Cihatçılar Türkiye’ye dönerken

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Suriye’de 2011 yılından bu yana devam etmekte olan iç savaşta Ankara başlangıçta ABD ve NATO üyesi müttefiklerle beraber hareket ediyordu. Suriye’nin geleceğine dair hesaplarda demokratikleştirme, temel hak ve özgürlükler ve istikrarlılaştırma gibi evrensel hedeflerle yola çıkılmıştı. Arap Baharı olarak nitelenen halk hareketleri ve devrimlerle sonuçlanan süreçlerde, Tunus’tan Libya’ya, Mısır’dan Suriye’ye uzanan Arap coğrafyasında seküler ve demokratik bir ülke profiliyle, Türkiye rol modeli olarak düşüncelerine ve hareketlerine önem atfedilen bir bölgesel aktördü. Ankara’nın istikrarlı bir müttefik oluşu, Ortadoğu politikalarında daima maceracılıktan uzak hareket etme geleneği, yürüttüğü dengeli siyaset, 2000’lerin başından itibaren yapıcı bir “sıfır sorun” yaklaşımıyla daha etkin bir yumuşak güç ortaya koydu. Suriye’de başlayan çalkantılar işte bu atmosferde meydana gelmekteydi. Şam’la ikili ilişkileri ekonomik derin işbirliği, vizelerin kaldırılması, ortak kabine toplantıları gibi ileri adımlarla taçlandıran ve bunu ekonomik kazan-kazan ilişkilerine doğru ilerleten Türkiye, Suriye’deki istikrarsızlaşma eğilimine mantıklı-rasyonel bir tutumla yaklaştı.

Fakat bu uzun sürmeyecekti. Ortadoğu’daki hâkim isyancı grupların Sünnici-cihatçı-Müslüman Kardeşler türü yönelimleri ekseninde, Ankara’daki Erdoğancı fanatikler, bu durumun bir tür neo-Osmanlıcı Sünni yönelimli dış politikaya zemin hazırladığına kanaat getirdiler. Mısır’da ve Suriye’de İslamcı gruplara katıksız destek vererek rasyonel politikadan koptular. Türkiye’nin orta ve uzun vadeli çıkarlarını dikkate almadan, ideolojik (İslamcı) bir dış politikanın diskursal büyüsüne ve bunun iç kamuoyundaki kısa vadeli geri dönüşüne kapıldılar. Erdoğan’ın kendisini İslam dünyasının lideri olarak algılaması, tarihsellikten kopuk ve mitlere dayanan hayalci bir Osmanlı imajı ile bunun sahaya Türk dış politikası olarak yansıtılması, Türkiye’yi kısa sürede cihatçı fanatiklere finansal, lojistik, stratejik, istihbari, askeri destek veren, topraklarını tümüyle cihatçıların trafiğine açan, hastanelerinde cihatçılara sağlık hizmeti veren, kendi vatandaşlarının manyak cihatçı katillere katılımına bile göz yuman bir ülke konumuna getirdi.

Sahada alenen El-Kaide türevi El-Nusra Cephesi örgütüne, IŞİD’e, irili ufaklı onlarca İslamcı-cihatçı fanatik gruba destek verildi. Bu cihatçıların Türkiye menşeli mühimmat, silah, motorlu araç, çadır, üniforma, teknik araç gereç kullandığı defalarca yazılı-görsel kaynaklarla kanıtlandı. MİT tırları haberiyle tüm dünya insani yardım kisvesi altında cihatçı fanatik teröristlere silah ve mühimmat gönderen Ankara’nın suçüstü yakalanmasına tanıklık etti. Suçluluk psikolojisinin basiretini bağladığı Erdoğan ve yakın çevresi, önce bu kanıtları reddetti ve “insani yardım” masalında ayak diretti. Ama baktılar olmuyor, bunun üzerine MİT tırları haberini yapan Can Dündar ve Erdem Gül hakkında önce karalama, sonrasında vatana ihanet ve casusluk gibi suçlamalarla ciddi bir baskı ve takibat uygulaması yapıldı. Yani Ankara suçüstü olduğunu net olarak kabullendi, Dündar ve Gül’e “neden bizim kirli çamaşırlarımızı dünyaya duyurdun” suçlaması yapıldı! Tüm bunları Batılı medya, basın yayın organları ve sosyal medya yazdı-çizdi.

Şimdi Ankara’nın cihatçı terörist müttefikleri, Suriye’de IŞİD’in yenilmesi ve Suriye Kürtlerinin bölgeyi kontrol altına almasıyla beraber ya teslim oluyor, ya da Türkiye’ye giriş yapıyor. Bu arada bu cihatçı teröristlere katılan kadınlar da, IŞİD’in ve cihatçı vandallığın büyüsünün bozulmasıyla beraber, konuşmaya, yaşadıklarını anlatmaya başladı. Öylesine beyinleri yıkanmış ki, hem cihatçı teröristler, hem de onların seks kölesi olarak kullandığı kadınlar hala radikal cihatçı ve İslamcı düşünce sistemi ile bakıyorlar hayata. İfade veren kadınlardan biri defalarca Suriye’de IŞİD’li cihatçı teröristlerle “evlilik yaptığını” anlatıyor. Binlerce kadın-erkek, IŞİD’in sahada silinip gitmesiyle beraber, “transit ülke” ve İslamcıların “hamisi” Türkiye’ye dönüyor. Türkiye’de rejimin Muppet Show karakterleri “beka sorunu” diye 31 Mart seçimlerini işaret ede dursunlar, asıl beka sorunu, bu büyük güvenlik zafiyetiyle beraber meydana geliyor gibi görünüyor.

Erdoğan’ın hatırı sayılır bir İslamcı tabanı var

Türkiye’deki Erdoğan rejimi, İslamcı bir ideolojinin Türkçü ideolojiye yamanması ile, İslamofaşist bir karaktere büründü. Fakat Erdoğan’ın hatırı sayılır bir İslamcı tabanı var ki, bunlar “reis” olarak adlandırdıkları ve Führerleştirdikleri liderlerine hem doğaüstü bir tür peygamber olarak bakıyorlar, hem de onun “halife-i ruh-i zemin” olduğunu artık lafı gevelemeden, apaçık şekilde ilan ediyorlar. Erdoğan’ın mistik bir 21. yüzyıl peygamberi olarak putlaştırıldığı bu sapkın algı, her ne kadar Ortodoks İslam öğretilerine göre en hafif değimiyle sapıklık da olsa, Erdoğan’ın pop yıldızı algısıyla kitleleri hipnotize edebildiği, en kabul edilemez olanın bile Erdoğan’la kabul edilebilir kılınabildiği bir kitle psikolojisinde, sanıyorum Ergenekoncu derin yapı Erdoğan’ın şekli riyasetinde devletin tasfiyesini nasıl gerçekleştirebildiyse, yeni Türk-İslam sentezci pro-faşist devletini de aynı saman altından taktikle kurabileceğini düşünüyor. Erdoğan, her kilidi açabilen bir maymuncuk gibi, rejim çilingirlerinin eline düşmüş, miadının dolmaması için kitle hipnozunun devamı yolunda canla başla çalışıyor. Şimdi Suriye’nin katliamcı cihatçıları Türkiye’ye girdikçe, Erdoğan rejimini afakanlar basması lazım. Çünkü Suriye’de Rusya ve Esad yönetimi güdümüne sokulan Türk dış politikası, bu değişimle beraber cihatçıların Suriye’de bitmesine kapıyı aralamıştı. Ankara’nın desteği bitince IŞİD de, türevi İslamcı örgütler de sıfırlandı. Hesaplanamayan şey, bunların sahada yeni lokasyon olarak Türkiye’yi görmesiydi.

Derin yapı, miadı dolmakta olan ve dolayısıyla kitle hipnozu konusundaki işlevi sona eren Erdoğan’ın ve onun çevresindeki AKP’ci İslamcı çevrelerin – tüm tarikat ve cemaatlerle beraber – kitlesel olarak tasfiyesi için, bu Suriye’den gelen cani cihatçı serserilerden yararlanacaktır kanısındayım. Bunların Türkiye topraklarına girmesiyle beraber irili ufaklı eylemlerle, kamuoyu “İslamcı tehlikeye” şartlandırılabilir. Zaten ekonomik nedenlerle bozulan büyünün üzerine, bir de “hırpani, çember sakallı, cani, terörist İslamcı” örneklerle, hâkim diskurun kapsama alanının genişletilmesinde bu Suriye’den gelen yerli ve yabancı psikopat caniler ve işbirlikçilerinden yararlanılabilir. Rus devletinin güdümünde olan derin yapı, Türkiye’nin Rusyacı ama seküler çizgiye çekilerek, yeni bir devlet İslam’ı üzerinden milliyetçi pompalamayla, onlarca yıl yeni rejime ideolojik yakıt üretilebilir.

Kürt karşıtı pozisyonları nedeniyle savaş suçu işlediler

Suriye’deki cihatçı caniler, Türkiye’deki ideolojik kardeşi olan Müslüman Kardeşler türevi Milli Görüş’çü AKP çekirdek yapısıyla tümüyle aynı dünya görüşünü paylaşıyor. Erdoğan ve diplomalı alıkları, herhangi bir akademik-entelektüel birikimleri olmadığı için, düz hesap yapıp, Suriye’de Sünniler iktidarı alır, sonra da Erdoğan’ın uydusu olur hesabı yapmışlardı. Ama Ortadoğu’da bu kasaba kurnazı bölgesel politika tutmadı. ABD’ye rağmen cihatçılara destek veren ve bunu “Suriye muhalefetine” destek olarak pazarlamaya çalışan Erdoğan’a, Pentagon Kürtleri silahlandırarak ve onları Türkiye’deki üsleri üzerinden koruyarak yanıt verdi. “Halife” (!) ve adamları bu işe çok kızdılar, Kürtleri bitirmek için daha fazla IŞİD ve Nusra destekçisi bir konuma girerek hem ideolojik hem de Kürt karşıtı pozisyonları nedeniyle savaş suçu işlediler. Günün birinde, Suriye’deki her katliamda, bir gün kaç Türk mermisi, kaç Türk silahı kullanıldı, bu katliamları yapan kaç maymun kılıklı IŞİD’çi ve Nusra’cı cihatçı psikopat Türkiye vatandaşlarının vergileriyle Türkiye hastanelerinde tedavi edildi, bunu konuşacak. Kadınlar, Ezidiler, Kürtler, Süryaniler, Aleviler, sekülerler, cihatçıların hedef aldığı herkes, Erdoğan’ın bu irrasyonel ve hesapsız-kitapsız, en çok da ahlaksız ve ilkesiz politikaları yüzünden zulme uğradı, tecavüze uğradı, öldürüldü, soykırıma tabi tutuldu! Bu cani terörist cihatçılarla Türk Silahlı Kuvvetleri sahada askeri “operasyon yaptı”. Türk bayraklı askerlerle barbar cihatçı fanatikler aynı fotoğraf karelerinde yer aldı.

Erdoğan “reis” olmanın tadını çıkara dursun, onun arkasındaki Avrasyacı Ergenekoncu derin yapı bu “açıkları” düzenli olarak kayda geçirdi, bundan emin olun! Şimdi Erdoğan ve İslamcı çevresinin eski müttefiki cihatçı teröristler Suriye’den Türkiye’ye kitleler halinde giriyor. Bunlar, 15 Temmuz’da kafa kesen, Boğaziçi Köprüsü’nden asker atan, kitleleri tahrik eden ve linç eylemlerinde bulunmalarına yol açan SADAT’çılar ve diğer İslamcı militanlarla tümüyle aynı hayat görüşünü paylaşıyor. İslam’ı yorumlayışları, kadına bakışları, siyasi felsefeleri, cani ruhlarıyla, tam ruh ikizi gibi olan bu gruplar, yarın bir gün Erdoğan, AKP ve diğer İslamcı kitlenin derin devlet tarafından hedefe alınmasını meşrulaştıracak! 17 Aralık ve 15 Temmuz sonrası yaşanan tüm olumsuzluklar, Erdoğan ve İslamcılara mal edilecek. 28 Şubat’ın tüm ideallerinin, Erdoğan eliyle gerçekleştirilmesi süreci tamamlanacak. Sonra derinler “ülkeyi kurtarıyormuş” gibi yaparak, başa yedek kulübesinden bir başka ismi getirecek. Rejim değişmeyecek, ama yeni bir sayfa açılıyormuş gibi yapılacak.

Zalimler, hukuktan ayrılarak kendi geleceklerinin de hukuk dışında belirlenmesine kapıyı araladılar. Su testisi su yolunda kırılmaz sananlar bu zalimler, dünyada diktatörlerin ve diktatörlüklerin mutlu sonla biteni olmuş mu buna baksınlar! Yok ettiğiniz hukukun değerini yaşayarak öğreneceksiniz.

1 YORUM

  1. Hocam bu çok doğru bir mantık ama Ya AB ve ABD böylesi önemli bir ülkeyi nasıl Rus derin devletine teslim ediyor? Neden birşeyler yapmıyor? Gücü mü yetmiyor yoksa bir yere kadar ortak mi hareket ediyorlar? Öngörülerinizde nadir olarak vurgulamanız hariç genelde bu konu eksik.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin