AnaSayfa»Yazarlar»Mehmet Efe Çaman»Cemaat’e yönelik takibat politikası üzerinden Erdoğan diktatörlüğünü okumak

Cemaat’e yönelik takibat politikası üzerinden Erdoğan diktatörlüğünü okumak

Pinterest Google+

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Gülen Cemaati nasıl kavramsallaştırılmalı? Kendisini nasıl algıladığından önce, bunu siyaset bilimi ve sosyoloji kavramlarıyla açıklamak sanırım metodolojik olarak daha doğru ve objektif bir yaklaşım olur. Bunun dışında, rejim nasıl bir algıya sahip ve bu algı, bilimsel sınıflandırma ve tanımlama ile ne derece çelişiyor, bunu ortaya koymalı. Bunun sonrasında, Cemaat’e yönelik yapılan topyekûn takibat politikası ele alınmalı.

Gülen Cemaati, kendisini “Hizmet Hareketi” olarak adlandırıyor. Hareket ne demek o halde? Sosyolojik tanımına göre hareket, bir hedef doğrultusunda çalışan organize aktiviteler bütünü olarak tanımlanıyor. Örneğin insan haklarını destekleyen, kadın hakları talep eden, asgari ücretin yükseltilmesini hedefleyen, ya da askerliğin zorunlu olmaması gerektiğini savunan hareketler olabilir. Yine, bir dini ya da bir dinin belli bir yorumunu yaymaya çalışan bir hareket de düşünülebilir. Sosyal hareketler ya da politik hareketler olabildiği gibi, dini veya mezhepsel motivasyonlu hareketler de vardır. Aynı zamanda ideolojik hareketler de mevcuttur. Mesela Milliyetçi Hareket, siyasal bir parti olarak hukuki kişilik kazanmış da olsa, kendisini halen bir hareket olarak anlamlandırıyor. Örneğin MHP üyesi olmayan biri, ideolojik bakımdan ya da kimliğinde oynadığı rol perspektifinden pek ala Milliyetçi Hareket içerisinde yer alan biri olarak görülebilir. Hareketler anomik gruplardır. Anomik grup terimi, gevşek ilişkilerle bir arada bulunan, hatta bazen geçici bir süreliğine bir araya gelen çıkar grupları olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda hareketler kurumsallaşmamış – ya da hukuki / tüzel kişilik kazanmamış – gruplar olarak da görülebilir. Uzun süreli çıkarlar, ortak beklentiler ve idealler zemininde bir araya gelmiş insanlardan oluşurlar. Bu özel bağların olması, bu ikinci grup tipini daha sürekli kılar. Yani hareketler, her iki türde grubu da içerir. Kimi kısa süreli, belirli sınırlı hedefler için bir araya gelen insanlardan oluşur, kimi uzun süreli, kalıcı ilişkiler üzerine inşa edilir. Her ikisinin de zemininde çıkarlar olmasına karşın, birincisinde çıkarlar geçici, ikincisinde ise ortak değerlere ve ideallere dayanmaları bakımından kalıcıdır. Tüm bunların kişisel bakımdan tercihlerle ve öz-tanımlamalarla bağlantılı olduğunu söylememe gerek var mı? Yani bir harekete ait olan kişi, hareketteki rolü, işlevi, harekete katkısı veya hareketten beklentisi bakımlarından diğer hareket mensuplarından farklı olabilir. Örgütlü gruplar, üçüncü kategorimiz olsun. Bunlar oldukça geniş bir çerçevede tanımlanabilir. Gönüllülük ilkesi ile bir araya gelen düzenli gruplar olmaları bakımından, hareketlerin kapsamına oldukça belirgin bir şekilde girerler. İnsan hakları grupları, etnik temele dayalı dernekler veya dini vakıflar gibi yapılar, bu çerçevede ele alınır. Görüldüğü üzere, hareketler farklı gruplar olarak tanımlanabilir. Daha doğrusu farklı beklentiler ve hedeflerle, birbirinden farklı süreler için, birbirinden farklı işlev ve görevlerle bir araya gelen insanlardan oluştuklarından, yeknesak değildirler. Örnek olarak, yukarıdakine sadık kalmak için, yine Milliyetçi Hareket’i ele alalım. MHP genel başkanı veya milletvekili ile, bir mahallede ülkücü kahvehanesine takılan 17 yaşındaki delikanlı, stadyumda bozkurt işareti yapan minik kız çocuğu veya Hrant Dink’i katleden alçak kişi, Milliyetçi Hareket’e mensup olarak görüyor kendini. Dahası, toplum bu insanları sınıflandırırken, onlardan Ülkücüler olarak söz ediyor, ya da Milliyetçiler diyor. Daha da ileri gidecek olursak, BBP’ciler, Nizam-ı Âlem Ülkücüleri,  Alperenler vs. birçok alt grup, yine kendisini Milliyetçi Hareket’e ait hissedebilir. Hareketlere bağlılık, merkezi örgütlenme yapılarına indirgenmiyor. Çok daha geniş bir tabana yayılıyor.

Gelelim Hizmet Hareketi denen Gülen Cemaati’ne

İçinde birbirinden farklı kurumsal çatılar bulunduran bir hareket olduğundan şüphe yok. Vakıflar, bankalar, özel okullar, farklı hükümetlerin yetki alanlarına giren (yani farklı devletlerin sınırları içinde olan) dernekler, eğitim kurumları, üniversiteler, gazeteler vs. bu harekete tasnif ediliyor. Dahası, içinde bu kurumlarda maaş karşılığı o kurumlardan birinde çalışan biri olabileceği gibi, gönüllülük esasına göre görev alan veya sadece bir konserin organizasyonunda fotoğraf çeken, yemek servisi yapan, güvenlik görevlisi olarak çalışan ve bir sonraki faaliyette yer almayan kimseler de bu hareketle ilintili olarak kabul edilebilir mi? Tanım çok geniş! Mesela Bank Asya’da şube müdürü olarak görev yapan Mehmet Bey, daha önce görev yaptığı Deniz Bank’tan transfer edilen profesyonel bir bankacı olsa da, acaba Gülen Cemaati veya Hizmet Hareketi mensubu olarak mı ele alınmalı? Diyebiliriz ki, gönül bağı vardıysa, ya da sonradan oluştuysa, neden olmasın? İşte tam olarak bundan bahsediyorum ben de zaten, hareketlere aidiyet meselesinden söz ederken! Tam olarak! Nasıl bileceğiz “gönül bağı” var mı yok mu? Ölçülebilir bir şey midir “gönül bağı”? Evet, hareketlere bağ olmalıdır. Ortak hedefler mesela. Nedir ortak hedef? Moğolistan’da matematik öğretmek mi? Yoksa Galatasaray’da santrfor olarak Avrupa gol kralı olmak mı? Sohbetlere katılmak mı, yoksa “Cemaat gazetesinde” tuvalet temizlemek ya da yazı yazmak mı? NBA takımı New York Nicks’te ilk beşe çıkmak mı, yoksa Bank Asya’dan ev ya da araba kredisi çekmek mi? Hareketlerin kimlik kartı olmuyor! Milliyetçi Hareket’in var mı?

Bir harekete katılmak nasıl oluyor?

Daha spesifik sorayım: bir hareketin “yasa dışı” olması ve bunun harekete “katılan” bireyler bakımından suç unsuru sayılması nasıl oluyor? Milliyetçi Hareket, iyi bir örnek olabilir burada da. Mesela Milliyetçi Hareket nasıl kriminalize edilebilir? Milliyetçi Hareket’in 1970’lerde silahlı “mensubu” olan yüzlerce ülkücü vardı, adam vuran! Bu, Devlet Bahçeli’yi töhmet altında bırakır mı? Ya da adını vermemin bile tehlikeli olduğunu bildiğim mafya bozuntuları cirit atıyor Türkiye’de bugün. Bunların işledikleri suçlar çerçevesinde MHP “takibata alınabilir” ve mesela MHP Çemişgezek ilçe başkanı tutuklanabilir mi? Ogün Samast adlı teröristin yaptığı korkunç katliamdan dolayı, mahalledeki ülkücülerin takıldığı kıraathaneye polis baskını yapılabilir mi?

Hareketler gevşek kurumsal yapıya sahip olmaları bakımından siyasi partiler gibi üye kayıtları olan resmi kuruluşlar değildir. Oysa siyasi partilerin anayasaya uygun olup olmadığı incelenirken, üyelerinin rastgele sarf ettikleri fikirler değil, sistemli ve düzenli, genellemelere varılacak nitelikte söylemler barem alınır. Grupların söz konusu olduğu her ortamda, bireysellik payı vardır. Yani grup kimliği standartlaştırılamaz. Bir gruba “aidiyet” damgalı, fotoğraflı bir kimlik belgesiyle yapılmıyor. Ogün Samast’ın işlediği cinayet, Milliyetçi Hareket’i bağlamaz. Dahası, Ogün Samast ve Mehmet Ali Ağca örneklerinden hareketle profil yapmak ve bu profilden hareketle de kitlesel olarak Milliyetçi Hareket’e mensup olduğu iddia edilen (dikkat: ispat edilen değil!) kişilerin hukuken komedi iddianamelerle yıllarca yargılanmadan tutuklu olarak hapishanelerde çürütülmeleri, ancak Türkiye gibi keyfi ve hukuksuz rejimlerde mümkündür. Üçüncü hukuksuz rejimler bile (mesela Suudi Arabistan) kendi “devlet düşmanı” olarak damgalanan gazetecilerinin infazı için Türkiye’yi seçiyorsa, durup düşünmekte yarar var!

Cemaat darbeye karıştı mı?

Hangi Cemaat? Mesela darbeye karışan ülkücü bir subay veya hatta er varsa, bu darbeyi MHP’nin mi planladığını gösterir? Cemaat derken içinde gruplanan insanların birbirinden ne kadar farklı oldukları da mı zihin açıcı olmuyor? Örneğin kermes yapan bir anneanne ile, dershaneye giden kızından dolayı içerde olan baba, bankanın önünden çok geçmiş diye alınan vatandaşla, özel bankadan transfer edilen şube müdürü Mehmet Bey gibi kişilerin çektiği zulüm, nasıl izah edilebilir? Şahin Alpay’ın veya Ahmet Altan’ın, Nazlı Ilıcak ya da Mümtaz’er Türköne’nin işledikleri suçlar, Cemaat gazetesinde yazmak ya da daha da kötüsü, Cemaat ile aynı fikirlerde olmaksa eğer, biz neden bahsediyoruz ki? Bu olayları kınamaya gerek yok. Olayı bütün olarak ortaya koymak ve yorum yapmadan yayınlamak, evrensel hukuku bilen birine zaten sağlam bir fotoğraf vermektir Türkiye’deki batık yapı hakkında. O yapı adalettir, o yapı demokrasidir! O yapı esasen yok olan ardır, haysiyet ve öz saygıdır!

Cemaat mağdurlarını savunmak için cemaatten olmaya gerek yok. Ama insan olmaya gerek var! Suçun bireyselliği ilkesine inanmak, demokratlığın temeli değil, insan olmanın gereğidir. Hammurabi’den beri binlerce yıldır insanlık hukukunun temel taşım olan bu ilke, bugün Türkiye’de yok edilmiştir. Hukuk siyasetin köpeği yapılsın diye, Türkiye insanı ahlaktan arındırılmış bir İslam’la ve sivil olmayan bir milliyetçilikle fikren ve ruhen yok ediliyor. Ülkenin yok oluşunun verdiği acıdan daha büyüktür bu. Çünkü yok olduktan sonra, Türkiye’deki siyasal, ekonomik ve sosyal düzeni inşa edecek kimse kalmayacak. Cemaat ne yaptı ya da ne yapmadı konusundan önce, bu ilkeler üzerinde anlaşalım! Sütten çıkmış ak kaşık olup olmadığından çok daha önemli olan husus, bu evrensel bakış açısıdır. Masumiyet karinesinden bahsedenlere “ama” ve “fakat” ile başlayan cümleler kurmak, Türkiye’de İslamofaşist rejimin yelkenine rüzgârdır. Eğer samimiyetle geçmişte yapılan hukuki hataları ve hak ihlallerini telafi etmek isteyen insanlar varsa, önce akut olan yangını söndürmeye çalışmalıdırlar. Hapishanedeki bebeklerle başlamalarını öneririm. Ya da kermesçi anneannelerle!

(NOT: Bank Asya’da şube müdürü olarak görev yapan ve başka özel bankadan transfer edilen Mehmet Bey, fiktif bir örnektir. Boşuna tutuklamak için araştırılmasın diye söylüyorum!)

Önceki Son 10 Yazı:
Kürt sorunu üzerinden Erdoğan diktatörlüğünü okumak - 09 Eki 2018
Mer’abalar – nasıl gidiyor arabalar? - 06 Eki 2018
Faşist Devlet Ebed Müddet – Düşünene Müebbet - 04 Eki 2018
Erdoğan’ın Almanya ziyareti nasıl geçti? - 01 Eki 2018
Dombra eşliğinde “Recep Tayyip Erdoğan” - 27 Eyl 2018
Akademisyenler hangi Türkiye’ye dönsün - 25 Eyl 2018
Hukuk devletinden “alıverebilen devlete” - 23 Eyl 2018
Reform - 20 Eyl 2018
Şantiyedeki faşizm - 18 Eyl 2018
Varlık Fonu - 15 Eyl 2018
önceki yazı

Thorbjorn Jagland: Gazetecilere yönelik şiddetin amacı, sindirmek

Sonraki yazı

O günlerde yaşasaydık… (1)

2 Yorumlar

  1. Karinca
    11 Ekim 2018 at 15:53 — Cevapla

    Satin hocam, saniyorum bu yazinin devami olacak. Ben böyle bir beklenti icindeyim. ” gönüllülük esasına göre görev alan veya sadece bir konserin organizasyonunda fotoğraf çeken, yemek servisi yapan,” Örnek olarak verdiginiz bu konseri kim organize etti, bunun sorumlusu kim? Bence bunlar önemli. Siz cemaat hareketini bir fotografciya indiriyorsunuz. Benim sizin yazinizdan anladigim su. Cemaat bir fikre gönül vermis bir kalabalik. Mesele bu kadar basit mi? Cemaat devletin tüm kesimlerinde örgütlenmis bir hareket. Bu örgütlenme basi bozuk bir örgütlenme mi? Herkez kendi bildigini- dogru bildigini- yapar, yapiyor. Yanlis ise kisisel bir hareket. Baba yaziniz eksik geldi. Fransa´da iktidara gelen hareketle karsilastirin cemaati. Partilerin zaten sonu geldi. Neyse yine uzattim.

    Saygilarimla.

  2. bilal
    14 Ekim 2018 at 11:46 — Cevapla

    yazinizda bence cok onemli noktalara deginmissiniz. elinize saglik.

    olaylara mahruti ve objektif yaklasabildiginiz icin tebrik ederim.

    saygilarimla…

Değerli Okurumuz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir