Panda yuva yapmış söğüt dalına!

Yorum | Naci Karadağ

Enteresan hayvandır mandalar. Tarım Ansiklopedisi onu tarif ederken; “Ne bulsa yer, kaygısızca tüketir” cümlesini kullanıyor.

Önüne geleni ayırt etmeden tüketen hayvandır kendileri. İridir ve hantaldır. Bu sebeple bir dönem estetiğe hiç önem vermeyen Mercedes kasalarına “Manda Kasa” denirdi. İri, sağlam ama hantal… Makam aracı olarak yakın tarihe kadar kullanılırlardı ama artık S Classe tercih ediliyor!

Kültürümüze yerleşmiştir “manda” kelimesi.

‘Manda gibi yiyor’ deriz örneğin.

‘Manda gibi yayıldı’ ya da…

Şarkılar ve türkülerimiz vardır içinden manda geçen.

Bize çok komik gelir, gülüncümüze gider. Saçma sapan bulduklarımız vardır.

Bunlardan biridir işte “Manda yuva yapmış söğüt dalına” isimli türkümüz.

Oysa tahmin ettiğimizden çok fazla derin anlamı ve göndermeleri olan, belki de tarihin yazılmış en zeki ve anlamlı türküsüdür.

Şarkı Osmanlı’nın en parlak döneminde yazılmıştır.

Devlet son derece güçlü ve büyüktür. Beylikler ile yönetilmektedir. Bu beyliklerin çoğu devletin üzerinde yük ve kimileri halkın tepesine binmiş, boğazına çökmüştür.

Kastamonu civarının beyi ise bunların en zalimlerinden biridir.

Üstelik en ufak bir eleştiriyi bile yasaklamıştır. Köy kahvesinde, harman yerinde, camide bey aleyhine tek cümle eden zindana atılmaktadır.

Sanatçılar ise bu durumu sadece şarkı ve türkülerle, teşbihlerle eleştirebilirler.

İşte bu türkü, o dönem son derece popüler olmuş ve Saray’ın dikkatini çekecek, Kastamonu Bey’in sürgün ettirebilecek güce ulaşmıştır.

“Sabahleyin erken çifte giderken

Öküzüm torbadan düştü gördün mü?”

Manda olacak bireyin, yani beyin ana rahmine düşüşünü anlatır bu satırlar…

Ancak esas sağlam vuruş söğüt dalına yuva yapması ve kerimesinin elden gitmesidir.

Beylikler mandaya benzetiler Osmanlı’da.

Önüne geleni tüketmiş ve irileşmiştir beylikler.

Söğüt ise malum; Osmanlı’yı temsil eder.

Ne ki çok yumuşaktır bu güçlü ağacın dalı. Asıldığın anda kopar. İşte bu ağacın dalına yerleşmiştir mandalar. Yani beylikler.

Bir çoban ise Kastamonu Beyi’nin kızını kaçırmıştır.

Yavrusunu sinek, yani çoban kapmış duydun mu der ozan…

Her satırı bambaşka bir katmanda apayrı göndermeler içeren enfes bir türkü anlayacağınız.

İbrahim Kahveci iktidara yakın olan belki de çok az vicdanı kalmış birkaç isimden biri.

Diğerleri gibi ölümüne Saray ve Erdoğan silahşörlüğü yapmaz hiçbir zaman.

Erdoğan ne derse onu savunmak için kırk dereden su getirdiğine şahit olmadım hiç.

Hani cüceler ülkesinde iç güveysinden hallice orta boy bir damat diyebiliriz sevgili Kahveci’ye.

Önceki gün bir yazı yazdı Kahveci.

Kendisi ekonomi alanında yazar.

Artık nezaketten mi, yoksa Osmanoğulları’nın beylerbeyi dönemindeki ozanlar gibi “başıma bir şey gelmesin” kaygısıyla mı bilinmez, odağı biraz değiştirerek, hakikati biraz bükerek yaptı bunu.

Çok haklı tespitleri, özneyi kaydırarak yapmış olsa da, yazabilecek cesarette olması alkışlanacak bir davranış. İktidar medyasında bunun zerresini görebilmek artık mümkün değil.

Son derece çarpıcı tespitlerin özü şu; “Ankara yani devlet o kadar büyüdü ve şişmanladı ki, artık doyuramıyoruz ve azgın iştahı ülkeyi bitirme noktasına getirdi!”

İbrahim Kahveci’nin yazısının önemli bölümlerinde minik bir değişiklik yaparak sizinle paylaşacağım. Sadece “Ankara” ya da “Devlet” gördüğüm yere “Saray” kelimesini koyacağım.

Buyurun beraber bakalım yazıya:

“Bakınız sarayın bütçe disiplini kayboluyor. İkili açık vermemek için, cari açık kapanmayacağına göre bütçe açığı kapatılacak. Bu şart.”

“2002 yılında bütçe gideri de 120 milyar liraydı. Bu paranın 52 milyar lirası faize, 68 milyar lirası da devlet (O zaman Saray yoktu çünkü) idaresine harcanıyordu. Bütçe gelirlerinin yüzde 85’i ile devlet idare ediliyordu. (Eksik idare de diyebiliriz)

2017 yılında Saray idaresi için Milletten 630 milyar lira gelir topladı. Bu paranın 57 milyar lirası faize giderken, kalan 621 milyar TL Saray idaresi için harcandı.”

2002 yılında 68 milyar TL.

2017 yılında 621 milyar TL.

“Kısaca hangi hesabı yaparsak yapalım Saray çok vergi alıyor ve çok harcıyor. Aslında Saray sadece çok vergi almıyor; vergi dışında da ne varsa satıyor ve kendine gelir yazıyor.

Saray o kadar şişmanladı ki, artık ona para yetişmiyor. GSYH hesaplarını revize ediyor ama her nedense vergi dilimlerini revize edemiyor. Vatandaş lehine vergi politikası uygulanamıyor.

Bugün köprüleri, otoyolları, şehir hastanelerini vs vs kamu projelerini özel sektöre para yok diye yaptırıyoruz. Oysa Saray o kadar çok para topluyor ki; tasarruf aklına gelmediği için para yok diyoruz.

İşte son kapı önümüzde.

16 Nisan referandum sonrası büyük vergi paketleri geldi. Şimdi daha zor durumdayız. Ama kimseden ses çıkmıyor. Herkes acı günleri bekliyor.

Oysa çözümü hafifletebiliriz:

Mesela Saray’ı küçültebiliriz.

Mesela Saray’da israfı önleyebiliriz.

https://www.youtube.com/watch?v=Z_zNAmm_O9Y

Mesela Saray’ın giderlerini azaltabiliriz.

İşte bu nokta çok önemli.

Bu seçimin ardından Saray zayıflamaz ise Millet zayıflayacak.

Tercih bizim. Bakalım hangisini seçeceğiz.”

Kahvecinin yazısı böyle…

Tekrar ediyorum, açıkçası ben –maalesef- pek umutlu değilim. Saray ne olursa olsun tadına vardığı, lüksü, israfı, şatafatı, iki dudağının arasına aldığı milyonlarca insanın kaderine hükmetme imkanını kaybetmez, kaybetmek istemez.

Kaybederse bu ülkede yaşayamaz, hesabını veremez, altından kalkamaz artık..

Geriye enkaz değil hiçbir şey bırakmaz…

Son bir şey…

Osmanlı çadırda kuruldu, bakmayın adına Saray deniyor, Topkapı denen gecekondu yerleşkesinde cihan hakimi oldu.

Ne zamanki Dolmabahçe gibi saraylarda halkı yönetmeye kalktı. Ömrü uzun olmadı ve geriye hiçbir şey kalmadı.

Mütevazı dirilir, şanlı büyüme ve hazin son…

Avrupa’nın izbe köşelerinde bir ülkeyi paramparça görerek yok oluş!

Günümüz yöneticileri, güçleri, idarecileri geçmişin beylerbeyinden çok daha açıkgöz ve çok daha “Manda”..

O yüzden başlıktaki kahramanımızın cinsi değişti…

1 YORUM

  1. Ustadim cok yanlis tespitler yapmissin.

    1- Okuzun torbadan dusmesi mandanin (Bey’in) ana rahmine dusmesi anlamina gelmez. Okuzun yemden kesilmesi anlamina gelir ki “okuz” verimli ve ise yarayan bir canli oldugundan toplumun ise yarayan kesimlerini temsil eder (ozanlar, halk gibi). “Yem” ise bu kesime verilen yiyecek, gida, para vb. Yani ise yarayan insanlarin bogazindan kisildigi anlatilmaktadir. Ayrica zaten okuz ile mandanin arasinda bir gecis pek mantikli degil. Zaten devaminda “Tridine bandim” vardir. Trit yemegi et suyu ile yapilan ucuz sayilabilecek bir yemektir. Insanlar bu yemege muhtac edimislerdir.
    2- Osmanli’yi temsil eden agac Sogut degil Cinar agacidir. Osmanli, Sogut’de kurulmus ve yesermistir. Burasi karismis sanirim.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin