Ala Rasulina Salavat…

1

YORUM | HAKAN ZAFER

Devamında kısa süren bir sessizlik mescitte…

Kimi yaşlılar cümleye başlarken derinden bir homurtuya çalan sesleriyle henüz aldıkları nefesi idareli kullanamayıp tüketerek dağıtsalar da bu efsunlu havayı, kalmışsa içerde bir miktar, onu da cümleyi bitirir bitirmez kafayı sağa sola çevirmek marifetiyle dudaklarından büyülü bir iksir gibi yayarcasına üflerler bu esnada.

Yüzünü mihraptan cemaate dönen imamın her vakit giymeye alışık olmadığı, dizlerine biçimsiz dolanmış cübbesini düzeltmesine de fırsat verir bu boşluk.

Namaz esnasında boğazını ayar etmeye çekinen kimse için de ilk fırsattır; “öhö, öhö”

Tespih dağıtımını deruhte eden amcalar yok mu, onların başlama sesi gibidir.

Uzun menzil mi?

Onlar için hiç dert değil. Yeter ki siz boş ellerinizi diz üzerinde görünecek şekilde tutun ve elinizde tespih olmadığını görsünler, ima etmeye, işarete bile hacet yok. Renkli naylon tespihi, münasebetsiz bir direğe rastlamazsa, elinizde bilin. Siz iyisi mi tespih bittikten sonra bu fedakârlığa nasıl mukabele edeceğinizi düşünün. Atar mısınız yoksa sol elinizin üç parmağına dolayıp halka biçimi verdikten sonra ciddiyete halel getirmeden dizlerinizin arasında mı tutarsınız, sizin bileceğiniz iş ama atan amcayı da ihmal etmeyin. Göz ucuyla beklediğini anlarsanız, atın gitsin.

Suskunluk getiren bir komut gibi algılanan, anında toparlanmaya sebep şu kısa cümle ve sonrasının özel bir etkisi var. Yatıştırıcı, fakat kızınca da demez miyiz? Baygın gözler, sıkı bir çene ve sağ alttan alıp başı sola çevirirken (tersi de pekâlâ mümkün) ister istemez sertleşir; “Allahumme salli…”

*****

Mescitleri nitelikli mesken, salavatı da sükûnet sembolü olarak görüyorum.

Herkes karşı çıksa da ben camileri, sessiz olması gereken yerler sınıfından sayıyorum. Hatta en sessizi, kütüphaneden bile.

Ama oraları da sevdirmek gerekir canım!” demeyiniz.

Çünkü bu cümleden hareketle, vaziyet-i umumi sorulursa cevaba zorlanırız.

Derinlik yoksunluğunu bulaştırmadık yer bırakmadık maalesef. Yeterince çıkardığımız gürültüyü duyan da gönlünü mescide asmış sabırsız namaz bekleyicisi kesildik zanneder. Cıvıttığı hâlin suyunda çekmiş hayret hırkası dar gelen kimselerin, basiretini kendine döndürmesi gereken en sakin bu yer, curcunaya dönüşüyor artık.

Bilmiyorum, belki de yıkılıp altında sıralı dükkânların da olduğu utanç vesilesi bir taklit binanın yapıldığı, kendisinde ilk kez namaza başladığım kerpiçten mamur camiyi zihnim çağırıyor.

İçinde golf arabalarıyla gezilebilen mescitlerimiz var çok şükür(!) var olmasına da ben sade ama şirin, geleni gideni çok ama sessiz yapılardan yanayım. İşin teorisinin kulağımı çekmemesi de bu düşüncemi pekiştiriyor.

İyi de ne yapalım?

Beni, bana duyurmayan ne türden gürültü olursa olsun benden çalacaklarına karşı bir direniş olarak sessizlik; bu sessizliğin temini için yer yer yalnızlık arayışı.

Hadi kafayı dinleme aşkına, bir daha,

“Ala rasulina salavat”

1 YORUM

  1. Bir kitap uzak mı hala @hknzfr bey?
    ayet ya da hadislerden bahis açıp , okuyucu ile hasbihal eder gibi yazmanın vakti gelmedi mi ?
    Olursa e-book da olsun aman. Soz veriyoruz WhatsApp dan paylaşmam ! Satın alırım.
    Zaten yazılarınızı paylaşmayan kitabı paylaşirsa üzülmeyin , sevinin derdim.
    Çok severek okuyorum düşüncelerinizi.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin