine vurulduğu bire bin katıp suyu iyice bulandırdığı gibi şeyleri düşünecek olursak; bu Cemaat kimle nasıl yüzleşecek?
    4. Yazınızda dediğiniz gibi acayip bir pis tuzak olan bu süreçte aldanmak mı yoksa aldatmak mı daha makbul? Garip bir soru ama çok da garip değil. En azından cemaatin art niyet ve hainlik gibi ithamlardan korunmasını sağlamak için yetmez mi? Aldatılan hem de şeytani tuzaklarla aldatılan cemaate kendinle yüzleş yüzleş demek ve bunu beklemek ne kadar doğru? Tamam yüzleşme kesinlikle şart ama böyle tarihte eşsiz bir ihanetin hiçbir yerinde kasten olmayan hizmetin yüzleşmesi başka konularda olmalı değil mi?
    5. Belki ilk soru olmalıydı bütün güft-u gûyu bitirmek için ama ben şimdi söylüyorum. Hocaefendi ilk günden bu ana değin hep aynı şeyi söyledi. Sizce de onun dediği her şey bir yüzleşme değil mi? Eğer bir yüzleşme olacaksa bunu belki işin başındaki insan en güzel yapar.. ifade eder. Ve Hocaefendi defaatle en üst perdeden defaatle söyledi. İspat edin ben kendim geleceğim dedi. Ve dedi ki ferdi bu işe girişenler olabilir, ben onlara hakkımı helal etmiyorum. Daha ne desin?
    Peygamber Efendimiz (asm) ihanete uğramışken ve hizmet birileri tarafından ihanete uğrayınca veya hizmetten bazı insanlar (kaç kişi daha belli değil çok merak ediyorum) buna kendince bulaşmışsa ve Hocaefendi bunu hakkımı helal etmiyorum diyerek üstlenmemişse ve o kişilerin şahsi kabahatlerinin cemaatin üzerine suç olarak atılamayacağını defaatle söylemişse.. daha nasıl yüzleşme yapılabilir?
    6. Yüzleşme için kim temsilci olacak?
    A
    a. Eski kurumların başındaki insanlar mı? b. Her birey kendi yüzleşmesini mi yapacak? (Ben bunu şahsi özeleştiri ve nefis muhasebesi için her zaman yapmalıyız diye düşünüyorum, darbe ile ilgili veya değil.)
    c. Veya Hocaefendi’ye mi bakacağız? Veya siz söyleyin.
    Saygılarımla

  9. Hasan
    13 Ocak 2018 at 03:18 — Cevapla

    Yorumları dahi okudum. Gördüm ki ne siyaset ne savaş size göre degil. O yüzbaşı cemaatci filan değil. Amaç arada kalan varsa tabi cemaatcileri teslim olmaya zorlamak. Bu kadar basit bi oyunu görmeyip sanki bi karşılığı varmış gibi üstüne yorum yapmak yazı dizisi yazmak iyi niyetimle büyük saflik , Rabbim keşke bunların karşısına gerçek türk orduları cikarsaydida hiç böyle oyuna plana muglakliga gerek kalmasıydı

  10. Kompela
    14 Ocak 2018 at 12:47 — Cevapla

    Merhabalar,
    İnandığım şudur: 17-25 duruşu son derece haklı ve yerindeydi. Ancak 17-25 sonrası cemaati yönlendirme mekanizmaları berbattı. Neden derseniz en güzel cevap 15 Temmuz ve sonrasında baş hırsızın ve milyonlarının yaptıklarıdır.
    1. İDARE 15 TEMMUZU GÖRMEK VE GARD ALMAK ZORUNDAYDI! Yapamadı!
    2. 15 TEMMUZ SONRASI HALA DAHA KÖTÜ İDARE SÖZ KONUSU (Değil diyenleri hapishanelere ve gözü yaşlı ana babalarına, çocuklarına, eşlerine havale ediyorum)!
    3. HALA DAHA DUA AYET VS GÖNDEREN BİR ÜST İRADE VAR. EĞER BUNUN İYİ NİYETLİ OLDUĞUNU VARSAYARSAK (ki olabilir) YUKARIDAKİ YAZIDA BAHSİ GEÇEN SIFATLARI ANMAK GEREKİR. EĞER KÖTÜ NİYET SEZİLECEKSE, O VAKİT HANGİ DERECEDE HANGİ M-İT ELEMANI VARSA D-E-R-H-AL BULUNMALIDIR!
    4. İŞKENCEYE, İHRACA, KAYIPLARA, VE ÖLDÜRMELERE KARŞI ÖNCELİKLİ CEVABINIZ DUA EDİP AĞLMAK, ORALARDAN AYET HADİS SALLAMAKSA VAY HALİNİZE, HALİMİZE!

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir