AnaSayfa»Yazarlar»Serdar Efeoğlu»Devlet neden bu kadar acımasız?

Devlet neden bu kadar acımasız?

Pinterest Google+

CELÂLİ İSYANLARI ÖRNEĞİ

YORUM | Dr. SERDAR EFEOĞLU

Tam mahiyetini belki de hiç öğrenemeyeceğimiz 15 Temmuz darbe teşebbüsü, devletin hukuku ayaklar altına alan “acımasız” yönünü bir kez daha ortaya çıkardı. Darbeyle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen yüzbinlerce insan bir gecede “terörist” ilan edildi.

Bu süreçte yaşanan işkenceler korkunç boyutlara ulaştı. Baba bulunamayınca anne, anne baba bulunamayınca çocuklar, akrabalar gözaltına alındı, mahkûmiyet kararları verildi.

“Beraat-ı zimmet asıldır” kaidesi yerine gazeteler ve internet sitelerinde binlerce kişi fotoğraflarıyla ilan edilerek bir “toplumsal linç” ortamı oluşturuldu.

Bu aşamada pek çok kişi de şu soruyu sordu: Devlet nasıl bu kadar acımasız olabilir? Hukuku ayaklar altına alarak suçlu suçsuz ayırımı yapmadan bebekleri bile nasıl hapse gönderebilir?

Osmanlı’dan günümüze kadar devletin bu acımasız ve masum-suçlu ayırımı yapmadan binlerce kişiyi açlığa, yokluğa, ölüme mahkûm ettiği pek çok örnek bulunuyor ve ne yazık ki “baba” olarak görülen devletin acımasızca “şiddet” uyguladığı bu olaylar tarihimizde önemli bir yer tutuyor.

İşte Celâli İsyanları da bu olaylardan birisi. Yüz elli yıl kadar devam edip Anadolu’yu kasıp kavuran bu olaylarda insanımız devletin “suçlu suçsuz ayrımı yapmadan kuvvet ve şiddete” başvuran yönünü çok acı bir şekilde yaşamıştı.

CELÂLİ NE DEMEK?

“Celâl’e mensup” anlamına gelen Celâli ifadesi ilk defa Yavuz’un Mısır seferi sırasında Bozok (Yozgat) bölgesinde Celâl adlı bir kişinin isyanı için kullanılmış ve daha sonra Anadolu’da 17. Yüzyılın sonuna kadar görülen isyanların genel adı olmuştur.

İsyanlar Safevi-Osmanlı mücadelesinden kaynaklanan Şii-Alevi Türkmen gruplarının isyanı şeklinde başlamış, fakat zamanla “çok farklı” gayrimemnun kişi ve kitlelerin isyanına dönüşmüştür.

İsyanların başında genellikle daha önce devlet hizmetinde bulunmuş, ancak “zulme veya haksızlığa uğramış” kişiler yer almış, devlet idaresinden memnun olmayan binlerce kişi de kendilerine destek vermiştir.

İsyanlarda sadece Alevi Türkmen kitle yer almamıştır. Bu nedenle Celâlileri yalnızca bir mezhep veya etnik grubun tepkisi şeklinde değerlendirmek yanlıştır. Zaten asilerin içinde Sünni halk kitleleri ve medrese öğrencileri yani suhteler de yer almıştır.

İSYANLAR NEDEN ÇIKTI?

İsyanların çıkmasında çok farklı nedenler etkili olmuş, dönemin şartları ve çeşitli olaylar isyanları körüklemiştir. Başlangıçta Safevi etkisiyle genellikle Alevi Türkmenlerin isyan ettikleri görülmektedir. Ancak dini sebepler yanında adem-i merkeziyetle yaşayan Türkmenlerin merkeziyetçi yapıya tepkileri de etkili olmuştur.

16.Yüzyılda Avrupa ve Osmanlı coğrafyasında yaşanan hızlı nüfus artışı, coğrafya keşifleriyle ipek yolunun önemini kaybetmesi, Amerikan gümüşünün illegal olarak piyasaya girmesiyle paranın değerini düşmesi ve “züyuf” akçenin yaygınlaşması, isyanların ekonomik nedenlerini oluşturmuştur.

Bunların yanında tımar sisteminin bozulmasıyla köylünün toprağını terk ederek “çiftbozan” olması, işsiz gençlerin medreselere dolması, rüşvetin yaygınlaşması, ehl-i örf denilen mahalli yöneticilerin halka karşı haksız ve yanlış uygulamaları da isyanlarda etkili olmuştur.

Anadolu’da otoritenin bozulmasıyla eşkıyalık artmış, “büyük kaçgunluk” denilen bu dönemde halk büyük şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır.

Bu durum köylü, eski tımar sahibi, medrese öğrencisi gibi çok farklı grupların “gayrimemnun” olmasına yol açtı. Harpten kaçan “başıbozuk” askerler bunlara katıldığı gibi görevden alınan veya haksızlığa uğrayan devlet görevlileri de bu gruplara lider olarak devlete isyan ettiler. Özellikle uzun süren İran ve Avusturya savaşları asilerin güçlenmesine yol açtı.

Bu isyanlar içinde en meşhurları eski bir sekban ve subaşı olan Karayazıcı, ondan sonra isyanı devam ettiren kardeşi Deli Hasan, yine sekbanlıktan gelen Tavil Ahmet, amcası Canbolatoğlu Hüseyin Paşa’nın intikamını almak için isyan eden Canbolatoğlu Ali, eski bir mütesellim olan Kalenderoğlu ve II. Osman’ın kanını dava ederek ayaklanan Abaza Mehmet Paşa ile Sultan İbrahim devrinde isyan eden Sivas valisi Varvar Ali Paşa’dır.  Bu örnekler isyanların liderlerinin genellikle devlet görevlilerinden çıktığını göstermektedir.

Celâli liderlerinin bazıları da Ağaçtan Piri, Tanrıbilmez, İnciryemez, Kabresığmaz, Kâfir Murat ve Domuzoğlan gibi tuhaf isimler taşıyorlardı.

Bu liderlerin bir kısmı hükümdar gibi davranarak ele geçirdikleri şehirlerde adlarına hutbe okutup para bile kestirdiler. Ama hiçbirinin yeni bir devlet kurabilecek bir ideali ve potansiyeli yoktu.

KUYUCU MURAT PAŞA

Osmanlı devlet adamları isyanların asıl nedenlerini araştırıp çözmek yerine “kuvvet ve şiddet” yolunu seçtiler. Yönetim ve fetva makamı, isyanları “hurûc ale’s-Sultan” yani meşru hükümete karşı isyan şeklinde yorumladılar ve suçlu suçsuz ayrımı yapmadan binlerce insanı topyekûn yok etme yoluna gittiler.

Celâlilere karşı çok ağır şiddet uygulayan kişilerin en meşhuru Kuyucu Murat Paşa’dır. Bir Hırvat devşirme olan Murat Paşa, Yemen beylerbeyi iken haksız yolla servet edindiği iddiasıyla görevden uzaklaştırılmış ve malları müsadere edilmişti. Ancak sonradan affedilerek I. Ahmet devrinde Sadrazam tayin edildi ve görev süresi daha çok Celâlilerle mücadelelerle geçti.

Kaynaklarda Paşa’nın Nakşibendi olduğu, hacca gittiği, Halid b. Velid’in bir kılıcını yanından hiç ayırmadığı belirtilmektedir. Paşa’nın dindar kişiliğine karşılık Osmanlı devlet nizamına son derece bağlı olması, Celâlilere karşı ifrata varan yanlış uygulamalara başvurmasına ve 60.000-70.000 kişiyi öldürtmesine yol açmıştır.

Bir rivayete göre “Kuyucu” lakabının İran seferinde kuyuya düşerek esir olmasından dolayı verildiği belirtilse de genellikle Celâlileri suçlu suçsuz ayrımı yapmadan öldürttükten sonra defnedilmelerine izin vermeyerek cesetlerini kuyulara doldurtmasından dolayı verildiği görüşü kabul görmektedir.

Paşa’nın icraatlarına örnek olarak Naima Tarihi’nde şöyle bir olay nakledilir: Asilerin yanında bir çocuk bulunur ve Paşa yanındaki askerlere çocuğun öldürülmesini emreder. Ancak askerler bir masuma kıyamayacaklarını söylerler. Bunun üzerine Murat Paşa, “asinin çocuğu da asidir” diyerek çocuğu kendi elleriyle boğar ve kuyuya atar.

1609’da Sultanahmet Camii’nin temeli atılırken Paşa da merasimde yer almış ve 1611’de doksan yaşında vefat etmiştir.

NEDEN SORGULANMIYOR?

1550’lerde başlayan Anadolu’da yoğunlaşan Celali isyanları zaman zaman önemini kaybetse de 17. Yüzyıl sonuna kadar devam etti.

Devlet, genellikle ilk adım olarak asi liderlerini bir makam teklif ederek kendi safına çekmeye çalıştı. Daha sonraki adımda ise şiddetli bir şekilde “tedip” etmeyi tercih etti.

İsyanların uzun sürmesinin önemli bir nedeni devletin kuvvet ve şiddet yoluyla Anadolu’da otorite kuracağına inanmasıydı. Sosyal bir patlama olan isyanlara karşı bu “sığ” bakış açısı, Anadolu’nun harap olmasına yol açtı.

Ne yazık ki Osmanlı tarihinin bir dönemini çok ciddi şekilde etkileyen Celali isyanları yeterince incelenmemiş, bu konuda ilk çalışmaları yapan Mustafa Akdağ’dan sonra tarihçilerce kapsamlı çalışmalar yapılmamıştır.

YÖK Ulusal Tez Merkezi verilerine göre 1987’den 2018’e kadar doğrudan Celâlileri ele alan sadece beş yüksek lisans tezi hazırlanmış ve bir tane bile doktora tezi yapılmamıştır.

EN KOLAY YÖNTEM ŞİDDET

Celali isyanları örneği devletin Anadolu’yu mahveden böyle geniş çaplı bir hadiseyi etraflıca inceleyip çözmek yerine şiddetle bastırmayı tercih ettiğini göstermektedir.

Dönemin idarecileri en kolay yol olan “şiddet” yolunu tercih etmişler ve suçlunun yanında suçsuz binlerce insanı da katletmişlerdir. Bunu yaparken de devletin kutsallığı söylemi önemli bir hareket noktası olmuş, otoritenin yanlışlarına karşı isyan etmeleri göz ardı edilerek binlerce kişi “hain” ilan edilmiş ve sonrakilere ibret olması için de topluca cezalandırma yoluna gidilmiştir. Bu durum halkın devletten soğumasına da yol açmıştır.

Bugün, 15 Temmuz’dan sonra başta Hizmet Hareketi olmak üzere bütün muhalif kesimlere karşı uygulanan ve bebekleri hapse göndermeyi meşru görecek kadar hukuktan uzaklaşan siyasetin izlerini yüzlerce yıl önce bile görmek gerçekten düşündürücüdür.

Elbette böyle problemlerin önemli bir çaresi, devletin yaptığı bu tür yanlışlarla yüzleşmesidir. Ama bu düşünceleri savunan Ahmet Altan, Mümtaz’er Türköne, Şahin Alpay gibi yazar ve gazetecilerin başlarına gelenleri gördükten sonra bu yüzleşmenin çok yakın bir dönemde gerçekleşmesi bir hayal gibi gözükmektedir.

Kaynaklar: M. İlgürel, “Celâli İsyanları”, TDV İA, C. 7; M. Akdağ, “Celâli İsyanlarının Başlaması”, TAD, C. 4, S. 1; “Celâli İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, TAD, S. 2-3; F. Acun, “Celâli İsyanları”, Türkler, C. ; Ö. İşbilir, “Kuyucu Murat Paşa”, TDV İA, C.  26.

önceki yazı

Bundesliga ve La Liga’da değişimin ayak sesleri

Sonraki yazı

Nostalji ve hayatın gerçekleri

1 Yorum

  1. Turan Fırat
    5 Aralık 2018 at 22:28 — Cevapla

    Güncel olayları geçmiş olaylarla okumamıza vesile olduğunuz için teşekkürler

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir