Müebbet hapis cezası verilen Harbiyeli öğrencinin annesi: Çocuklarımızı o gece öldüremediler, cezaevinde öldürecekler

16 Temmuz 2016 gecesi gözaltına alınarak Hava Harp Okulu öğrencilerinden Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Periscope yayınına konuk oldu. Çetinkaya, “Çocuklarımızı o gece öldüremediler, mahkemelerde öldüremediler, cezaevinde öldürecekler!” dedi.

16 Temmuz 2016 gecesi gözaltına alınan ve dört gün sonra tutuklanan Hava Harp Okulu öğrencileri 32 aydır özgürlüğünden yoksun. İddianameleri 1 yıl sonra hazırlanan 3’ü genç kız 259 Harbiyeli’nin 62’sine 18 Mayıs 2018’de, 116’sına da 25 Mayıs 2018’de müebbet hapis cezası verildi.

Bu öğrencilerden Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. TBMM’deki ziyarette Gergerlioğlu’nun Periscope yayınına katılan anne Çetinkaya, gözyaşları içinde kendi oğlunun ve diğer arkadaşlarının dramını anlattı.

“Bizim çocuklarımıza bu düşmanlık neden anlamıyorum.” diyen anne Melek Çetinkaya şöyle feryat etti:

“Bizim çocuklarımızı o gece öldüremediler, mahkemelerde öldüremediler, şimdi içeride öldürmek için uğraşıyorlar. Ve ben velilere diyorum, çocuklarınızı sağ beklemeyin. Bırakın tahliyesini, beraatini çocuklarınızı sağ beklemeyin. Çünkü bizim çocuklarımızı bu devlet gözden çıkarmış. Ben bunu anladım. Ölürse de Nasıl Murat’ın, Ragıp’ın annesi babası nasıl dayandıysa ben de öyle dayanırım. Allah bana da o gücü verir. Ben evladıma şehit oldu derim. Ama elbet bu dünyadan hepimiz göçeriz. Herkesin de hesap vereceği bir yer var.”

‘BU MİLLET ÇOCUKLARIMIZIN HAKKINI ÖDEYEMEYECEK’

Çetinkaya, “Sadece bu devlet değil, bu çocukların hakkını bu millet ödeyemeyecek.” diyerek, insanların duyarsızlığını eleştirdi.

Mahkeme sonrası Hava Harp Okulu Marşı ve Harbiye Marşı’yla mahkeme salonunu terk ettiğini belirten anne Çetinkaya, yaşanan süreci bütün açıklığı ile Gergerlioğlu’nun Periscope yayınında paylaştı.

İşte Kronos Haber tarafından çevirilen Hava Harp Okulu öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın acılı annesi Melek Çetinkaya’nın sözlerinin tam metni:

– Melek Hanım öncelikle Taha Furkan Çetinkaya’nın başından geçenleri sizden öğrenmek istiyorum. Buyurun…

– Nerede nasıl sesimizi duyuracağımızı bilemediğimiz bir dönemdeyiz. Biliyorsunuz hiçbir medya kuruluşu, hiçbir televizyon bizi ekranlara çıkarmaya yanaşmıyor. Biz kim çağırırsa çağırsın gideriz ve derdimizi anlatırız. O konuda hiçbir tereddüdümüz yok. Kim çocuklarımızın iddianamesini isterse veririz, bunda da hiçbir sıkıntımız yok. Maalesef 15 Temmuz darbesinde çocuklarımızı kurban seçtiler. Bunu birçok kişi biliyor ama söylemeye çekiniyor. Görmedim duymadım demeyi tercih ediyorlar. Bir korku havası var. Bizim çocuklarımız 15 Temmuz’dan iki gün önce yani çarşamba günü Yalova’da kamp yerine götürüldüler

– Kaç kişiydiler

– Normalde Hava Harp Okulu öğrencileri 700 kişi. Bu çocuklar sanırım 13 Temmuz oluyor, gemi ile kamp yerine götürüldüler. Askerlik yapanlar bilirler kamp yerinde kesinlikle elektrik yok. Televizyon tablet, telefon hiçbir şey yok. Akşam hava karardığında çocukların ellerinde pilli fenerler var onlarla işlerini görüyorlar. Telefonlar zaten okulda da öyleydi, okula girerken telefonunuzu verirsiniz çıkarken alırsınız. Yani kesinlikle telefon kullanma olayı da yok. Zaten bizim çocuklarımız, 1’nci Sınıf öğrencisi. Bu olay olduğunda 19 yaşındaydılar.

Çocuklarımız daha yerleşemeden cuma günü Hava Kuvvetleri Komutanı (şu an emekli) Abidin Ünal çocuklarımızı ziyaret ediyor, beşe kadar oradaydı. Çocuklarımızla konuştu. Askerliğin önemini anlattı. Gerekirse ölün öldürün gibi sözler.

– Hangi gün oluyor bu.

– Cuma günü. Yani darbenin olduğu gün. Abidin Ünal öğle yemeğinde ve sonrasında çocuklarımızla beraberdi.

– Kamp yerindeydi…

– Kamp yerindeydi ve öğleden sonra 5’te ayrıldı.

– Olağanüstü hiçbir şey yok.

– Kesinlikle hiçbir şey yok. Hatta Hüseyin Ergezen’e bugün okul programı için bugün çocukların programı nasıl diye sorduğunda Ergezen “yemekten sonra sporları var komutanım” dediğinde “çocukları bugün fazla yormayın” dediğini bizzat orada bizim çocuklarımız duyuyorlar. Ve bunu bize söylediler. Yemekte iken de “yiyin aslanlarım, bu akşam yorulacaksınız” dediğini de defalarca söyledik.

Bizim çocuklarımız 15 Temmuz akşamı her şey normal seyrinde giderken saat 10:30 da tam teçhizatlı hazırlan emrini alıyorlar. Bütün çocuklar birkaç dakika içerisinde hazırlanıp çadırlar bölgesinde toplanıyorlar.

– Kamp ortamındalar ve dış dünya ile hiçbir iletişimleri yok. Cep telefonları yok.

– Doğrudur, kamp ortamındalar ve hiçbir iletişim araçları yok. Okul dönemi bitmişti. Her yıl okul bitiminde kampa girerek zor şartlar altında nasıl eğitim alınır. Bunu öğrenirler. Sanki her şey bizim çocuklarımıza göre hazırlanmış, çarşamba günü bizim çocukları kampa alıyorlar ve cuma günü bu olay oluyor.

Çocuklarımız o akşam çadırlar bölgesinde toplandıktan sonra otobüsler geliyor.

– Çocuklara niye toplandıkları söyleniyor mu?

– Hayır, sadece tam teçhizatlı toplanın diye emir veriliyor. Hatta çocuklar birbirlerine soruyorlar ne için toplandıklarını. Ceza aldıklarını düşünenler oluyor. Çünkü çok sık ceza alıyorlardı. Mesela benim oğlum o emrin verildiği anda ismini yakasına ters taktığından dolayı ceza almış. Spor cezası verilmiş koşuyormuş. Yani bu tip cezalara alışık oldukları için o anda benim oğlum ceza aldıklarını düşünmüş. Ama otobüste beklerken o kadar çok öğrenci geldi ki hepimiz mi ceza aldık sorusunu sormuş kendi kendine. Otobüste birbirlerine sorduklarında kimisi terör saldırısı varmış diyor, kimisi tatbikat varmış diyor

– Çocuklar ihtimaller üzerinde konuşuyorlar…

– Evet, söylenmiyor. Hatta otobüsü kullanan ere soruyorlar ‘abi bizi nereye götürüyorsun?’ diye. O şoför kendisi bunu geldi bizim mahkememizde de söyledi. Çocuklar sizin bilmediğinizi ben nereden bileyim demiş. Bu er bir yıl hapis yattıktan sonra beraat etti. Yalova çıkışında otobüsün ışıkları söndürülüyor ve mermi yükleniyor. Kendi aralarında konuşuyorlar ne olduğunu ama komutanlarına sormuyorlar. Çünkü askerlikte emir emirdir. Benim oğlum ve diğerleri ilk defa otobüse bin emri almıyor ki. Benim oğlum Işıklar Askeri Lisesi’nde 5 sene okudu. Belki bin kere otobüse bin emri almıştır. Burada bir emri sorgulama olamaz. Bugüne kadar hiçbir emri sorgulamamış ki otobüse bin emrini sorgulasın. Neden sorgulasın birde. Çünkü şüphelendiği bir şey yok. Otobüsteyken komutanları çocukların ellerine G3 silahlarını ve 40’ar tane mermi veriyor.
Terör saldırısı var kendinizi koruyun. Sizi Bakırköy’de bulunan Hava Harp Okulu’na götürüyoruz. Orası daha güvenli deniyor.

– Bunu söyleyen kim? Komutan mı?

Evet. Oğlum diyor ki anne Yalova kamp yerinden çıkarken kapıda polis ekibi vardı. Bunlar bize nereye gittiğimizi de sormadı. Kamera kayıtları var. Çocuklarım kamp yerinden çıkış saati 00:07. Yani o polislerin o saat itibarı ile darbe girişiminden haberdar olmamaları mümkün değil.

– Bir emir var ve çocuklar o emirle kampı terk ediyor.

– Kamp ortamı olduğu için her türlü sürprize açık oluyorlar. Benim oğlum diyor ki: Anne kamp yerinde komutan bizi uykuya yattıktan 10 dakika sonra kaldırıp eğitime çıkartabiliyor. Denize girin diyebiliyor. Neticede kamp ortamı yani. Benim oğlum 14 yaşında Işıklar Askeri Lisesi’nde nöbet tutuyordu. Başkasının çocukları 14 yaşında iken annesi kahvaltısını önlerine götürüyordu. Biz çocuklarımıza acımamışız. O kadar zor şartlarda eğitim almalarına rağmen ben çocuğuma merhamet etmemişim. Bazen ben kendi kendine diyorum: Melek 32 aydır çocuğunu hapiste tutuyorlar. Devlet bıraksın diyorsun. Ama sen çocuğuna acımamışsın ki o eğitimleri aldırmışsın(ağlıyor) Sen acımamışsın ki Hulusi Akar acısın Abidin Ünal acısın. Sen önce evladına acımamışsın Melek diyorum. Sen önce kendine bak diyorum, vicdan azabı duyuyorum. (Ağlıyor)

Keşke çocuğumu o okula göndermeseydim diyorum. Ama bunun geri dönüşü yok. Biz çocuğumuzu vatana millete hizmet etsin diye askeri okula verdik. 6 sene oradaydı, o güne kadar hiçbir anormallik olmadı. Aldığı hiçbir emri sorgulamadı o günde sorgulamadı. Biliyorsunuz zaten Köprü’ye giden öğrencilerin ve ailelerin durumu çok perişan. Ben çok fazla oğlumdan bahsetmek istemiyorum. Benim oğlumun otobüsü Sultanbeyli’de önleri kesiliyor. Darbe emri verildiklerini öğrenip otobüsten iniyorlar. Halkla birlikte istiklal marşı okuyorlar. Halk orada boyunlarına bayrak bağlıyor. Allaha şükür bu askerlerin içinde hain çıkmadı. Bunlar bizimle beraberler. En büyük asker bizim asker diye tezahürat yapıyor halk.

Yani bir çatışma, kavga silah çekme yok. Ne olduğunu bilmeden otobüse biniyorlar ve Sultanbeyli’de önleri kesiliyor.

– Hatta A Haber 15 Temmuz’dan iki hafta sonra bizim çocuklarımız kahraman askerlerimiz diye haber bile yaptı. Ama buna rağmen bizim çocuklarımıza müebbet verildi.

– A Haber halkla askerin kucaklaşmasına örnek teşkil ettiğini göstermek için sizin çocuklarınız üzerinden haber yaptı diyorsunuz.

– Evet. 15 Temmuz’a iştirak etmeyen kahraman askerler diye verdiler haberi. Durum bu iken neye istinaden müebbet verdiler. Her zaman diyorum. Benim karşıma Erdoğan’ı getirin Hulusi Akar’ı getirin, Abidin Ünal’ı ve hâkim Ersin Özarslan’ı getirin. Bana niye müebbet verdiklerini söylesinler. Ben cahil ilkokul mezunu bir kadınım beni ikna edin. Siz beni ikna edemedikten sonra kimi ikna edebilirsiniz ki.

Bazıları bana soruyor: Çocuğunun Bylock’u mu vardı, Asya Finans’ta parası mı vardı diye. Ben anlatmaktan yoruldum. Orada hapis yatan çocukların hepsi benim evladım onları kendi evladımdan ayırmıyorum. Vereyim size iddianameyi okuyun. Gerçekten hakikati arayan insanlarsanız, helal süt emdiyseniz, gelin bu iddianameyi beraber okuyalım ve bu iddianameden müebbet verilir mi verilmez mi bakalım. Çocuklarımızın her türlü bilgisi ortada. Kim istiyorsa vereyim ben onlara. Bana mail adreslerini göndersinler yeter. Görsünler bizim çocuklarımız kime ateş etmiş, kimi öldürmüş. Bir tane öğrenci silahlarının kurma kolunu bile çekmedi.

Oğlum anlattı, “O kadar çok polis noktasından geçtik ki anne, 00.00-02.00 arasında” diyor. Türkiye yer yerinden oynuyor, biz Ankara’dayız ama çocuklarımız aklımıza gelmiyor, ne oluyor ne bitiyor biz kendimiz evlerimizde korku içerisindeyiz… Diyor ki oğlum, “Anne hiç bir polis bizi durdurmadı. Siz nereye gidiyorsunuz, demedi.” En azından Yalova Valiliğinin de haberi olmadı ki 00.07’de çıkış yapan çocukların kampının önünü Yalova Valiliği neden kapatmadı? O saate kadar her yeri kapatmışlardı. Siz biliyorsunuz konteyner ile, çöp kamyonlarıyla, halk kendi aracıyla, bütün birliklerin önünü kapattınız. Yalova kamp yerinin önünü neden kapatmadınız? Gerçekten bu hain darbe girişiminin içinde benim evladımla beraber, Murat’la Ragıp’a yaptıklarının aynısını hepsine yapmak mıydı bunların niyeti? Ve Rabbim sadece Murat ve Ragıp’ı mı şehit olarak seçti aldı bunların içinden? Ve benim oğlum bana cezaevinde dedi ki, “Anne keşke o gün ben de Murat ve Ragıp abi gibi ölseydim. Şunları yaşayacağıma ölseydim.” Çünkü bizim çocuklarımızı gözaltına aldıklarında kırk kişilik nezarete 120 kişi dolduruyorlar. Çocukları üst üste istifliyorlar. Üzerlerinden, siz bunlara layık değilsiniz, diyerek askeri üniformalarını alıyorlar. Ve yanlarına köpek bağlıyorlar, siz buna layıksınız diye. Tuvalete gitmek isteyen çocuğu alıyorlar oradan, dirseklerini çocukların sırtlarına geçire geçire, kafalarını duvara vura vura tuvalete götürüp getiriyorlar.

– Aynı gece mi?

Evet, 15 Temmuz gecesi karakolda… Çocuklara bir parça ekmek veriyorlar, susadıklarında da tuvaletten su içiriyorlar. Bizim çocuklarımız bunları hak edecek ne yaptı? Tabi ben daha sonra Murat’ın, Ragıp’ın, Kaan’ın, Aziz’in başına gelenleri öğrendikten sonra, benim oğlumun başına gelen neymiş ki… Kaan’ı Boğaz Köprüsünde öldüresiye dövüyorlar, öldü diye çocuğu morga koyuyorlar, elinin azıcık bir hareketlenmesiyle ölmediğini anlayıp morgdan çıkarıyorlar. O halde, kan revan içinde ameliyat önlüğüyle hakim karşısına, savcı karşısına ifade vermesi için çıkarıyorlar. Kaan orada ifade veremiyor ve bayılıyor. Çocuğu o şeklide sürükleyip nezarete götürüyorlar. Nezarette bir daha dövüyorlar öldüresiye.

– Morgdan çıkmış çocuk?

Evet. Tekrar bayıldıktan sonra Şişli Etfal Hastanesine kaldırıyorlar. Kaan gözünden iki kez ameliyat oldu. Yüzde 20 görüyordu. Mahkeme esnasında Kaan’ı tekrar dövdüler ayağa kalktı diye. Ayağı uyuşmuş, geçsin diye ayağa kalkmışlar İsmail ile birlikte. İsmail’in bacağını kırdılar, Kaan demiş ki, “Abi ne olur gözüme vurmayın! İki kez ameliyat oldum, gözüm görmüyor.” Öyle dedi diye daha çok gözüne vurdular ve üçüncü kez gözünden ameliyat oldu Kaan. Ve şu an hiç görmüyor.

Aziz deseniz… Aziz’le beraber, şu an isimlerini hatırlayamadığım o kadar çocuk dövüyorlar ki… Tolga diye bir çocuğumuz var. Top gibi çocuğu polisler birbirlerine atıyor, kasıklarına kasıklarına tekme vuruyorlar, bir yıl boyunca kan işedi Tolga, bir yıl boyunca. Düşünebiliyor musunuz? Ve şu annelerin psikolojisi… İnanın ben psikolojik tedavi görüyorum. Bugün yine ilaç almaya gittim eczaneye, dediler ki bundan sonra vermeyeceğiz, yazdırmanız gerekiyor. Ben doktora gidip ilacımı yazdırmak için bile evden çıkmak istemiyorum.

‘ALLAH’IN ADALETİNE GÜVENİYORUM’

Eşim 32 aydır kendini eve kapattı. Hiç kimseyle görüşmüyor. Ne 15 Temmuz’u ne de başka şeyi hiç kimseyle konuşmuyor. “Ben Allah’a havale ettim, Allah’ın adaletine güveniyorum.” diyor sadece. Başka bir şey söylemiyor ama sağ olsun bana da karışmıyor. Ben elimden geldiğince sesimizi duyurmaya çalışıyorum.

Üç tane kız öğrencimiz var. Hadi bizim oğullarımıza acımadınız, n’olur şu üç tane kıza acıyın. Acınmaya ihtiyaçları yok, belki beni duyduklarında, “Melek Teyze nasıl cümle kurdun?” diyebilirler, beni affetsinler. Ama ben kendim için yalvarıyorum, onlar için değil. Onlar o kadar onurlu, o kadar gururlu ve başları dik ki… Üç tane kızım, papatya diyorum ben onlara. Nimet, üstelik şehit kızı… Annesi, Nimet üç yaşındayken üsteğmen eşini kaybetmiş. Nimet annesinin bir tanesi. Bir daha evlenmemiş, bir daha çocuk sahibi olmamış anne. Nimet, babasının üniformasına bakarak, bu üniformayı bir gün ben giyeceğim, diyerek büyümüş. Tıp’ı kazanmasına rağmen gitmemiş, Hava Harp Okulunu kazanmış ve girmiş. Ama bu kızları ‘darbeci’ yaptılar. Bunlar öğrenci, ikinci sınıf öğrencisi, O kadar çok mağduriyetimiz var ki anlatmakla bitmez…

Avukatlarımız hep şunu söyledi, kesinlikle bu çocuklar tahliye olurlar, ilk mahkemede bunları bırakırlar. İlkinde olmadılar ikinciye umut bağladık. İkincide olmadılar üçüncüye umut bağladık. Çocuklarımız için o kadar çok tanıklık yapmak isteyenler oldu. Gelelim, biz o gece onlarla beraberdik, biz onlara sigara verdik, su verdik dediler. Ağlayanlar vardı, korkmayın çocuklar, siz öğrencisiniz, siz ne yapabilirsiniz, biz sizi koruruz demiş, insanlar.

– Sultanbeyli’deki bu kişiler size diyorlar ki, gelip biz tanıklık yapalım, bu çocuklarda bir şey yok, onlar masun, günah keçisi ilan edildiler. Peki geldiler mi, konuştular mı?

Geldiler, on kişi geldiler ama hakim “dosyaya yenilik katmayacağından reddine” diyerek onların tanıklığını kabul etmedi.

ABİDİN ÜNAL GELSİN DESİN Kİ…

– Ama bunlar canı tanık ve bunları kabul etmiyor hakim?

Evet. Sadece iki kişiyi kabul etti. O iki kişi de çok güzel ifade etti, anlattı, o gece çocuklarla beraber olduğunu, hiç bir şey yapmadıklarını… Zaten ölü yok, yaralı yok, olay erinde bir tane kovan yok. Çocukların İstiklâl Marşı okuduğu görüntüler var. En büyük asker bizim asker, diyerek boyunlardalar, bunların görüntüleri de var. Yani daha ne olsun ki? Bu çocuklar daha ne yapabilirlerdi de darbeye karşı durabilirlerdi? Bunu bana Ersin Özarslan desin, bana Abidin Ünal gelsin desin ki, “Ben bunları böyle mi yetiştirdim, onlar 15 Temmuz gecesi şöyle durmaları gerekirdi.” Ben de diyeyim ki, özür dilerim ben bunu düşünemedim, benim çocuğum suçlu diyeyim. Ben 32 aydır her gece yastığa başımı koyduğumda düşünüyorum: Allah’ım bu çocuklar ne yapsaydı da bu darbeden kurtulsaydı? Biz hakime de sorduk bunu, Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın avukatı mahkemeye katıldı müebbet istediler, onlara da sorduk: Ne yapsaydı da bu çocuklar müebbet almasaydı?

Boğaz Köprüsündeki çocuklar dediğim gibi… Kaan üç kez gözünden ameliyat oldu dedim. Kafası dikiş tutmadı, kelepçelerle tutturdular çocuğun kafasını. Annesi bir hafta sonra görmeye gittim diyor, camın arkasında Kaan mı değil mi bilmiyorum ki, sadece gözünün az bir yeri görünüyor. Bütün kafa mumyalanmış. Sadece sesini duyunca anladım ki Kaan. “Anne böyle gördün ama merak etme ben iyiyim.” demiş. Çocukların kimisi karnından bıçaklanmış, kimisi kolundan… İlk hafta biz gittik çocukları görmeye, hepsi perişan.

– Peki, sizin oğlunuz Taha Furkan, Sultanbeyli’de durdurulan 116 kişi arasında… Bir de başka bölgelerde durdurulanlar var, onları da bir anlatsanız…

Şöyle, aslında çocukları çok bölgelere bölmek istemiyorum çünkü, bu çocuklar beş bölgeye ayrılmışlar fakat bunların hepsi 19-22 yaş arasında olan askeri öğrenciler.

– Habersiz bir şekilde gidiyor hepsi…

Kesinlikle. Kamp yerinde hiç birinin telefonu, tableti, bilgisayarı, hiç bir şeyi yok. Mümkün değil haberleri olamaz. Çocukların hepsi Yalova’dan birlikte çıkmışlar. Sonra hepsi aynı ifadeyi veriyor, bir çelişki yok. İnanın bir aya yakın mahkememiz sürdü. Bu mahkemeye bir sürü avukat katıldı, bizim tarafımızdan olsun, karşı taraftan olsun. Bir tane mi çelişki yakalayamadınız? Deseydiniz ki, bak şu arkadaşın şöyle ifade verdi, sen böyle ifade verdin. Burada çelişki var… Yani yok… Buna rağmen müebbet verildi bu çocuklara.

– Gözaltında ağır muamele ve şiddet gördü diyorsunuz. Ardından mahkeme başladı. Mahkeme safahatı hakkında bilgi verir misiniz? Neler yaşandı? Adil yargılandığınızı düşünüyor musunuz? Avukatınız var mıydı? Hakimin, mahkeme heyetinin tavrı nasıldı? İfadeler, iddianame neydi? Biraz bu konularda bilgi verir misiniz?

Kesinlikle adil yargılandığımızı düşünmüyorum. Mahkeme sürecimiz beş bölgeye bölündüğü için beş ayrı mahkemede yargılandık. Biz 28. Ağır Ceza’da yargılandık. Bizim hakim bey çocuklara hakaret edilmesine çok müsaade etmedi. Aslında her mahkememizin olduğu gün, Boğaziçi Köprüsü olsun, Orhanlı, Sultanbeyli, Boğaziçi ve FSM otobüs otobüs insan taşıdılar… Zaten Twitter’da da görmüşsünüzdür, bunların dernekleri vardı, bu arada ben tabii ki o gece ölen şehitlerimizi de rahmetle anıyorum, onlar bizim şehidimizdir yanlış anlaşılmasın. Onlar üzerinden bir dernek kuruldu, “hain askerlerin mahkemesi var, gelin mahkemelerde haddini bildirelim” diyerek otobüs kaldırma noktaları belirlediler…

– Bir yargısız infaz yapıldı yani, daha bir şey ortada yokken ‘hain’ ilan edildiler…

Aynen. İstanbul içinden otobüsler kaldırdılar. İnsanları mahkemeye getirdiler. Çocuk kalkıyor ifade verecek, “Hain, yalan söylüyorsun!”

– Mahkeme salonunda? Yani çocuk daha ifade verecek, bir taraftan bağırtılar yükseliyor?

O oradan bağırıyor, bu buradan bağırıyor, insanlar birbirine giriyor… Bizim 28. Ağır Ceza’nın hakimi, “Burası tiyatro değil. Ben mahkememde böyle şey istemiyorum, hangi taraftan olursa olsun dışarı atarım.” dedi ve attı. O yüzden bizim mahkemeye bir daha kimse gelmedi. Ama Boğaz Köprüsü mahkemesine o kadar insan geldi ve çocuklara eziyet etti ki, zaten Kaan ve İsmail’i o mahkemede dövdüler. O kadar müsait bir ortamdı ki…

MAHKEMEDE ADAM DÖVÜYORLAR

Evet. Ortalık karıştığı andan hakim bey ortadan yok oluyordu. Hani bırakın durun, susun, yapmayın demeyi, tamamen çocukları; “Biz sizi o gece köprüde öldüremedik, Murat’la Ragıp’ı alabildik sadece, hepinizi alamadık. Biz sizi burada öldürelim.” dercesine çocukları her türlü hakarete maruz bıraktı. Ellerinde su şişeleri, çakmak… Biz girerken aranıp giriyorduk, her şeyimizi bırakıyorduk, onlar nasıl öyle giriyorlardı bilmiyorum. Bir de mahkeme bittikten sonra, Twitter’da orda burda, “Çocuklar bize küfretti, bize hakaret etti!” diyorlardı. Mümkün mü Allah aşkına! Bizim mahkememize bir abi geliyordu, o gece kolu kopmuş, çocuklar ifade verirken ağlıyordu abi, “Bunlar ne kadar masum çocuklar.” diyordu. Çocuklar da şöyle üzüntülerini dile getirdiler: “Üzeyir abi, o gece kolunuzu kaybetmişsiniz, inanın çok üzgünüz ama geriye dönük bir şey yapamıyoruz. Keşke bundan sonra elimizden gelse de her birimiz birer gün kolumuzu size verebilsek de siz kolsuz kalmasanız.” Bunlar böyle pırlanta çocuklarken kalkıp size niye hakaret etsinler ki! Böyle yalan yanlış haber yaptılar. Bugün bana sorsanız, “Hangi bölgedeki çocuklar ilk tahliye edilmeli, mağduriyetleri giderilmeli?” Kesinlikle Boğaziçi Köprüsü dedim. Çünkü orada Murat var, Ragıp var. Tekrar anlatmak istemiyorum, onların nasıl öldürüldüğünü bırakın Türkiye’yi dünya alem biliyor… Sadece bizim Türkiye’dekiler biliyor ama gözünü kapatıyor: Görmedim, duymadım, bilmiyorum yapıyor.

– Ne oldu yani, o askeri öğrenciler orada nasıl öldürüldü?

Zaten Boğaziçi Köprüsündeki çocukların ateş ettiği söyleniyor ama kesinlikle yalan. Bunun görüntüleri de var. Çocuklar otobüsteler, otobüsten inmek istemiyorlar. Oradan halk diyor ki, inin, inmiyorlar, otobüsü ateşe atıyorlar. Bunun görüntülerini de size atarım. Otobüs arkadan yanıyor ve camları kırmışlar. İnsanlar diyor ki, çabuk otobüsten inin otobüsünüz yanıyor. Allah aşkına inmeyip de ne yapacaklardı? Otobüs yanıyor. İndirememişler, yakarak indiriyorlar. Otobüsü yakıyorlar, çocukları indiriyorlar, tabii her biri bir tarafa dağılıyor.

KÖPRÜDEKİ 60 ÇOCUĞUN HEPSİ BIÇAKLANDI

Çocukların inmeme nedeni de aşağıda linç etmek isteyen kalabalık.

Kesinlikle. Ateş eden var, elinde sopalarla saldıran var… Korktukları başlarına geliyor; iner inmez orada bıçaklanmayan, şişlenmeyen çocuğumuz yok. 60 çocuğumuz var, hemen hepsi, kimi karnından kimi kafasından kimi kolundan hepsi bıçaklanmış. Hepsi ameliyat edilmiş. Ve ameliyattan çıkar çıkmaz o kanlı önlükle hakim karşısına ifade vermeye çıkarılmışlar. Oradan da nezarete konulmuşlar… Düşünebiliyor musunuz Allah aşkına. Bunlar torutopu askeri okul öğrencisi. Ne istiyorlar bu çocuklardan ben anlamıyorum. Gerçekten anlamıyorum.

– Bu arada öldürülen iki kişi de linç edilerek öldürüldü.

Murat da Ragıp da, ikisi de şaşkın…Görüntülerde var, bir adam çocuklarımızdan birinin boynuna telefon kablosu gibi bir şey geçiriyor, boğmaya çalışıyor. Murat ve Ragıp’ın görüntülerini sonradan bulduk. Keşke bulmasaydık diyorum ama bunlar delil teşkil edecek diyorlar. 32 ay geçti bir şey yok. Herkes görüyor, yerde yatıyor kan revan içinde.. Adam diyor ki, dur iki tekme atayım da içim soğusun, diyor.

Nerden biliyorsun, asker ya da askeri öğrenci olduğunu? Belki asker üniforması giyen bir provokatördü? Askerliğini yapan herkes üniformasını evinde saklar. benim eşim yedek subay olarak yaptı askerliğini. Bu olaylar olunca attım onu ben. Bu olaylara kadar sakladım. Murat ile Ragıp’ın öldürülmesi için takipsizlik kararı verildi. Neden incelenmiyor.

Köprüde ölen 34 kişi ile ilgili balistik, bilirkişi raporları -nerde. Neden yayınlanmıyor? Bizim çocuklarımız öldürdüyse her cezaya razıyız. Sabaha karşı çocuklarımızı ellerinden silahları aldıktan sonra linç ediyorlar, bıçaklıyorlar zaten…

Çocuklarımız mahkemede o gece olan olayları detaylarıyla anlattı. Hakim, hepiniz aynı şeyi anlatıyorsunuz, diye kızdı. Fikir birliği yapıyorsunuz, dedi. İyi de 116 çocuk aynı koğuşta değil ki…Nasıl fikir birliği yapabilir. Çocuklarımız İstiklal Marşı okuduğu görüntüleri görünce hakim değil tahliye ya da beraat hakim kahramanlık madalyası verecek diye düşündük.

20’li yaşlardaki çocuklara gece boyunca ağız dolusu küfürler ediyorlar. Hatta bir ara Bunlar Türk askeri değil mi, neden karşılık vermiyorlar, dediklerimizi anlamıyorlar mı, diye aralarında konuşuyorlar.

BİZ NEDEN İSTİNAFA BAŞVURAMIYORUZ?

İddianame 1 yılda çıktı. Çocuklar 1.5 yıl tedbiren tutuklama diye tutuklu kaldılar. Sonra müebbet verdiler. Biz müebbet alalı 9 ay oldu. Ama hala gerekçeli kararı alamadım. Bu nedenle istinafa başvuramıyoruz. Gencecik çocukların hayatından gidiyor. Kendi çocuğum için değil sadece. Bu çocuklar çok değerli çocuklar. Oğuzhan var, NASA’da ödül aldı..Bu çocuk müebbet aldı. Buslu ABD’ye okumak için gitmedi, ben vatanıma hizmet edeceğim dedi. Ve vatanı ona müebbeti layık gördü. Cezaevinden ömrümüz boşa geçmesin diye açık öğretime kaydolmak istediler izin verilmedi. Üniversiteye kayıtları yasaklandı.

Hakim son savunmalarını yapan avukatlara da aynı şeyi söyledi. Hepiniz aynı şeyi anlatıyorsunuz. 20 dakikayı geçmesin. Avukatlar da çocuklarımız kısa tutun dedi. Oğlum 3 sayfa savunma hazırlamıştı. Yarım sayfalık bile savunma yapamadı.

‘OĞLUMU DOKTORA BİLE ÇIKARMADILAR’

Benim oğlum içerdeyken ayağını kırdı, bir ay benim çocuğumu doktora çıkarmadılar.

– Niye çıkarmadılar?

İşte, bugün doktor yok, bugün araç yok, bugün izin çıkmadı, bugün şöyle oldu, bugün böyle oldu… Elinde değnek yok, krem yok, hap yok hiçbir şey yok, bir ay benim çocuğumun ayağı simsiyah kesildi. Bir ay sonra doktora çıkarıldı, dışarı… Doktor demiş ki, “iş işten geçmiş zaten, liflerin kopmuş. Kendi kendine iyileşecek.” Hiç bir şey vermeden de çocuğumu gönderdi. Hiç önemli değil. Bana dediler ki, oğlunun ayağı kırılmış, çok üzüldük. İnanın ayağının kırılması, kolunun kırılması nedir ki? Hiç önemli değil. Çünkü ben daha büyük bir mağduriyetin içerisindeyim. Oğlumun ayağının kırılmasına mı üzüleceğim Allah aşkına! Ayaktır kırılır, iyileşir, düzelir yani. Ama yine bizim çocuklarımızdan bir tanesi içeride. Sürekli “başım ağrıyor” diyor. Revire gidiyor, “başım ağrıyor” diyor. Doktor, migrenin var diyor gönderiyor, ağrı kesici veriyor gönderiyor. En son çocuk koğuşta bayılıyor. Çocuğu acil revire kaldırıyorlar, dışarı hastaneye sevkediyorlar. Beyin kanaması geçiriyor ve acil ameliyata alınıyor. Bir hafta yoğun bakımda kaldı. Doktor demiş ki, bu çocuk buna nasıl dayandı? Beyin kanaması geçiren bir çocuk ölmesi lazımdı o anda öyle değil mi? Ve annesine, ailesine haber verilmiyor. Telefon ediyorlar çocuklar haftada bir, o gün telefon görüşü. Annesi diyor ki, benim oğlum aramadı, benim oğlum aramadı. Herkese soruyor… Avukatına soruyor, avukat da aramış olmalıydı diyor. Cezaevini arıyor, cezaevi de haber vermiyor. En son avukatı cezaevine gidiyor ve hastanede olduğunu öğreniyor. Bu çocuğun, ölülerini mi vereceksiniz çocuklarımızın bize. Gerçekten ben diyorum ki, bu çocukları bize sağ vermeyecekler. Dediler ki, biz bu çocukların hepsini orada öldürelim: Darbeci diyelim, hain ilan edelim. Hepsini hainler mezarlığına gömelim. Öldüremediler… Dediler ki, “Biz sizi o gece öldüremedik, gelin mahkemelerde öldürelim.” Şu anda hepsi cezaevinde. 7 kişilik koğuşta 41, 42 kişi kalıyorlar. Çocuğum, “Gündüz tuvalet sırası bekle, gece tuvalet sırası bekle, bıktım” diyor. Nefes alacak yer yok.

PKK’LILARA YAPILMAYAN DÜŞMANLIK HARBİYELİLERE YAPILIYOR

– Yani diyorsunuz, içeride tam bir düşman hukuku uygulanıyor?

– Kesinlikle. Ben bu 15 Temmuz öncesi dağdan çözüm sürecinde indirilen PKK’lılara bakıyordum. Kahvaltı tabağını bile hazırlayıp eline veriyorlardı. Elbette insandır, pişman olmuşsa biz insan kazanmalıyız, düşman değil… Ama bizim çocuklarımıza bu düşmanlık neden anlamıyorum. Bizim çocuklarımızı o gece öldüremediler, mahkemelerde öldüremediler, şimdi içeride öldürmek için uğraşıyorlar. Ve ben velilere diyorum, çocuklarınızı sağ beklemeyin. Bırakın tahliyesini, beraatini çocuklarınızı sağ beklemeyin. Çünkü bizim çocuklarımızı bu devlet gözden çıkarmış. Ben bunu anladım. Ölürse de Nasıl Murat’ın, Ragıp’ın annesi babası nasıl dayandıysa ben de öyle dayanırım. Allah bana da o gücü verir. Ben evladıma şehit oldu derim. Ama elbet bu dünyadan hepimiz göçeriz. Herkesin de hesap vereceği bir yer var. Sadece bu devlet değil, bu çocukların hakkını bu millet ödeyemeyecek. Bu millet ödeyemeyecek, o kadar duyarsız o kadar kör, o kadar sağır bir millet ki… Bana geliyor, diyor ki “Askeri öğrenci suçsuzdur, çıkarırlar.” Bunu bana söyleme, ben biliyorum zaten. Bunu her yerde söyle, benim arkamda dur, benim yanımda dur. Benimle gel bir yerlere. Oraya gidelim, “yok, bizim de alırlar”, şöyle yapalım yahut da bir cuma mesajı paylaşalım, “yok benim çocuğum memur, benim çocuğumu görevden alırlar. Ya, şöyle yap, “Ben orada gözükürsem benim kocamı işten alırlar.” Hani siz müslüman millettiniz, hani rızk Allahtandı. Eğer Allah sizin rızkınızı kesmişse o kesilmiştir zaten. Ama ben müslüman bir ülkede yaşadığımıza inanmıyorum. Kesinlikle şu millete müslüman millet denemez. Mümkün değil…

– Melek Hanım oldukça ağır iddialarda bulunuyorsunuz… Bunların aydınlatılması gerekir.

– Çocuğumuzun biri mide kanaması geçirdi. O da sürekli ağrılarım var diyor. Doktor var, diyor ki, “Oğlum sen mide kanaması geçiriyorsun. Revire çık.” Revire çıkıyor, revirdeki ilaç veriyor gönderiyor. En sonunda o çocuğumuz da bayıldı koğuşta. Mide kanaması geçiriyormuş deyip onu da hastaneye yatırdılar. Bir tanesi dişinden rahatsız, bütün kafa şişti, dişinin ağrıdığı taraf şişti. Çocuğu dışarı çıkarmadılar. Kız kardeşi var diş hekimliği okuyor, artık o hocasından öğrenmiş ne yapması gerektiğini, o iltihabı nasıl boşaltması gerektiğini, telefonla ağabeyine anlatıyor, “Ağabey, şöyle şöyle yap, böyle böyle yap” diyor. Hemen o iltihabı atması gerekiyor, bütün kafasına yayılır. Kardeşinin tarifiyle çocuk kendi kendini iyileştirdi.

– Bu derece sağlık hakkından yoksun durumdalar…

– Hayır, şu anda kitap vermemizi de yasakladılar. YGS sınavı yaptılar, bizim çocuklarımız YGS sınavında, yabancı dil sınavında 80’le 95 puan arası aldılar. 95 puan alan çocuğumuz var. Tabi biz bununla gurur duyduk, neden, “Hava Harp Okulu öğrencileri soruları çalarak girdi” denildiği için, “Bakın”, dedik “Görün, iki yıldır cezaevinde olan çocuklar mı soru çaldılar.” Hani YGS’ye girdiler, bu başarıyı elde ettiler. 95 puan aldılar dedik. Demez olsaydık. Biz her hafta çocuklarımıza kitap götürüyorduk. O hafta çocuklara kitap vermek yasaklandı. Şu anda biz çocuklarımıza kitap veremiyoruz.

ÇOCUKLARIMIZA KURAN BİLE YASAK!

– Yani içeriye kitap…

– Kesinlikle! Ne dini, ne dünyevi, kimisi diyor, “Kuran da mı veremiyorsunuz”, evet Kuran da veremiyoruz, İngilizce de, hiç bir şey veremiyoruz. Üniversite okuyamıyorlar, üniversite sınavına giremiyorlar. Okuması için kitap götürüyoruz, almıyorlar. Öldürün ya, öldürün! İdam yasasını çıkarın, Allah aşkına asın hepsini… Kurtulun ya! Siz de kurtulun, biz de kurtulalım. Ben her hafta çarşamba Silivri’ye gitmekten bıktım. İnsan evladına gitmek için sevinmez mi, hayır ben sevinemiyorum. Ben o yolları gitmekten, evladımı o dört duvar arasında görmekten ben nefret ediyorum. Öldürsünler! Murat’la Ragıp’ı nasıl öldürdünüz, onları da öldürün. Bitsin ya, bitsin artık bu çile… Yeter ya, hiç değilse mezarının başına gider ağlarım. Hiç değilse “Rabbimden geldi” derim. Bu kadar zulüm, bir devlet kendi öğrencisine, kendi milletine zulmetmez ya… Bu kadar zulüm olmaz ya… Yok çıkıyorsun, Ömer Faruk Gergerlioğlu’na gidiyorsun, yok HDP’lilerle beraber oldun. CHP’ye gidiyoruz, “Yok CHP’lilerle beraber oluyorsunuz.” Arkadaş, AK Parti milletvekillerinden randevu talep ediyoruz vermiyorlar. A Haber’e sürekli mesaj atıyorum, Kanal D’ye, Star’a…Ya arkadaş çıkarın beni kanalınıza da orada konuşayım diyorum ya. E, niye davet etmiyorsunuz. Kendiniz çıkarmıyorsunuz kanallarınıza, konuşturmuyorsunuz. Ondan sonra da, “Vay efendim HDP’lilerle berabersiniz, CHP’lilerle berabersiniz.” Ya insan değil miyiz hepimiz. Ya insan kazanmak zorunda değil miyiz? HDP’li insan değil mi? CHP’ye gidince neden suç oluyor, HDP’ye gidince neden suç oluyor. AK Parti kabul etmiyor, sen suçlusun o zaman. Sen kabul etmiyorsun ki beni. Ben diyorum ki, sizin huzurunuzda da bunu söylüyorum, “A Haber beni çağırsın, yarın beni canlı yayına çıkarsın. Siz de gelin, birlikte çıkalım. Benim çocuğumu neyle suçluyorlarsa canlı yayında söylesinler bana.

– Bunu siz hem A Haber’e, hem bütün medyaya söylüyorsunuz.

– Bütün medyaya söylüyorum, sadece A Haber’e değil. A Haber’e neden söyleniyorum, şu anda yandaş medya olduğu için, bütün Türk milleti tarafından en çok izlenen kanal olduğu için… FOX da olur, A Haber de olur. Hiç farketmez, benim nereye çıktığım önemli değil. Benim mağduriyetimi doğru düzgün nerede anlatabildiğim önemli benim için. Ben Youtube’dan Erk Acarer’in programına katıldım. Ona da öyle söylediler. Kimisi diyor, FETÖ’nün kanalı, kimisi diyor PKK’nın kanalı… Ya arkadaş ben PKK’nın FETÖ’nün derdinde değilim. Ben 42 yaşında evladı için mücadele eden bir anneyim. Sadece kendi evladım için de değil. Benim içeride 259 tane evladım var. İçinde 3 tane papatyam var. Biri şehit kızı, duyur artık ya, duyun! Ne olur, duyun… Bu kızlar tıbbı kazanıp da gitmeyen, hava harp okuluna giden idealist çocuklar bunlar, yapmayın artık bunu ya. Ne diyeyim, ne anlatayım Allah aşkına. Ne anlatayım ben bu millete. Neyi söylememi istiyorsunuz, daha ne anlatayım. Ne denir ki, artık bazen nefret ediyorum. Meclis’e de gitmekten, onunla bunula da konuşmaktan lanet olsun diyorum. Ama bir yandan da ciğeriniz yanıyor. İnanın müebbet aldığımızdan beri bütün kış, eşime sorun ben cam açık, önünde yatıyorum. Kar, kış… Lapa lapa kar yağıyor ben o camın önünde yatıyorum. Çünkü ben nefes alamıyorum. Ben boğuluyorum, beni boğuyorlar evin içinde. Ve sadece çocuklarımızı idam etmesinler. Annelerle beraber idam etsinler, rica ediyorum. Bizim çileyi de bitirsinler.

Sadece çocuklarımızı idam etmesinler; yalvarıyorum, anneleriyle beraber idam etsinler. Bizim çileyi de bitirsinler. Ben zaman zaman intihar etmeyi düşünüyorum. İlaçlarla ayakta duruyorum. İntiharın eşiğinden dönüyorum.

BABASI SABIRLA BEKLİYOR

Ailecek neler yaşıyorsunuz. Eşiniz ve çocuklarınız var. Biraz onlardan da bahseder misiniz?

Benim bir kızım, bir oğlum daha var. Kızım bu sene üniversiteye yerleşti. Normalde fen lisesinde okuyordu. Başarılı bir çocuktu. Ama abisini merak etmekten, geceleri ağlamaktan ders çalışamadı. Tıp hedefleyen çocuk, tıp kazanamadı. Diş hekimliğini kazandı. ‘FETÖ’cüyüz ya! Belki o da soru çalmıştır! Bunu da söyleyebilirler! Ben içerideki çocukların başarılarıyla gurur duyarken, içerideki çocukların kardeşlerine bakıyorum, yüzde 50’den fazlası ya tıp okuyor ya hukuk okuyor. Bu kadar başarılı, bu kadar zeki çocuklar bunlar. Hepsi Anadolu çocukları. Onun küçüğü bir oğlum daha var. 6. sınıfa gidiyor şu anda. 2 buçuk senedir ben bu çocuğa bakamıyorum. Bir çorba pişirip önüne koyamıyorum. Benim çocuğum 2 buçuk senedir makarna, çikolatalı ekmek ve yoğurtla besleniyor. Şu obez olma şeyinde yani. Ama elimiz kolumuz kalkmıyor. Yüreğimiz yangın yeri. Evlatlar akıldan çıkmıyor. Bir yemek yapıyorsun; acaba bu yemek orada çıkıyor mu, yiyor mu, diye düşünmekten bittik artık. Anne, baba, kardeş; herkes bitmiş vaziyette.

– Babası ne iş yapıyor?

Babası özel bir şirkette muhasebecilik yapıyor. 32 aydır kendini eve kapattı. Hiç kimseye gitmiyor, hiç kimseyle konuşmuyor. Sadece evde. 32 aydır sadece abisine gidiyor. Soranlara bile anlatmıyor. “Ben sadece Allah’a anlatırım” diyor. “Benim derdimi o dinler, o çare bulur” diyor. “Bekliyorum sabırla” diyor.

– Psikiyatrik açıdan tedavi görüyor mu?

Görmüyor ama götüremiyorum. Ben doktora gidiyorum, ilaçlarımı alıyorum ama yeterli olduğunu düşünmuyorum. Sık sık sinir krizi geçiriyorum. Daha fazla da ilaç almak istemiyorum. Kriz geçirmenin ötesinde günlük ben nefes alamıyorum evde. Kar, kış, kıyamet… Herkes ısınamıyorum diye kaloriferlerini açarken benim evime gelen donuyor. Nefes alamadığım için kapıyı, pencereyi açıyorum ben.

– Peki… Çok çok üzücü inanın ki. Söylenecek bir kelime yok. Biz bunu OHAL döneminde çok yaşadık ve raporlaștırdık. İzleyenler bunu çok iyi biliyor. Çok acı olaylar yaşanıyor. İnsan insana yapmaz dediğimiz çok olay yaşandı ve yaşanıyor. Devlet, yargısız infaz yapmaz, yapmamalı. Ancak bunu çok yaşadık OHAL sürecinde. Farklı kesimlerden birçok kişi bu yargısız infazları yaşadı. Furkan Çetinkaya da belli ki yargısız infaz yaşayan yüzlerce askerî öğrenciden birisi. Ne olduklarını anlamadan büyük felaketin içine düşmüş binlerce aile var maaalesef. Biz zaten konuya duyarlıyız. OHAL döneminde yaşanan her türlü hukuksuzluğa şiddetle karşıyız. Şahsen ben darbe gecesi darbeye nasıl karşı çıkmışsam, sonrasında yaşanan binlerce hukuksuzluğa da şiddetle karşı çıktım. Çünkü biz insan hakları savunucusuyuz. Çünkü biz vicdanlı ve ahlâklı olmak gerektiğine inanıyoruz. Binlerce acılı annemiz, babamız var. Onların sorunlarına tercüman olmaya çalışıyoruz. Çünkü biz milletvekiliyiz. Bu programa katıldığı için Melek Hanım’a çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim gerçekten. Allah razı olsun. Sesimizi duyurdunuz. Biz sesimizi nasıl duyuracağımızı bilemiyoruz. İnşallah sesimiz ilgili yerlere ulaşır.

’32 AY NASIL AYAKTA DURDUM BİLMİYORUM’

– Son olarak, devlet görevlilerinden neler beklediğinizi söylerseniz… Çünkü karşınızda müebbet var. Çok kötü yargılama sonrasında çok ağır cezalara çarptırılmış binlerce gencecik çocuk var. Belli ki bu yanlıştan dönülmeli. Verilen kararlarla temyize gitmekte bile zorlanıyorsunuz. 9 aydır temyize bile gidememişsiniz. Son olarak devlet görevlilerinden neler beklediğinizi belirtirseniz memnun oluruz.

Ben ilk etapta Murat ve Ragıp ‘ın şehitliğini talep ediyorum. Ondan sonra başta Boğaziçi’ndeki cocuklar olmak üzere bütün çocuklarımızın beraatini talep ediyorum. Değil tahliye edilmelerini, beraatlerini talep ediyorum. Zaten herkes biliyor bu çocukların ne kadar masum olduklarını ve beraati hak ettiklerini. Çocuklarımızın değil bir günü, bir saati bile o kadar kıymetli ki… Özgürlük için bir saat bile çok geç. Geç gelen adalet, masuma zulümdür. Bizim adaletimiz çok fazla gecikti. Çocuklar ilk girdiğinde bize dediler ki en fazla bir ay sürer. Bir aya kadar ifadelerini alırlar ve salarlar. O bir ay nasıl geçecek Allah’ım diye bayılmıştım o gün. Bir ay geçmez bana demiştim. Ama 32 ay oldu. 32 ay nasıl ayakta durdum bilmiyorum. Bütün anneler bu şekilde ayaktayız. Allah’tan umudumuz kesilmiş değil. Ama arada bir vesile, bir sebep gerekiyor bir şeylerin olabilmesi için. Allah’tan umudumuzu kesmedik derken kendi kendine kapılar açılmayacak, bir mucize olup çıkmayacaklar. Hukuk devletinde yaşıyorsak, adaletin tez zamanda tecelli etmesi gerekiyor. Hakkın, hukukun yerini bulması gerekiyor.

– İnşallah hak, hukuk ve adalet yerini bulur ve bu acılardan kurtulursunuz. Adaletin yok olduğunu görüyoruz ve acılar çeken binlerce insanımız var. Programımız burada sona eriyor. Biz bunların takipçisi olacağız. Türkiye’de yargı bağımsızlığının dibe vurduğu bir dönemi yaşıyoruz maalesef. Bunun kurbanlarından biri oldu askerî öğrenciler. Tüm askerî öğrenciler adına Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya’yı konuk ettik. Çok üzücü şeyler söyledi. Yürek dayanmıyor gerçekten. Biz bu olayın takipçisi olacağız ve peşini bırakmayacağız. Ortada hakikaten çok büyük bir zulüm var.

Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin