Silivri’yi ve Mümtaz’er hocayı yazmak…

YORUM | ZAFER ÖZSOY

Yazmaktan çok okumayı, konuşmaktan çok izlemeyi seven biri olarak gazeteci arkadaşlarımın ‘Silivri’deki tutsaklık günlerini yaz’ ısrarlarına uzun süre direndim. Hele Mümtaz’er Türköne gibi bir kalem erbabını anlatmak, buna kelimeler nasıl kafi gelirdi ki…

Özellikle cezaevinden yazılanları okudukça, ısrarlar karşısında pes ettim. Bu günleri, ömrü darbelere karşı çıkmakla geçmiş bir akademisyeni, entelektüeli ben de anlatmazsam kim anlatır düşüncesi bu satırları yazmama vesile oldu.

Kelimelerden çok yaşanmışlıklara sığındım. Dile kolay tam 22 ay… Cezaevindeki her bir bireyin hikayesi ayrı. Kimi bu dünyada bilinecek kimi ahirete kalacak. Mümtaz’er hoca ilerde kendi anılarını yazar mı bilmiyorum ama onun biyografisini yazacaklara bir katkım olursa ne mutlu bana.

MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE İSMİYLE

‘Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın!’ Cezaevine yeni girmişim. Tutuklu kağıdımda gazeteci yazıyor ama ismi bilinen biri değilim. Zaman zaman hastane, revir, savunma gibi işler için hücremizin dışına çıkıyoruz ki, en güzel aktivitemiz bu. Sıramızın gelmesini beklerken ilk yapılan iş tanışma oluyor. Ben Zafer Özsoy gazeteciyim, diyorum. Sonrasında dinlemeye geçiyorum. Genelde hep tanıdık veya bilinen birileri oluyor yanımızda. Herkes onlara sorular soruyor, ilgi onların üzerinde oluyor, ta ki ‘kiminle kalıyorsun’ sorusuna ‘Mümtaz’er Türköne’ diyene kadar. O zaman herkes bana dönüyor ve sorular sormaya başlıyordu. Sonrasında bunu alışkanlık haline getirdim. Eğer o gün konuşmak istiyorsam hemen ‘gazeteciyim ve Mümtaz’er Türköne ile kalıyorum’ diyordum.

EN ÇOK KİME KIRILDI

13 ay sonra mahkemeye çıkmışız, savunmalar yapılıyor. Lale Kemal’den Nuriye Akman’a, Şahin Alpay’dan Ali Bulaç’a, Mümtaz’er Türköne’den Ahmet Turan Alkan’a kadar bir çok aydın tutuklu yargılanıyor. Tutuksuz yargılanan ve mahkemeye SEGBİS ile Ankara’dan bağlanan İhsan Dağı’nın “17-25 aralıktan sonra bu gazetede (Zaman’ı kastediyor) yazmaya devam etseydim insan içine çıkamazdım” sözleri salona bomba gibi düşüyor. Çağlayan adliyesinden Silivri’ye dönüşte, tabuttaki yazarların gündemi bu oluyor. Mümtaz’er hoca dahil herkesin kalbini yaralayan bir cümle olmuştu bu. Ne zaman mahkeme olsa, hep ‘Bize çok ayıp etti’ diye söyleniyordu.

KIZINI VEKALETLE GELİN EDEN BABA

Ohal nedeniyle sadece birinci dereceden akrabalarınız ziyaretinize gelebiliyordu. Hoca’nın küçük kızı doktorasını bitirmiş evlenecekti. Peki damat istemeye nasıl gelecek? Kapalı görüş için verilen dilekçeye, savcılık Ohal’i gerekçe göstererek olumsuz cevap verdi. Kızına, ‘Ben amcana vekalet verdim, seni ondan istesinler’ demişti açık görüşte. Damat adayı, kızı Mümtaz’er hocanın küçük kardeşinden istedi. Söz, nişan ve düğün… Bir baba ve kızından hayatın en güzel anlarını da çaldılar.

GRUP YORUMDAN İSTEK PARÇA

Uzun süre cezaevinde kalınca çok fazla tahliye ve yeni gelen mahpus görüyorsun. Ben ve diğer hücre arkadaşım Faruk Akkan ilk başlarda yan hücreler ile konuşmaktan çekiniyorduk. Bir çok farklı örgütten komşularımız oluyordu. Ama Mümtaz’er hoca her birisi ile konuşup muhabbet ediyordu. Bir ara Grup Yorum’dan tutuklular yan hücreye getirildi. Avluda şarkı söylüyorlardı. Biz de dinliyorduk. Mümtaz’er hoca ile birlikte, şarkı sonrası istekte bulunduk. Ancak bizi çok tehlikeli mi buldular bilmiyorum bir daha şarkı söylemediler.

AHMET TÜRK’E ÇİKOLATA

Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk de yolu Silivri’ye düşenlerden. Hava kararmış ortamı sessizlik sarmıştı. Birden B1-3 nolu hücrenin kapısı açıldı. Kimin geldiğini merak ettik, görmesek de sesleri duyabiliyorduk. Getirdikleri kişi görevden alınan Ahmet Türk idi. İnfaz koruma memurları gittikten sonra, Mümtaz’er Hoca, Ahmet Türk’e kapının altından ‘geçmiş olsun ve hoş geldin’ dedi. Ertesi gün avlunun kapısı açıldığında avludan sohbet ettik. Kendisine hoşgeldin amaçlı çikolata gönderelim istedik. Ancak bütün uğraşlarımıza rağmen dikenli telleri ve üstümüzdeki tel kafesi aşamadık. Son denememizde ise çikolata paketimiz dikenli tellere takıldı. Bütün uğraşlarımıza rağmen o çikolatayı düşüremedik. Silivri’nin kuvvetli rüzgarları bile çikolatayı tel örgülerden indiremedi. Türk, cezaevinden ayrıldığında da ben tahliye olduğumda da o çikolata hâlâ orada duruyordu.

RUSÇA ÖĞRENME MERAKI

Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Faruk Akkan, 10 yıl Moskova’da görev yaptığı için Rusça konuşabiliyordu. Mümtaz’er hoca bize Rusça öğretmesi konusunda ısrar etti. Dışardan kitaplar getirtti. Ve Rusça çalışmaya başladılar. Ben Rusça öğrenmek yerine kitap okumayı tercih ettim. Mümtaz hocayı, 19 ay sonra yanımızdan ayırdıklarında konuşamasa bile Rus alfabesi ile yazabiliyor, basit cümleleri anlayabiliyordu.

O YİĞİT BİR YALNIZ ADAM

Cezaevine zaman zaman milletvekilleri ve meslek örgütlerinden ziyaretçiler geliyordu. Ve bunlar gazetecilerle görüşüyordu. İsim hafızam beni yanıltmıyorsa bir kez Sezgin Tanrıkulu geldi, bunun dışındakiler Cumhuriyet yazarları ve Şahin Alpay, Ali Bulaç’ı ziyaret ederken Mümtaz’er hocaya sadece selam gönderiyorlardı. Hatta dava arkadaşlığı yaptığı ve o zaman milletvekili olan ülküdaşları bile. Köşe yazarları, tutuklu gazetecileri yazarken onun ismini yazmaktan imtina ediyordu. Biraz da bu yüzden yazdım Mümtaz’er hocayı… Kendisine 17-25 aralık sonrası daha yüksek bir maaşla başka bir gazetede yazması teklif edildiğinde “Ben satılık değilim. Benim için ‘vefa’ bir semt adı değildir” diyen kişidir çünkü Mümtaz’er Türköne.

Makale ve anlattıklarım sonrası bir çok arkadaşım aradı. “Öyle güzel anlatmışsın ki cezaevine giresim geldi” diyenler oldu. Belki elemi gidip lezzeti kaldığı içindir. Belki de güzel insanlar ile bu zorlukları paylaştığım için…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin