Meseleyi ve çözümü yanlış yerde aramak [Karakuşi Ak Adalet-1]

YORUM | RAMAZAN FARUK GÜZEL

“Karakuşi Kadı’nın Adaleti” nedir, bilir misiniz? Günümüzde AK Parti’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) yargı sisteminin tarihte ilk/gelişmemiş hali diyelim özetle!… Suçlu suçsuz, herkes içeri alınırken, gerçek teröristler “daha tam makul şüphe oluşmadığı”ndan, elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor. Bu yaşananları görünce, bizden sonraki nesiller Karakuşi Adaleti’ni değil “AK-Adalet”i konuşacak, örnek verecek. Çünkü, AKP ‘Karakuşi’yi de çok çok aştı. Bilmeyenler için Karaşuki Adaleti”ni anlatalım önce:

KARAKUŞİ ADALETİ

Osmanlı döneminde, yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Karakuşi kadı bir gün bir fırının önünden geçerken burnuna mis gibi bir koku gelmiş.

Bakmış koku fırından geliyor.

Fırına girmiş ve nar gibi kızarmakta olan bir ördek görmüş.

Demiş; “Ben bu ördeği aldım.”

Fırıncı, her ne kadar “Bu ördeğin sahibi var” dese de, Kadı’yakarşı gelememiş. (Kolay mı, sana bir suç isnat eder, içeri atar, kimseye masumiyetini bile anlatamazsın böyle birisi karşısında…)

Neyse, fırıncı, paket yapmış ve ördeği vermiş.

Az sonra ördeğin sahibi gelmiş ve:

“Hani bizim ördek?” demiş.

Fırıncı ne yapsın: “Uçtu” demiş.

“Uçardı, uçamazdı”, derken kavga başlamış.

Kavga sırasında araya giren bir gayrimüslimin gözü çıkmış.

Gayrimüslimin gözünü çıkardığını gören fırıncı, korkmuş ve başlamış kaçmaya.

Gözü çıkan adam da başlamış fırıncıyı kovalamaya.

Fırıncı kaçarken bir duvarın üstüne atlamış ve hamile bir kadının üstüne düşmüş.

Hamile olan kadın çocuğunu düşürmüş.

Bunu gören kadının kocası da düşmüş fırıncının peşine.

Can havliyle kaçmakta olan fırıncı, Yahudi bir vatandaşa çarpmış ve adamı düşürmüş.

Buna kızan Yahudi de başlamış fırıncının peşinden koşmaya.

Derken, zaptiyeler hepsini derdest edip Karakuşi Kadı’nın önüne çıkarmış.

Karakuşi Kadı sırayla sormuş.

Ördeğin sahibi;

“Bu adam ördeğimi iç etti” demiş.

Karakuşi Kadı fırıncıya sormuş,

“Ne yaptın bu adamın ördeğini?”

Zavallı fırıncı, “Sen aldın Kadı efendi” diyemediğinden, “uçtu” demiş.

Kadı efendi, kara kaplı defterini açmış ve:

“Ördek tayyardır, tayyar uçar anlamına gelir, o halde ördeğin uçması suç değil, fırıncının kabahati yok” diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Kadı, gayrimüslim vatandaşa sormuş,

“Senin şikâyetin nedir?”

Gayrimüslim vatandaş,

“Bu adam benim gözümü çıkardı, onun da gözü çıkarılsın” demiş.

Kadı efendi kara kaplı defterinden bir sayfa çevirmiş ve:

“Her kim gayrimüslim vatandaşın iki gözünü çıkara, o müslüminin tek gözü çıkarıla” demiş.

Gayrimüslim vatandaş,

“E ne olacak şimdi” demiş.

Kadı, “şimdi” demiş,

“Fırıncı senin diğer gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”

Bunu duyan gayrimüslim hemen şikâyetinden vazgeçmiş ve fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Sıra gelmiş çocuğunu düşüren kadının kocasına…

Kadı efendi, kara kaplı defterinden bir sayfa daha çevirmiş ve “tamam” demiş.

“Sen de karını bu fırıncıya vereceksin, fırıncı düşen çocuğun yerine yenisini koyacak” demiş.

Tabi kadının kocası derhal vazgeçmiş şikâyetinden.

Böyle olunca fırıncı bu davadan da kurtulmuş.

Kadı efendi, nihayet Yahudi vatandaşa dönmüş ve:

“Senin şikâyetin ne bre” demiş.

Yahudi ellerini açmış:

“Ne diyeyim Kadı Efendi” demiş,

“Adaletinle bin yaşa sen emi..!”

Ne diyelim biz de, çok yaşa emi adalet!

HÜKM-Ü KARAKUŞİ

Karakuşi’den gelen bir de “Hükm-ü Karakuşi” meselesi var. Eşini bulamadığı için karısını, çocuğunu içeri atanların olduğu günümüzde bire bir…

Neyse, hırsızın birisi karanlık basınca yağmur borusuna tutuna tutuna balkona çıkmış, korkuluğu tutmuş elinde kalmış, aşağı düşmüş, ayağı kırılmış.
Bu “hem suçlu hem güçlü” hırsız “Karakuş”a gitmiş:
“Kadı efendi, soyacağım eve girmek isterken, balkonun korkuluğu kırıldı, düştüm bu hale geldim, ayağımı kırdım, ev sahibinden şikayetçiyim! Balkonu çürük yaptırdığı için, düştüm ayağımı kırdım!” demiş.
Karakuş da ev sahibini çağırıp hesap sorunca ev sahibi:
“Balkonu ben yapmadım ki, marangoz yaptı, kabahat onun!”
Marangozu çağırmışlar o da kendisini savunmuş:
“Kadı efendi, ben balkonu yaparken, sokaktan yeşil feraceli bir kadın geçiyordu, ona dalmışım, o kadar güzel yeşildi ki! Demek ona bakarken çiviyi boşa çakmışım, korkuluk kırılmış!”
Kadını getirmişler, o da kendisini savunmuş:
“Kadı efendi, ben feraceyi boyasın diye, boyacıya verdim, o da tutmuş yeşile boyamış, bütün suç boyacının!”
Kadı bozuntusu bu sefer de boyacıyı çağırtmış, ona bir güzel çıkışmış! Boyacı, korkudan ne diyeceğini bilememiş. Karakuş da idam hükmü vermiş.
Boyacıyı asmaya götürmüşlerken, bir süre sonra cellat gelip:
“O boyacının boyu sehpaya uzun geldiğinden kendisini asamıyorum…” deyince Karakuş:
“Öyleyse, kısa boylu bir boyacı bul, onu as…”

Ne oldu, saçma mı geldi size? “Bu kadar adeletsizlik de olur mu?” mu diyorsunuz? Şimdilerde bunlardan bin beteri oluyor ya!..

ADALETTE ÇÖZÜM ARAYIŞI

Karakuşi adaleti size ne kadar tanıdık geldi, değil mi?

Yolsuzluk yapan kamu görevlisi, ona ses etmeyenler, suçu başkalarına atmalar, suçlunun bir de üste çıkması, saçma çözüm arayışları…

Ve günümüzde insanlar, haksızlığa karşı ortak ses çıkarmak yerine, mağdurlar arasında ayrım yapma, bir mağdur kesimin başka mağdurları yerin dibine batırmakla üste çıkma arayışları.. Halbuki çözüm burnumuzun dibinde.. ama işimize gelmediği için başka yerlerde arıyoruz. Kim gibi, bizim Nasrettin Hoca gibi.

Hani Nasrettin Hoca, bir gün kilerinin kapısının önünde yerleri karıştırıp, aranıp duruyormuş.

Onun bu hâli, görenlerin dikkatini çekmiş:

“Ne arıyorsun Hoca Efendi, yerde hiçbir şey görünmüyor. Ne aradığını söyle de beraber arayalım” demişler.

“Anahtarlarımı düşürdüm de, şöyle el kadar dört tane birbirine zincirle bağlı anahtar” diye cevaplamış Hoca. (Bir başka rivayette ise, “düşürdüğü para kesesini aradığını” söylemiş.)

Soranlar iyice şaşırmışlar;

“Buralarda bir şey yok. Sen nerede yitirdin anahtarlarını ki?” demişler.

“İçerde, kilerde” demiş Hoca.

“Öyleyse ne diye burada arıyorsun!?”

“İçerisi karanlık, görünmüyor. Onun için burada arıyorum.” demiş bizim muzip hoca.

Sözün burasından sonra Hoca’nın şöyle dediği de rivayet olunur:

“Sizin Cenneti meyhanelerde aradığınız gibi ben de anahtarları burada arıyorum.”

Zira Nasreddin Hoca’nın bu hareketini;

Ahirete inanmayan ve hakikatleri yanlış yerlerde arayanları, bir örnek vererek uyarmak için yaptığı rivayet olunur…

Evet, terör ve teröristler aranıyor ülke genelinde köşe bucak;

Kreşlerdeki çocuk bezlerinin içinden tutun da, tefsir, siyer kitabı yazanların evlerinden, hayır derneklerinin kayıtlarından…

Ve gözü dönmüş nice teröristler var ki, uluslararası destekçilerinden aldıkları korkunç silahlarıyla bir örümcek ağı gibi sarmakta.

Gerçek suçlular, gerçek teröristler gücü ellerinde bulunduruyorlar.

Ellerinde boya kovası taşıyıp istediklerinin üstüne, kapısının üzerine kara çalanlar misali;

gözüne kestirdiklerini fişliyorlar, yaftalıyorlar. Uydurdukları bazı gerekçe ve delillerle de insanlara ceza yağdırıyorlar. Bu sözde delil kimi zaman ByLock oluyor, kimi zaman bir dernek/ sendika üyeliği ya da bir bankada hesap dökümü olabiliyor.

Gücü ele geçirmiş, adalet mekanizmasını dize getirmiş kimselerin Anayasa’yı, AYM’yi, AİHM’i takmadığı yerde, bizim gerçek hukuktan bahsetmemiz, kanunların özünü hatırlatmamız belki abesle iştigal gibi gelebilir, ama bize düşen hatırlatmak. Nazlı Ilıcak’ın bir zamanlar uyardığı gibi, “İnsanların ABD’deki gibi “This land is my land” (Bu vatan benim) diyebilmesi için” geçmişte biriken ve şu an da devam eden bu tortulardan kurtulması gerekiyor.

Bir sonraki yazımızda ByLock meselesini enine boyuna ele almaya çalışalım. BM, AİHM aslında bu meseleye diyeceğini dedi, Londra’daki Akın İpek davasında Türkiye Adalet Bakanlığı yazısında da ikrar edildi. Ama hukukçu kimlikleriyle bu rantı devam ettirmek isteyenlerden dolayı hatırlatmakta fayda var.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin