“Korkusuz yargı” mümkün mü böyle bir ortamda?

ADİL YARGILAMA İÇİN BAĞIMSIZ YARGI (6)

YORUM | RAMAZAN F. GÜZEL

AKP, bu yerel seçimlerden istediği sonuçları alamadı, özellikle de İstanbul’u kaybetmiş olması çok büyük bir hazımsızlık yaptı. İstanbul onlar için çok önemliydi zira binlerce partili adamlarını ve ordularını oradan besliyorlardı. Kurdukları bu dev çark, bu girift hortumlama, besleme sistemi ile dönüyordu, yemleri kesilmeye başlayan kimselerin zamanla eleştirmeye başlamaları, acıkınca bu helvadan putlarını yeme riskleri vardı.

Dolayısıyla da ortada 7 Haziran seçimleri sonrası bir hava var. Üst üste gelen terör olayları, şehit cenazeleri, saldırılar… (Ardından gelebilecek olaylar da muhtemelen korkunç patlamalar ve toplu kıyımlar…)

Akabinde iyice bunalan halkın da, “Bu iş yine AKP ile yürür” demesi…

Bu tezgah bundan önce işe yaramıştı, tekrar uygulamaya konulacak anlaşılan.

Geçtiğimiz haftasonu gelen 4 şehit cenazesi, yeni bir fitilin ateşlendiğini gösteriyor. Taziye ziyaretine giden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan yumruklu saldırı ve sonrasında yaşanan linç girişimi ülkenin genelini tedirgin etti, hatta ürküttü.

Zira Türkiye tarihi böyle bir çok trajediler ile dolu. Sivas katliamı da akıllarda kalan en acı örneklerden. İnsanların galeyana getirilmesi, Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi, kolluk güçlerinin ve mülki erkanın olayları yatıştırma konusunda işi ağırdan alması ve netice olarak bir çok canın yitirilmesi ve bazı insanların da yaralanması ve ülke belleğinde silinmez bir yara izi bırakması!

BİRİLERİNİN “BEKASI” YOLUNDA!..

2010’larda “Kürt Açılımı”, “Barış Süreci” vb girişimlerde bulunan Erdoğan ve AKP, seçimlerde beklediği kadar Kürt oyları alamayınca ve Selahattin Demirtaş gibi siyasilerin ona Başkanlık seçimi zamanında zorluk çıkarması ile Erdoğan, bu süreçleri bitirmiş, masayı dağıtmıştı.

2013 yılı sonundaki 7/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sonrasında ise Erdoğan iyice Avrasyacı ekibe yanaşmış, hatta kendisini onların kollarına bırakmıştı. O dönemlerde MHP lideri Devlet Bahçeli kendisini kıyasıya eleştiriyor, yolsuzluk dosyaları üzerinden kendisini ve partisini yerden yere vuruyor, “Onlardan hesap sormazsam namerdim” diye yeminler ediyordu.

O dönemlerde Erdoğan’ın metin yazarlığını da yapmış olan Ankara milletvekili Aydın Ünal, Bahçeli için, “Çok yakın bir zamanda o tükürdüklerini kendisine itinayla yalatacağız” demişti. Bu açıklamasından çok kısa bir süre sonra da Bahçeli’nin keskin bir U dönüşü görülmüş ve akabinde de AKP ile ittifakı başlamış, önceki dediği bütün sözleri, yeminleri adeta yalayıp yutmuştu.

Bu dönüşte ‘Bahçeli’nin çok uygunsuz görüntülerinin kendisi aleyhine kullanılmasının etkili olduğu” rivayetleri dolaşsa da tek başına bunun etken olduğunu söylemek çok yüzeysel kalır. Nitekim Bahçeli’nin ne kadar derin birisi olduğu, ne kadar derin bağlantıları bulunduğu bilgisi artık aleme ün oldu. Böyle bir siyasi figürün bu yönü de bilindikten sonra, bunun bir şantaj kasediyle oldu bittiye gelmediği, şu ara Türkiye’yi diyazn eden, adeta narkozsuz operasyon yapmakta olan derin yapının devrede olduğu ve iki güce de “Bu ara artık birlikte çalışacaksınız” dediği açıkça görülüyor.

Bu durumdan da Bahçeli’nin hiç de şikayetçi olmadığı, partisinin bölünme ve hatta bitme noktasına gelmesine rağmen bu şekilde –her şeye rağmen- liderliğini koruduğu, bilgisayar başında, seçim sistemleriyle oynanarak partisinin oylarını artırmış gibi gösterilmesinden dolayı karlı bile çıktığı söylenebilir. Şu son seçimlerde de olmadık yerlerden belediyeleri aldığı bile görüldü.

Şu son 4 yıldır bu Cumhur İttifakı’nın genel söylemi, “Vatan elden gidiyor, bize destek verin. PKK, Fetö, dış güçler bize saldırıyor, bizim etrafımızda toplanın” ve şu son yerel seçimlerdeki parolası ise “Beka sorunu” idi, genel söylem ise “Bize oy verin yoksa ülkenin bekası elden gidiyor” idi.

İcraatların, yerel hizmetlerin konuşulmadığı yerde “beka” üzerinden seçim propagandaları yürütülürken, AKP ve MHP’nin seçim ortaklığı olan Cumhuriyet İttifakı; karşısındaki (CHP, İYİ Parti, SP’den oluşan) Millet İttifakı’nı “Zillet İttifakı” olarak tanımlayıp onları ihanet içinde olmakla suçlamıştı. Genel gerekçe ise “HDP’nin ve Kürtlerin onların destekliyor olması” iddiaları idi.

Seçim sonunda görüldü ki Kürtler, bu seçimlerde sağduyulu yaklaşarak tahriklere kapılmamış, belli yerlerde aday bile çıkarmayarak Cumhuriyet İttifakı’nın karşısındaki adaylara sessiz desteklerini verip geçmişlerdi. Hemen her yerde başa baş giden çekişmelerde HDP’nin ve Kürtlerin Millet İtitfakından yana ağırlığını koyması hemen her yerde etkisini hissettirmiş, kritik seçimleri Millet’in kazanmasına ön ayak olmuştu. (Bunda sanırım Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden gelen destek mesajı da etkili olmuştu.)

Kürtlerin ve HDP’nin bu sihirli dokunuşu ve katkısını Erdoğan ve ittifakı hiç unutmadı, unutmayacak da sanırım. Cemaat’ten yana yeterince hıncını alan Erdoğan’ın bundan sonra dünyaca malum kin ve nefretini Kürtlere kanalize etmeye başlayacağını söylemek abes olmasa gerek.

SEÇİM SONRASI DA KIŞKIRTMAYA DEVAM

Seçim boyu “Beka sorunu” deyip duran Erdoğan ve ittifakı, seçimden sonra da bu söylemin dozunu artırmaya devam ediyor. Bu şekilde gerilimi tırmandırıp seçimleri iptal ettireceği ve Haziran gibi baskın seçimler düzenleyeceği, dillendirilen senaryolardan…

Havuz medyası hemen her gün kışkırtıcı manşetlerle çıkıyor. Bu konuda en seviyesizlerden birisi de GYY’liğini Turgay Güler’in yaptığı Güneş gazetesimsi idi. Manşetine CHP ve Ekrem İmamoğlu’nu koyarak iri puntolarla “Mutlu musun?” diye sorması, Danıştay saldırısında hakimleri hedef gösteren Akit’in manşetini hatırlatmıştı.

Açıklamaları ile İçişleri Bakanı’ndan ziyade Ülkeiçi Savaş Bakanı gibi hareket etmekte olan Süleyman Soylu’nun şehit cenazeleri noktasındaki CHP ve Kılıçdaroğlu hakkındaki açıklamaları da aynı şekilde kışkırtıcı idi.  Erdoğan’ın aylardır işlemekte olduğu “ihanet içinde olmak, zillet ittifakı” söylemleri ve kışkırtmaları ile uyum içinde idi S.Soylu’nun çıkışları…

Ve sonunda Ankara’nın Çubuk ilçesindeki şehit cenazesinde Sn. K. Kılçdaroğlu’na karşı o menfur saldırı gerçekleşti. Bu saldırı hareketinin aktörlerine, onların oraya intikaline iyi bakmak gerekir. İncelendiğinde nasıl bir yönlendirmenin olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

CEZASIZ KALIR MI?!

Orada ilginç detaylar vardı. Bir kadın kalabalığa, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evle ilgili olarak, “O evi yakın!” diye bağırması, sözün başında dediğimiz gibi Sivas Katliamını akıllara getirmişti. Oradaki bir başka kadının kaldırıp taşlarını söküp seçim arabasının camlarını kırması da insana çok değişik tedailer yaptırıyordu. Bir tweet attı diye binlerce insan “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten soruçturma geçirmiş, bir anda evleri basılıp hapislere atılmıştı…

O twete bile atmasa, sırf Erdoğan iktidarı muhalif gördüğü için hapishaneleri dolduran binlerce kadın var.

Fakat ev yakma çağrısı yapan AKPli Fatma isimli bayan ve kaldırım taşları fırlatan dişi azmanı görünce akla gelen ilk soru şu idi: Bu yaptıkları karşısında ceza verilir mi, en azından bir hukuki işlem olur mu?..

Kimse de “olabilir” diyemiyor.

Sebebi de,

“Adil bir yargılama için bağımsız yargı” başlıklı yazı dizimizde bol örnekleri ile anlatmakta olduğumuz, “Yargının yürütmenin ağır baskısı altında olması ve onun bir organı haline gelmesi” ve bu ortamda yargının bu işin ucunun iktidara, yürütmeye dayanacağını öngörmesi karşısında sorumluları hakkında harekete geçme noktasında tereddütte kalmaları.

Eski GKB ve 15 Temmuz’daki başarısının (?) ardından şimdilerin Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın o linç hadiseleri esnasında halka seslenişi de çok manidar idi. “Değerli arkadaşlarım, mesajınızı verdiniz” diyordu o güruha Akar. Neydi ki o mesaj? Muhalefete “ayanağını denk alması, aksi taktirde birer birer linç edilebilecekleri” mi?

Akar’ın “Değerli arkadaşlarım” tanımlaması ise bir zamanların GKB Yaşar Büyükanıt’ın Doğu’da provakatif şekilde Zirve Kitapevi’ni bombalayan askerler için, “Tanırım, iyi çocuklardır” refaransında bulunmasını hatırlatmıştı.

“İYİ ÇOCUKLAR” ve “CESUR SAVCILAR”…

Hatırlayın o dönemi, Şemdinli İddianemesi’ni hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya, Büyükanıt’ı da soruşturmaya dahil etmeye kalkmış, bunu da mesleğinden olmakla ödemişti. Şimdi de böyle sisli, dumanlı ve gergin bir ortam var.

Şemdinli olayının üzerinden çok zaman, o köprünün altından çok sular geçti. Ülke bir “15 Temmuz Kurgusal Darbesi”ni yaşadı, 510 bin insan siyasi sebeplerle hapse girdi, 5 bin kadar yargı mensubu mesleğinden oldu. Dolayısıyla da bu Yeni Türkiye’deki Yeni Türk Yargısı artık çok daha naif ve bir adım atacağı zaman yürütmenin gözlerinin ta derinliklerine bakar oldu… Bundaki psikolojiyi ortaya koyma adına da bundan önceki yazılarımızda yeterince örnekler verdik sanırım.

Bu dönemde bir olayın doğru ya da yanlış, suç ya da legal olup olmadığı noktasında karar tayin edici figür Erdoğan. Ve o da şu ana kadar bu konuda kınayıcı bir açıklama yapmadı, lütfedip konu hakkında bir şeyler söylemiş olsa da menfur saldırıyı telin edici en ufak bir şey söylemedi.

Bu iktidarın diğer kanadı olan MHP’nin başkanı Bahçeli ise saldırganlardan ziyade,“O insanın saldırısını hak edecek ne yaptın acaba?” diyerek saldırıya uğramış olan Kılıçdaroğlu’nu  suçlayan bir açıklama yapmış oldu. Böyle bir ortamda ciddi bir soruçturma açılmasını ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini kimse de beklemiyor.

Kötülüğün ilk hortlamaya başladığında, yangın daha ilk çıktığı ve büyümeye başlamadığı zamanlarda müdahale edilmediği için devlet yönetimi ve yargı sistemi adeta alevler içinde… Ve ortalığın toz duman olduğu yerde cesur yargı mensuplarına berrak bir su kadar ihtiyaç var.

AKP’NİN  “KAHRAMAN”I

Buraya kadar yazdıklarım 2 gün öncesine ait, araya başka yazılar girdiği için bu yazımız yayınlanamamıştı. Sonrasında sıcak gelişmeler oldu. Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı ile ilişkili olduğu söylenen 9 kişi gözaltına alınıp geri salındı. Yumruklu saldırıyı gerçekleştiren Osman Sarıgün isimli şahıs önce gözaltına alındı, simdi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Demirtaş’ın da dediği gibi: “Tweet attı’ diye hukuk profesörünü tutuklayan yargı, linç girişiminde bulunan kişiyi cezaevi yüzü görmesin diye serbest bırakmış oldu.”

Bunu Anadolu Ajansının anons şekli bile iktidarın olaya yaklaşımını ortaya koymaya yetiyordu:

“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na, şehit cenazesinde yumruk attığı iddiasıyla gözaltına alınan Osman Sarıgün, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.”

Saldırgan, kameraların önünde yumruk atmış, ifadesinde yumruk attığını itiraf etmiş, Bilal’in okul arkadaşının Ajansı “iddia” diyor hala…

Saldıran Sarıgün, “sağlık durumu” nedeniyle salıverilmiş… Yargıtay üyesi Önder Aytaç, göğsü açılmak suretiyle akciğer ameliyatı geçirmesine, “hücrede kalamayacağı, iyileşebilmesi için iyi bir bakıma ihtiyacı olacağına” dair doktor raporuna rağmen halen tutuklu! Yargıtay üyesi Mustafa Erdoğan ve HSYK üyesi Teoman Gökçe de ağır sağlık koşullarına rağmen bırakılmamış ve hayatlarını kaybetmişti… Ama iş AKP’nin saldırganı olunca “sağlık durumu” nedeni hatırlanmış oluyor!

Neyse… sonrasında yaşananlar da utanç verici ve de çağrıtırdıkları itibariyle ürkütücü idi!

İfadesinde “Kılıçdaroğlu’na yumruk attığım için çok pişmanım” diyen Osman Sarıgün, AKP Etimesgut Belediye Başkan Aday Adayı Önder Gökçekaya’nın çektiği videoda tebrikleri kabul etti!

AKP Ankara İl Başkanı’ndan bu şiddeti körükleyen açıklama geldi: “Siz haininize sahip çıkarken, biz yiğitlerimizi size yedirmeyiz”. Osman Sarıgün, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sonra köyüne geri döndü. Sarıgün’ü ziyaret edenler saldırganın elini öperek hatıra fotoğrafı çekti. Saldırgan Sarıgün’ün elini öpen kişilerden birinin ise AKP’den Etimesgut Belediye Başkanlığı için aday adayı olan Önder Gökçekaya olduğu ortaya çıktı. Gökçekaya, saldırgandan “kahraman” olarak bahsetti.

AKPlilerin “kahramanı” Sarıgün amcaları tam da örtüşüyor onlarla… Sonraki gelişmelerden öğreniyoruz ki, 3 ay önce hırsızlık yaptığı gerekçesiyle çalıştığı Tır şirketinden kovulmuş, 1989-1990 arasında ise inek hırsızlığı yaptığı gerekçesiyle Ankara Merkez Cezaevinde yatmış birisi bu kahraman.

Jandarma fezlekesi, Soylu’yu yalanladı: ‘Provoke edildiler’… Kılıçdaroğlu’nun aracına taş attığı görülen Ayşe adlı kadının da adli kontrol kararıyla serbest kaldığı kaydedilirken, tutulduğu “evi yakmaları” yönünde bağıran Fatma Başaran’ın ise henüz gözaltına alınmadığı ifade ediliyor.

YENİ OGÜN SAMASTLAR MI?

Saldırganların “kahraman” ilah edilmesi, Hrant Dink’in katili Ogün Samast ile hatıra fotoğrafı çektirme yarışına girmiş olan kolluk güçlerini hatırlattı. O zaman da (2007’li yıllar) Derin Yapı ülkeyi germek için böylesine alçakça eylemlerde bulunmuştu…

Buruk 23 Nisan Kutlamaları’nın ardından 24 Nisan münasebetiyle tekrar 1915 olayları gündeme geldi, 104. yılında ‘soykırım’ mı ‘tehcir’ mi tartışmaları yine yaşandı..

Güç sarhoşu olmuşu böyle bir iktidar döneminde böylesi faşist saldırılara karşı bu rejimden sağduyu, adalet beklemek beyhude… Hala Erdoğan’dan aklıselim açıklama, bir kına bekleniyor. 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi seçimleri yeniletmek için daha nice akıl almaz saldırı ve provokasyonlar yapabilirler. Burada yapılacak olan belli; toplumun duyarlı ve soğuk kanlı olması, bu hayasız saldırılara karşı tek vücut olmalı, direnç göstermeli.

Yazının başında da dediğimiz gibi, en önemlisi de korkmayan, sinmeyen ve işini gerektiği gi bi yapan bir yargıya ihtiyaç var. Umarım bu sefer olsun işlerini hakkıyla yaparlar. Ummaktan başka da elimizden bir şey gelmiyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin