Acı bir masal; Gözüdönmüşlüğün esaretinde

YORUM | M.NEDİM HAZAR

Çok eski bir deyiştir; masallar küçükleri uyutmak, büyükleri uyandırmak için anlatılır!

Oscarlı ünlü film Cesuryürek’te anlatıcı filmin hemen başında şu repliği patlatır: “İngiliz tarihçiler benim bir yalancı olduğumu söyleyecekler ama tarih, kahramanları asanlar tarafından yazılıyor.”

Size birazdan anlatacaklarım çok değil birkaç yıl sonraki insanlar tarafından okunduğunda belki inanmakta güçlük çekilecek hadiseler olabilir. Ve ihtimal ki bugünkü mevcut tablonun mimarlarının kalemşorları yazılanların yalan olduğunu söyleyecek. Ama tarih maalesef kahramanlar tarafından yazılmıyor hiçbir zaman.

Ne ki, gelecek nesiller için gerçeklerin her formda kayda geçmesi zaruri.

Masallar…

Enteresandır;  gerçek değildir belki ama hiçbir masalın yalan olduğunu da kimse iddia edemez. Sadece hakikatin farklı bir formu olarak karşımıza çıkar belleklerde. Ve masallarda krallar, kâhinler, büyücüler, prensler ve kurbanlar vardır. Hakikat farklı bir formda karşımıza çıkmıştır ama anlatılanlar tarihin her dönemi yaşanmaktadır. Kendi öykümüzdür hayretler içinde dinlediğimiz.

Romalı şair Horatius, Sermones’te şöyle der: “Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.” Yani şu; “Niye gülüyorsun? Değişik isimlerle anlatılan senin hikayendir!”

Avcının yanılgısı ise şudur; tarih kendileri yazdığı müddetçe kendilerini yüceltecektir ama avcının ilanihaye yüceltildiği bir masal da yoktur. İlla ki bir Musa doğacaktır, tüm bahçeler tarumar edilse de bir çiçek boy verecektir!

Yaşadıklarımızın kimileri için hayret edilemeyecek kadar sıradan gelmesi toplumsal olarak nasıl bir narkozun etkisinde olduğumuzun da çarpıcı göstergesi. Masalların öyle bir yönü de vardır esasen; hikâye dinleyenin hayatına değmezse bir şekilde, uyumak için iyi geliyor ve derinleştiriyor sersemliği. Ve biliyoruz ki, masallar çocukları uyutmak, büyükleri uyandırmak için anlatılır aslında.

Cebbur ed-Düveyhi, anlatılanların hepsinin gerçek hayatta bir karşılığı olduğunun altını ısrarla çizer ve “”… Sözün dış yüzü halka ve ileri gelenlere eğlence olsun; iç yüzü ise seçkinlerin zekâsına hitabetsin, onlara bir tür deneyim kazandırsın diye kitabı yırtıcı hayvanların, kuşların dilinden verdi!” der İbnül Mukaffa’nın mukaddimesinde.

Meselâ ‘Maymun ile Kaplumbağa Babı’ şöyle başlar Kelile ve Dimne’de: “Hükümdar Debşelim, filozof Beydebâya dedi ki: Bir ihtiyaç, bir amaç peşinde koşan ama tam eriştiğinde yine kaybeden adamın hikayesini anlat!”

Aynı kitapta “Arslan ve Öküz” bahsinde ana mevzu iki merhalede ele alınır: 1- Dimne öküzün aslana boyun eğmesini sağlayarak aslanın dostluğunu kazanır. 2- Sonra öküzün öldürülmesi gerektiği hususunda aslanı ikna eder. Çünkü öküz, Dimne’nin nice zamandır tamah ettiği bir makama gelmiştir ve bir nevi rakibi olmuştur. Ama Dimne’nin sahtekârlığı ortaya çıkar.

Hikâye “birbirini seven ve savunan siyasilerin araya çeşitli desise ve entrikaların girmesiyle nasıl birbirlerinden soğuduklarını” anlatır. Böylece mesel, cihanşümul bir insanî olguyu irdeler: Birbirini seven dostlar ve arabozucular…

Hırslı fakat erdemlerle bezeli gibi görünen bir kralın öyküsüdür yaşananlar.

Ve bir yüzük ile başlar her şey. Parmağından çıkardığı yüzüğü etrafındakilere gösterir geleceğin kralı ve şöyle haykırır kendine has retoriği ile; “İşte bütün servetim…”

Yüzüğe dair çok hikâye dinlemişizdir esasen ama en akılda kalıcı olanı Gollum’unkidir; “Efendimiss” der bitmek tükenmek bilmeyen bir iştah ile. Arslan’a herkesi gözü yüzükte olan öküz olarak gösterebilecek bir illüzyona sahiptir Gollum. Gün gelir bir kır gezisinde Filozof Beydebâ’yı yardan aşağı iterken aynı tıslayan ses yankılanır uçurum kenarında; Kıymetlimisss…

Çok sular akmıştır artık hayat deresinden.

Kâhin her daim kılıktan kılığa girip, bin bir düşman sureti oluşturmuştur hünkârın aynalarında. Beklediği fırsat ise şehzadelerin bir sabah mücevher dolu yataklarında basılmasıyla eline geçer. Elinde iki hap ile girer Hünkâr mahfiline büyücü. “Hayatımı kontrol edemiyor olma düşüncesini sevmem” der şaşkın kral. “Dokunamadığın tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapishanedesin” diye cevap verir kâhin.

Kırmızı ya da mavi hap…

Birinde yıllardır kurduğu hayal âleminde devam vardır, diğerinde ise hakikat. Sadece uykunun devamını tercih etmez hünkâr, aynı zamanda kendisine tapınırcasına bağlı olanların dışında herkes bir anda Gregor Samsa’ya dönüşecektir. ‘Böcekler’diye haykırmadan önce şehzadeye okkalı bir şamar aşkeder kısık sesiyle, “batırdın her şeyi!” Rüya sona erecekken Gollumlar girer devreye, şehzade ise Uzun Bacaklı Edward’ın oğlu gibi hisseder kendini.

Hani en yakın arkadaşının şatonun penceresinden aşağı atılmadan önce kral babasına nasihat veren had bilmez 2. Edward gibi. “Operasyon yapalım baba, hepsini yok edelim” diye hoyratça haykırır.

Tarih, onu eline alan için bir oyun hamuru gibidir… İstediği gibi şekil verebildiğini düşünür çoğu muktedir. Ancak gel gör ki, zaman öyle muazzam bir dengeleyicidir ki, er ya da geç bir şekilde her şeyi yerli yerine oturtur. Geriye gözü dönmüş bir bahtsızlığın acı, çok acı anlatısı kalır!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin