Zarrab Davası: 1 haftada neler öğrendik? Süreç nereye gidiyor?

HABER-YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN, New York – Tr724

Halkbank eski yöneticisi Hakan Atilla’nın tek sanık olarak yargılandığı, Reza Zarrab’ın ‘tanık’ statüsünde ifade verdiği tarihi davanın ilk haftasını geride bıraktık.

Bu bir haftada çok şey oldu. Her biri ‘dokuz sütuna manşet’ onlarca çarpıcı detay dinledik ve gördük.

Önce ‘ne olduğunu’ hatırlatayım sonra ‘ne olabileceğine’ dair analizime geçeceğim.

4 gün ve onlarca saat süren sorgulamalarda şuna kadar öğrendiklerimizi notlar halinde sıralayayım:

‘ABD – HAKAN ATİLLA’YA KARŞI’

  • Biz her ne kadar ‘Zarrab Davası’ olarak bilsek, böyle anlatsak ta resmi kayıtlarda bu dava “ABD, Hakan Atilla’ye karşı” (USA v Hakan Atilla) diye geçiyor. Özellikle ‘kara para’ ve ‘ekonomik suçlar’ konusunda uzmanlığı ile bilinen New York Güney Bölge Mahkemesi’nde devam ediyor ve mahkemeye Richard Berman başkanlık ediyor. Hükümet adına Bölge Savcı Vekili Joon Kim yer alırken Atilla’nın avukat ekibine Cathy Fleming ve Victor Ricco başkanlık ediyor.
  • Yargılama sonunda Hakan Atilla’nın suçlu olup olmadığına 12 kişilik jüri karar verecek. Hâkim Berman sadece hangi cezanın verileceğine karar veriyor. Bu arada Cuma günü yapılan oturumda Hakim Berman, jüri üyelerinden birini, oturumlarda sürekli uyuduğu gerekçesiyle azletti.
  • 6 temel suçlama var: 1) ABD Hazine Bakanlığı’nı dolandırmak için kumpas kurma, 2) Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı (International Emergency Economic Powers Act) delmek için kumpas kurma, 3) Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapma, 4) Bankacılık sisteminde sahtekarlık yapmak için kumpas kurma, 5) Kara para aklama, 6) Kara para aklamak için kumpas kurma.
  • Hakan Atilla’nın yanı sıra Zarrab ve eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın da bulunduğu toplam dokuz sanık yer alıyor.
  • Reza Zarrab için 90 yıla kadar hapis ve 50 milyon $ para cezası öngörülürken Atilla için 50 yıla kadar hapis ve 2 milyon $ para cezası isteniyor.
  • Zarrab için ekstradan ‘Cezaevinde telefon-içki ve kadın temin etmek için gardiyana rüşvet vermek’ suçlaması da var. Zarrab bu suçlamaları da kabul etti.
  • Zarrab, 26 Ekim’de savcılık ile anlaşarak hakkındaki tüm suçlamaları kabul etti. Anlaşmanın 3 temel şartı var: Tamamen gerçekleri anlatmak, savcılıkla işbirliği yapmak ve bundan sonra hiçbir suç işlememek.
  • Reza Zarrab ifadesi esnasında hala FBI gözetiminde olduğunu, kendisine anlaşma karşılığında serbest kalma sözü verilmediğini, savcılığın mahkemeye 5K-1 denilen bir mektubu yazacağını açıkladı. Eğer yalan ya da eksik bilgi verirse bu mektubun yazılmayacağını anlattı.
  • Duruşmayı takip etmek isteyenler sabahın erken saatlerinde duruşma salonunun önünde uzun kuyruklar oluşturuyor. Güvenlik güçleri, duruşma salonuna belirli sayıda gazeteci ve katılımcı alıyor. Duruşma salonunda yer bulamayanlar, duruşmayı video üzerinden dinlemek için başka bir katta hazırlanan iki ayrı salondan takip ediyor.

TAKAS OLMAYINCA!

  • Bu arada Zarrab’ın cezaevinde tehdit edildiği, can güvenliği riski taşıdığı için başka bir cezaevine nakledildiği de ortaya çıktı. Bir başka önemli detay ise ‘takas beklentisi’ne dair. Zarrab, Türk hükümetinin ‘takas girişimlerinin’ başarısız olması sonrası itirafçı olmaya karar verdiğini anlattı. ‘Neden anlaştınız?’ sorusuna ‘Cezaevinden çıkabilmenin en hızlı yolu buydu’ diye cevap verdi.
  • Zarrab ilk gün mahkemeye cezaevi kıyafeti ile diğer iki gün ise takım elbiseli olarak getirildi.
  • Savcılık, Zarrab’ın tanık koruma programına alınması için dilekçe verdi.

‘AKLANAN PARALAR NERELERDE KULLANILDI?’

  • Davanın Salı sabahı yapılan ilk duruşmasında hem savcılık hem de savunma makamı genel bir sunum yaptı. Savcılık davanın çerçevesini çizerken İran’ın ‘ekonomik cihat’ politikasını ve bu politikanın ABD için oluşturduğu ‘güvenlik risklerini’ anlattı. İran’ın petrol ve doğalgazdan elde ettiği parayı aklayacak bir sisteme ve bankaya ihtiyaç duyduğunu bunu da Türkiye ve Halkbank aracılığı ile gerçekleştirdiğini, Hakan Atilla’nın ‘sistemin mimarı’ olduğunu, Türk siyasilerin bu sistem içerisinde milyonlarca dolar rüşvet aldıklarını anlattı. Savcının ‘bu sistemde aklanan paranın nerelerde kullanıldığı’na dair sorular ortaya atması dikkat çekti.
  • Savcı Yardımcısı David Denton, 2013 itibariyle FBI’ın de sanıkları yakından takip ettiğini, e-mail, telefon ve diğer irtibatların kayıt altına alındığını anlattı.

‘TÜRK HÜKÜMETİNİN AVUKATLARI 17-25 SENARYOSUNU İLK GÜNDEN ÇÖKERTTİ’

  • Cathy Fleming ve Victor Ricco’nun başında olduğu avukat ordusunun parası Halkbank yani Türk Hükümeti tarafından ödeniyor. Avukat Ricco, Hakan Atilla’nın masum olduğunu, rüşvet almadığını, ayakkabı kutularında milyonlarca doların siyasiler ve dönemin genel müdürü Süleyman Aslan tarafından alındığını anlattı.
  • Davanın daha birinci gününde gelen bu ifade 17-25 Aralık operasyonlarına yönelik Erdoğan ve AKP’nin tezlerini yerle bir etti.
  • Ricco, Zarrab’ın illegal işleri çok iyi bildiğini, herkese rüşvet verdiğini ve Atilla’ya ihtiyacı olmadığını iddia etti.

‘ZARRAB BÜLBÜL GİBİ…’

  • Zarrab, savcılığın ‘yıldız tanığı’ olarak 2. gün kürsüye çıktı. ‘Tam işbirliği’ içinde olduğunu söyledi ve 3 gün boyunca bunu da ‘gösterdi’. Her şeyi detaylarıyla anlattı. Kurdukları suç şebekesini şemalar çizerek anlattı. Savcılığın sorgulaması sırasında Türkiye-İran-Dubai üçgeninde kurulan para aklama mekanizmasını resmetti. Savcı ve hâkime karşı ‘çok saygılı’ göründü.
  • 2010 itibariyle İran ile ilgilenmeye başladığını, önce Aktifbank’a gittiğini fakat dönemin genel müdürünün Zarrab’a hesap açmayı reddettiğini, bu yüzden dönemin AB Bakanı Egemen Bağış’tan yardım istediğini, Bağış’ın banka müdürüyle konuşmasından sonra hesabının açıldığını, ilk etapta Aktif Bank ile çalıştığını fakat Aktif Bank’ın ilerleyen dönemlerde kendisiyle çalışmadığını, bankanın doğrudan İran ile çalışmak için formüller üzerinde durduğunu, ayrıca ABD’den uyarı aldığını anlattı.
  • Bu arada bir detay verelim: Savcılık mahkeme salonunun ortasına koyduğu büyük bir panonun üzerine, anlatılanlara uygun şekilde bazı fotoğraflar yerleştiriyor. Panoda ilk gün sadece Hakan Atilla’nın fotoğrafı vardı. Daha sonra Ahmedinecad ile birlikte Ali Hamaney ve çok sayıda İran’lı üst düzey ismin fotoğrafı koyuldu. Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, Levent Balkan ve Muammer Güler’in fotoğrafları da o panoda yer aldı.

‘ZAFER ÇAĞLAYAN’A 45-50 MİLYON EURO RÜŞVET VERDİM’

  • Zarrab, 2012 itibariyle Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan ile irtibata geçtiğini, Aslan’ın başlangıçta kendisiyle çalışmak istemediğini, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a gittiğini, kendisine projesini anlattığını, Çağlayan’ın kısa bir süre sonra kendisine ‘kârın yüzde 50’sini almak şartıyla’ onay verdiğini, daha sonra Süleyman Aslan ile çok yakın çalıştığını, attığı her adımı Zafer Çağlayan ile istişare ettiğini anlattı.
  • Savcı delil olarak Zarrab’ın verdiği rüşvetlere dair dosyayı ekrana getirdi. Savcı ‘cash to cag’ ve karşısında yazan paraların ne anlama geldiğini sordu. Zarrab söz konusu paraların Zafer Çağlayan’a ödenen rüşvetlerin dökümü olduğunu anlattı. Bu arada ilginç bir detay paylaştı: Zafer Çağlayan ile aralarında ödenen rüşvet miktarında bir anlaşmazlık olmuş. O yüzden delil klasöründe olan bu döküm hazırlanmış.
  • Zarrab duruşma esnasında “O kadar çok kişiye rüşvet verdim ki bazen yanlış kişilere de para yatırdığımız oluyordu” dedi. Zafer Çağlayan’a toplamda 50 milyon Euro civarında rüşvet ödediğini iddia etti.

‘YİNE O SAATLER’

  • Savcı, Zarrab ile Zafer Çağlayan arasındaki ilişkiye dair sorular sorarken ekrana getirdiği bir dökümde ‘saatçi yusuf’ diye bir kolon olduğunu bunun ne anlama geldiğini sordu. Zarrab rüşveti değişik şekillerde verdiklerini, Çağlayan’a çok sayıda değerli saat yollandığını, bunun hangi saate ait fatura olduğunu hatırlayamadığını anlattı. Bu esnada salonda halktan izleyiciler için ayrılan bölümde gülüşmeler oldu.
  • Zarrab, ambargo kararının olduğu dönemlerde İranlı yetkililerle Zafer Çağlayan arasında çok sayıda görüşme olduğunu, bu toplantılara kendisinin de katıldığını, Süleyman Aslan ve Hakan Atilla’nın da bu toplantılarda yer aldığını anlattı.
  • Duruşmanın ilk iki gününde tapeler ekrana Türkçe-İngilizce yazılı olarak getirildi. İlerleyen günlerde ise sesli olarak da dinletildi. Bu tapelerden birinde Zarrab, trafikten sorumlu emniyet müdürünü arayıp emniyet şeridini kullanmak için ayrıcalık talep ediyor ve polis müdürü ‘tabi ki’ deyip yolu açtırıyor.
  • Savcılık Arap Türk Bankası yöneticisi ile Zarrab arasında geçen bir telefon tapesini dinletti. Bu banka ile Halkbank ve İran’ın aklanan paralarına dair çok sayıda soru sordu. (Arap Türk Bankası bu kayıtların olduğu dönemde TMSF yönetimindeydi) Zarrab, ‘paranın çıkış noktasını saklamak’ için araya bu bankayı soktuklarını anlattı.

SÜLEYMAN ASLAN’IN RÜŞVET İSTEME SİSTEMİ

  • Zarrab, dönemin Halk Bank Genel Müdürü Süleyman Aslan’la olan ilişkilerine dair onlarca soruya cevap verdi. Davanın esasını oluşturan delillerin çoğu Zarrab ile Aslan arasında geçen görüşme ve yazışmalar.
  • Süleyman Aslan’a milyonlarca dolar rüşvet verdiğini anlattı. Rüşvet ilişkisinin nasıl başladığını ise şöyle detaylandırdı: “Süleyman Aslan’la yaptığım görüşmede bana çok risk aldığını, geleceğinin tehlikede olduğunu, kendini garantiye almak istediğini anlattı. Ben de önce Abi (Zafer Çağlayan) ile görüşeceğim için ‘ben sana dönerim’ dedim ve çıktım.” Savcı ‘Aslan burada neyi kastediyordu’ diye sorduğunda Zarrab ‘rüşvet istiyordu’ dedi.
  • Zarrab, Süleyman Aslan’a verilecek rüşveti Zafer Çağlayan ile konuştuğunu ve olurunu aldıktan sonra Aslan’a da rüşvet verdiğini de itiraf etti. (Böylece 17-25 Aralık’ta çok tartışılan ‘o paralar rüşvet değil imam hatip parasıydı’ açıklamasını da boşa düşürmüş oldu.)

‘İZİN VE ONAY ERDOĞAN’DAN’

  • Davanın en çok dikkat çeken detaylarından birisi Zarrab’ın Ziraat ve Vakıfbank’a dair anlattıklarıydı. Savcılık bazı tapeleri ekrana getirip Zarrab’a diyalogların detaylarını sordu. Söz konusu tapelerde Erdoğan’ın adı geçiyordu. Zarrab tapelerle ilgili olarak ‘Vakıfbank ve Ziraat Bankası’nın da İran işiyle ilgilendiğini, Erdoğan’ın bu işlemler konusunda (altın ticareti) yardım edilmesi için Vakıfbank ve Ziraat Bankası’na şahsen talimat verdiğini, dönemin Hazineden sorumlu bakanı Ali Babacan’ın bilgisi olduğunu’ anlattı. Zarrab bu bilgileri Zafer Çağlayan’dan aldığını belirtti.
  • Savcılık o dönem başbakan ve hazineden sorumlu bakanın kim olduğunu sordu.
  • Mahkeme başkanı Berman’ın ekrana tercüme edilmiş olarak aktarılan bu telefon tapelerinin ses kayıtlarının da dinlenilmesine karar vermesi üzerine bu kayıtlar sesli olarak da dinletildi.
  • Zarrab rüşvet ilişkisini anlatırken sanık Hakan Atilla’ya hiç rüşvet vermediğini (burada savcı sormadan ‘Hakan Atilla benden hiç rüşvet istemedi’ demesi dikkat çekiciydi) zaten hem Bakan Çağlayan’a hem de genel müdür Aslan’a rüşvet verdiği için buna ihtiyaç hissetmediğini anlattı.
  • Ayrıca Zarrab aynı rüşvet çarkını Dubai ve Çin’de de sürdürmek istemiş. Savcılığın ekrana getirdiği tapelerde bu yönde diyaloglar görüldü.

MUAMMER GÜLER’DEN 100 BİN DOLARA REFERANS MEKTUBU

  • Zarrab, Türkiye’de Halkbank üzerinden kurdukları sistemin aynısını Çin’e uyarlamak istediklerini, bunun için orada da şirketler kurduklarını, referans mektubu olarak da dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’den oğlu Barış Güler aracılığı ile mektup aldıklarını, bu mektup karşılığı 100 bin dolar rüşvet verdiklerini anlattı.
  • Zarrab, Çin bankalarının İran bağlantılarını keşfettikten hemen sonra kendisi ile çalışmayı kestiklerini anlattı. Savcının ekrana getirdiği bir tapeye göre Zarrab, Çin’deki adamlarına ‘burada yaptığımız gibi banka müdürüne rüşvet verip işi halledin’ talimatı vermiş.

‘HASSAS KONULAR WHATSAPP’TAN’

  • Savcılık sayfalarca WhatsApp görüşmesi ekrana yansıtıp tek tek detay sordu. Neden WhatsApp’tan görüştükleri sorulduğunda ise Zarrab, ‘hassas konuları oradan görüşüyorduk’ dedi.
  • Bu yazışmalardan onlarca soru soruldu. Süleyman Aslan ile yaptıkları görüşmelerde İran ambargosunu delmenin yollarının istişare edildiği görülüyor.

BÜTÜN İŞLEMLER KAĞIT ÜZERİNDE, GERÇEKTE İRAN’A GİDEN TEK KALEM MAL OLMAMIŞ

  • Zarrab, duruşma boyunca birkaç kez mahkemenin ortasına kurulan panoda çizimler yaparak ambargoyu nasıl deldiklerini anlattı.
  • Halkbank-İran-Dubai hattında çevirdikleri paraya dair detaylar paylaştı. Savcılık bu sürece dair çok sayıda telefon tapesi, e mail yazışmaları ve WhatsApp mesajı ekrana getirdi. Zarrab, Amerika’nın kıymetli madenlere yönelik yasak getirmesinden sonra Süleyman Aslan’ın talimatıyla ‘gıda işine’ girdiklerini belirtti.
  • Savcının sorularına sık sık, ‘Sayın savcım bu işlemlerin tamamı hayali. Ortada İran’a gitmiş tek kalem mal yok. İran’a gittiği söylenen tüm altınlar da Dubai’de kalıyordu. Gerçekte yapılan bir ticaret yok’ şeklinde cevaplar verdi.

‘YAŞASIN FOTOŞOP’

  • Savcılık, Zarrab’a Halkbank ile ilgili bir tape gösterip bu tapenin ne olduğunu sordu. Zarrab da altın işinde sorun yaşanınca Süleyman Aslan’ın talimatı ile gıda işine giriştiklerini, fakat gerçekte hiçbir zaman gıda göndermediklerini, tüm evrakların sahte olduğunu anlattı. Zarrab bu esnada şu ilginç detayı da kaydetti: “Bir evrakta sorun çıktı. Yardımcım bana ‘Süleyman Aslan’ı arayıp konuş’ deyince, ‘Adamı her aramamda borçlu çıkıyorum, daha çok rüşvet vermem gerekiyor. Yapın fotoşopta geçin, yaşasın fotoşop’ dedim.” Böylece sahte evrağı Halkbank’a verip işlemlerine devam ettiklerini ifade etti.
  • Bu arada davanın Cuma günkü oturumunda başka ilginç diyaloglar da oldu. Zarrab ile Hakan Atilla arasında geçen bir telefonu dinleten savcı, Zarrab’a detayları sordu. Zarrab da Halkbank yöneticisi Hakan Atilla’nın kendilerini uyardığını açıkladı: “Evraklarda çok dikkatsiz olduğumuzu mesela 13 bin tonluk gemiyle 25 bin tonluk gıda taşımış gözüktüğümüzü söyleyip ‘biraz dikkat edin’ diye uyardı.”
  • Zarrab, İranlılarla Halkbank yöneticileri ve Zafer Çağlayan arasında geçen görüşmelere dair ilginç anekdotlar paylaştı. Mesela İranlıların alternatif yöntemler önermesi üzerine Türk tarafından ‘mevcut sistemi kullanın’ denilerek İranlılar Zarrab’a yönlendirilmiş.
  • Zarrab, Zafer Çağlayan’ın ailesinden başka isimlere de rüşvet ödemesi yaptığını itiraf etti. Savcının ekrana getirdiği bir banka dekontunu açıklayan Zarrab, Çağlayan’a ödenen rüşvetlerin bazen aile fertleri üzerinden yapıldığını söyledi.
  • Savcılığın ekrana getirip Zarrab’a detaylarını sorduğu sisteme göre İran ambargosunu delmek için geliştirilen yöntemler Hakan Atilla tarafından geliştirilmiş. Süleyman Aslan, Zarrab ile olan bir telefon görüşmesinde “Hakan’ın önerdiği sistemde bir sorun var mı?” diye soruyor, Zarrab ise ‘kesinlikle yok, çok doğru bir yöntem’ cevabını veriyor. Bu telefon tapesi savcılığın Hakan Atilla aleyhine en güçlü delillerinden birisi olarak görülüyor.

 

TAKTİK SAVAŞLARI VE BUNDAN SONRASI

Davada ilk 4 gün bitti.

Pazartesi sabah Reza Zarrab’ın sorgusu devam edecek. Ardından da Atilla’nın avukatları Zarrab’ı sorgulayacaklar. Atilla’nın avukatları Cathy Fleming ve Victor Rocco’nun ne kadar agresif avukatlar oldukları ilk günden görüldü. Yani Zarrab’ın çapraz sorgusu çok şeylere gebe. Öte yandan şu ana kadar Zarrab rahattı çünkü savcı ile çalıştıkları senaryo üzerinden ilerliyorlardı.

Peki savcı ne yapıyor? Ya da davanın şu ana kadar olan bölümüne bakarak ne söylemek mümkün?

Öncelikle şunu belirtmek şart: Bu davadan şu ana kadar ortaya çıkanlar yılın belki on yılların olayı. Çünkü Erdoğan ve kabinesinin bulaştığı kirli işler tek tek ortaya dökülüyor. Üstelik bu kirli işleri kapatmak için 4 yıldır Türkiye’de taş üstünde taş bırakmamışlardı.

Daha şimdiden 17-25 Aralık operasyonlarının hükümete bir darbe değil, dört dörtlük bir yolsuzluk operasyonu olduğu, 3 yıldır hücrede tutulan polislerin aslında ülkenin itibarını kurtardıkları tescillenmiş oldu. ‘Sıfırlama tapeleri’ ve ‘rüşvet pazarlıkları’nın döndüğü telefon tapelerinin doğruluğu da tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde doğrulandı. AKP’nin ‘imam hatip parası’ dediği ayakkabı kutularındaki dolarların rüşvet parası olduğu gecikmeli de olsa tescillendi. İran ambargosunun bizzat siyasi iradenin talimatıyla delindiği, hayali ihracatlar ve kâğıt üzeri oyunlarla para aklandığı da kesinleşti. Yani daha ilk haftadan aslında tarihi gelişmeler yaşandı.

Ama unutmamak gerekir ki bu bir 17-25 Aralık yargılaması değil.

Türkiye’de çok gündem olan bazı konular, popüler tapeler burada gündeme gelmiyor, muhtemelen de gelmeyecek. Çünkü iddianame esas olarak ambargonun delinmesi ve Amerikan bankacılık sistemine yönelik suçlar.

Dolayısıyla davanın kapsamı hayli dar.

Hatta fazlasıyla teknik ilerliyor denebilir. Mesela geçtiğimiz Cuma günü yapılan oturum tüm gün teknik işlemler üzerinde sorulan sorulardan ibaretti.

Savcılar son derece detaycı ve aynı konuları defalarca gündeme getiriyorlar. Şurası net olarak gözüküyor: Savcının önceliği Hakan Atilla ve Halkbank’a yönelik iddialarını mahkumiyetle sonuçlandırmak.

SAVCILAR ACELE ETMİYOR

‘Bunun dışındaki’ konular ‘öncelikli’ gözükmüyor.

Mesela Zafer Çağlayan’a ödenen rüşvetlerin dökümünde ‘cash to yukarı’ hanesini pas geçti. Savcı çok detaylı sorular sorunca konuyu bilen gazeteciler, ‘cash to yukarı’ sorusunu sormasını bekledi ama savcı başka konuya geçti.

Takip eden günlerde de benzeri durumlar oldu. Yani savcının dosyayı -en azından şimdilik- yaymak gibi bir niyeti gözükmüyor. Ama şunu da unutmamak lazım, 20 aydır bu dosyaya hazırlanıyorlar ve duyumlara göre Zarrab ile paslaşmaya aylar önce başlamışlar.

Zarrab’ın anlattıkları ve daha anlatacakları sonrası yeni iddianamelerin geleceği muhakkak. Öte yandan dikkatimi çeken şeylerden birisi savcının ilk gün yaptığı sunum. Orada ‘ekonomik cihat’ ve İran’ın terörü finanse etmesi’ meselesi çok vurgulandı. Şahsen o sunumu dinleyince ‘bu davayı galiba buraya oturtacak’ demiştim.

Şu ana kadar o yönde bir şeyler görmedik ama bu görmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Savcının sunumundan FBI’ın elindeki delillerin 17-25 Aralık’tan çok daha kapsamlı olduğunu anlamak mümkün.

Erdoğan ve Ali Babacan’ın adı geçti ama derinleşmedi. Ziraat ve Vakıfbank için de aynı şey geçerli. Savcı ekrana getirip Zarrab’a sorduğu birçok tapede sadece Hakan Atilla ve Halkbank’a yoğunlaşıyor. Oysa söz konusu tapelerde daha ‘büyük balıklar’ var.

Fakat savcı şu ana kadar onlarla ilgilenmedi.

FLYNN DOSYASI İLE KESİŞEBİLİR

Tabi şunu da unutmamak lazım, biz Zarrab dosyasına yoğunlaşmışken ABD gündemi Mike Flynn’e kilitlendi. Çünkü Zarrab gibi Flynn de itirafçı oldu ve ‘her şeyi’ anlatıyor. Zarrab’dan sonra Flynn de Erdoğan ve AKP ile çevirdiği kirli işleri açığa çıkardı. Kaderin cilvesi olsa gerek Zarrab ve Flynn dosyası kesişiyor. Popüler tabirle ‘zamanlama da hayli manidar’.

Kısacası karşımızda bir taktik savaşı var. Zarrab gibi çok önemli bir tanığa sahip olan savcılık acele etmiyor. Yavaş ve emin adımlarla ilerlemeye çalışıyor. Devasa çarkın ‘en zayıf halkası’ Hakan Atilla’dan başlamaları da bir taktiğin parçası olabilir. Belki bu davada ‘popüler başka başlıklar’ gündeme gelmeyecek ama ‘başka iddianamelerde çok farklı isimler ve başlıklar’ görebiliriz.

Son olarak:

Amerikalılar için ‘tepkilerini bağırıp çağırarak, doğrudan kavga ederek değil, zamana yayarak ve usul usul gösterirler’ denir.

Galiba aynı şeyi burada da yapıyorlar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin