Süreç bize ne öğretti? (2)

Yorum | Naci Karadağ

Başta Recep Erdoğan olmak üzere şu anda iktidarda olan siyasal İslamcılara bir yönüyle teşekkür etmek lazım. Evet, çok zulmettiler, çok hayatı paramparça ettiler, iktidar ve güç uğruna hem ülkeyi yaktılar hem de İslam’a inanılmaz zarar verdiler lakin pek çok kavramın da içinin boş olduğunu bize öğretmiş oldular.

Akraba denilen kavrama artık farklı bakıyoruz mesela.

Şahsen benim yakın akrabalarımdan neredeyse hiç biri Allah’ın bir tek günü bir tek sefer telefon açıp “Nasılsın, aç mısın, susuz musun, bir ihtiyacın var mı?” diye sormadı.

Tam tersi, bana oldukça uzak olan, sadece işim gereği görüştüğüm pek çok kişi – ki onları bu süreç öncesinde ehl-i dünya diyerek ötekileştirtiğim için şimdi mahcubum- tam tersini yaptı.

Süreç bana öğretti ki, akrabalık da, dostluk da zor günde ortaya çıkıyor ve kan bağı hiçbir anlam ifade etmiyor.

İnsan olmadan İslam olunmayacağını öğrendik ayrıca bu süreç sonrasında.

Dindarlık ile ahlaksızlığın aynı çuvala sokulabileceğini de.

Namaz kılan hırsız olur mu?

Oluyormuş, hem de –ne acı ki- tarihin en büyük ve en barbar hırsızları bu kitleden çıkabiliyormuş!

Zulüm, adam kayırma, fişleme, torpil, iç etme, mala çökme gibi kavramlarla din imanın alakası olmadığı gibi, gözü dönmüş güç sahipleri bunu dinin bir parçası haline bile getirebiliyorlarmış.

Allah için çalınır mı ya Hu?

Bunlar bizzat ispatladılar çalınabileceğini.

Kinlerini dinlerine refere ettiklerini anladık yine bu süreçte.

40 yıllık komşusu çarşaflı kadının balkondan sarkıp, kapıya gelen polislere “ikinci zil, ikinci zil” diye nasıl mihmandarlık yaptığını anlattı bir dostum.

Can dostu arkadaşlarını ihbar eden kansızları bu süreç olmasa nasıl öğrenecektik?

Her hafta damada mail ile çarşaf çarşaf liste yollayan beş paralık Pelikan ablalar insan diye aramızda dolaşmayacaklar mıydı?

Yetenek kabızlarının, çapsızların, vasatların kendilerine alan açmak için birilerini gammazlamayı hayat tarzı haline getirdiğini fark edebilmek için bu sürece ihtiyaç varmış.

Toplum içinde yemek yeme adabını bilmeyen İslamcı yarı aydınların okullarda konferans adı altında yüzbinlerce lirayı bankaya istiflemesini görmüş olduk.

Başakşehir’de 70 metrekarelik evden Beykoz’da tripleks villaya geçen ruhunu satmışların, evde iki hizmetçi besleyebilecek kadar sonradan görme olduğunu da yine bu sürece borçluyuz.

Ezilmiş, horlanmış, itilip kakılmış olanların güce ulaştığı an, kendinden önceki zalimlere nasıl rahmet okuttuğunu da bir kere daha test etmiş olduk bu süreç sayesinde.

Daha düne kadar devlete ‘Tağut’ diyenlerin nasıl bir Süfyanizm modeliyle mest oldukları apaçık ortaya çıktı.

Vatanseverliğin güce yalaka olmakla eşdeğer tutulduğu, her hoşumuza gitmeyen şeyin ihanet, beğenmediğimiz her fikrin hainlik olduğunu anlamış olduk bu iktidar sayesinde.

Aslında hiç uzatmaya gerek yok

İşte size iki tablo, işte bu sürecin gerçek bizi çıkarmasının üç ibretli görseli…

1 YORUM

  1. Yazar kusura bakmasin. Bazi gercekleri yazacagim derken çamlari devirmis. Oncelikle bu surecin magdurlari veya hareketin mensuplari hicbirzaman ehli dunyayi otekilestirmedi. Ikincisi akrabsinin evinde kardeslerinin maddi yardimlari ile zor gunleri geciren cok tanidigim var. Anliyacaginiz az sayilamayacak ama yekune gore yinede az miktardaki; karekteri henuz oturmamis cahiliye taassubuna sahip bir kesim icin ki %15-20 dir bu. Tum milleti ve akp ce kandirilmis anadolu insanini bu kadar agir itham etmeye luzum yok. Aksi halde bu savastigin şer duzene hizmettir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin