AnaSayfa»Yazarlar»Bülent Keneş»Erdoğan rejiminin 140 binlik ordusu…

Erdoğan rejiminin 140 binlik ordusu…

Pinterest Google+

Yorum | Bülent Keneş

Hiç eğip bükmeden yazıya hayli gecikmiş bir özürle başlayayım. En az 8 yıldır avazım çıktığı, gücüm yettiği kadar kesintisiz muhalefet ettiğim İslamofaşist Erdoğan ve çevresindeki haysiyet fukarası yardakçılarının niyetlerinin kötü olduğunu, hangi niyetle olursa olsun, benden çok önce anlayan insanların uyarılarına gereğince kulak asmadığım için her birinden tek tek özür diliyorum.

Bu özrün de sıradan değil, katmerli bir özür olduğunu özellikle belirtmek isterim. Çünkü, samimi olup olmadıklarına bakmaksızın endişelerini, korkularını ve uyarılarını zamanında anlama çabasına girmediğim bu insanların, bir de söz konusu yaklaşım ve söylemlerinin dine ve dindarlara olan alerjilerinden kaynaklandığını düşünmüştüm hep. Her ne kadar bu düşüncemde tamamen yanlış olduğumu hala düşünmüyor olsam da günün sonunda adamlar haklı çıktı. Eğri oturup doğru konuşalım. Erdoğan ve çevresindeki müptezeller, şu ya da bu niyetle haklarında uyarıda bulunan, endişe ve korkularını dile getiren herkesi fazlasıyla haklı çıkardı.

NAİFLİĞİMDEN DOLAYI TÜM İNSANLIKTAN ÖZÜR DİLİYORUM

Din maskeli, Müslüman kılıklı dinbazlar, dört dörtlük mümin rolü kesen haramiler muazzam mürailikleri ve muazzam demokrat kamuflajlarıyla, peşinen dine ve dindarlara cibilli bir alerjisi bulunmayan herkesi aldatmayı başardılar. Mesela benim, bir nevi gafletten uyanıp bu şarlatanların gerçek yüzlerini görmeye başlamam tam 9 yılımı aldı. Bunlara verdiğim destekler, bugün başkaları tarafından yeniden yapılacak olsa hiç düşünmeden yine destek vereceğim başlıklar olduğu için bu konuda mazur sayılmak isterim. Neden mi? Çünkü, ben hep zahire göre hareket ettim. Niyet okumaya yeltenmedim. Sadece görünen emarelerle çıkarımsalar yapmaya ve o çıkarımlarıma göre tavır almaya çabaladım.

Algılayabildiğim kadarıyla yanlış giden şeyleri farkettiğim oranda sesimi bahsini ettiğim 9 yılın öncesinde de hep yükselttim. Bilenler bilir ki, eyvallahsız bu tavrımın her türlü bedelini de ödedim. Ama tüm bunlar, vardığımız korkunç neticeyi ne engellemeye ne de değiştirmeye yetti. Bu sahtekarlara şu ya da bu sebeple, şu ya da bu şekilde 9 yıla yakın bir süre çoğunlukla destek olduğum için sadece ülke halkının namuslu ve dürüst kısmından değil, Erdoğan ve taifesinin başına bela olduğu tüm dünyadan ve tüm insanlıktan özür diliyorum.

Ne yazık ki bugün, insaniyeti, haysiyeti, insanca yaşamayı, demokrasiyi, hakkı, hukuku ve özgürlükleri önemseyen kim varsa korkunç bir kabus yaşıyor. Baştan beri bugünleri hayal eden İslamofaşist Erdoğan ve taifesi ise, cehenneme çevirdikleri ülkede rüyalarını gerçekleştirdiklerini düşünüyor. Kanırta kanırta bunun tadını çıkarmaya çalışıyor. Şimdi anlıyoruz ki, meğer yıllar öncesinde dillerine doladıklarında masumane bir benzetme diye düşündüğümüz ne varsa, niyetlerinin ve bilinç altlarının dışa vurmasından ibaretmiş.

AYNEN DEDİĞİ GİBİ: CAMİLER KIŞLASI, İMAMLAR ASKER

Erdoğan’ın 16 yıldır tükenmez bir siyasi sermayeye çevirdiği konfor içinde geçirdiği o 4 aylık mahpusluğuna yol açan şiir de fırsatını bulduğunda yapacaklarının bir remziymiş meğer. Ziya Gökalp’ten ödünç alıp “Minareler süngü, kubbeler miğfer / Camiler kışlamız, müminler asker” derken, sizin/benim düşündüğüm gibi bir teşbih yapmıyormuş meğer. Hakikaten minarelerin süngü, kubbelerin miğfer, camilerin kışla, peşine takılanların asker olacağı bir devre olan özlemini dile getiriyormuş mendebur…

İslamofaşist Erdoğan ve taifesinin özlemini duyduğu o günler, yaşamak talihsizliğine düçar olduğumuz işte bu günlermiş. En azından Erdoğan öyle diyor. “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” münasebetiyle Perşembe günü kaç-AK Saray’da topladığı Diyanet memurlarına bilindik nutuklarından birini çeken Erdoğan, her birini birer siyasi ajana, ahlak yoksunu rejiminin istihbarat elemanlarına dönüştürdüğü 140 bin Diyanet memuru için “140 bin kişilik ordu” ifadesini kullandı. “140 bin kişilik böyle bir ordunun olduğu yerde neden beklediğimiz neticeleri alamıyoruz?” demeyi de ihmal etmedi.

Camileri hırsızlıkla müsemma partisinin, rejiminin ve iktidarının birer propaganda ofisi, imam ve müezzin kılıklı Diyanet memurlarını ise tesis ettiği İslamofaşist düzenin birer ajanı haline getirmeninin yol açtığı ağır tahribatın farkında olmalı ki, Erdoğan aynı konuşmada geçmişi özlemle anıp, “Halkın en sevdiği kişiler imam ve muhtarlardı. Bağlar neden koptu? Bu bağları yeniden tesis edemez miyiz? 140 bin kişilik bu ordu ülkemizin çehresini değiştirmelidir,” demek zorunda hissetti kendini.

“140 bin kişilik ordu,” öyle laf olsun torba dolsun diye söylenmiş bir söz değil. Ordu ve polis teşkilatı mensuplarını kendi çarpık din anlayışının müritleri ve mücahitleri haline getirmek için yapmadığı rezilliği, irat etmediği hukuksuzluğu, kurmadığı komployu, oynamadığı oyunu bırakmayan Erdoğan, belli ki hitap ettikleri kalabalıklar önünde imam ve müezzin rolü kesen Diyanet memurlarının oluşturduğu 140 bin kişilik kadroyu da ordularından biri olarak görüyor. , Niye görmesin ki? Nasıl olsa hepsi göbekten bizzat kendisine bağlı.

MAVİNİN, PAPATYANIN FAŞİZMİ OLUYOR DA DİNCİ FAŞİZM NEDEN OLMASIN

Yeri gelmişken bu konudaki bir başka başlığı daha açmak istiyorum. Harami, mürai ve dinbaz bir kadronun kurduğu, otoriter olduğu kadar totaliter özellikler de taşıyan İslamofaşist Erdoğan rejimini, “İslamofaşist” şeklinde tanımlamam sıklıkla eleştireye konu oluyor. Kötü niyetli bulmadığım bu eleştirilerin ve eleştiricilerin, sosyal bilimlerin sıklıkla müracaat ettiği kavramsallaştırma mantıkından bihaber olduklarını düşünüyorum. Tabii biraz da tehlikeli bir naiflik içerisinde olduklarını… Hepimizin az ya da çok nasiplendiği işte bu tür naifliklerdendir ki, dev dalgalarıyla ülkeye bir tsunami gibi yaklaşan Erdoğan felaketini uzun yıllar boyunca bir türlü göremedik, belki de görmek istemedik.

Oysa ki, pek çok şeyin faşizmi olabileceği gibi dinlerin ve inançların da faşizmi fevkalede mümkündür. Mesela ve faraza, diğer renklerden daha ziyade maviyi seven birilerinin ellerine güç ve imkan geçtiğinde, güç sarhoşluğuyla sapıtarak tüm toplumu renk tercihlerinde maviye zorlamaları bile bir faşizmdir. Ya da çiçekler arasından papatyayı seven birilerinin ellerine, aynı şekilde, güç ve imkan geçtiğinde, tüm toplumu çiçek olarak sadece papatyaya yönlendirmekle kalmayıp diğer çiçeklerden uzak durmaya zorlamaları ve papatya dışındaki herhangi bir çiçeğe ilgiyi kriminalize etmeleri de dört dörtlük bir faşizmdir.

Teorik olarak bu kadar alakasız şeylerin bile faşizmi mümkünken, toplumların hayatında geniş bir yer kaplayan din ve inançların çarpık yorumlarının faşizmin etkili birer aracına dönüşmeyeceğinin nasıl bir garantisi olabilir ki? Myanmar’da savunmasız Rakinleri sırf Müslüman oldukları için evlerinden barklarından süren, çoluk çocuk demeden katledenler nasıl ki Budist faşistlerse, her türlü melanetlerini meşrulaştırmakta kullandıkları çarpık İslam anlayışlarını toplumun geneline zorla yaymaya çalışanların yaptığı şey de İslamofaşizmdir.

Peki siz, hiç utanıp arlanmadan kendilerine hala “Müslümanım” diyen ve kendilerini dünya aleme tanıttıkları bu kimlik altında yapmadıkları kepazelik, zulüm ve haksızlık bırakmayan bu insanlara ne demeyi tercih edersiniz? Mesela, Allah korusun, aleni veya gizli bir tekfirciliğe yelken açıp bu ahlak yoksunu zevatı doğrudan din dışı kabul ederek kafirliklerine mi hükmedersiniz? Elinizi vicdanınıza koyun, böyle bir yaklaşım çok daha büyük mahsurlara yol açmaz mı?

ERDOĞAN DESPOTLUĞUNA “İSLAMOFAŞİZM” DEMEYELİM DE NE DİYELİM?

Öte yandan, ahlak dışı hal ve eylemlerini herkesin mukaddes bildiği İslam’ı istismar ederek baskıcı bir araca dönüştürmeye “İslamofaşizm” demenin nesinde sorun var, anlayabilmiş değilim. Hizmet Hareketi ve başka bir avuç namuslu Müslüman dışında harami despot Erdoğan ve ekürisinin İslam’ı bir sarf malzemesi gibi kullanmasına itiraz eden kaç Müslüman ya da din adamı var ki, yaşanan zulm sürecine “İslamofaşizm” demekten imtina edelim. 140 bin Diyanet memurunu, milyonlarca mensubu olan cemaatleri, tekkeleri, tarikatları ve binlerce anlı şanlı ilahiyatçıyı giriştiği her zulmün, haksızlık ve ahlaksızlığın neferi haline getirmiş böylesine bir totaliter despotluğa İslamofaşizm demeyelim de, ne diyelim?

Kaldı ki, siyasal İslamcı sapkınlıkla ırkçı faşizmin gayr-i meşru ilişkisinden doğan bu despotik anlayışa “İslamofaşizm” demek, muazzez İslam dininden bir şey götürmediği gibi, yapılanların bu aziz dine mal edilemeyeceğini de zımnen ima etmiyor mu? Nasıl ki yüzde 78’i azot, yüzde 21’i oksijen olan havaya artık ne azot, ne de oksijen dememiz mümkün değilse, bambaşka bir şeyi ifadeyi amaçlayan “İslamofaşizm”i İslam’la bağdaştırmamız da neden mümkün olsun!..

Türkçü Faşizm, Kürtçü Faşizm, Alman Faşizmi, İspanyol Faşizmi, İtalyan Faşizmi nasıl ki takip ettikleri ırk ya da milletlerin genelini tanımlayan bir terim değilse, İslamofaşizm de asla İslam’ı tanımlamaz. Tanımlasa tanımlasa pisliklerine İslam’ı kalkan ve kamuflaj olarak kullanan haysiyet yoksunu hayasız dinbazların kurdukları totaliter ve otoriter düzeni tanımlar.

Sözün kısası, diyeceğim o ki, aşırı ve lüzumsuz alınganlığa hiç gerek yok. İlla bir şeyi dert edeceksek şayet, Erdoğan’ın kendi elleriyle kurduğu kötülük düzeninin mankurtlaşmış silahşörleri haline getirdiği 140 bin maaşlı maşanın elinden İslam’ı nasıl kurtaracağımızı dert edelim.

Önceki Son 10 Yazı:
İdlib’teki cihadistler Erdoğan’ın nesi oluyor? - 01 Eki 2018
Despot Erdoğan’a ‘eleştirel angajman’ söker mi? - 29 Eyl 2018
Lamı cimi yok Süleyman, yaşattıklarını yaşayacaksın… - 25 Eyl 2018
Bay Erdoğan’ın amok koşusu - 22 Eyl 2018
İslamofaşizm ile İslamofobi arasında sıkıştık… - 18 Eyl 2018
Bizimkisi Meddah Tipi Başkanlık… - 15 Eyl 2018
Yargısız infazlar bu sefer göstere göstere geliyor - 11 Eyl 2018
İnsanlığımızı ölçebileceğimiz bir turnusol kağıdı - 08 Eyl 2018
Türkiye, iki ‘üç benzemez’in peşinde bir bilinmeze yol alıyor - 04 Eyl 2018
‘Karşılıklı bağımlılık’ paradigmasının sonuna mı gelindi? - 01 Eyl 2018
önceki yazı

Söğüt ayakkabılar yüzyıllara meydan okuyor

Sonraki yazı

Mer’abalar - nasıl gidiyor arabalar?

13 Yorumlar

  1. bilal
    6 Ekim 2018 at 10:32 — Cevapla

    merhabalar
    Acik yurekli yazinizdan dolayi tebrik ederim. Mert durusunuzu cok takdir ediyorum. Yaziniz ile ilgili bir iki gorusumu belirtmek isterim:
    * Acikca ozur dilemeniz cok guzel bir davranis. Sanirim ben dahil bircok kisi ayni sekilde kendimizi sorgulamali ve hatamizi itiraf etmekten cekinmemeliyiz. Hakkin ve hakikatin hatiri alidir cunku. Bu sekilde davranirsak belki tovbe niyetine gecer ve Allah kusurlarimizi affedebilir. Ama… nedense genelde `hata yaptim`.. gibi sozlerden sonra `ama bu gibi de bazi gerekcelerim vardi..` gibi aciklamalar bence sutun temizligine zarar veriyor. Hangi gerekcemiz olursa olsun bence onlari belirtmeye gerek yok. hata hatadir, gerekcesi, mazereti mutlaka vardir ama bunlar hafifletici neden olsa bile hatayi ortmez. Naiflik, karsi tarafin durumu, zahiri durumlara aldanmak.. mazeret olamaz, hatta belki de hatamizi daha katmerli yapar. `Mazeret kusurdan daha buyuk bir kusurdur` diye bir soz duymustum. Benim gorusum bu sekilde.. artik icinde AMA olmayan cumleler, ozurler, yazilar.. gormeyi arzu ediyoruz. Hz.Omerin kitligi kendinden bilmesi gibi..
    Bence bosverelim.. baskalarinin ne yorum yapacagini..

  2. bilal
    6 Ekim 2018 at 10:59 — Cevapla

    2.yorumum `Islamofasist` kavrami uzerine:

    Oncelikle aciklama yaptiginizdan dolayi tesekkur ederim. Simdiye kadar kor dogusu seklinde ilerliyorduk. Birileri o kavrami kullaniyor, bizler yorumlarda elestiriyorduk ama nedense bu elestirilere makul aciklamalar yapilmiyordu. Daha once cok sert elestiren birisi olarak bugunku aciklamalariniz tavrimi sorgulamama neden oldu. Bu hususta biraz daha dusunecegim.
    Yine de icime tam oturmayan biseyler var bu kavram ile ilgili. Sanirim siz de yazinizda bizim tavrimizin nedenini anlamaya calisiyorsunuz, o yuzden kisa da olsa aciklamaya calisacagim.
    Oncelikle kavram meselesi cok hafife alinacak bir durum degil. Bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Ozellikle algi yonetimi uzerine calisanlarin en fazla kafa yorduklari konulardan birisi Kavram olusturma. Cunku o kavram bir kere topluma mal edildi mi ondan sonrasi kendiliginden geliyor.
    Islamofasist kavramini da bu zaviyeden analiz etmek de yarar var. Ilk ne zaman ve kimler tarafindan uretildi? asil kastedilen nedir? ..vb gibi acilardan. Sanirim bu hususta cok derinlikli bilgi sahibisinizdir. Benim bilgim yok malesef bu hususta.
    Diger husus: bu kavram bakis acisina gore farkli 2 seyi cagristiriyor:
    ilk ve en fazla cagristirdigi sey su: Islam dininin sebep oldugu fasizm.
    Ikinci cagristirdigi ise sizin belirttiginiz gibi Islam dinini kullanarak fasizm yapilmasi. Belki sosyolojik olarak mantikli olan 2. cagrisim ama ben ve benim gibiler icin agirlikli olarak 1. anlam akla geliyor. Verdigimiz tepki de bu yuzden. Eger bircok insan sizin gibi anlamaya baslarsa zaten ortada problem kalmaz.
    Ayrica malesef Islam dininde fasizm, radikalizm.. gibi unsurlara acik noktalarin oldugunu dusundurecek bircok kotu ornek (ISID, el kaide..vb) mevcut. Boyle bir ortamda kullanilan bu kavram otomatikman din aleyhine isleyebilme yuksek riskini tasiyor.
    Peki `Islamofasist` kavrami haricinde kullanilabilecek baska bir kavram olamaz mi? `Dincifasizm` dense cok mu garip olur?
    Ayrica madem Islamofasit kavrami ile aslinda Islami kullanan fasistler kastediliyor, neden farkli dinleri kullananlar ile ilgili bu tur kavramlari duymuyoruz? Mesela `Hristiyanofasist`, `Budistofasist`..vb
    Sonuc olarak: Ilk paragraflardaki mert tavrinizi bu konuda da gormek istiyoruz. Acik bi sekilde kabul etmenizi isterim ki: bu kavram sadece Islami kullanan kisileri kastetmiyor. Ayni sekilde Islam dini ile ilgili olarak da olumsuz seyler cagristiriyor.
    Eger bu hususta hemfikir isek asil dusunulmesi gereken konu su:
    – Bu kavramin cagristirdigi gibi Islam dininin yorumlanmasinda problemler varsa, bu problemlerin uzerine gidilmeli
    veya bu kavrami kullanmamali diye dusunuyorum.
    Bu husustaki goruslerinizi merak ediyorum. Bir yazinizda ele alirsaniz sevinirim.
    NOT: Cok degerli yazar M.Efe Caman`in `SOSYOLOJİK İSLAM VE REFORM` baslikli yazisinda da benzer konu islenmis ve yorum yapmistim. Belki cok abartiyorumdur ama nedense bana bu konu onemli gibi geliyor. Deizmin yayginlasmasinda da dine ait suphelerin yattigini dusunuyorum.
    Selamlar…

    • Esat Semiz
      6 Ekim 2018 at 15:37 — Cevapla

      Aslında bunlar bence kavram da değil. Kötülemeye yönelik sıfatlandırmalar. Kavram olarak yerleştirilince kötü olduğununun altını daha bir çizmiş oluyoruz. Üstelik kavramsallaştırdığın zaman kendini kötüleyip duran konumundan sıyırıp entelektüel bir konuma yerleştirmiş oluyorsun. İdeolojik saplantısı olan sosyologlar bunu çok yapar, çaktırmadan ötekileştirmek için birebirdir.
      Biri birine paralel devlet der, öbürü buna Firavun der, Yezit’ti, Haşhaşiydi derken, birbirlerini gaza getirip provoke ederler, olan yüzbinlere olur. Sonra da mertçe özürler falan.
      Neyse konu bu değildi. Bu gibi kavramsallaştırmaların ötekileştirici ve insanları alakasız kümelere sokucu bir tarafı var. Misal dinci demişsiniz. Bunu üç şekilde anlayabiliriz Türkçede:
      1. Kendi hayatında ve dünya hayatında dinin hakim olmasını istemek, din olsun! demek. Hani İlayı Kelimetullah. => Olumlu
      2. Geçimini dinden sağlamak, din üzerinden para kazanmak => Olumlu/Olumsuz
      3. Dini siyasi araçlarla hakim kılmak ve onu sadece siyasi bir nizam olarak devam ettirmek => Olumsuz
      Halbuki biz bugün dinci kelimesinin sadece ve sadece ötekileştirici bir kavram olarak kullanıldığını biliyoruz. Solcular bu kavramı oturttu. Ben ne kadar 1. Şıktaki tarife uyuyorum desem de arkasında -ci eki geldi miydi artık ötekisin ve o kümenin üyesisin. Örneğin ‘Almancı’, ‘gurbetçi’ kavramları hangi niyetle söylenmiş olursa olsun çıkış noktası bellidir: Almanya’ya, gurbete gitmiş, ama dönmemiş, orayı seçmiş, tercihini oradan yana kullanmış, Türkiye’yi sırtını dönmüş öteki adam.
      Bu bakımdan ben ‘İslamcı’ kelimesinin bile siyasi anlamda kastedilse dahi kullanılması taraftarı değilim. Bunun İslam kelimesine yüklediği olumsuz bir ağırlık olduğu apaçık ortada. Artık karşı taraftan taş atıyorlar, hadi biz de atalım, karşıdakiler sövüyor, biz de sövelim tarzı angajmanlardan vazgeçmemiz, kendi kimliğimizi ve tavrımızı ortaya koymamız gerekiyor. Bu da habire despot, totaliter, faşist, hatta İslam düşmanları bir İslamofaşist diye harika bir kavram bulmuş, al kafan yarılsın demekle olmuyor. Anladık adam çok kötü. Başka diyecek yeni bi şeyiniz var mı? Keşke kavramlar üretseler ama yok öyle bi şey.

  3. Esat Semiz
    6 Ekim 2018 at 14:20 — Cevapla

    “Rahmetimiz gazabımızı aşacaktır” deyip bütün bir ülkeye zulmeden bir insan hakkımdaki hükmümü kendime saklayayım fakat mağduriyet duygusu bir insanı bu derece bir inada sürüklememeli diye düşünüyorum.
    Ortalıkta totaliter bir despotluk varmış, efendim İslamofaşit demeyecekmişiz de ne diyecekmişiz. Arkadaş senin mağduriyetini sadece bu kelimeyi ağzına almak dindirebiliyorsa diyecek bi şey yok zaten.
    Ben artık bu konuda yorum yazmaktan bıktım ama bu kavramın yerleşmemesi adına şu soruları sormak isterim:

    -İslomofaşizm kavramsallaştırması size ait değil, o kavramsallaştırma yapıldı. Kimler tarafından yapıldığı ve hali hazırda hangi dar çevrelerde kullanıldığı konusunda okuru aydınlatacak mısınız?

    – Kavramsallaştırma size ait olmadığına göre bu kavramın yerleşesinden ne umuyorsunuz ve bu konuda neden sosyal bilim ve medya camiasında YAPAYALNIZSINIZ?

    – Ben şu kadar yıl içinde başörtüsünün önünün açılmasndan başka dindarları rahatlatan tek bir icraat göremiyorum, kimse başörtüsü taşımaya da yönlendirilmiyor gördüğüm kadarıyla. Hizmet-AKP işbirliği ile başörtüsünün içi de boşaltıldığına göre ortada takip edilen hangi İslami paradigma var, hangi kanunlar İslamın gürül gürül yaşandığı bir manzara serdi önümüze?

    -Erdoğan rejiminin insanları maviye, papatyaya yönlendirdiği gibi İslam’a yönlendirdiğini, İslami olmayandan da uzaklaştırdığına nerede şahit oldunuz? Erdoğan, İslamofaşist sıfatını kazanma adına İslami olan neyi zorla yaydı? Umre ziyaretleri şu kadar artarken, namaz kılma oranlarının şu kadar düşmesinin İslami veya hadi sosyolojik olsun, açıklaması nedir?

    – Erdoğan Diyanet personeli için ordu deyince cami İslam’ın kışlası mı oluyor? Yani siz o zaman İslam’ı çoktan Erdoğan’a bırakmışsınız, Müslümanlık dışından tarif yapıyorsunuz. Hadi tarafsızlık adına yapıyorsunuz diyelim, Avrupalı bile yıllar önce ‘Hangi İslam?’ sorusunu sormayı keşfetmişken, Hizmet medyasında yöneticilik yapmış bir yazar olarak kaç adım geriden geldiğinizin fakında mısınız?

    – İslamofaşizm kelimesi hiç kullanılmasın demiyorum, elbet dünya üzerinde kafayı İslami düzene takmış ve bu uğurda zulmeden insanlar da vardır. Ülkeyi kendinden sonra dangalak damadına bırakma planları yapan bir adamın İslami düzen takıntısından bahsedilebilir mi? İslam istismarcılığı, İslam popülizmi desek olmuyor mu? Böyle denince meram ifade edilemiyor mu? Bilimsel gelmiyor mu böyle deyince kulağa. Bu mu bütün dert?

    – Çinden bahsederken, iştahlı iştahlı komünist-faşist diyor musunuz? Maduro’dan bahsederken sosyalist-faşist ezberi yapıyor musunuz?

    Yazarımız kusura bakmasın, aşırı ve lüzumlu derecede alınıyorum. İslam’ı şu kadar maşanın elinden kurtardığımız gün bizim İslam’da bulunacağımız yer de çok önemli. Okurların tepki gösterip yazarı bu konu hakkında yazmaya mecbur bırakmaları da beni ayrıca sevindirdi ve ümitlendirdi. İnşallah, diğer yazarlar da katılmadıkları görüşler olduğunda bunu köşe yazılarına yansıtırlar ve bu ortam teksesli marjinal bir portaldan düşünce üretme mekanına dönüşür. Bu şekliyle sabah akşam Erdoğan’ın kötülüklerini aynı makam ve nakaratla tekrar etmekten başka bir hizmeti yok gibi.

  4. Seyda Akıncı
    6 Ekim 2018 at 19:08 — Cevapla

    Açık yürekliliğinizden hiçbir zaman şüphe etmemiş biri olarak yine bu analizinizi büyük bir zevkle okuyup anlamaya çalıştım.

    Dini emellerine alan bir güruhun iç yüzlerini sadece “islamafofaşist” ifade eder bence de.

    • bilal
      7 Ekim 2018 at 21:37 — Cevapla

      `Dini emellerine alan bir güruhun iç yüzlerini sadece “islamafofaşist” ifade eder bence de.` diye yorum yapmissiniz

      Bir sorum olacak o zaman:
      Neden Hristiyanligi, yahudiligi, budistligi emellerine alan bir guruhun ic yuzlerini `hristiyanofasist`, budistofasist` ifade etmiyor da dini kullananlar musluman olunca mi `Islamofasit` kullanilmasi uygun oluyor?

      Siz ve yazar sadece bu soruya cevap verse yeterli..

      • Esat Semiz
        8 Ekim 2018 at 12:41 — Cevapla

        İslamofaşist kelimesi bi defa İslam’ı fail yapıyor, suçlu yapmasa bile suç ortağı yapıyor. Halbuki İslam burada mağdur durumda. Samimi bir Hıristiyan, Hırıstiyanlığı istismar eden birine ve bir gruba asla Hristiyanofaşist demez, samimi Hıristiyan’ın böyle bir kavram karşısındaki tavrı Hıristiyanlığı savunmak olur, Hıristiyanlığın üzerine faşizm pisliğini dolayıp hasmın yüzüne fırlatmak değil. Bizim yazarımız ben neden bu konuda hassas olamıyorum diye düşünmek yerine ne diye lüzumsuz alınganlık gösteriyorsun diye okuru suçluyor. Bi Allah’ın kulu yazarımız da çıkıp bu kavramı her yazında kullanarak neyi amaçlıyorsun diye sormuyor.

        • bilal
          8 Ekim 2018 at 21:09 — Cevapla

          benzetmenizi cok begendim, elinize saglik…

          Yazarin artniyetli olmadigini hatta iyi niyetli oldugunu dusunuyorum.
          Ama iyi niyet ile bile yapilsa, yapilanin cok yanlis oldugu, iyi niyetin ve farkli dusunme tarzinin mazeret teskil etmiyecegine inaniyorum.
          Mert durusu ve hakkaniyetli olmasi ile takdir ettigimiz yazar bu yanlistan donerse hakkaniyetli oldugunu bir kez daha ispat etmis olur bence. Yoksa hangi niyetle olursa olsun din aleyhine sayilabilecek davranislarda bulunanlar agir vebal altinda olurlar.

  5. Elkurdo
    7 Ekim 2018 at 00:44 — Cevapla

    Elinize kaleminize emeğinize sağlık Allah sizden razı olsun çok güzel makale yazdınız noktsına kadar size katılıyorum saygılar sevgiler

  6. Esat Semiz
    7 Ekim 2018 at 18:53 — Cevapla

    Bir de aklıma gelmişken: Hani İslamofaşizm kavramını kabul etmekle ile tekfirci olma arasında karar vermek zorudayız ya! Erdoğan ister bir kripto Hıristiyan Rum veya Gürcü, ister kripto Yahudi Pakraduni, ister İslam diye diye yolunu bulan tonla Müslümandan biri olsun beni hiç ilgilendirmez, Müslümanım dediği sürece dinini sorgulayacak değilim. İslamofaşizm derken tartıştığımız Erdoğan’ın dinin neresinde olduğu değil, yerleştirmeye çalıştığı sistemin İslamın neresinde olduğu. İslam’ın İslamofaşizm isminde bir fakültesi yok. Alevi bir aşığın bağlamaya dil uzatan Sünniye ‘Şeytan bunun neresinde?’ diye sorduğu gibi soracak olursak: İslam Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı nizamın neresinde? Erdoğan bir faşist bile olamaz! Karşımızda kodesi boylamamak için sadece ve sadece kendine güç devşirmeye çalışan, kurtuluşu kült lider olmakta bulan biri var sadece. Bugün muhafazakar, yarın liberal, haftaya ABci, seneye milliyetçi, daha bi dahaki sene Avrasyacı bir adamın politik hayatından bahsediyoruz. İslam bunun neresinde?

  7. bilal
    7 Ekim 2018 at 21:53 — Cevapla

    Buradan basta Tr724 yazarlari basta olmak uzere dini hassasiyeti olan tum kisilere seslenmek istiyorum:
    (ilk aklima gelenler: Ahmet Kurucan,Suleyman Sargin,Veysel Ayhan,Sacit Arvas)
    `Islamofasist` tabiri ile ilgili yorumlarinizi neden dile getir miyorsunuz?
    – bu tabiri dogru kabul ettiginiz ve icinize sindirdiginiz icin mi?
    – degilse: icinize sinmemesine ragmen tartisma olusmasindan cekindiginiz icin mi?
    – bu konuya onem vermediginiz icin mi?
    -..vb
    Ama bilin ki bu sekilde durusunuz bence dogru ve mertce bir durus degil.
    Basimiza gelen hadiselerin bir bolumu: bazi yanlisliklar karsisinda goz kapamamiz, ertelememiz, cesaret edemeyisimiz, mazeretlerin arkasina saklanmamiz .. vb gibi nedenlerden gelmedi mi?
    Yazar zaten bu yazisindan bu tavirdan dolayi ozur dilemiyor mu?
    Peki ayni yanlisi niye devam ettiriyoruz.
    Hani `Hakkin, hakikatin hatiri ali`ydi.
    Oyle zannediyorum ki; Ali Unal su anda hapiste olmasaydi ne yapar ne eder bu konu ile ilgili mutlaka ilmi ve hakperest yorumda bulunurdu. Gecistirmezdi, cekinmezdi, korkmazdi…
    Baska degerli bir yazar da Islam kulturunun problemli olduguna dair yazi yazmisti, yine malesef hicbir aydinimizdan bir itiraz duyamadik.
    Ne diyelim.. kat etmemiz gereken cok mesafe var ve kendimizi degistirmezsek cok birsey degismez malesef.

  8. Alican Benli
    9 Ekim 2018 at 02:57 — Cevapla

    “İslamofasist” kavramını kullanmanıza eleştirel yaklaşanlara karşı: “Kötü niyetli bulmadığım bu eleştirilerin ve eleştiricilerin, sosyal bilimlerin sıklıkla müracaat ettiği kavramsallaştırma mantıkından (sanırım buradaki “k”, “ğ”ye dönüşmeliydi -ab-) bihaber olduklarını düşünüyorum. Tabii biraz da tehlikeli bir naiflik içerisinde olduklarını…” şeklinde yaklaşmışsınız.
    Üniversitede uzun yıllar siyaset dersleri okutan bir bilim adamı olarak, bu yaklaşımınızı doğru bulamadığımı ifade etmek isterim.
    “Terörist Müslüman olamaz; Müslüman terörist olamaz” ifadesi ne kadar doğruysa -ki tamamiyle doğru-, “Fasist Müslüman olamaz, Müslüman da faşist olamaz” ifadesi de o ölçüde doğrudur. “İslami terörizm ” kavramı ne ölçüde yanlışsa, “İslami faşizm” kavramı da o ölçüde hatalıdır.
    Tabii bu yaklaşımlararası farka dayalı bir konu ve sizin gibi düşünerek “İslami terörizm” ya da “İslami faşizm”, “İslamofaşizm” kavramını kullananlara da saygı duyarım.
    Esas eleştirim ise zalim bir diktatörü eleştirirken, onun “ordu” olarak andığı Diyanet İşleri Teşkilatının “bütün” imam, müezzin ve memurları için: “…her birini birer siyasi ajana, ahlak yoksunu rejiminin istihbarat elemanlarına dönüştürdüğü 140 bin Diyanet memuru” nitelendirmeniz ve birkaç cümle ardından “nasıl ordusu olarak görmesin ki; hepsi göbekten kendine bağlı” şeklindeki ifadelendirmeleriniz. Sonrasında yine “…hitap ettikleri kalabalıklar önünde imam ve müezzin rolü kesen Diyanet memurlarının oluşturduğu 140 bin kişilik kadroyu” ifadesiyle bütün bir kadroyu, tekmili birden kötülemeniz.
    Ardından şiddetinizi daha da arttırıp: “140 bin Diyanet memurunu, milyonlarca mensubu olan cemaatleri, tekkeleri, tarikatları ve binlerce anlı şanlı ilahiyatçıyı giriştiği her zulmün, haksızlık ve ahlaksızlığın neferi haline getirmiş böylesine bir totaliter despotluğa İslamofaşizm demeyelim de, ne diyelim?” diye sormanız…
    Sorunuzun çapını hesap edebiliyor musunuz? Milyonlarca insanın herbirinin sizin gördüğünüzü görmesini, hem de sizin gördüğünüz şekilde ve kullandığınız ölçütleri kullanarak görmesini bekliyorsunuz.
    Başta “ben de 9 yıl görememişim; özür dilerim” dediğiniz bir makalenin ortasında ve sonunda, şu an sizin gibi düşünmeyen, düşünse bile çeşitli sebeplerle açıklayamayan insanları “siyasi ajan”, “ahlak yoksunu rejiminin istihbarat elemanı”, “göbekten Erdoğan’a bağlı”, “her zulmün, haksızlık ve ahlaksızlığın neferi”
    olarak vasıflandırıyorsunuz.
    Din ve diyanet, teolojik yönüyle, manevi içeriği açısından çalışma alanımın dışında. Konuyu çok bilmedigim için, 140 bin kişilik Diyanet Teşkilatından kaç kişiden helallik almanız gerekeceği, milyonlarca ehli tarik kardeşimizin kaçıyla nasıl hesaplaşacağınız, bunu medya yoluyla yaptığınız için günahınızın ne olacağı, makalenizi okuyup alkışladıkları için size ortak olanlardan dolayı “sebep olan yapan gibidir” düsturunun ve bunun çarpan çoğaltan katsayısının sonucu ile ilgili birşey söyleyemem.
    Ama şunu diyebilirim ki, makaleniz aradaki problemleri azaltmaya değil arttırmaya yarıyor; yarardan çok zarar veriyor.
    Şunu üzülerek de olsa açıkça söylemeliyim ki, bu üslub -kanaati acizanemce- tr724 platformuna yakışmıyor…

    • bilal
      10 Ekim 2018 at 13:03 — Cevapla

      cok guzel tespitler

      elinize saglik

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir