Sniper’lar da yıldönümü kutladı mı? [Ahmet Dönmez]

Soru basit: Eğer 249 kişi can vermemiş olsaydı, o gece yaşananların gerçek bir darbe girişimi olduğuna kaç kişi inanırdı?

Bir başka soru: Erol Olçok ve adı Tayyip olan oğlu o gece şehit olmasalar, AKP lideri Erdoğan kitleleri bu kadar kolay ikna edebilir miydi?

Peki, rahmetli Olçok’un eşi Nihal Hanım’ın aradan 1 yıl geçtikten sonra bile hala “Eşimi ve oğlumu sniper (keskin nişancı) vurdu” iddiasında bulunması ile bu iki soru arasında bir bağlantı var mıdır, ne dersiniz?

***

Sıcak bir yaz akşamının erken saatlerinde, 22.00 sıralarında, 40-50 civarında bir askerin, ilk başta 2 adet askeri minibüsle, Boğaz Köprüsü’nün Asya ayağını trafiğe kapattığı bir darbe girişimi hayal edin lütfen. Diğer istikametteki trafik ise olanca yoğunluğu ve ağırlığı ile o bir avuç askerin yanı başına çakılıp kalmış vaziyette. Fotoğraf çekenler, darbeci askerleri kameraya alanlar, selfie yapanlar…

Sonra Ankara’da F-16 alçak uçuşları başlıyor. Bir grup asker Atatürk Havalimanı’nı işgal edip sonra halkın tepkisiyle geri püskürtülüyor. Sabiha Gökçen’e varamıyorlar bile.

Genelkurmay’da komutanlar derdest edilip Akıncı Üssü’ne götürülüyor. Orada Sayın Hulusi Akar’a çay, kahve ve kuruyemiş ikram ediliyor. Sabaha kadar “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?” konulu tartışmalar yapıyorlar.

Bir yandan İstanbul ve Ankara’da üst düzey komutanlar düğünlerde vur patlasın-çal oynasın…

Gece yarısı derdest edilen isimlerden Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, elleri kelepçesiz bir şekilde Akıncı’ya indirildiğinde gayet neşeli bir şekilde oradaki askerlere “İyi akşamlar çocuklar, kolay gelsin” diye selam veriyor.

Ankara’da sokağa çıkan tankların üçte ikisi ya yolda kayboluyor ya da arıza yapıyorlar.

O sırada Marmaris’te tatilini yapmakta olan Cumhurbaşkanı da televizyonlara canlı bağlantı yapıp birazdan Marmaris’ten ayrılacağını ilan ediyor. Bunu dedikten 1 saat sonra otelinden ayrılıyor. Yaklaşık 2.5 saat sonra da darbeci askerler oteli basıp Erdoğan’ı arıyorlar. Hâlbuki o sırada Beyefendi İstanbul’a iniş yapmış vaziyette.

Manzara bu.

Farzedelim ki ortada ne sivil şehit var ne de Meclis’in bombalanması…

Soru çok basit: Bütün bu yaşananların adını ne koyardınız?

Zannetmiyorum ki aklı başında tek bir kişi bile buna ‘darbe girişimi’ desin.

Fakat bugün bırakın böyle bir cevap vermeyi, böyle bir soru sormak bile ‘ihanet’le eşdeğer görülüyor.

Neden?

O 249 şehit nedeniyle.

EROL OLÇOK’U KİM VURDU?

“Bu Erdoğan’ın darbesi” dediğiniz zaman, hemen, reklamcısı ve iletişim danışmanı Erol Olçok ile 16 yaşındaki oğlu Abdullah Tayyip’in şahadeti hatırlatılıyor. “Ne yani, Tayyip Erdoğan yıllardır en yakın arkadaşlarından biri olan Olçok’u ve kendisiyle aynı adı taşıyan oğlunu mu vurdurttu?” diye kontra bir soru geliyor.

O halde gelin biraz Erol Olçok hadisesine eğilelim.

Erol Abi -ki kendisine abi derdim-, belediye muhabirliği yıllarımdan beri tanıdığım, daha sonra Ankara’da başbakanlık muhabirliği yaptığım dönemde de görüştüğüm, muhabbetinden keyif aldığım ve şahadet haberini aldığımda da gerçekten üzüldüğüm bir insandı. Allah rahmet eylesin.

Ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiş olmasına rağmen katillerinin hala bulunmamış olması beni en çok şaşırtan noktalarından biridir. Neden? Çünkü gerçekten Erdoğan’ın en kıymet verdiği insanlardan biriydi.

DARBECİYİ VURAN SİLAH BULUNUYOR DA ŞEHİTLERİ VURANLAR NİYE BULUNMUYOR?

Marmaris’e giden darbeci timden Yüzbaşı Haldun Gülmez’i vuran bir diğer darbecinin kim olduğu, hemen balistik inceleme ile tespit edildi.

Fakat hangi şehidi hangi silahın vurduğu, bu silahın hangi askere zimmetli olduğu 1 yıldır açıklanmış değil.

Garip değil mi?

Haydi, hepsini bir şekilde tevil ettik. Peki ya Olçok ve delikanlı oğlu?

Geçenlerde bir gazeteci büyüğüm şöyle dedi: “Benim tanıdığım Tayyip Erdoğan’ın şimdiye kadar onları vuran adamı bulup derisini yüzdürmüş olması lazımdı!”

Aynen öyle!

İyi ama kim, nasıl vurdu baba-oğul Olçok’ları?

Mermileri atan silah kime aitti?

Havuz medyası önceleri Olçok’un darbeci askerleri ikna etmeye çalıştığını ama başaramadığını, bu sırada vurulduğunu anlatan haberler yayınladı.

Oysa o gece yanında bulunan Ramazan Demir isimli vatandaş, Yeni Şafak’a verdiği bir röportajda, köprüye doğru sohbet ederek yürürlerken bir kurşun geldiğini ve Erol Olçok’a isabet ettiğini anlattı. “O saldırıyı beklemiyorduk. Bizim askerimizden bize kurşun sıkılacağını ben asla düşünmüyordum” dedi. Pek tabii. Bunu kim düşünür ki? Hatta darbenin mantığına bile aykırı. Halkın desteğine ihtiyaç duyan darbeciler böyle bir cinayete neden ihtiyaç duyar ki?

Tam tersine toplumun nefretini çekecek, alaşağı edilmek istenen siyasi iradenin etrafında halkın daha da kenetlenmesine yol açacak ve devrilmek istenen Erdoğan’ı dört dörtlük bir halk kahramanı haline getirecek böyle bir infazı kim, niye yapar?

NİHAL OLÇOK: SNİPER VURDU

Rahmetli Erol Olçok’un eşi Nihal Hanım, 11 Temmuz 2017 gecesi Habertürk TV’deki Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın sorularını cevapladı… Ve 1 yıl sonra bile Nihal Hanım’ın, “Eşimi ve oğlumu sniper vurdu” iddiasını tekrarlaması bana göre en çarpıcı bölümdü. Önce eşinin vurulup yere düştüğünü anlatan Bayan Olçok, devamını şöyle getirdi: “O kurşun öyle kurşun değildi biliyorsunuz. Deldi geçti, değil, yardı geçti. Erol Bey vuruluyor, Abdullah o gece sussa, ‘Baba’ diye bağırmasa vurulmayacak belki ama o bir Çerkez, Arnavut oğlu. Mümkün değil sesini kısmak. ‘Baba’ diye bağırıp Erol Bey’e doğru koşunca Abdullah’ın Erol Bey’in oğlu olduğunu öyle anlıyorlar. Abdullah’ı da hedef alarak vurdular. Vuruluyor ve yerde sürünüyor… Yerde süründüğünü gördüklerinde bir kurşun daha sıkıyorlar. Ne yapabilir ki ya! Yani zaten sniper kurşunuyla vurulmuş, bir kurşun yemiş bir insan kalkıp kime ne yapabilir ki? Elinde silah yok, tüfek yok.”

 

‘EŞİMİ VURANLAR DA ÖLDÜRÜLDÜ’

Peki, sıkı durun, asıl bomba geliyor: Nihal Hanım, o canlı yayında bir şey daha söyledi: “Biliyor musunuz ben Emir ve Şamil’e (diğer oğulları), ‘Babanızı ve abinizi vuran kişiler vuruldu’ dedim. Tek nedeni vardı. İntikam hisleri olmasın diye… Ama sabah 06.30-07.00 gibi haber geldi ki gerçekten vurulmuşlar.”

Bir dakika!

Yani baba-oğulu vuran katil ya da katiller belli. Hatta daha o gece hemencecik tespit edilmişler. Ve tespit edilmekle de kalmayıp hemen o gece infaz edilmişler.

Öyleyse kim bunlar? Olçok ve gencecik oğlunu şehit eden hain canavarlar kimler? Neden isimleri açıklanmadı? Neden bu olay davul-zurna ile duyurulmadı? Neden sabah-akşam şeytan gibi taşlanmıyor isimleri?

Oysa İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan, TBMM Komisyonu’na verdiği ifadede hiç bundan bahsetmemişti. Neden? AKP İzmir Milletvekili Hüseyin Koyabıyık, “Erol Olçok’un şehit edilmesi olayı çözülebilir mi?” sorusunu yöneltti kendisine. Çalışkan şöyle cevapladı: “Şimdi, bir olayı çözmek kısmıyla ilgili tam bir şey söyleyemeyeceğim çünkü genel bir tahkikat devam ediyor. Eğer hangi silahtan çıktığını, o mermiyi tespit edersek çözülebilir. Kamera kayıtları inceleniyor, daha başka şeyler inceleniyor. Şu an için bir şey diyemeyeceğim ama detayda, elde ne varsa detaylı incelenir.”

Yeniden sorulara dönelim:

Nihal Olçok’a, “Eşini ve oğlunu vuranlar öldürüldü” diyenler kimler? Eğer bu bilgi doğruysa İstanbul Emniyet Müdürü’nün niye haberi yok? Varsa niye Meclis’e yalan söylüyor? Yok eğer Çalışkan doğruyu söylüyorsa, o zaman kim acılı bir anneye böyle bir bilgi verdi?

Nihal Olçok, bu bilgiyi aktarırken yüzünde en ufak bir tereddüt veya şüphe barındırmıyordu. Net bir bilgiye hâkim olmanın verdiği özgüvenle konuşuyordu.

O HALDE AKP NEDEN SNİPER’IN ÜZERİNİ ÖRTMEYE ÇALIŞIYOR?

Sorular bitecek gibi değil…

Nihal Olçok, neden katilin sniper olduğunu söylüyor? Demek ki bir bildiği var. Görüntülerde görüldüğü gibi baba-oğul Olçok’ların yanında birçok görgü şahidi bulunuyordu. Zaten anında Nihal Hanım’a ulaşarak şahadet haberini vermişlerdi. Demek ki bu bilgiyi de aldı.

Bayan Olçok, ısrarla sniper iddiasını tekrarlarken İstanbul Emniyet Müdürü Çalışkan’ın TBMM’de keskin nişancı sorularına “Bu bir şehir efsanesi” demesinin nedeni nedir öyleyse?

Eğer Olçok hanımefendinin söyledikleri doğru ise; gecenin o ölümcül kargaşası içerisinde Olçok’ların katili ya da katilleri nasıl tespit edildi? Kim tespit etti? Sonrasında nasıl bulundular? Nasıl öldürüldüler? O katili kim veya kimler öldürdü? Neden onlar da merhum Ömer Halisdemir gibi kahramanlaştırılmıyor?

Sorular bitecek gibi değil…

Filmi 1 yıl geriye saralım…

Sniper iddiası ilk nasıl gündeme gelmişti, hatırlayın: O gece köprüde ve İstanbul’un değişik yerlerinde darbecilere direnmek için alanlara akın eden vatandaşların şahitlikleri ile… Birçok kişi sosyal medyadan ‘sniper’ gördüklerini yazmış ve nokta adres de vermişlerdi. Bunların başında Boğaz Köprüsü geliyordu. Hatta en hararetli saatlerde köprü trafiği içerisinde periscope yayını yapan bir genç, o sırada isabet eden bir kurşunla vurulmuştu. AKP profili taşıyan Mansur Işık isimli şahıs, Twitter hesabından bu görüntüleri paylaşarak, “Sniper hain, elinde telefon olan bir sivili vuruyor! Türk askerinin üniformasını ele geçirmiş bir hain yapıyor bunu!” diye yazdı.

Hürriyet gazetesi de sniper’a ait olduğu öne sürülen bir fotoğraf yayınlamıştı.

[email protected]ş’ isimli kullanıcı, 16 Temmuz saat 15.38’de, “Dün gece Boğaz Köprüsünün üstünde elinde taş bile olmayan halkı sniper ile vururlarken hiç kandırılmış gibi gözükmüyorlardı” tweet’i attı. Aynı kişi saat 17.53’te de “Dün gece boğaz köprüsünde tank ve sniper ateşiyle yanı başımda ölenlerden bahsediyorum şeref yoksunu” paylaşımı yaptı.

‘Emre’ isimli bir başka Twitter kullanıcısı da aynı gün saat 17.02’de, “Ben oradaydım. Sniper ile öldürüldükten sonra saldırmaya çalışanlar oldu ama kafa kesme olayı kesinlikle yalandır” diye yazdı.

Hasan Mollaoğlu, 16 Temmuz 2016 gece saat 01.09’da “Harbiye Orduevi’nin çatısından 1 veya 2 sniper halka ateş açıyor. 2 kişinin vurulduğunu gördüm” diye yazdı.

Profilinden AKP’li olduğu anlaşılan ‘haşimoğullarından’ isimli bir hesap, 16 Temmuz saat 05.11’de, bir arabanın kanlar içerisindeki ön koltuklarının fotoğrafını paylaşarak, “Atatürk havalimanına gelen polis aracı.. Yiğidimizi sniper ile vurmuşlar. Şerefsiz köpekler” paylaşımında bulundu.

‘mctellioglu’ kullanıcısı, 16 Temmuz saat 13.51’de gözünden vurulmuş bir vatandaşın fotoğrafını paylaşarak, “Acıbadem’de gözünün üstünden sniper ile vurulan Emin Ekşioğlu” diye yazdı.

Avukat Fatma Benli de 17 Temmuz saat 14.12’de “Nasıl gözü dönmüş aşağılık bir zihniyet Borsa’nın tepesine sniper yerleştirip halka ateş eder? Borsa önündeki ölü ve yaralılarımız da hedef+” şeklinde tweet attı.

ACIBADEM’DE GÜNDÜZ BİR DAİRE BOŞALTILDI, GECE KATLİAM YAPILDI

Demek ki o gece İstanbul’un birçok yerinde keskin nişancılar sahnedeydi.

Buralar neye göre seçilmişti bilmiyoruz. Fakat TBMM 15 Temmuz Araştırma Komisyonu üyesi AKP İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan’ın, İstanbul Valisi Vasip Şahin’e hitaben söylediği şu sözler enteresandı: “O geceyi değerlendirdiğimizde, ilginç bir şekilde herkesin olması gereken yerde olduğunu görüyoruz. Yani vatandaşlarımız belli bir yere yığılmıyorlar. Herkes köprüye gitmiyor ya da herkes farklı bir yerlere dağılıyor. Bu gerçekten ilginç bir şey, hani Allah’ın lütfu bana göre ama, onun haricinde nasıl oldu onu da bilmiyoruz.”

Nasıl olduğu konusunda belki MİT’in resmi açıklaması ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın bir itirafı yardımcı olabilir. MİT’ten 22 Mayıs 2017’de TBMM Komisyonu’na gönderilen yazıda, teşkilatın o gece sahada olduğu detayları ile anlatılıyordu. Malum olduğu üzere Zekai Aksakallı da o gece kışlasında kanlı olaylar yaşanırken sabah 10.30’a kadar bilinmeyen bir yerden telefon trafiği ile olayları organize etmişti. Kendi savcılık ifadesinde MİT Müsteşarı Fidan ve müsteşar yardımcıları ile sayısız defa görüştüğünü dile getirdi. Ayrıca Başbakan Binali Yıldırım’la da konuştuğunu ve sivillerin sokağa çıkarılması konusunda konuştuklarını bildirdi.

Bugüne kadar konuşulmayan bir başka çarpıcı iddia: 15 Temmuz günü Acıbadem Telekom’a bakan binalardan birinde bir daireye Özel Harekât polisleri geliyor. “Akşam burada bir operasyon olacak, daireyi boşaltın” diyerek ev ahalisini gönderiyorlar. O gece o bina önünde 6 kişi vurularak şehit ediliyor. Bu bilginin kaynağı, bizzat orada şehit olanlardan birinin yakınları.

Görünen o ki belli noktalar seçildi ve o noktalara keskin nişancılar yerleştirildi…

Tekrar aynı noktaya dönecek olursak; 15 Temmuz gecesi İstanbul’un birçok noktasından keskin nişancı ihbarları geliyordu.

Ve bu haberler ağırlıklı olarak AKP cenahı ve darbe karşıtlarından gelirken neden birden bire keskin nişancı iddialarının üzeri örtüldü? Bütün AKP kurmayları ve emniyet, sniper iddialarını neden reddeder oldular?

Belki şu iki ifade, bize biraz ipucu verebilir:

O gece hayatını kaybeden genç Mahir Ayabak’ın annesi Muteber Ayabak, Ülke TV ekranlarına, “Hainler orada pusuda yatıyorlarmış. Siyah bir transit, keskin nişancılar varmış içinde. Halkın üzerine ateş açıyorlar ve maalesef sırtından girip oğlumun kalbini parçalayarak… Oğlum orda şahadet şerbetini içiyor” demişti.

Köprü’de darbecilere karşı direnen bir genç de Ahsen TV’nin 15 Temmuz sonrası canlı yayınında şunları söylemişti: “Köprüde askerlerin olduğu taraf değil de diğer taraftan, yani köprüden Anadolu yakasına geçiş tarafından, polis insanların üzerine ateş açtı. Bak, polis insanlara ateş etmediyse şerefsizim. Açsınlar, kameralara baksınlar ya! Mini Couper’lı iki tane şerefsiz, baktı böyle, ateş etti takır takır!..”

Yani bazı sivillerin darbeciler tarafından değil de kim olduğu bilinmeyen, karanlık bir takım derin devlet unsurları tarafından öldürüldüğü ortaya çıkmasın diye olabilir mi?

Yani birileri o gece özellikle sivil katliamı yapmak için sahaya çıkmış olabilir mi?

Şimdi yazının en başındaki o soruyu yeniden sormanın tam zamanı: Eğer 249 kişi can vermemiş olsaydı, o gece yaşananların gerçek bir darbe girişimi olduğuna kaç kişi inanırdı?

SİVİLLERİ KİM ÖLDÜRDÜ?

SADAT isimli para-militer yapının temellerini atan ASDER de (Adaleti Savunanlar Derneği) o gece sahadaydı. Bu derneğin kurucularından olan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Habertürk canlı yayınında, “O derneğin üyeleri, bu yaşanan süreçte, binin üzerinde subay astsubay, bunların hepsi o gece sahaya çıktı.” ifadesini kullandı. Bunu, övünmek için söylüyordu.

Bu arada ASDER’in başkanı Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin, aynı zamanda Erdoğan’ın başdanışmanı ve SADAT’ın da başkanı olduğunu unutmayalım.

15 Temmuz gecesi elinde silah ve satırlarla sokakta cinayetler işleyen, kim olduğu belirsiz, sakallı bir takım tipler vardı. Bunlar kendi kendilerini de kameraya alarak övünçle sosyal medyada paylaşıyorlardı. Askerlerin ve askeri öğrencilerin kafalarını kesen bu karanlık tiplerden hiç bir zaman hesap sorulmadı.

O gece Genelkurmay Karargahı’nı da benzer profildeki şahıslar basmıştı. Bina içerisine dalan 50 kişilik sivil grubun başında, Edirne’de ‘Muşlu Apo’ olarak bilinen Abdullah İrgin vardı. Bazı suçlardan dolayı sabıkası olan İrgin, aynı zamanda Edirne Alperen Ocakları Başkanı idi. Edirne’de yaşayan İrgin’in o gece Ankara’da ne işi vardı? “Özel işlerim nedeniyle Ankara’daydım” dedi. Acaba o gün nasıl bir özel işi vardı?

Ankara Emniyeti’nde o gece sivillere dağıtılan MP-5 otomatik silahları da unutmamak gerek. Bu silahlardan bir tanesi aylar sonra bir başka cinayette kullanılınca gerçek ortaya çıkmıştı. Daha başka kaç silah, nerelerde, hangi karanlık cinayetlerde kullanıldı acaba?

Bir kez daha 14 Temmuz tarihine gidelim o halde.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’na…

Teamüllere aykırı olarak bir gün önceye çekilen ÖKK kursiyer mezuniyet töreninde Hulusi Akar-Hakan Fidan ve Hakan Fidan-Zekai Aksakallı gizli görüşmelerinde ne konuşuldu?

Sivilleri kim öldürdü?

15 Temmuz gecesi köprüde yapılan 1. yıldönümü kutlamalarına o sniper’lar da katılmış olabilir mi?

Görevlerini layıkıyla yerine getirdiler çünkü.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin