AnaSayfa»Yazarlar»Adem Yavuz Arslan»‘Sır suikast timi’ ve söyledikleri…

‘Sır suikast timi’ ve söyledikleri…

Pinterest Google+

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN

Baştan söyleyeyim uzun bir yazı okuyacaksınız.

Fakat konu önemli ve anlaşılabilmesi için detaylı bir şekilde tekraren anlatılması gerekiyor.

Bu köşede çok yazdım, sosyal medyada da anlattım.

Boğaz Köprüsü’ne çıkan ilk askeri gördüğüm andan bu yana 15 Temmuz’un bir askeri darbe girişiminden ziyade çok iyi planlanmış bir psikolojik harekat olduğunu iddia ediyorum.

Tezimi destekleyen onlarca madde sıralayabilirim.

Fakat bu kanlı tezgahın sahipleri en ince ayrıntısına kadar planladıkları kumpası hayata geçirdikten sonra, halka odaklanmaları için bir nokta işaret etti.

Bizden istedikleri sadece oraya bakmamız, baktıkça hipnotize olmamız ve ayan beyan ortada olan tezgahı görmememizdi.

Oysa, o gece yaşananlara dikkatli gözlerle bakanlar olayların ‘bize gösterildiği gibi olmadığını’ anlayabiliyordu.

İktidar elindeki devasa propaganda canavarı ile ‘resmi 15 Temmuz söylemi’ni dayattı ve belli oranda da başarılı oldu.

Milyonlar adeta hipnoz edildi ve en basit, en temel sorular bile sorulmadan 15 Temmuz olayları Gülen Cemaati’ne fatura edilerek dosya kapatıldı.

Perinçek’in tabiriyle ‘siyasetin köpeği’ haline gelen yargı da Erdoğan’ın direktifleri doğrultusunda kararlar alarak süreci tamamlamış olacak.

MARMARİS SENARYOSU TUTMAYINCA!

Fakat bütün sansür ve baskı ortamına rağmen ‘resmi 15 Temmuz söylemi’ açık vermeye devam ediyor.

Öyle ki Şamil Tayyar gibi AKP’li isimler bile ‘15 Temmuz’a dair bildiklerimiz yanlış, kahraman dediklerimiz hain, hain dediklerimiz de kahraman çıkabilir’ demek durumunda kaldılar.

AKP’lilere bile bu cümleyi kurduran ise bir avuç gazetecinin -her şeye rağmen- 15 Temmuz’u sorgulamaya devam etmesi.

Gerçi iktidar bir iki gazeteci, birkaç sosyal medya hesabına bile katlanamıyor. Mesela bu yazının yayınlandığı TR724.com’a Türkiye’den erişim yasaklı.

Bireysel olarak blog sayfası açıp 15 Temmuz’a dair sorgulamalar yaptım. Daha ilk haftadan web sayfasına ‘milli güvenlik tehdidi’ diyerek erişim engeli konuldu.

İkinci web sitesini açtım, bir hafta geçmeden ona da yasaklandı. Yüzbinlerce takipçisi olan Twitter hesabım da Türkiye’den erişilemiyor.

Bir iki istisna dışında Türkiye’de 15 Temmuz’a dair soru soran, şüpheleri dile getiren yok.

O istisnalardan birisi Ece Sevim Öztürk.

Bağımsız gazeteci Öztürk dava dosyalarından, ifadelerden ve iddianamelerden yola çıkarak 15 Temmuz’un üzerindeki sis perdesinin aralanması adına önemli işler yapıyor.

Son olarak darbe gecesi Marmaris’te yaşananlara dair çok önemli detaylar gündeme getirdi.

Öztürk, Erdoğan’a suikaste gittiği söylenen Gökhan Şahin Sönmezateş liderliğindeki timin o gece şehit olan iki polisi öldüremeyceğini, ‘Bilale anlatır gibi’ tek tek anlattı.

Daha önce ‘resmi Marmaris söylemi’ndeki boşluklara dair çok şey yazıp çizmiştik ama Öztürk’ün son yazıları bardağı taşırmış olmalı. Zira iktidar medyası hemen yeni bir senaryo servise koydu.

Sabah Gazetesi üç gündür 15 Temmuz akşamı Marmaris’te ‘ikinci bir suikast timi’ olduğu yönünde haberler yapıyor.

İddialarına göre o gece ikinci bir suikast timi Erdoğan’ı almak için Marmaris’e gelmişti fakat 3 helikopterden oluşan time dair tüm izler karartıldı.

Sabah’ın büyük habercilik başarısı olarak lanse ettiği şey yeni bir psikolojik harp operasyonun ayak sesleri.

Sonuçta çöpte buldukları Fethullah Gülen kitabındaki parmak izinden üniversite öğrencisini yakalayıp tutuklatan irade Erdoğan’ı almaya gelen 3 helikopterlik timi 21 ay sonra keşfetmiş olamaz. Ayrıca Sabah ekibinin doğrudan MİT’ten ‘servis aldıkları’ gerçeği düşünüldüğünde bu haber daha da anlamlı hale geliyor.

Dahası Gökhan Şahin Sönmezateş ve emrindeki askerler ilk günden bu yana kendilerinden önce oteller bölgesine gelen ve çatışmaya giren başka bir ekipten bahsediyorlar.

Ben blog sayfamda Sönmezateş ve emrindekilerin, 2 polisi şehit edemeyeceğini, saat saat detay vererek anlatmıştım.

Yani duymamış olmaları mümkün değil.

Sabah gazetesinin neyin peşinde olduğu birkaç güne anlaşılır. Fakat hazır Sabah, 15 Temmuz’da Marmaris dosyasını açmışken biz de o gecenin alternatif hikayesine dair detayları hatırlatalım.

Çünkü sadece Marmaris’te yaşananlar bile 15 Temmuz’un bir psikolojik harekat operasyonu olduğunun delilidir.

‘PLANI OLMAYAN DARBE’NİN EN TUHAF AŞAMASI

Bilindiği gibi aradan geçen bunca zamanda 15 Temmuz darbe girişiminin planı bulunamadı.

Tuhaflığı (!) geç de olsa fark eden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı uzun bir zaman sonra ‘15 Temmuz için 4/4’lük bir darbe planı olmadığı’na hükmetti. Savcılara göre, “darbecilerin amacı darbe yaparak ülke yönetimini ele geçirmek değil, Erdoğan’ı öldürüp kaos çıkarmak”.

Bu cümle üzerine bile çok şey söylenir ama konuyu dağıtmamak için Marmaris’e dönelim.

Savcıya göre darbeciler Erdoğan’ı öldürecekti. Ancak Erdoğan’a yönelik eylemde bile kafalar fazlasıyla karışık.

‘Erdoğan’a yönelik eylem’ diyorum çünkü savcılar da eylemin ne olduğuna karar verememişler.

Zira iddianamelerde farklı tanımlamalar var.

Mesela Marmaris İddianamesi’nde sanıkların “Erdoğan’ı etkisiz hale getirmek” amacında oldukları ifade ediliyor.

İzmir’deki ana dosya iddianamesinde ise gizli tanıklar ‘Kuzgun’ ve ‘Şapka’nın ifadelerine dayanılarak, “Erdoğan’ın alınması ve bir yerde muhafaza edilmesi” planlandığı anlatılıyor.

‘Kuzgun’ ve ‘Şapka’nın ifadelerine göre “Erdoğan Huber Köşkü’nden alındıktan sonra İstanbul’da biraz bekletilecek, havayoluyla denize açılan bir gemiye transfer edilecek ve burada muhafaza edilecekti”.

Yani farklı iddianamelerde farklı senaryolar var.  Kaldı ki burada başka çelişkiler de var.

Mesela temel iddialardan birisi şuydu: “Adil Öksüz başkanlığında yapılan toplantılarda darbe planlaması yapıldı, sonra Adil Öksüz 11 Temmuz’da Amerika’ya uçtu, planı Gülen’e onaylattı ve 13’ünde döndü.”

Oysa, o tarihlerde Erdoğan’ın nerede olduğunu kimse bilmiyordu.

Erdoğan 9 Temmuz’dan itibaren kaybolmuştu. Böyle bir ortamda Erdoğan’ın Huber Köşkü’nden alınacağını ve muhafaza edileceğini anlatan gizli tanıkların anlatımlarına şüpheyle yaklaşmakta fayda var.

Kaldı ki gizli tanıklardan Kuzgun (Tuğamiral Halil İbrahim Yıldız), 27 Nisan 2017’deki duruşmada Ankara’daki darbe toplantısına katıldığı iddia edilen sanıkları teşhis edememişti. Yani ifadelerin doğruluğu çok şüpheli.

ERDOĞAN’IN SIRADIŞI MARMARİS YOLCULUĞU

Bu aşamada 15 Temmuz öncesine gitmek şart.

Çünkü ‘resmi 15 Temmuz söylemine’ göre Erdoğan son anda tatil planı yaptı ve Marmaris’e gitti.

Fakat bu söylemde de çelişkiler var.

Mesela 5 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları Marmaris’teki askeri birlikleri ziyaret ediyorlar.

Erdoğan’ın görüntü verdiği son program 9 Temmuz’da Antalya’da oldu.

Bir gün sonra ise 10 Temmuz’da Sahil Güvenlik ve Jandarma, Cumhurbaşkanlığı Gökova Körfezi’ndeki Devlet Konuk Evi’nin önündeki tekneleri uzaklaştırdı.

Bu tarih şu açıdan önemli: Erdoğan’ın konakladığı otelin sahibi Serkan Yazıcı, TBMM Meclis Araştırma Komisyonu’na yaptığı açıklamada “Erdoğan’ın Marmaris’e gelme fikrinin 11 Temmuz günü yarım saat içinde kararlaştırıldığını programın tamamen tesadüf olduğunu” söylüyor.

Jandarma ve Sahil Güvenliğin, Erdoğan Marmaris’e gelmeden bir gün önce bölgedeki yatları uzaklaştırması bu ifadeleri şüpheli hale getiriyor.

Resmi kayıtlara göre Erdoğan, 11 Temmuz saat 21.00’de Marmaris’e doğru yola çıktı.

Fakat sıradışı bir şey yaptı. Askeri yaverlerine gideceği yeri söylemediği gibi yanında bulunmalarına da izin vermedi.

Erdoğan gizlice İstanbul’dan Marmaris’in yaklaşık 150 km kuzeyindeki Çıldır Havalimanı’na uçtu. Buradan da Serkan Yazıcı’nın helikopteri ile kalacağı yere geçti.

Normal şartlarda Erdoğan’ın Marmaris’e 40 km uzaklıkta olan Dalaman Havalimanı’na uçması ve buradan da Cumhurbaşkanlığı’nın helikopteri ile kalacağı otele geçmesi beklenirdi.

Ancak Cumhurbaşkanlığı’na ait helikopterle değil de Yazıcı’nın helikopteri ile Marmaris’e gitmesi, Grand Yazıcı Oteli’nde kendisine hizmet edecek aşçısı ve hizmetlilerini bile getirmiş olması, kaldığı villadan dışarıya çıkmaması (Cuma namazı dahil) 15 Temmuz’a dair bir ön hazırlık yapıldığına dair şüpheleri güçlendiren detaylar.

15 Temmuz’a dair bir başka ilginç tesadüf ise Hava Kuvvetleri Değerlendirme ve Denetleme Başkanı Korgeneral Yılmaz Özkaya’nın İstanbul’daki meşhur düğüne katılmayıp Marmaris’te kalmasıydı.

Hava Kuvvetleri’nin iki numarası sayılan Mehmet Şanver’in kızının düğününe katılması gereken Korgeneral Yılmaz Özkaya nedense düğüne gitmedi.

Tuggeneral Sönmezateş komutasındaki timin helikopterlerine yakıt verilmesini engelleyerek kritik bir müdahalede bulundu.

İddialara göre bir askeri uçak Erdoğan’ı alıp Akıncı’ya getirecekti. Fakat o gece Erdoğan’ı alması planlanan uçak kalkmadı bile. Bir başka ifadeyle Marmaris’e giden timin başarısız olması garanti altına alınmıştı.

Erdoğan, o gece torununa Kur’an öğretirken çekilmiş bir fotoğrafı referandum öncesi medyaya servis ettirdi. Fakat fotoğraftaki detaylar şüpheleri arttırdı. Çünkü daha önce ‘işte saldırıya uğrayan otel odası’ diye medyaya servis edilen görüntülerdeki otel ile bu fotoğraf aynı yere ait değildi. Ya bu fotoğraf ya da önceki fotoğraf doğruyu yansıtmıyordu.

UÇUŞ YASAĞINA RAĞMEN NASIL UÇTULAR?

İfadeler ve iddianamelere göre darbeciler 23.00’da Çiğli’de hazırlar.

Uçuş yasağına rağmen İstanbul’dan İzmir’e uçabilmeleri de cevapsız sorulardan birisi. Üç saat boyunca Çiğli’de bekletiliyorlar. Birkaç kez görevin iptal edildiği söyleniyor sonra tekrar hazırlanılıyor.

Erdoğan’ın darbe girişimi gecesi 00.04’te kaldığı otelin önünde yerel gazetecilere açıklama yaptığını hatırlayalım. Havuz medyasının nedense yayınlamadığı bu açıklamada görülebileceği gibi bir gazeteci Erdoğan’a ‘Marmaris’te olacak mısınız?’ diye soruyor.

Erdoğan’ın cevabı ‘Hayır, hayır’ şeklinde.

00.24’te CNNTürk’te Hande Fırat ile yaptığı Facetime bağlantısında ise halkı meydanlara çağırdıktan sonra, “Ben de Cumhurbaşkanı olarak meydanlara geliyorum” diyor.

Görüldüğü gibi Erdoğan’ın Marmaris’te olduğu 00.04 itibariyle tüm Türkiye’de öğrenilmiş, Marmaris’ten ayrılacağını bizzat Erdoğan’ın kendisi söylemiş. Bu gelişmelerden darbecileri yönlendiren kişilerin veya darbecilerin bizatihi kendilerinin haberinin olmadığı söylenemez.

İfadelerde de görüleceği gibi sanıkların cep telefonlarından gelişmeleri takip ettikleri anlaşılıyor. Kaldı ki Erdoğan kendi ağzıyla ayrılacağını söylemese bile aklı başında herkes darbe başladıktan sonra Erdoğan’ın bulunduğu yerden ayrılacağını bilir.

Devam edelim.

Akıncı İddianamesinde yer alan detaylara göre Erdoğan’ı taşıyan helikopter saat 01.30’da alçak irtifa seyrederek Dalaman Havalimanı’na iniyor.

01.31’de Erdoğan helikopterden inip Cumhurbaşkanlığı uçağına biniyor.

01.43’te ise ATA uçağı Dalaman’dan havalanıyor. Saat 03.20’de ise Erdoğan’ı taşıyan uçak (THY-8456 koduyla havalanıyor) İstanbul havalimanına iniyor.

Cumhurbaşkanı’nın 01.30’da Dalaman Havalimanı’na geldiği düşünüldüğünde otelden 01.00 sularında ayrıldığı anlaşılıyor.

Darbecilerin Çiğli’den hareketi ise tam 02.14’te oluyor. Yani Erdoğan’ın gazetecilere açıklama yaptığı andan 2 saat, Marmaris’ten ayrılmasından 1 saat ve uçağının Dalaman Havalimanı’ndan kalkışından 31 dakika sonra.

Düşünsenize… Darbe planlıyorsunuz ve darbenin en önemli hedefi olan Cumhurbaşkanı’nı ‘almaya’ o hedeften ayrıldıktan yarım saat sonra çıkıyorsunuz.

Otel bölgesine vardıkları saat 03.20. Bazı ifadelerde bu 03.38 olarak geçiyor.

Dahası Erdoğan’ın kaldığı oteli bile bilmiyor, yoldan çevirdiğiniz Atilla Barbaros Teoman isimli vatandaşa soruyorsunuz. Bu nasıl bir suikast ya da darbe girişimidir ki, yoldan geçen vatandaşın adres tarifi ile hareket ediyorsunuz!

Şurası net: Askerleri Çiğli’de bekletip Erdoğan güvenli bir şekilde Dalaman’dan ayrıldıktan sonra onları yola çıkartan irade, sanıkları bile bile kumpasın içine çekmiş.

Askerler Marmaris’e ulaştıklarında Erdoğan da İstanbul’a inmişti.

GECE 1’DEKİ SALDIRIYI KİM YAPTI?

Gelelim Sabah’ın 21 ay sonra keşfettiği ‘sır suikast timi’ne.

Daha önce, “Marmaris’e ait cevapsız sorulardan birisi ve belkide en önemlisi şu” diyerek ‘sır suikast timi’ne dair şüpheleri not etmiştim.

Detayıyla yazdığım gibi Sönmezateş komutasındaki askerlerin bu saldırıyı yapma imkanı yok çünkü o saatte hala Çiğli’deler.

Sanıkların ifadelerinde bu şüphe dikkat çekiyor.

Gökhan Şahin Sönmezateş: “15 yaşında çocuğa bile böyle bir planlama yaptırılmaz. Esas benim aradığım soru 4 saat boyunca neden, kim tarafından bekletildik? Cumhurbaşkanı Marmaris’ten ayrıldıktan ve Semih Terzi öldürüldükten sonra saat 02.20’de biz yola çıkarıldık. Tuzağa düşürüldük. Bilsem o insanları oraya götürmezdim.”

Sanık İsmail Yiğit: “Cumhurbaşkanı oradan ayrıldığı halde korumalarını neden, kim orada bıraktı? Cumhurbaşkanı ayrıldığı halde bizi oraya kim gönderdi ve bizi onlarla karşı karşıya bıraktı.”

Sanık Erkan Çıkat: “Biz otele gittiğimiz zaman orada özel timler önlem almıştı. Bizi infaz etmek istediler. Cumhurbaşkanı’nın kıl payı kurtulduğu açıklandı. Bizden önce oraya giden kim? Bizi oraya gönderip polisle çatışmaya girmemizi sağlayan kim? Kimler bizi kandırdı. Bizi infaz etmeleri için polise emri veren kim? Bizim görüldüğümüz yerde öldürülmemiz emrini veren kimler?”

Diğer sanıkların da benzer ifadeleri var.

İddianamede orada bırakılan polislerin ‘güvenliği sağlamak üzere orada bırakıldığı’ yazıyor. ‘Güvenliği sağlanacak kişi’ ayrıldığına göre oradaki az sayıda polisi bırakma amacı şüpheli!

Şurası kesin: Askerleri yönlendiren Akıncı Üssü’ndeki darbeciler Erdoğan’ın çok daha önceden ayrıldığını kesin olarak biliyorlardı.

Amaçları sanık askerleri polislerle çatıştırmak ve ortaya çıkan kanlı görüntü yardımıyla, “Cumhurbaşkanına suikast” algısını güçlendirmekti.

POLİSİ VURAN SİLAH HELİKOPTERE NASIL ATEŞ ETTİ?

Bu aşamada iddianamedeki ilginç bir detaya daha bakmakta fayda var.

Marmaris İddianamesi ‘deliller’ bölümü 2. maddede olay yerinde şehit olan polis memuru Mehmet Çetin’in vücudundan çıkan 1 adet mermi çekirdeğinin olay yerinde ele geçirilen W349539 seri numaralı silahtan ateşlendiği anlatılıyor.

Fakat ilerleyen bölümlerde bu bilgi ilginç bir hâl alıyor.

Askerleri olay yerine götüren Skorsky helikopterinin sağ arka sürgülü giriş kapısı üst kısmı tavan döşemesi üzerindeki mermi giriş deliği içerisinde bulunan mermi çekirdeğinin de, bu tüfekten ateşlendiği bilgisi var.

İddianamede ayrıca silahta parmak izi tespit edilemediği de yazıyor. Bir yerde silahta sanık Binbaşı Şükrü Seymen’e ait ‘biyolojik kalıntı bulunduğu’ bilgisi var.

Bu detay o gece oradaki polislerle çatışmaya giren ‘meçhul’ timi tespit etmek için çok önemli. W349539 seri numaralı silahı kullanan kişi her kimse hem polisi vurmuş hem de havadaki helikoptere ateş etmiş demektir.

Havadan yere ateş edip sonra da içindeki helikopteri vurması fiziken mümkün değil. Gelin görün ki, bütün süreçte olduğu gibi burada da ağır bir sansür var. Özel timde görev alan sanıklar, mahkemeden, Erdoğan’ın otele geliş, ayrılış ve kendileri gelmeden önceki ilk saldırı anının güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesini talep ettiler ancak talepleri reddedildi.

Ayrıca diğer şehit polise dair çok çarpıcı bir detay daha ortaya çıktı. Şehit polislerden Cengiz Eker’in ölüm saati tüm belgelerde 00:43 ve ölüm nedeni ‘kesici-delici alet yaralanması’ olarak görülüyor.

Ancak nasıl olduysa duruşmalar esnasında ‘kesici alet yaralaması ‘ ‘ateşli silah yarası’na, ölüm saati de 00:43’ten, önce 03:43’e sonra da 04:42’ye çevriliyor. Skandalı ortaya çıkartan gazeteci Öztürk, “Ben gazeteci olarak çok kumpas dava gördüm ama böylesini inanın görmedim” diyor.

Aradan 21 ay geçmesine rağmen o ilk saldırıya dair bir soruşturma açılmadı.

İlk saldırıyı Özel Kuvvetler Timi yapmadığına göre, Erdoğan’ın bu saldırıdan beklentisi neydi? Bu ilk saldırının maksadı polislerin öldürülmesi sonucu Erdoğan’ın hikâyesini daha inanılır hale getirmek miydi?

DARBECİLERİN KONTROLÜNDEKİ HAVALİMANINA GİTMEK!

Erdoğan’ın uçağına THY kodu verilmişti fakat internet başındaki herkes uçağın rotasını görebiliyordu.

Bir tek ‘darbeciler’ hariç.

Kayıtlara göre Erdoğan’ın uçağı Biga üzerinde 47 dakika bekledi. İddialara göre o saatte havada darbecilerin kontrolünde F-16’lar vardı. Fakat hiçbiri Erdoğan’ın uçağını göremedi. Erdoğan ‘işgal altındaki’ İstanbul Atatürk Havalimanı’na güvenle indi.

O gecenin Marmaris ayağına dair şüpheli detaylardan birisi de şu.

Erdoğan’ın uçağı Dalaman’dan kalktığında İstanbul Havalimanı hala darbecilerin kontrolü altındaydı. Erdoğan bunu bilmesine rağmen neden İstanbul’a doğru yola çıktı?

Üstelik Ankara Esenboğa Havalimanında hiçbir güvenlik riski yoktu. Çünkü darbeciler Ankara Esenboğa Havalimanı’na bir tek er bile göndermemişti.

‘Resmi 15 Temmuz Söylemi’ne göre İstanbul yakınlarında uçan darbecilere ait F-16’lar Erdoğan’ın uçağını bulmaya çalışıyordu. Bu esnada ise Erdoğan’ın uçağı Biga üzerinde 47 dakika boyunca turladı.

Düşünün, darbecilerin elinde son derece gelişmiş silahlarla donatılmış F-16’lar var ve siz sivil bir uçakla hiçbir şey yokmuş gibi geziniyorsunuz.

4 UÇAK NASIL HAZIR HALE GETİRİLDİ?

Erdoğan 29 Temmuz 2016 tarihinde A Haber’de katıldığı bir televizyon programında o gece, “Darbecileri şaşırtmak için 3 havalimanında daha uçaklar hazır bekledi” dedi.

Benzer açıklamayı Enerji Bakanı Berat Albayrak da yaptı.

Darbeyi eniştesinin araması sonrası 21.30 sularında öğrenmişse, normal şartlarda Ankara Esenboğa Havalimanı’nda konuşlu bu uçaklar hangi arada hazırlandı ve 4 ayrı havalimanında hazır bekletildi?

Uzmanları böyle bir operasyonun (mürettebatın toplanması, uçakların uçuşa hazır hale getirilmesi, uçuş planlaması Ankara’dan İzmir, Dalaman, Bodrum ve Çıldır havalimanlarına uçakların gönderilmesi gibi bir operasyonun saatler süreceğinde hemfikir)

O gece 24.00 sularında 4 ayrı uçağın 4 ayrı havalimanında hazır bekletilmesi Erdoğan’ın darbeyi çok önceden bildiği ve kapsamlı bir kaçış planı yaptığını teyit eden bir durum.

15 Temmuz’a dair soru işaretlerinden birisi de şu.

Erdoğan’ın kaldığı otele 15-20 dakika mesafede Türkiye’nin en büyük deniz üslerinden Aksaz Deniz Üssü var.

Üs komutanı Tuğamiral Namık Alper, 16 Temmuz sabahı gözaltına alınıp tutuklandı.

Eğer Erdoğan’a yönelik bir girişim olacaksa, emrinde 2 tugay ve 4 bin askerin bulunduğu, savaş gemilerinin, uçaksavarların olduğu bir üssün kullanılmayıp nereye gittiğini bile bilmeyen bir grup askerle bu işe kalkışmaları da ayrı bir tuhaflık.

21 AY SONRA GELEN MANEVRA

15 Temmuz’un sadece Marmaris ayağına dair başka detaylar, çelişkiler ve tuhaflıklar sıralamak mümkün.

Ece Sevim Öztürk’ün de yazdığı gibi Gökhan Sönmezateş komutasındaki timin polisleri şehit etme ihtimali yok. Üstelik polislerin ölüm şekli ve ölüm saati de değiştirilmiş.

İktidar, elindeki sınırsız propaganda gücüne rağmen Marmaris’e dair soru işaretlerini gideremeyince yeni bir senaryoyu dolaşıma soktu.

Sabah’a göre o gece ikinci bir suikast timi vardı ve o time dair tüm veriler ustalıkla ortadan kaldırıldı. Sabah, muhtemelen buradan da bir FETÖ senaryosu çıkartacak ve yeni hukuksuzluklara zemin olarak kullanılmasını sağlayacak.

Fakat fark etmeden Erdoğan’ın Sevr Mağarası benzetmeleri ile süslediği Marmaris efsanesini delik deşik etmiş oldular.

Düşünsenize, 15 Temmuz’un en kritik ayağına dair çok hayati bir detayı 21 ay sonra fark ediyorlar!

Peki bu kadar kritik bir konuda yalan söyleyenler 15 Temmuz’a dair başka hangi yalanları söylemişledir?

Önceki Son 10 Yazı:
‘Zarrab’ın savcısından’ Trump’a darbe - 11 Nis 2018
‘Adem Yavuz Arslan’ı iade edin, adam öldürdü!’ - 04 Nis 2018
Hulusi Akar mahkemeye gitmiş, duydunuz mu? - 28 Mar 2018
Zafer Çağlayan, AKP’ye döndüğüne göre… - 21 Mar 2018
Trump’lı Amerika’da her şey mümkün! - 14 Mar 2018
Komisyonlar toplanıyor ama… - 07 Mar 2018
Kırmızı halıdan kırmızı bültene savrulmak - 28 Şub 2018
Demirtaş’ın söylemedikleri… - 21 Şub 2018
Hulusi Akar mahkemeye gelirse… - 14 Şub 2018
İki taraf da ayağını gazdan çekmiyor - 07 Şub 2018
önceki yazı

Dinamo Başakşehir ve klasik milletimiz

Sonraki yazı

Trump rahip Brunson için twet attı: Türkiye'de zulme uğruyor; ona casus diyorlar ben ondan daha fazla casusumdur

2 Yorumlar

  1. mahir
    20 Nisan 2018 at 04:04 — Cevapla

    SCF raporu da dahil, sizin gibi pek çok yazar bu tarz çelişkilere ve resmi söylemleri çürüten gerçeklere dikkat çeken yazılar yazdı ama bu işin salt yargı gücüyle düzelme şansı yok maalesef..

    17 aralık gibi şüpheye yer bırakmayacak şekilde delillerin kör göze sokulduğu bir olay bile ABD’de tescillenmesine rağmen halen karartılabiliyorsa, 15 temmuz gibi karanlık bir özel harp operasyonu zor aydınlanır!

    Türkiye’nin 30 yılda aydınlanamayan nice karanlık olayı varken hele…

  2. Serdar töre
    28 Nisan 2018 at 18:15 — Cevapla

    Bu tarz yazıları derleyip toparlayıp bir kitap haline getirseniz çok faydalı olur

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir