Yargıtay ‘Zirve’de neyi örttü?

HABER-ANALİZ | ADEM YAVUZ ARSLAN

Yargıtay, 18 Nisan 2007’de Malatya Zirve Yayınevi’nde meydana gelen ve Alman vatandaşı Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel’in boğazları kesilerek öldürüldüğü olayı ‘terör eylemi’ olarak kabul etmedi. Yargıtay söz konusu cinayetin failleri Emre Günaydın, Abuzer Yıldırım, Hamit Çeker, Salih Gürler ve Cuma Özdemir’in ‘tasarlayarak adam öldürme’ suçundan aldıkları üçer kez müebbet hapis cezasını onaylarken ayrıca ‘eylemin ardında örgüt bağı yoktur’ dedi.

Peki bu karar ne anlama geliyor ve ne kadar isabetli? Bu sorunun cevabını analiz edebilmek için öncelikle Malatya Zirve Cinayetinde ayan-beyan ortaya dökülen ‘devlet’ izlerini hatırlatmak gerekiyor.

DİNK-SANTARO-MALATYA VE ‘DİĞERLERİ’…

Yargıtay’a göre Malatya Zirve Cinayeti’nde herhangi bir örgüt yok, eylemin kendisi de terör eylemi değil. Oysa ki sadece Hıristiyan oldukları ve misyonerlik yaptıkları için vahşice öldürülen (otopsi raporlarına göre Tilman Geske’de 16, Uğur Yüksel’de 14 ve Necati Aydın’da 6 öldürücü bıçak yarası var) bu isimlere yönelik uzun bir hazırlık dönemi vardı. Rahip Santaro, Malatya Zirve Cinayeti ve Hrant Dink Suikasti aynı ‘proje’nin parçalarıydı.

Eğer Zirve Cinayeti’ni 2007 yılı siyasi konsepti içinde değerlendirmezseniz resmin tamamını görme imkanınız olmaz.  Bu köşede geçtiğimiz hafta boyunca Hrant Dink Cinayeti’ne dair kapsamlı bir analiz yazdım. Santaro, Dink ve Malatya Zirve Cinayetleri aynı psikolojik harekatın parçalarıydı ve özetle sistem şu şekilde işliyordu;

“MGK birilerini tehdit olarak kabul edip planlar yapıyor, bu konuda devletin birimlerini kullanarak istihbarat üretiyor, daha sonra iç tehdit hedefi olarak görülen kişi ve grupların karşısına (muhtemelen) elemanlık ilişkisi bulunan kişiler çıkarılıyor, bu kişiler, etkili protestolar organize ediyor, yani Hanefi Avcı’nın deyimiyle, ceketin çıkması için birileri “odayı ısıtıyor”. Protestoları organize edenler, konuya göre bölüşüm de yapıyorlar. Hedefe ulaşıldıktan sonra da ustaca izler kaybettiriliyor, çünkü zaten azmettirenlerle tetikçiler birbirini tanımıyorlar”

SİPARİŞ KİTAPLAR HERYERDE

Malatya’da da aynı süreç takip edildi. Nisan 2007’de ki cinayetin öncesinde ‘ortamın ısıtılması’ için yoğun hazırlık yapıldı. Bütün yollar da tıpkı Trabzon’da olduğu gibi jandarmaya ve istihbarata çıktı. Ortamın ısıtılması sürecinde yine anti misyoner söylem kullanıldı. Piyasaya bir anda ‘ilginç’ kitaplar çıktı. Mesela Adnan Odabaş’ın “Dikkat Misyoner Geliyor” kitabı tam 100 bin adet basılıp çoğu yerde bedava dağıtıldı. Ergenekon sürecinde adını çok duyduğumuz Ergun Poyraz’ın kitapları ise ‘proje kitaplar’ bahsinde ayrı bir yere sahip.

Yazarlık kariyerine inşaat şirketinde çalışırken başlayan Poyraz, önce “Refah’ın Gerçek Yüzü’nü yazdı. Ardından Fethullah Gülen ile ilgili olarak Kanla Abdest Alanlar’ı yazdı. Bir sonraki kitap ise misyonerlerle ilgiliydi ve “Misyonerler Arasında Altı Ay” adını taşıyordu. Poyraz’ın kitaplarının ‘MGK’nın belirlediği tehditlere paralel’ olmasının tamamen tesadüf olmadığı, Ergenekon sürecinde ortaya çıktı. Çünkü delil klasörlerindeki belgelere bakılırsa ‘kitaplar Poyraz’a Jandarma İstihbarat’ı tarafından yazdırılıyor ve karşılığında ücreti de ödeniyordu’. Bir diğer kitap ise ‘Zehirli Sarmaşık; Misyonerler (Küresel Tapınağın Postmodern Rahipleri) bu kitabın Binbaşı Oğuz Türkmen tarafından ‘Barış Kerimoğlu’ müstearı ile yazıldığı yaygın olarak yazılıp çizilmişti.

2003 itibariyle MGK kararıyla işlenmeye başlayan ‘misyonerlik tehdidi’ devletin tüm kurumlarının bu amaca uygun içerik üretmesiyle birlikte toplumda ciddi bir hassasiyet oluşturdu. Diyanet İşleri Başkanlığı tüm camilerde misyonerlik tehdidine dair hutbe bile okuttu. Erkanlar ‘din elden gidiyor’ tartışmaları ile doldu. Merhum Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit bile ‘din elden gidiyor’ demeçleri verdi. ATO başkanı ‘misyonerlik raporu’yayınladı. Taksim ve Kızılay Meydanları’ndan İncil dağıtan gençler ortaya çıktı. Bir anda Türkiye genelinde 40 bin kilise evin açıldığı binlerce gencin din değiştirdiği milyonlarca İncil dağıtıldığı söylemleri yayıldı. Bu söylemin işe yaradığı Rahip Santaro, Malatya Zirve ve Hrant Dink Cinayetinde görüldü. Zira tüm sanıklar misyonerlik söylemlerinden etkilendiklerini, dinin elden gittiğini ve ‘milli hislerle’ bu cinayeti işlediklerini söylüyorlardı.

2007 PROJE YILDI

2007 Ergenekon’un projeleri için proje bir yıl olarak seçilmişti. Bugün bir çoğu bile hatırlanmayan, unutulan, faili meçhule kalan olayların 2007 kronolojisi içinde çok anlamlı hale geldiğini göreceksiniz. Dönemin en önemli siyasi tartışmalarının odağında cumhurbaşkanlığı seçimleri bulunurken, Dink ve Zirve Yayınevi katliamı, Cumhuriyet Mitingleri, Dağlıca Baskını gibi çok tartışılan gelişmeler yaşandı. Aynı yıl içerisinde Ergenekon soruşturması açısından büyük önem taşıyan Darbe Günlükleri’nin yayınlanması ve soruşturmanın ilk adımı olan Ümraniye’de Oktay Yıldırım’a ait el bombalarının bulunması olayları gerçekleşti.

19 Ocak’ta Dink Suikastı gerçekleştirildi. 14 Nisan’da Ankara’da Cumhuriyet Mitingi gerçekleştirildi. 29 Mart’ta Nokta dergisi tarafından Darbe Günlükleri yayınlandı. 18 Nisan’da Malatya Zirve Yayınevi katliamı gerçekleştirildi. 24 Nisan’da Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanlığı adaylığı için Abdullah Gül’ün adını açıklandı. 25 Nisan’da Erdoğan Teziç’e saldırı girişimi oldu. 27 Nisan’da gece yarısı e-muhtıra yayınlandı, aynı gün cumhurbaşkanlığı için ilk oylama yapıldı, Gül; 357 oyla yeterli oyu bulamadı. 29 Nisan’da Çağlayan’da Cumhuriyet Mitingi yapıldı. 1 Mayıs’ta Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusu üzerine cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunu iptal etti.13 Mayıs’ta İzmir’de Cumhuriyet Mitingi yapıldı. 22 Mayıs’ta Ankara Anafartalar Patlaması oldu. 12 Haziran’da Ümraniye’de el bombaları ele geçirildi. 21 Ekim’de Dağlıca saldırısı gerçekleştirildi, aynı gün cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için referandum yapıldı. 29 Eylül’de Şırnak Beytüşşebap’ta PKK, bir yolcu minibüsünü taradı 7’si korucu 13 kişi öldü.

Bu saydıklarım 2007’nin sadece belli başlı olaylarıydı, şüphesiz bugün geriye dönüp baktığımızda başka olayları da 2007’nin hanesine yazabiliriz. Fakat kesin olan bir şey var, o da 2007’nin gerçekten sıra dışı bir yıl olduğu. 2007’de yaşanan bu olaylardan biri, dönemi, misyonu, aynı yıl yaşanan Dink cinayeti ve Zirve katliamı gibi olayların nasıl bir zeminde gerçekleştiğine dair cevaplar içermesi açısından öne çıkıyor: Cumhuriyet Mitingleri.

2007, Ak Parti karşıtlığının zirve yaptığı bir yıl oldu, Cumhuriyet Mitingleri de bu karşıtlığı gayet sarih bir şekilde ifade ediyordu. Ancak Cumhuriyet Mitinglerini düzenleyenler sadece Ak Parti karşıtı değillerdi. Mitinglerde Ermeni ve Misyoner düşmanlığı kadar İslam karşıtlığı ve Batı düşmanlığı da yapıldı. Mitinglerin en çarpıcı yönlerinden biri de adeta neredeyse iktidar karşıtı tüm kesimlerin bir araya gelebildiği bir platform olmasıydı.

MALATYA ‘ISITILIDI’

Tıpkı Hrant Dink Cinayeti öncesi Trabzon/Pelitli’de ortamın ısıtılması gibi Malatya’da benzeri bir süreci yaşadı. Malatya hem 2.Ordu’nun merkeziydi hem de Seferberlik Tetkik Kurulu Bölge Başkanlığı’na ev sahipliği yapıyordu. Yani ‘önemli’ bir şehirdi. Malatya İnönü Üniversitesi’nin hızlı ulusalcı rektörü Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu da bu dönemde oluşan ulusalcı hassasiyete büyük katkı sağladı. Nasıl ki Karadeniz Teknik Üniversitesi ulusalcı isimlere ev sahipliği yaptıysa Malatya İnönü Üniversitesi’de benzer konferanslara ev sahipliği yaptı.

Aynı dönemlerde Trabzon yerel medyasında yükselen anti misyoner dalga gibi, Malatya yerel medyasında da yoğun bir anti misyoner dalga vardı. Yerel basında sürekli ‘onlarca Kilise ev açıldığı’ yönünde haberler çıkıyor, müftülük misyonerlik panelleri düzenliyordu. Ruhi Abat bu dönemde öne çıkan bir isimdi. Malatya İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesiydi fakat Malatya İl Jandarma komutanı ve eski papaz İlker Çınar ile yakın irtibatı gözüküyordu.

Bakış Gazetesi 4 Şubat 2005’te ‘mahalle mahalle kilise evler’ manşetiyle çıktı. İddiaya göre Malatya’da (gerçekte 5 Hıristiyan tespit edilmişti) 48 kilise ev açılmıştı. Gazetenin iddiasına göre 100 dolara gençler din değiştiriyordu. Kayra (Zirve) Yayınevi ismi sıksık işlenmeye başladı. Sonsöz Gazetesi ise 8 Şubat’ta Kayra Yayınevi sahibi De Lange ile bir röportaj yayınladı. De Lange’nin sözleri çarpıtılarak manşete çıktı. Lange tekzip yollasa da gazete yayınlamadı. 18 Şubat’ta ise aynı gazete “Kayra’nın gerçek yüzünü açıklıyoruz” manşetiyle çıktı. Yazar Osman Karakaş da “Herkes Haddini bilsin, Martin Efendi’nin söylediği gibi istediği kadar kanun ve AB olsun. Halkın damarına daha fazla basılmasın.” Diye yazdı. Takip eden günlerde Malatya’da benzeri haberler yayınlanmaya devam etti. Hatta Aralık ayının başında “Malatya’ya 30 bin İncil gönderildi” haberi yayıldı. Oysa ki gerçekte 1300 incil yollanmıştı, yollayan da Zirve Yayınevi’nin İstanbul’da ki merkeziydi. Malatya Ülkü Ocakları bu haber üzerine protesto gösterisi organize etti. O dönem misyoner avcılığına soyunan BTP Genel Başkanı Haydar Baş, Zirve Cinayeti’nden bir hafta önce Malatya’da ‘gençlerimizin imanı çalınıyor’ konferansı verdi.

BÜTÜN MİSYONERLER TAKİPDEYMİŞ

Malatya’da bulunan Hıristiyan misyonerlerin tamamının muhtelif zamanlarda, değişik terör örgütlerine aidiyet iddiasıyla teknik takibe alındığı ortaya çıktı. Mesela Angus William’ın telefonu Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınan kararla 15 Şubat 2007 tarihi itibariyle dinlenmeye başlandı. Jandarma İstihbaratı, William’ın telefonlarını ‘radikal dini gruplar’ bahanesi ile izlemeye almıştı. Aynı şekilde Zirve cinayetinin işlendiği esnada Zirve Yayınevi’nin kapısına giderek olayı ihbar eden Gökhan Talas’ın telefonu da benzer gerekçeyle takip altına alınmıştı. Hakkında suikast planları yapılan Behnan Konutgan’ın telefonu ise Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınan 16.05.2007 tarih ve 900 sayılı karar ile 16.08.2007 tarihine kadar Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından ‘radikal dini gruplar’ gerekçesi ile önleme dinlemesine alınmış.  Zirve Yayınevi’nde çalışan Hüseyin Yelki’nin telefonu da Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınan, 09.01.2008 tarih ve 617-1351 2127 2008/86 sayılı karar ile 09.04.2008 tarihine kadar Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü ASAF birimi tarafından ‘radikal dini gruplar’ gerekçesi ile önleme dinlemesine alınmış.

Öldürülen Tilman Geske’nin eşi Suzanna Geske’nin telefonu ise Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden alınan 11.07.2007 tarih ve (1336-2126) sayılı karar ile 09.01.2008 tarihine kadar Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü ASAF birimi tarafından ‘radikal dini gruplar’ gerekçesi ile dinlenmiş. Daha sonra aynı gerekçelerle üç kez dinleme kararı uzatılmış. Yılmaz Çakar, Veysel Şahin, Ahmet Güvener, Mehmet Gökçe, Selçuk Kaya ve Ruhi Polat’ın telefonları da muhtelif bahanelerle dinlenmiş. Başka dinleme ve takip kararları da var. Yani devletin güvenlik birimleri Malatya’da ki bir avuç misyoneri 7/24 takip ediyormuş.

YARIN : GÖLCÜK DONANMA’DA ÇIKAN ‘ZİRVE’ BELGELERİ

1 YORUM

  1. Halen Diyanet Başkanı Prof. Ali Erbaş o dönemde SAÜ İlahiyat Fak. Dinler tarihi hocası ve Fakülte dekanı idi. Emniyet ve istihbarat kaynaklarına da ulaşarak bir alan çalışması sonucunda konuyu incelemişti.Araştırması misyonerlik ve Hristiyanlaşma iddialarının gerçeği yansıtmadığını ispatlıyordu. İstanbul’da Kültürler Arası Diyalog Platformundaki konferansında bu araştırmasını kamuoyuna sunmuştu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin