AnaSayfa»Yazarlar»Ahmet Dönmez»Hüseyin Korkmaz olayı (1)

Hüseyin Korkmaz olayı (1)

Pinterest Google+

YORUM | AHMET DÖNMEZ

Amerika’da devam eden Hakan Atilla davasının bana göre en sürpriz gelişmelerinden biri, 17 Aralık operasyonunu yapan İstanbul Mali Şube ekibinden komiser yardımcısı Hüseyin Korkmaz’ın tanıklığı oldu. Bununla ilgili tartışmalar devam ediyor. Doğru bulanlar var, eleştirenler var. Ben kendi yorumumu yarınki bölümde yapacağım. Fakat öncelikle Hüseyin Korkmaz’ın kim olduğunu, 17 Aralık’ta nasıl bir rol oynadığını hatırlatmak istiyorum.

Kimdir Hüseyin Korkmaz?

Annesinin, “Ona abdestsiz süt vermedim. Tertemiz bir hayatı oldu. Fen Lisesi’ni kazandığı halde, ‘Polis olup vatanıma, milletime hizmet edeceğim’ dedi. Vatan sevgisiyle büyüdü benim çocuğum. Onun için vatanına ihanet etmez elhamdülillah. Ben oğlumun arkasındayım. Onunla gurur duyuyorum. Allah’a dayamış o sırtını. Kafası kadar yüreği var onun.” diye tarif ettiği Hüseyin Korkmaz’ı bu kararı almaya iten sebepler neler?

Önce 16 Aralık 2013 gününden, yani operasyondan 1 gün öncesinden başlayalım.

Dönemin İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, dosyanın savcısı Celal Kara’dan aldığı talimatla ekibini son kez topladı. Vatan Emniyet’in 4. katındaki odada o sırada teknik ve kaçakçılıktan sorumlu Mali Şube Müdür Yardımcısı Kazım Aksoy, sahtecilik- yolsuzluk birimlerinden sorumlu Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu, Teknik Büro Amiri İbrahim Şener, Yolsuzluk Büro Amiri Başkomiser Mehmet Akif Üner ve Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz vardı. Yarınki operasyonda 20 kişilik bir ekip görev alacaktı. Ancak soruşturmanın tamamına sadece bu 5 kişi vakıftı. Diğerleri sadece üzerinde çalıştıkları isimleri biliyordu.

Yakub Saygılı, arkadaşlarının gözlerine bakıp, “Şuna hazır olun arkadaşlar; yarın 24 saat içinde, hatta ve hatta operasyon başladığı anda görevden alınma ihtimalimiz çok yüksek. Dileyen eşyalarını şimdi toplasın.”

Saygılı, toplantının hemen ardından eşyalarını toplamaya başladı. Nitekim ertesi gün Cumhuriyet tarihinin en önemli rüşvet operasyonu yapılacak ve aynı günün gecesinde Yakub Saygılı ve Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç görevden alınacaktı.

DOSYA, “SÖZÜMÜZDEN ÇIKMAZ” DENİLEN POLİSE VERİLDİ

Saygılı’nın yerine, Hakan Sıralı atandı. Sıralı, Bilal Erdoğan’ın vakfı TÜRGEV’in eski patronu Ahmet Ergün’ün, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e, “Bunu Mali Şube’ye getir. Bizim sözümüzden çıkmayacak bir arkadaş” diye referans olduğu bir polisti. Bu konuşma da yasal dinlemeye takılmış ve 17 Aralık dosyasına girmişti.

19 Aralık günü, gözaltına alınan bakan çocuklarının Mali Şube’deki sorgusu başladı. Hakan Sıralı’nın ilk işi, bakan çocuklarına yöneltilecek bazı soruları ve delilleri dosyadan çıkartmaya çalışmak oldu. Sorguya, soruşturmadan sorumlu Emniyet Amiri Mehmet Akif Üner ve Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz da refakat ediyordu. Onlar henüz görevdeydi.

Barış Güler’in sorgusu başlarken odaya, yeni atanan Mali Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman girdi. Şüphelilere sorulacak soruları inceledikten sonra sorguya ara verilmesini istedi. Hüseyin Korkmaz ve M. Akif Üner, bunun alenen suç olduğu gerekçesiyle itiraz etti. Sıralı ve Nazman’ın ısrarının sürmesi üzerine soruşturmaya müdahale edildiği gerekçesi ile Savcı Celal Kara’yı aradılar. Kara da koordinatör Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ü haberdar etti. O sırada Vatan Caddesi’ndeki emniyet yerleşkesinin yakınında bulunan Öz, hemen şubeye geçti.

Televizyonlar bu ziyareti ‘flaş haber’ olarak duyuruyordu. Önce Mali Şube’ye çıkan Öz, Hüseyin Korkmaz’dan bilgi aldıktan sonra, sorulacak soruların tamamının bir CD’ye kaydedilip kendisine verilmesi emrini verdi. Ardından şube müdürleri ve yardımcılarını çağırttı. “Bana bazı bilgiler intikal etti. Soruşturmaya müdahil oluyormuşsunuz. Bazı delilleri, sorulacak soruları çıkartıp dosyayı değiştirmeye çalışıyormuşsunuz. Bunu yapanı affetmem. Savcılığa gelecek ifade tutanağında bu sorular aynen sorulmamış olursa hepiniz hakkında soruşturma başlatırım. Bunu bilesiniz.” diye ikaz etti.

“HEMEN HERİFİ İÇERİ ALSINLAR”

Zekeriya Öz, binadan çıkarken ziyaret sebebini soran gazetecilere, “Neden geldiğim belli değil mi?” karşılığını verdi. Devletin yargı makamları ile kolluk birimi karşı karşıyaydı. Normalde savcının emri altında olan kolluk, Ankara’dan gelen talimatlarla artık emirleri takmayacak noktaya gelmişti. Devletin bütün kural ve gelenekleri alt üst olmuştu.

İşte tam bunun ardından dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kılıçlar’ı arayıp, Zekeriya Öz’ü kastederek, “Hemen onu alsınlar içeri atsınlar. ‘Buraya geldi tehdit ediyor’ diye. Söyle onlara bak, içeri atsınlar. Tutanak falan değil, hemen bu herifi içeri alsınlar. Ben sana söylüyorum.” diye emir verdi. Bu konuşma da 14 Mart 2014 akşamı internete düşecekti.

20 Aralık cuma, en gerilimli günlerden biriydi. İstanbul Emniyeti ve adliye arasında normal bir devlet işleyişinde görülmesi mümkün olmayan bir sürtüşme yaşanıyordu. Sorgusu biten şüphelilerin adliyeye sevki de başlamıştı. Bu aşamada fezlekenin de savcıya gönderilmesi gerekiyordu.

Mali Şube’den Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz, bu noktada önemli bir işlev görecekti. Korkmaz, savcıya gönderilecek fezlekenin yazımından sorumlu polisti. Bu yasal bir prosedürü yerine getirmek amacıyla yeni Şube Müdürü Hakan Sıralı’nın kapısını çaldı. İmzalaması için fezlekeyi uzattı. Fakat Sıralı reddetti. Normalde bu kanunen suçtu. Şube Müdürü’nün imzası olmadan fezleke savcılığa gönderilemiyordu. Hatta Sıralı ve yardımcısı, fezlekeyi imzalamaycaklarına dair tutanak bile tuttular.

FEZLEKEYİ SAVCIYA GÖTÜREN KORKMAZ, KÖPRÜYE SÜRÜLDÜ

Korkmaz, bu tutanağı ve imzasız fezlekeyi alıp adliyeye doğru yola çıktı. Ancak daha varmadan telefonu çaldı. Arayan Hakan Sıralı’ydı. Ankara’nın o zamanki tutumuna rağmen yaptığının kanun dışı olduğunu ve ileride başını ağrıtabileceğini biliyordu. Paniklemişti. Korkmaz’dan geri dönmesini istedi.

Ancak elinde tutanak olan Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz, bunu reddetti. Gidip fezlekeyi Celal Kara’ya teslim etti. Fakat Şube’ye döner dönmez tayini Boğaz Köprüsü’ne çıktı.

Mali Şube Büro Amiri Başkomiser Mehmet Akif Üner, soruşturmaya müdahale edildiği gerekçesiyle savcılığa yaptığı suç duyurusunda, bu anları şöyle aktardı: “Soruşturma kapsamında hazırlanan polis fezlekesi Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz tarafından paraflanmak suretiyle büro amiri olan şahsıma sunulmuş, tarafımca da paraflanan fezleke Şube Müdür Yardımcı Arzum Nazman’a sunulmuştur. Hazırlanan fezleke Nazman tarafından odasında incelenmiş ve kendisi tarafından paraflanmıştır. Ancak Şube Müdür Yardımcısı Nazman, parafladığı fezlekeyi Şube Müdürü Hakan Sıralı’ya sunmak yerine, bir klasörden oluşan fezlekeyi alarak şube müdürlüğü katından dışarı çıkarmıştır. Yaklaşık 2 saat kadar söz konusu fezleke şube müdürlüğü katından dışarıda kalmış ve bu zaman diliminde Arzum Nazman tarafından ne yapıldığı bilinmemektedir. Belirtilen yaklaşık iki saat süreden sonra Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Hakan Sıralı ile yapmış olduğum görüşmede; hazırlanan fezlekenin imzalanmayacağı Şube Müdürü Hakan Sıralı tarafından dillendirilmiştir. Fezlekenin imzalanmamasının gerekçesi sorulduğunda; Hakan Sıralı tarafından İl Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Yıldız ve İl Emniyet Müdürü Selami Altınok tarafından fezlekenin imzalanmaması yönünde talimat geldiğini belirtmiştir. Fezlekenin imzasız gitmesinin bir izahı olmadığını, bu durumun adli olarak Şube Müdürü Hakan Sıralı’yı zora sokacağını, Soruşturma Savcısı Celal Kara’nın fezlekeyi beklediğini belirttim. Sonra İl Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Yıldız ile bir görüşme gerçekleştirdim. Bu görüşmede de aynı şeyleri tekrarladım. Soruşturma savcısı Celal Kara’nın fezlekeyi beklediğini, ilk kez bir fezlekenin imzasız gideceğini belirtmem üzerine İl Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Yıldız, İl Emniyet Müdürü Selami Altınok ile telefonla görüşmüş ve benim belirtmiş olduğum çekinceleri kendisine aktarmıştır. Ancak Selami Yıldız yaptığı telefon görüşmesi neticesinde fezlekenin mutlak suretle imzalanmadan gönderilmesi gerektiğini, İl Emniyet Müdürü Selami Altınok’un bu yönde talimatları olduğunu belirtmiştir. İzah edilen gelişmelerden sonra söz konusu fezleke Şube Müdürü Hakan Sıralı tarafından kendisine soruşturma kapsamında her türlü bilgilendirme yapılmış olmasına rağmen gerekçesiz bir şekilde kasıtlı olarak imzalanmamıştır. Daha sonra fezlekenin paraflı suretinin bulunduğu sayfanın klasörde olmadığını fark etmem üzerine Şube Müdürü Hakan Sıralı’ya, Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz, benim ve Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman’ın paraflarının olduğu sayfanın nerede olduğunu sormam üzerine kendisinin o sayfa hakkında bilgisinin olmadığını beyan etmiştir. Sonrasında ise paraflı sayfanın akıbetini Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman’a sorduğumda, kendisinin de parafının olduğu o sayfayı imha ettiğini belirtmiştir. Bunun üzerine bahse konu evrakın resmi bir evrak olduğunu, neden imha ettiğini sorduğumda ise kendisi bu konuda herhangi bir açıklama yapamamıştır.”

“SIRALI’NIN KORKUDAN ELLERİ TİTRİYORDU”

Dönemin Mali Şube Müdür Yardımcısı Yasin Topçu da 18 Kasım 2014 tarihinde kendi kişisel twitter hesabından şu paylaşımları yaptı: “18 Aralık günü öğle saatlerinde Yakub Saygılı’yı bütün personel alkışlar ve gözyaşları ile şubeden uğurladı. Şube’ye yeni atanan Hakan Sıralı, Yakub Saygılı’nın ayrıldığı ilk dakikada beni odasına çağırdı. Korkudan elleri titriyordu. Bana ilk ve son sorusu olarak gözaltına alınanların ifadelerinin alınmaya başlanıp başlanmadığını sordu. Mali Şube’ye yeni gelen, uzmanlık konularına yabancı olan, üstelik tarihi bir soruşturmanın ortasında kendini bulan bir polisin önce ‘Bu operasyon nedir, nasıl başlamıştır, ne tespit edilmiştir, Bakanlar neresinde ne şekilde yer almaktadır?’ şeklinde sorular sorması gerekirken bunların hiç birini sormadan ifadelere başlanıp başlanmadığını sorması çok dikkat çekiciydi. Ben sorudaki niyetini bildiğim için kendisine ifadelerin başladığını belirttim. Morali bozuldu ve tek kelime söylemeye cesaret edemedi. Belli ki ifadelerde sorulacak sorular değiştirilmek istenecek, bunun için ortam hazırlanacaktı. Kendisinden önce savcılığa raporun teslim edildiğini, bir soru bile eksiltirse başının belaya gireceğini söylememize rağmen, onun derdi hâlâ soruları değiştirtmek, ifadelere müdahale etmekti ve Yakub Saygılı ayrılmış olsa bile ben ordayken bu mümkün değildi. Çok geçmeden ben de aynı gün akşam saatlerindeki tayin furyasında görevden alındım.”

KORKMAZ 17 AY BOŞ YERE HAPİS YATTI

Hüseyin Korkmaz, işte bu hengame içerisinde fezlekeyi yazıp Savcı Celal Kara’ya ulaştırmak gibi zor bir görevi ifa etmişti. Dönemin başbakanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Başbakanlık Müsteşarı, İstanbul Emniyet Müdürü ve müdür yardımcıları bunu engellemeye çalışmasına rağmen Korkmaz bu usulsüz emirleri dinlemeyerek adli sürecin işlemesini sağlamıştı. Fakat bunun için hakkında o’görevi kötüye kullanma’ soruşturması başlatılacaktı.

Hüseyin Korkmaz, 1 Eylül 2014 tarihli Mali Şube operasyonunda Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Yasin Topçu, İbrahim Şener ve Mehmet Akif Üner’le birlikte gözaltına alındı. Evinden alınıp götürülerken, “Hırsızdan korksak polis olmazdık” diye bağırınca meslektaşlarınca ağzı kapatıldı. 4 Eylül’de tutuklandı. Fakat ilginç bir şekilde tutuklanma nedeni, hiç görev almadığı 25 Aralık dosyası idi. Bundan dolayı suçsuz yere 17 ay cezaevinde kalacaktı.

Çıktıktan sonra da kaçak yollardan ülkeyi terkedecek ve bir kaç ülke dolaştıktan sonra ABD’deki Hakan Atilla davasında tanık olarak karşımıza çıkacaktı.

Önceki Son 10 Yazı:
Reza, rüşvetin belgesini nasıl hazırladı? [Zarrab Davası milli bir dava mı?-7] - 11 Ara 2017
Panopticon’daki ‘hırt’ların davası, benim değil [Zarrab Davası milli bir dava mı?-6] - 08 Ara 2017
“Egemen Bağış’a verdiğim paralar Erdoğan’a gitti” - 06 Ara 2017
Türkiye’nin rüşvet rüşvet çalınan istikameti [Zarrab davası milli bir dava mı?-4] - 05 Ara 2017
Çin, Hindistan ve Güney Kore milli değil mi? [Zarrab davası milli bir dava mı?-3] - 04 Ara 2017
Erdoğan’ın kara paracı hayırseveri [Zarrab davası milli bir dava mı?-2] - 02 Ara 2017
Alkol-metreyi üflemektense savaş çıkarmak [Zarrab davası, milli bir dava mı? -1] - 01 Ara 2017
Tanık görünümlü sanık: Atilla bu yargılamayı neden kabul ediyor? - 29 Kas 2017
Zarrab, beklenen Jo Paine mi? - 23 Kas 2017
Erdoğan o işe başladı mı? - 20 Kas 2017
önceki yazı

‘Göç’tür umranlar kuran

Sonraki yazı

Rüşvetin fotoromanı: Deliller ABD’ye nasıl taşındı?

1 Yorum

  1. Seyda Akıncı
    13 Aralık 2017 at 15:56 — Cevapla

    Her zamanki gibi objektif ve sade anlatımınızla mükemmel bir analiz olmuş,elinize sağlık!

    Memleketi bir hırs uğruna yakıp yıkanlara inat; anlattıklarınızı tüm dünyadaki ehl-i vicdan ve akıl görüyor,takdir ediyor. Gerçi memleketimiz şimdilik anlamada da,7/24 bütün propaganda araçlarıyla iktidarın sesi ve soluğunu mecburen duysa da ( hangi tv’yi açsanız o iğreç suratlarını ve seslerini duymak zorunda kalıyorsunuz,hangi gazeteyi alsanız keza yine öyle) gerçekleri görmemek,duymamak,bilmemek şu teknoloji çağında mümkün değil ki;zihninizi tamamen başkalarına kiraya veresiniz.

    Memlekette basın olarak sadece havuz mevcut. Dış basının temsilcilikleri olan BBC,Fox,DW gibi kuruluşlarla birlikte bir de Cumhuriyet,P24,T24 gibi yayınlar olmasa gerçeğe ulaşmak çok zor. Dışarıya giden sizler gibi değerli insanların kurmuş oldukları platformlar da mevcut.Artıgerçek,Ahval,Kronossnews,Tr724,… Bunların seslerini de kısmak için çalışan Şerdoğan ve şebekesi tüm gayretleriyle güneşi balçıkla sıvamaya çalışıyorlar. Enerjilerini bu kirli yerlerde harcayana kadar, daha güzel bir dünya ve gelecek için gayret etselerdi keşke!

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir