AnaSayfa»Yazarlar»Ahmet Dönmez»Topbaş’la ‘bu adam’ arasındaki fark…

Topbaş’la ‘bu adam’ arasındaki fark…

4
Paylaşımlar
Pinterest Google+

HABER-ANALİZ | AHMET DÖNMEZ

 

Yüzünün gözünün kanlar içinde olmayışı…

Aradaki fark bu.

Elbette başka farklar da var ama detayların önemi yok.

Uğradığı muamele, bu adamdan çok farklı değil.

13 yıldır İstanbul’u kesintisiz yöneten ‘Kadir Abi’, mafyanın gözden düşen emektarları gibi, bir gün ‘adam yerine bile konmadan’ kaldırıp kenara atıldı.

Canlı yayında…

Sonrasında sosyal medyada AKP’li trollerce “FETÖ’ye uyup Sedat Peker’e hakaret eden pavyoncunun hazin sonu” tadında dolaştırıldı…

Kadir Topbaş’tan bir mağdur ya da mazlum çıkaracak değilim. Bu yeni mafyöz düzenin ‘doktor yüksek mimarlarından’ biriydi o sonuçta. Sadece, mafya geleneklerinden biri onu da vuracaktı ve vurdu. Bu kadar.

AKP’liler onu zaten çoktan ‘Hainler Mezarlığı’na gömmüştü. Mezarı bile kendisine kazdırılmıştı.

Kalemi çoktan kırılmıştı yani. Sadece infazın ne zaman olacağı meçhuldü. Bizzat kendi adamları eliyle ipi çekildi. Kendi partisince Belediye Meclisi’ne getirilen 5 dosyayı veto ettiğinde, artık mukadder sonun geldiğini anlamış olacak. Dosyayı getiren Meclis üyeleri, “Ne yapalım?” diye ‘AKP Babası’nın gözlerine baktıklarında, ‘Baba’ baş parmağını aşağı çevirerek ‘abi’nin ipini çekti…

O ABD’de iken AKP Meclis grubu veto edilen bu 5 dosyayı yeniden oyladı. ‘AKP Babası’nın uzaktan damadı Göksel Gümüşdağ’ın yönettiği Meclis oturumunda, başkanın vetosu veto edildi. Daha doğrusu başkanın kendisi veto edildi. Kendi adamlarınca… O beş dosya tek kelime bile değişiklik yapılmadan tekrar Genel Kurul’a getirildi ve AKP’lilerin oylarıyla Meclis’ten geçirildi. Kendi ifadesiyle “Adam yerine bile konmadı” yani…

‘AKP Babası’ boşuna “Bu ülkede racon kesilecekse onu da ben keserim” demiyor.

AFEDERSİN RANTA KARŞI ÇIKANI KENARA KOYDU

Burada benim için dikkat çekici olan, istifaya vesile edilen konu. Başka bir bahane de bulunabilirdi. Yoksa Topbaş’ın istifası bugünün mevzuu değildi sadece. Referandumdaki İstanbul yenilgisinden bile önce konuşuluyor, bekleniyordu. 15 Temmuz gecesinden başlayıp damadı Ömer Faruk Kavurmacı’nın tutuklanma kararları üzerinden körüklenen bir beklenti, hatta kurulan bir baskıydı bu. Mafyada ıskartaya çıkarılan eski has adamlar gibi, bir süreliğine kendi haline bırakılmıştı. Belediyeyi o değil, Emine Erdoğan’ın kardeşinin damadı Göksel Gümüşdağ yönetiyordu.

Resmi işlemler bugüne kadar bir şekilde bekletildi. Tayyip Erdoğan’ın son kongre ile beraber verdiği ’metal yorgunluğu’ mesajının ardından, teşkilatta bir bir görevden el çektirmeler başlamıştı. Bu da onun bir devamı hüviyetine büründürüldü.

Fakat istifanın, 5 imar dosyasına denk getirilmesi enteresan. Çünkü Erdoğan, daha 2 hafta önce Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda, “Afedersiniz yolsuzluğa bulaşan mı var, kenara koyacağız” demişti.

Bu 5 imar değişikliği de muhalefetin “yandaşa rant kıyağı” eleştirilerine konu oluyordu. Neydi bu değişiklikler:

1-) Pendik Gökçebeyli’deki tarla ve özel orman vasıflı arazilerin bir kısmı park, köy meydanı ve ibadet alanına dönüştürülecek.

2-) Beşiktaş Ortaköy’deki 1641 metrekarelik arazinin inşaat hakkı yaklaşık 500 metrekare artırılacak.

3-) Kartal Soğanlık mahallesinde 2 bin 400 metrekarelik bir park alanı, ticaret ve konut alanına dönüştürülecek.

4-) Zekeriyaköy’de anaokulu yapılmak için ayrılmış bir parsel, konut alanına dönüştürülecek.

5-) Bayrampaşa’da 5 bin 500 metrekarelik bir parsel üzerinde ayrılan kamusal sağlık tesisi alanı, özel sağlık tesis alanına dönüştürülecek.

‘BÜYÜK PATRON’UN TALİMATIYLA OLAN ŞEYLER BUNLAR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi muhabirliği yapmış biri olarak imar komisyonunun da bu tür imar değişikliklerinin de ne işe yaradığını çok iyi bilirim. Buradaki rant amacını görmemek diye bir ihtimal yok. Nitekim Kadir Topbaş da “İleride bizi sıkıntıya sokar” diyerek bu 5 değişikliği veto etti.

Halbuki, ‘Sen kimin imar dosyasını kime iade ediyorsun’, değil mi?

Karşında, TOKİ Başkanı’nı bile kendisinden habersiz değerli arazileri sattığı için fırçalayan bir ‘AKP Babası’ var. Ne diyordu: “Bundan sonra böyle kupon yerlerin satışından önce benden onay alacaksın!”

‘Anlaşıldı mı ulen?’

Anlaşılan, anlaşılmamış.

Filmdeki gibi bağıran kişi değil bu kez ‘Kadir Abi’; azarı yiyen kişi.

Bilmez mi peki başına geleceği? 17 Aralık operasyonu ile hepimiz öğrenmemiş miydik? Görgüsüz müteahhit Ali Ağaoğlu, Bakırköy Veliefendi’de bir arazide imar değişikliği yapmak istiyor ama Kadir Topbaş’ın vetosuyla karşılaşıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin uygun görmediği plan değişikliği, yaklaşık bir ay sonra Erdoğan Bayraktar’ın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “re’sen” onaylanacaktı. 17 Aralık tapelerine giren ses kaydında Ali Ağaoğlu, bu ‘onayı’ bizzat ‘1 numaradan’ aldığını itiraf edecekti. AKP’li Belediye Meclis Üyesi Timur Soysal’a, “Ben Başbakan’a yaptırdım. Açık ve net söylüyorum. Yapmadınız, yapmadınız, Kadir Bey’e söyledim, olmayınca ben de gittim büyük patrona, o da bakana talimat verdi.” diyordu. Dönemin AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu’ya da telefonda, “Kadir Bey planı yapmadı, onun üzerine ben sayın büyük patron, asıl yani büyük patron, anladınız …. O da ‘Söyle Erdoğan Bey yapsın’ diye söylemişti. Yani direkt onun talimatı ile yapılan birşey yani bu. Büyük patronun talimatıyla yapılan bir şey o…”

O Erdoğan Bayraktar, 17 Aralık’tan sonra çıkıp boşuna “Ne yaptımsa onun talimatlarıyla yaptım. İstifa edecekse Sayın Başbakan etsin” dememişti.

‘Büyük patron’ o…

1 numara…

‘AKP Babası’…

DAVUTOĞLU’NU DA AYNI ŞEKİLDE TASFİYE ETMİŞTİ

Başbakanlığı döneminde bir yönetmelik çıkartarak ülkedeki kamuya ait bütün taşınır, taşınmaz malların satışı, kiralanması ve devredilmesini kendisine bağlamıştı. Ondan habersiz umumi tuvalet bile satılamıyordu.

Buna rağmen kalkıp da “Afedersiniz yolsuzluğa bulaşanı kenara koyacağız” diyebildi. Sonra ne yaptı? Bu 5 küçük rant girişimine direnen Topbaş’ı kaldırıp kenara koymak suretiyle cümle aleme rezil etti.

Zamanın başbakanı Ahmet Davutoğlu da bu rezaleti tadanlardan. Güya şeffaflık paketleri hazırlıyor, rantiyeye savaş açıyordu. N’oldu? ‘AKP Babası’ çıkıp açık açık “O zaman teşkilatta görev alacak il başkanı, belediye başkanı bulamayız” deyiverdi. Sanki parti teşkilatı değil, organize suç örgütü mübarek. Zaten o Davutoğlu’nu da kaldırıp kenara koymak suretiyle tasfiye etmedi mi? O da kongrede “Neden görevden alındığımı bilmiyorum” diye karnından birkaç cümle sarfetti. Fakat pelikanlar onu çoktan ‘medeni ölüye’ çevirdiği için bu cümleleri duyan bile olmadı. Ondan beridir bu bir çeşit AKP mafya teamülü halini aldı. Seçilmiş başbakanlar, başkanlar, ‘Büyük patronun’ emriyle görevden istifa ettirilir oldu. “Hani demokrasi sadece sandıktı? Hani seçimle gelen seçimle giderdi?” diye sorabilecek babayiğit çıkmadı aralarından.

BUNU SİLUETLE ALAY EDERKEN DÜŞÜNECEKTİ

Nitekim Topbaş da canlı yayında “Asla yorgun değilim” mesajı verdi ama kimse oralı olmadı.

Bunu, Zeytinburnu’ndaki ikiz kulelere “Silueti bozuyor, İstanbul’un her yerinden görünüyor” diye parti içinden itiraz geldiğinde, “Ben Eminönü’nde kafamı kaldırıp baktığımda göremiyorum” diye alay ederken düşünecekti. Belki şimdi bakarsa görür.

Bunu, 2004 yılında belediye başkanı olabilmek için AKP’nin derin rantiyecileri ile anlaştığında düşünecekti. Normalde aday gösterilmeyecekken o rantiye babalarına ihale sözleri verip son gece Ankara’ya giderek kararı değiştirttiğinde düşünecekti.

Bunu, rantiye düzeninin devamı uğruna İstanbul’u Betonbul’a çevirirken düşünecekti.

O yüzden diyorum bu mafyöz düzenin ‘yüksek mimarlarından’ biridir o diye…

Şimdi artık çok geç ‘Kadir Abi’.

Su testisi su yolunda kırılır…

Sen dua et, şu resimdeki adamla aranda az biraz fark bıraktılar.

Önceki Yazıları:
Hüseyin Korkmaz olayı (2) - 14 Ara 2017
Hüseyin Korkmaz olayı (1) - 13 Ara 2017
Reza, rüşvetin belgesini nasıl hazırladı? [Zarrab Davası milli bir dava mı?-7] - 11 Ara 2017
Panopticon’daki ‘hırt’ların davası, benim değil [Zarrab Davası milli bir dava mı?-6] - 08 Ara 2017
“Egemen Bağış’a verdiğim paralar Erdoğan’a gitti” - 06 Ara 2017
Türkiye’nin rüşvet rüşvet çalınan istikameti [Zarrab davası milli bir dava mı?-4] - 05 Ara 2017
Çin, Hindistan ve Güney Kore milli değil mi? [Zarrab davası milli bir dava mı?-3] - 04 Ara 2017
Erdoğan’ın kara paracı hayırseveri [Zarrab davası milli bir dava mı?-2] - 02 Ara 2017
Alkol-metreyi üflemektense savaş çıkarmak [Zarrab davası, milli bir dava mı? -1] - 01 Ara 2017
Tanık görünümlü sanık: Atilla bu yargılamayı neden kabul ediyor? - 29 Kas 2017
önceki yazı

Vertigo - Bir cemaatin başı döner mi?

Sonraki yazı

Piyasaya sürülen ‘tarikat görüntüleri’ bir tezgâhın parçası olabilir mi?..

Yorum yapın

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir