Zulüm soslu makarna!

YORUM | UĞUR TEZCAN

Gün geçmiyor ki yeni bir zulüm haberi düşmüyor olsun medyaya. Her gün başka bir masum insan terörist muamelesi görüyor; adil bir yargılama süreci, suç ve delil olmadan kadın, erkek, çocuk hapse atılıyor. Adalet sistemi birilerinin, kendi tabirleri ile, ’köpeği’ olmuş adeta! Keyfilik dizboyu! Tamamen öç alma yörüngeli hareket eden, adına da hala ‘devlet’ denilen bir suç aygıtının esiri olmuş ülke! Halihazırda yaklaşık bin kadar çocuk ve bebek yine kendileri gibi masum olan on binlerce anne ve gencecik kızlar ile aynı hücrelerde hayata tutunuyorlar.

Devlet sandığınız, halihazırdaki şekliyle, suç aygıtının kimi çıkarcı, kimi yalaka, kimi de kasıtlı olarak Ergenekon gibi örgütlere angaje olmuş hakimleri ve savcıları medeni dünyanın gözleri önünde; utanmadan, çekinmeden bir soykırım suçu işliyorlar. Emir aldıkları şer odaklarının bir gün yıkılacağını ve adalet önünde, gerçek hakim ve savcıların önünde hesap vereceklerini hiç düşünemiyorlar.

Hapishanelerde ilaçları verilmeden ölüme terkedilen, bizzat işkence ve tecavüzlere maruz bırakılan, keyfi KHK’larla hakları ellerinden alınan yüzbinlerce masum insandan bahsediyoruz!

2007 yılından beridir Ergenekon davaları sürecini takip ediyorum ve bu tehlikeli yapı hakkında sosyoloji temelli yazılar yazıyorum. Daha o günlerde tıpkı başkaları gibi ben de AKP hükümetinin yan çizmeye başladığı dönemleri idrak etmiş ve bu suç örgütü, suçlarının cezasını çekmeden bu davalardan kurtulursa çok ciddi intikam alır, kan döker demiştim. Nitekim kısa bir süre sonra henüz daha içeridelerken Amiral Cem Aziz Çakmak gibi bazı Ergenekoncuların ‘’çıktığımızda çoluk çocuk demeden intikam alacağız!” dediklerini biliyoruz. Yine Perikçek’in hapisten çıktığında yaptığı ‘’öç zamanı’’ içerikli konuşmasını hatırlarsınız.

İşte devran döndü ve türlü türlü yolsuzluklara ve suçlara bulaşmış AKP ve Erdoğan çevreleri bu yapının tesiri ve yönlendirmesi ile bugünkü zulüm kapılarının kilidini açtı ve adalet sistemini de, toplumsal dokuyu da, dini anlayışları da felce uğrattı!

Dün sosyal medyaya düşen en son göz yaşartıcı hadise üzerine yazıyorum bu yazıyı. Polis eve girer ve yine keyfi kararların emirkulu olarak baba ve anneyi alıp götürür. İçeride 8-5 ve 3 yaşlarında üç çocuk yalnız başlarına bırakılmışlardır. Amerika’da bir ebeveyn çocuğunu arabanın içinde veya evde yalnız başına bırakıp bir işini halletmeye gitse ve bu polise intikal etse o ebeveyn hakkında hemen soruşturma açılır ve olayın ciddiyetine göre o anne-baba çocuklarının velayetini bile kaybedebilirler. Hatta çocuklardan birinin başına o ihmal anında ufak bir kaza bile gelse o ihmalden dolayı anne-baba ceza da alabilirler.

Diyelim ki anne-baba bir suç işlediler ve polis eve baskın yaptı. Ebeveynler kelepçelenip götürülseler dahi evde yalnız başlarına kalan çocuklara sahip çıkmak artık devletin sorumluluğudur. Eve gelen bir polisin çocukları yalnız bırakıp gittiği anlaşılsa o polis de bağlı olduğu emniyet kurumu ve savcılık da soruşturma geçirirler. O anne ve baba bu kurumları dava edip milyonlarca dolar tazminat kazanabilirler. Çocuklara psikolojik uzman desteği temin edilir. Zaten olayı duyan halkın tepkisi bile federal makamları harekete geçirmeye yeter.

Türkiye’ye ve bahsini ettiğim zulme geri dönelim. Bir polis memuru evde yalnız kalan çocuklara üzülür ve savcıya haber verir. Savcının sözü, ileride soykırım mahkemelerinde yüzüne vurulacak cinstendir: ‘’Annesi terörist olurken bana mı sordu!’’ der!

Bu sırada zulüm çarkları dönmeye devam etmekte ve Rahmet kalemleri, Kahhar defterine notlar düşmeye devam etmektedir.

Evin sekiz yaşındaki kızı anasının arkasından bağırarak ‘’anneciğim bari makarna nasıl yapılır onu anlat!’’ diye seslenmektedir!

Yani sizlerin devlet sandığınız ve tamamen mafyatik ve keyfi tarzda yönetilen aygıt, o çocukları o şekilde; yalnız başlarına, aç-susuz bir şekilde ölüme terkedip bırakıp gitmiştir. O savcının bir suçu da işte budur! Bu zulümlerin emirlerini verenler oy zamanı geldiğinde Hz. Ömer’den alıntılar yaparak ‘’kuzunun hakkından’’ bile kendini sorumlu tutan anlayışları suistimal ederek yalanlar söylemeye devam etsinler bakalım!

Size buraya kadar resmettiğim ve sizlerce de aşikar olan bu zulmün başka bir yönünü daha ele almak istiyorum. Aslında bu zulmün ve keyfiliğin kendinden çok daha acı olan bir husus varsa; o da toplumun geldiği-getirildiği noktadır. Dini, ahlaki ve muhafazakar duyguları sömürmesini iyi bilen AKP ve Erdoğan eliyle bunun gerçekleşmiş olması da Türkiye Müslümanları için ayrı bir ibretlik acı, ayrı bir seviye düşüklüğü ve derin bir sefalettir!

Hadisenin en acı boyutu; o, kendine ne olacağından çok, geride yalnız bıraktığı evlatlarını düşünen ananın iç rahatlığı ile; ‘’kızım, endişe etmeyin, komşu Hatice teyzenize gidin!’’ diyememesidir. Veya evin en büyük kızının ‘’bizi merak etme anne, biz komşu Hatice tezyelere gideriz!’’ deme refleksini gösterememesidir. Belli ki güven duygusu kalmamış, komşuluk hakları çiğneleli çok olmuş; belki de son birkaç yıldır bizzat komşularının kendilerini nasıl dışlayıp yalnızlığa ittiklerini o küçük yürekler hissetmiştir. Kim bilir belki bu da yetmemiş; komuşularının ‘bunlar da Fetöcü’ iftiralarına veya imalı bakış ve tacizlerine muhatap olup durmuşlardır.

Kuruntulara kapılarak yazmıyorum bunları. Son 5-6 yıldır sürekli benzer akraba-eş-komşu hikayeleri dinleyip duruyoruz! Duydukları ithamlardan etkilenerek veya kendi geleceklerinden, kısmetlerinin kesilmesinden korktukları için kendi evlatlarına ‘terörist’ diyen ve onları evlatlıktan reddeden; hatta ispiyonlayan nice sakallı-namazlı hacı amcalar, dayılar, akrabalar duyduk bu süreçte! Türkiye’den binlerce kilometre ötede yaşadığımız halde Erdoğan’ın etkisiyle bizleri yalnızlığa iten ‘dostları’, ‘komşuları’ da görüp işittikçe meselenin bir kaç kötü örnekle sınırlı olmayan, artık toplumsal bir hezeyana ve sefalete dönüşmüş bir hastalık olduğunu daha net görüyor ve tiksiniyor insan.

Bu acı tabloyu daha da acıklı hale getiren nokta; o kızın veya annesinin, komşularını da geçtim, akıllarına dede, amca, hala, dayı ifadelerinin gelmemiş olması, dillerinden ilk o sözlerin dökülememiş olmasıdır. Bu bile toplumun geldiği noktaya, düştüğü acınası hale ve masum insanların ne kadar sahipsiz ve çaresiz bırakıldıklarına dair önemli bir göstergedir.

Kendilerine ‘Müslümanların hamisi!’ gibi sahte ve yalan dolu yakıştırmalar yapan ve sırf öç alma duygusu ve kin ile hareket eden insanların bu zulümleri neticesinde böyle acınaklı durumlara düçar olmuş olan tüm masum insanları ve özellikle de çocukları Allah’a (c.c.) emanet ediyor, bu zalimlerin gerçek mahkemelerde hesap verecekleri günleri bizlere göstermesi için dualarınızı istirham ediyorum!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin