İkinci kere yenilmeye asla tahammülü yok

0

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Muhalefet, aynı dil, vurgu ve ilkesizlikle siyaseti Saray’ın kuyruğuna bağlamış Recep T. Erdoğan’la mutlak uyum içerisinde varlığını sürdürüyor. Sözde muhalif partiler; ringde köşesine çekilmiş rakibin vurmaktan kollarını kaldıramaz hale gelmesini bekleyen boksöre benziyor. Karşı hamle yok denecek kadar az. Rakip yorulup düşene kadar ayakta kalmak dışında bir planları yok galiba.

Dünyanın gözü önünde kazanılmış bir seçim iptal edildi; neredeyse hiçbir tepki göstermedikleri gibi Kılıçdaroğlu, Saray’ın davetine ‘huzura kabul edilme’ mutluluğuyla koştura koştura gidiyor.

Bugünkü siyasetin ülkedeki toplumsal rahatsızlığa, huzursuzluğa cevap verebildiğini söylemek mümkün değil. Muhalefet, ‘tutuklanmama’ karşılığında Saray’ın rahatsız olmayacağı sularda ve tarzda kendince dans etmeye, ‘mış gibi yapmaya’ devam ediyor.

İmamoğlu; İstanbul seçimlerini partisinin ahmak ve ilkesiz politikalarına rağmen kazandı. Toplumsal huzursuzluk CHP’ye kendisine rağmen seçim kazandırıyor. Bu kadar beceriksiz ve zıvanadan çıkmış bir iktidara rağmen muhalefetin kayda değer bir politika üretmemesini izah etmek mümkün değil.

31 Mart gecesi balkonda yaptığı konuşmada İstanbul’u kaybettiğini kabullenen Erdoğan daha sonra bilinmez bir şekilde fikrini değiştirdi ve seçimleri iptal ettirdi. Bunu yaparken bir daha seçim kaybetme lüksünün olmadığını çok iyi biliyordu. Yani ‘Saray Mukimi’ bu seçimi bir kere daha kaybetmesi halinde Türkiye’de iktidarda kalmasını imkansız hale geleceğinin farkında.

Aynı seçimi bir kere daha kaybetmek, korku yu da çıkar saikiyle kerhen destekleyenlerin saf değiştirmesine yol açacaktır. Daha da önemlisi bu ödlekler cumhuriyetinde korkuyla kurduğu büyünün tuzla buz olması demektir. Bir kere daha seçimi kaybetmek muhalefet partilerinin bütün beceriksizliklerine rağmen Recep T. Erdoğan ve AKP için dönülmez akşamın ufkunda son noktaya gelmesi anlamı taşıyor.

Bu nedenle seçimi bir kere daha kaybetme lüksleri yok. Bu, 23 Haziran’daki seçimi kazanacaklar demek değil; ancak elleri kolları bağlı oturup sonuca kesinlikle razı olmayacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yok.

Anladığım kadarıyla önce legal görünümlü bir stratejileri var. O stratejiye göre sağ tarafına MHP’yi alan Saray, sol tarafına da Abdullah Öcalan’ı oturtup 23 Haziran’da sandığın tozunu atmayı planlıyor. Sağa dönüp ‘Tek bayrak, tek vatan, ne mutlu Türküm’ diye haykırıp, soluna kısık sesle halkların kardeşliğinden söz edecek. İkisini de samimiyetsizce yapacak. Seçim döneminde artacak şehit cenazelerinde kolunu Mehmetçiğin tabutuna koyup ‘Şehitler ölmez vatan da bölünmez’ edebiyatını sürdürecek. Sonra el altından güvenlik güçlerine operasyon yapmama emri verip, ‘Kürtler kardeşimizdir’ halayında lorke oynayacak. Sonra gelsin oylar, gelsin iktidarlar.

Yok artık dediğinizi duyar gibiyim ama MHP’de ve Abdullah Öcalan’da bu duruma hem göz yumacak hem alkış tutacak mide var.

Ancak HDP seçmenin aynı delikten yeniden ısırılacağını hiç zannetmiyorum. HDP seçmeni böylesine ahmakça oynanan bir oyuna düşmeyecek kadar, hatta çok daha fazla siyasi bilinci olan bir kitle. Bu kadar aşağılanmadan, dayaktan, zulümden, katledilmeden sonra eline verilme ihtimali olan bir şeker ile kandırılabileceğini düşünmek en iyi ifade ile ahmaklıktır. HDP kitlesine bu saatten sonra AKP’ye oy verdirmek Öcalan’ın da becerebileceği bir şey değil bence.

Bunu siyaseti az çok takip eden ortalama bir göz bile görebildiğine göre siyasetin içindekiler mutlaka görüyordur. Sarayın bu konudaki niyeti çok farklı, Öcalan’a şimdi el uzatmaktaki amaç, 23 Haziran günü yapılacak hile hurda işlere gerekçe bulmaktan başka bir şey değil.

Kamuoyuna şöyle bir hava pompalayacaklar ‘Öcalan’la temasa geçince HDP kitlesinden büyük bir bölüm CHP’yi bırakıp AKP’ye döndü, o yüzden oylar böylesine artış gösterdi.

Eğer bu plan tutmazsa ülkeyi büyük bir kaos bekliyor demektir. Saray İstanbul’da ikinci kere yenilmesinin neye mal olacağını bilecek durumda. 23 Haziran’da ya AKP’nin kazanması ya da büyük bir kaos. Üçüncü bir yolun olmadığı kanaatindeyim. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “DEAŞ iki buçuk aydır çok faaliyet halinde” sözü bana çok ürkütücü geliyor. Sanki 7 Haziran sonrasına benzer bir hazırlık içindeler…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin