AHMET KURUCAN | YORUM
Alanım değil ama yaptığım genel ve mesleki okumalarla şahsi tecrübelerimi de ilave ederek uzun iki yazı kaleme alacağım. “Ramazan, mübarek zaman dilimi, sırası mı şimdi!” diyenler olabilir. Saygı duyarım… Üzerinde ben de uzunca düşündüm. Ama Ramazan da olsa hayat devam ediyor ve bizim insanlarla olan ilişkilerimiz hiç bitmiyor ve bitmeyecek.
Nedir konu?
Başlıkta ifade etmeye çalıştım; “Zehirli Ruhlar” dedim. Hayatta en son isteyeceğiniz şey öylesi insanlarla bir arada olmaktır ama gel gör ki hayat sizi onlarla sık veya seyrek dokulu münasebetler içine girmeye mahkum bırakmış. Kader. Yok başka bir izahı. En azından ben bulamıyorum.
İnsan iradesi ile şimdi gördüğünü 10 yıl önce görseydi sokakta karşılaşsa yolunu değiştirirdi o kişiyi ya da 10 yıl sonra böyle bir karaktere bürüneceğini tahmin etseydi fersah fersah uzaklaşırdı ondan.
Geçenlerde bir yerde okudum. 3 tip insandan bahsediyor. Kesin, keskin ve net yargılar içinde bulunuyor. ‘Kızgın, üzgün ve kötü insanlar’ diyor ve devam ediyor.
Kızgın insanlar akıl sağlığı problemi olan insanlarmış. İstemsiz olarak kendilerini problemlerin içinde bulurlarmış. Üzgün insanlar berbat bir hayatları olduğu için eninde-sonunda suça bulaşırlarmış.
Kötü insanların ortak paydası; değişmemeleri!
Bir de kötü insanlar var. Onlara gelince psikopat, narsist, makyavelist ve daha bu eksende aklınıza gelen her türlü vasfın sahibi insanlar imiş. Bütün hayatlarını başkalarının hayatlarını alt üst etmek için harcarlarmış bu tipler. Kendi içlerinde farklı özelliklere sahip olsalar da kötü insanların ittifak ettiği ortak paydası varmış; değişmemeleri. Hiç değişmezlermiş bunlar. Dur durak bilmeden aynı hataları tekrar tekrar yaparlarmış. Onun için bunlara karşı alınacak en güzel önlem onlardan durabildiğin kadar uzak durmakmış.
Özetleyerek aktardığım bu tespitler ne kadar doğru?
Psikoloji ilminin verileri ve şahsi tecrübelerim açısından bakınca yapılan tespitler bana göre doğru. Ama önemli olan bizim ne yapacağımız? Zira gündelik hayatımız içinde böylesi nice insanlarla karşılaşıyoruz.
Şahsen ilk yapacağımız şeyin farkındalık olduğunu düşünüyorum. Hocaefendi’nin, “insanı okumak” diye tarif ettiği hakikate vurgu yapıyorum bu sözümle. Mealen aktarıyorum. O şöyle derdi: “İnsana bir şey okumadan önce muhatabınız olan insanı okumalısınız. Yoksa o insanın canına okuyabilirsiniz.”
Onun için bir psikolog, bir psikiyatr edasıyla muhatabımızı iyi tanımanın öncelikli şart olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple aşağıda psikoloji ilminin verilerini aktarmak istiyorum.
Umutsuzluk sarmalı ve suça yönelim!
Kızgın insanlar duygularını yönetmekte zorluk çeken, öfkelerini kontrol edemeyen ve ilmi tanımı ile duygudurum bozukluğu yaşayan kişilerdir. Sınırda kişilik ve antisosyal kişilik bozuklukları kavramları bu tipleri sınıflandırmada kullanılır. Yaşadıkları öfke patlamaları çevresindeki insanların zamanla ondan uzaklaşmasına neden olur. Çocukluk döneminde yaşadıkları travmalar, bastırılmış duygular söz konusu kızgınlığın ana nedenlerinden biridir.
Üzgün insanlar kronik deprasyon yaşayan kişilerdir genelde. Hayatlarında dolduramadıkları bir boşluk vardır. Hayatlarını öğrenilmiş ya da öğretilmiş çaresizlik duygusu içinde kapalı bir fanusta yaşarcasına yaşamaya çalışırlar. Neticede umutsuzluk bütün düşünce dünyalarını sarar ve suça bulaşırlar.
Kötü insanlara gelince psikolojide “Dark Triad” dedikleri narsist, makyavelist ve psikopat özeliklere sahip olan kişilerdir. Empati yoksunu, pişmanlık ya da suçluluk duygusu hissetmeyen, kurnaz, amaçlarına ulaşmak için her türlü aracı mübah sayan, kendilerini bütün insanlardan üstün gören, kendilerine hayran tiplerdir. Tüm zeka ve kabiliyetlerini başkalarının hayatlarını zehir zemberek etmek için kullanırlar. Yalan söylemek, başkalarını manipüle etmek onlar için çok sıradan hatta olmazsa olmazlarıdır.
Netice itibariyle bu veriler bize gösteriyor ki insanı tanımak hem zaruri hem de adeta bir sanattır. Kimlerle beraber olacağız, hangi ölçüde ve sıklıkta birlikte bulunacağız, kimlerden fersah fersah uzaklaşacağız, bunları bilmemiz şart. Zira kızgın insanlar bize zarar verebilir, üzgün insanlar aşağıya çekebilir, kötü insanlar da hayatımızı mahv u perişan edebilir.
Devam edeceğim bir sonraki yazımda. Orada da bu üç sınıf insanın değişme imkanları, bunlara karşı bizim nasıl davranacağımız konusundaki düşüncelerimi dini değerleri merkeze alarak aktarmaya çalışacağım.

Harika bir mevzu… Hayatın taa merkezinde olan ve Ramazan da olsa konuşulucak yegane birinci konu…
Ailem teesuf ki üç insan tipini de barındırıyor.. Çevrem ise %90 bunlarla dolu..
Anlat hocam.. Bizi anlat..
İnsan için meçhul olan üç şey var:
1. Yaratıcı
2. Varlık
3. İnsan
İnsan bu bilinmezlerden önce kendini tanıması gerekir. “Kendini bilen Rabbini bilir” hakikati bunu gösteriyor. Fakat mutlak manada insanı ve özelde her insanın kendini tanıması çok zor bir merhale. Haydi diyelim; mutlak manada insanı tanıyoruz ve herkes az dahi olsa kendini biliyor. Önemli olan insanın kendinden başka ilişkide olduğu diğer insanları tanıması. Bazen oluyor ki insan eşinin bazı özelliklerini yıllar sonra tanıyor. Çünkü insanda bazı duygular ortamını bulduğunda, yaşam şartları değiştiğinde veya menfaatleri çatıştığında ortaya çıkıyor.
Yani herkese Sandalye yok! Insanlar statik, dinamik degil! Halit bin Velid (r.a.) Islamdan önce ve sonra hangi guruptan!?
Bati pozitivizim kafasiyla Islam hakikatini birbirine karistirirsan sonucu Aynaya bakarak görürsün!
Biz bilemeyiz en Dogrusunu, Allah bilir!
Kötü, üzgün, kızgın insanlar, şeklindeki başlık yanlış anlaşılmaya müsaittir. Zira, kötü insan olmaz, kötülük/iyilik yapan insan olur. Üzgün insan olmaz, üzülen/sevinen insan olur. Kızgın insan olmaz, kızan/sabreden insan olur.