AnaSayfa»Manşet»Kaynanalar ve çakallar

Kaynanalar ve çakallar

Pinterest Google+

Yorum | Veysel Ayhan

Bir derenin ikiye ayırdığı büyük bir köy varmış. Birbiriyle geçinemeyen iki kaynana her ne zaman çamaşır yıkasalar karşılaşır, derenin iki yanından atışırmış. Birbirlerine taş atıp küfür edermiş. Kaynananın biri hasta olmuş. Gelinini çağırıp tembih etmiş: “Sana her ne derse iki katını söyle. Sakın altta kalma!”. Ertesi gün gelin dereye çamaşır yıkamaya inince karşıdaki kaynana, anasını göremeyince geline saydırmaya başlamış. Ama ne derse desin ne kadar küfrederse küfretsin gelin ağzını açmıyormuş. Karşıdaki kaynana “İşte sen o çadaloz anana söyle…, Senin rezil sülalen zaten…, Yarın gelsin ağzını cart diye yırtayım…” dedikçe gelin o yana bile bakmıyor, çamaşırını yıkıyormuş. Hiç bir sözüne cevap alamayan Kaynana iyice küplere binmiş. Fenalaşmış ve oracıkta çatlayıp ölmüş.

Gelin eve dönünce kaynanası yataktan doğrulup ne olduğunu, neler dediğini, ne cevap verdiğini sormuş. Gelin “Bir sürü şey dedi ama hiç bir cevap vermedim.” deyince kaynana “Nasıl cevap vermezsin. Köy yerinde beni rezil rüsva ettin, altta koydun!” diye heyheylenip fenalaşmış. Sonunda o da çatlamış.

Zaman değişti. Kaynanalık gençlere geçti. Artık “laf geçirme”, “çakma”, “laf sokma” ve “kapak yapma” modası var. Bilhassa sosyal medya’da.

Ben şimdiye kadar kendisine “ahmak” dendi diye “ahmak”lıktan vazgeçen görmedim.

Kendisine “geri zekalı” dendi diye aklını başına toplayan birine rastlamadım.

Şimdiye kadar “şerefsiz, alçak” dendiği için kendine çeki düzen veren duymadım.

YERİ GELDİĞİNDE…

Peki “ahmaklık”lara “şerefsizlik”lere sessiz kalmak mı gerekiyor?

Bazen atmosfer o kadar boğucu olur ki ister istemez “nefes” almak istersiniz. Merhum Erzurumlu Naim Hoca için anlatırlar. Sıkı bir Erzurumspor taraftarıdır. Bir gün maça gider. Yanındakiler ona saygıdan küfür edemez. Hakem işi iyice çığırından çıkarınca yanındakinin kulağına eğilir: “Hele oğul, ben duymiram, ne disen de bu hakeme!” der.

***

“Çakal”ın işi çakallık yapmaktır. Köpeğin işi köpeklik. “Y…..”ın işi “Y…..”lık.

Diyelim ki adam gazeteci ama mesleğini yapamıyor. Daha doğrusu yapmıyor. Ömrü güce yaltaklanmayla geçmiş. Peki bu adam işini yapan gazetecileri görünce ne yapar?

İnsan olsa imrenir, takdir eder. Utanma duygusu olsa, halinden utanır. Ama bu hasletlerden mahrum bir omurgasızın ise yapacağı şey bellidir: Hakaret ve küfür. Böylece rahatlar. Ama onu çıldırtmanın hatta çatlatmanın en iyi yolu şudur: Cevap vermemek. Ciddiye almamaktır.

Kızılderililer ne güzel der: “Sakın domuzla güreş tutma! Her ikiniz de çamur içinde kalırsınız ve domuz bundan hoşlanır.”

O sebeple de bu güruha konuştukları dilden cevap vermemek lazım. Onların seviyesine inmeye, tenezzül etmeye gerek yok. Bunlara muhatap olmak onları mutlu eder. Sevinçten deliye döner, tribünlerinden alkış alırlar. Ademe, yokluğa mahkum etmek ise çatlatır. Bırakalım çatlayıncaya kadar kendi çukurlarında debelenip dursunlar.

Onlara cevap verirken onlara benzeme tehlikesi var.

Hocaefendi’yi dilinden düşürmememek kolay ama uymak zor. Bamteli’nde uymanın oldukça güç(!) olduğu bir kaç prensip:

“Günümüzde maalesef insanlar birbirlerinin tarlalarına sövüp sayma tohumları saçıyorlar. Öyle bir fasid daire (kısır döngü) ki, herkes birbirine kötü sözler söylüyor. Hâlbuki insan sâlih daire (doğurgan döngü) peşinde olmalı; her zaman güzel konuşmalı, böylece güzel şeyler duymaya da yatırım yapmış olmalı; hep iyilik yapmalı, iyilikler bulma yolunda kalmalı.”

“Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet-i Sahiha’da bazı insanlara sövüp saymanın, hakaret etmenin sevap olduğuna dair herhangi bir beyan yoktur. Hatta dinde Firavun gibi tiranlara sövülmesi ve onlara lanet edilmesi gerektiğine dair bir emir de söz konusu değildir; sövüp saymanın hiçbir sevabı yoktur. Aksine, sövmeler saymalar, sövüp saymalara yatırım demektir.”

Aliya İzzet Begoviç’in enfes vecizesini unutmamak lazım: “Onlar bizim düşmanlarımız. Öğretmenlerimiz değil. Unutmayınız ki savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir!”

Çok bunaldıksa fısıldayacağımız “Allah belanızı versin!” duası neyimize yetmiyor.

  1. Bölüm: İkiyüzlü hatta üç yüzlü olmak

Önceki Son 10 Yazı:
Karga ve eşek Business Class’ta - 07 Ara 2017
Erdoğan şu 7 madde için CHP’ye teşekkür borçlu - 04 Ara 2017
Tavuk hırsızlığından gangster çetesine - 01 Ara 2017
Hırsızların ‘çocuk katili’ olma süreci - 27 Kas 2017
Melekler ve Şeytanlar - 16 Kas 2017
Erdoğan ve Saray’ın şişman kedileri - 13 Kas 2017
Dünyayı unutmak ve çilesizlerin tehlikesi [Hızır çeşmesine doğru-6] - 06 Kas 2017
Para peşinde kayıp gitmek… [Hızır çeşmesine doğru-5] - 04 Kas 2017
Hz. Mevlana, Hz. Hızır ve ‘para’dan kaçmak! [Hızır çeşmesine doğru-4] - 31 Eki 2017
İmtihanın en ağırı: Evlat [Hızır çeşmesine doğru-3] - 30 Eki 2017
önceki yazı

Uzaktan seveceğim, haberin olmayacak

Sonraki yazı

Reza, rüşvetin belgesini nasıl hazırladı? [Zarrab Davası milli bir dava mı?-7]

1 Yorum

  1. Mehmet
    11 Aralık 2017 at 09:10 — Cevapla

    kaleminize saglik

    buyuk bir yaraya, çok güzel değinmişsiniz

    özellikle sosyal medyada başkalarının çirkin sözlerine laf yetiştirmeye çalışanlar için umarım istifadeli olur

    Merhum Bilgenin sözü ne kadar da etkileyici : ““Onlar bizim düşmanlarımız. Öğretmenlerimiz değil. Unutmayınız ki savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir!”

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir