Zan ve dil afeti

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Hucurat Suresinde (12): “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın” deniyor. Hazreti Peygamber: “Zandan kaçınınız, zira zannın çoğu yalandır” (Buhari, Müslim, Tirmizi) buyuruyor. Gıybet şüphe götürmez bir günah ve sosyal hayatı zehirleyen hastalıklardan. Müslim’de geçen bir hadis: “Kişiye her duyduğunu söylemesi yalan/günah olarak yeter” diyor. Buhari’de geçen başka bir hadiste Allah Resulü: “Kim bana, iki çene ve apış arası mevzuunda söz verir, kefil olursa, ben de ona cennet için kefil olurum.” der. Bütün bunlardan anlıyoruz ki gelişigüzel konuşmak, araştırmadan bir haberi yaymak, gıybet etmek, insanları su-i zanna sevkedecek paylaşımlar yapmak ağır vebali olan şeyler. Dini, ahlaki kaynaklardan bir müminin diline mukayyet olması, insanlar hakkında dikkatle konuşması, ifadelerinin hakikate uygun olması gerektiğini anlıyoruz. Gıybet, itham, iftira içeren konuları kasten yaymanın çok daha büyük vebal getireceği izahtan varestedir.

Günümüzde bilgiye ulaşmak ve yaymak bir telefona bakıyor. Ama bilgi kirliliğine maruz kalmak, asılsız haberlerle zihinlerin iğfal edilmesi de çok kolay. İnternet ortamı yararlı bilgiler yanında ithamların, iftiraların, dedikoduların, yalanların aktığı bir mecra. Herhangi bir kişi milyonlara ulaşacak bir yalanı bir kaç dakika içinde elindeki cihazdan yayabiliyor. Eğer dikkatli değilseniz; vicdani-ahlaki kaygılarınız yoksa, bir sürü kirli bilgiye hem maruz kalırsınız, hem de katkıda bulunursunuz.

Sosyal medya icat oldu, gazeteciliğin temel ilkeleri 5N1K (Ne? Nasıl? Neden? Nerede? Ne Zaman?) bozuldu. Dedikodu, asılsız malumat adeta sel olup cep telefonlarımıza ve zihnimize akıyor; bizi meşgul ediyor, zehirliyor. Zira sosyal medya üzerinden zanda bulunmak, gıybet etmek, iftira atmak çok kolay ve maliyetsiz. İnsanların onurunu itibarını zedeleyen, kişilik haklarına saldıran paylaşımlar yapmak parmaklarınızın ucunda. Müstear hesaplar üzerinden yazanlar çok daha ilkesiz ve pervasız olabiliyor. Zira kendilerine hesap sorulması, fatura çıkarılması neredeyse imkansız. Tanımadığınız kişilere ait hesaplar veya trol hesaplar çok rahat hayatınızı alt üst edecek paylaşımlar yapabiliyor.  Müminlerden bazıları, hiçbir delili, mesnedi olmayan iddiaları, hem de Müslüman kardeşleri hakkında “hüküm” haline getirip paylaşıyor. “Zerre miskal hayır işleyen ahirette onu görür, zerre miskal şer işleyen de onu” (Zilzal 7-8) hükmünü bilmesine rağmen: “ya öyle değilse, ya yanılıyorsam!” diye bir kaygı duymuyor bazı Müslümanlar. Bir mümine iftira atmanın, onu tekfir etmenin, ihanetle suçlamanın kendisine dönüp, imanına zarar vereceğini düşünmüyorlar. Gıybeti, iftirayı meslek edinmiş ve bunun karşılığında para alan trollerden bu tür şeyleri işitmek de elbette yaralıyor insanı. Ama aynı davaya inanmış, beraber koşturmuş, eğitimli insalardan da kardeşleri hakkında iftira, itham içeren özensiz paylaşımlar görmek insanı yıkıyor; umutsuzluğa sevkediyor. 

Hazreti Peygamber bir savaşta kelime-i şehadet getirdiği halde düşmanı öldüren Üsame Bin Zeyd’i defalarca levmediyor. “Kalbini mi yardın? Nereden biliyordun gerçekten iman etmediğini?” diye defalarca kızgınlığını ifade ediyor. Üsame bin Zeyd “keşke o zamana kadar Müslüman olmamış olsaydım da o vebali işlemeseydim” diye ömrü boyunca büyük pişmanlık duyuyor.

Orada olan nedir?

Bir savaş yaşanıyor. Sizi öldürmek için o meydana gelmiş, silahlı kişiler var. Savaş kıyasıya devam ederken, bir müşrik tam öldürüleceği anda kelime-i şehadet getiriyor. Üsame bu şehadetin samimi olmadığına hükmederek o kişiyi öldürüyor.

Medyada ve sosyal medyada Müslüman olduğu iddiasındaki kişiler, gruplar hiçbir delil, mesnet olmaksızın İslami hizmetleriyle maruf, dünyanın her yerine ulaşmış, pek çok kimsenin hidayetine vesile olmuş, ülkede muhafazakar, dürüst, inançlı nesiller yetiştirmiş bir Alim’i ve bir kesimi “zanlarına”, gazete paçavralarına dayanarak “İsrail uşağı”, “gizli Yahudi” “haham”, “rahip”, “kafir”, “ajan” “vatan haini!” ilan ediyorlar. Üstelik de bunu 100 yılın en büyük, en fecaat yolsuzluk vakasını örtbas etmek için yapıyorlar.

Hadi birilerinin kurtarması gereken bir kuyruğu var; darda. Bu zor hali yalan dolanla, itham iftira ile atlatması gerekiyor. Peki “Müslümanım” diyenler, din adamı vasfıyla ortalıkta dolaşanlar, ilahiyatçılar, hocalar, cemaat/tarikat öncüleri… Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre düşünmesi, temkinli olması gerekenler bu kervana neden katılıyor? “Ya söylenenler doğru değilse, ya adamlar masumsa, milyonlara atılan itham ve iftiraların dünyada utancını, ahirette vebabilini nasıl taşırız?” diye düşünmüyor musunuz? Yarın hakikatler ortaya çıktığında bir koltuk için, birkaç küçük menfaat kazanım, arsa, rant vs için bu mahcubiyeti nasıl taşıyacaksınız?

Suçun şahisiliği prensibinin modern hukukta ve İslam hukukunda olduğunu bildiğiniz halde milyonlarca masumu linç etmekten, suçlamaktan ar etmiyor musunuz? Yaşatılan zulme sükut etmenin dahi sizi dilsiz şeytan yaptığının farkında değil misiniz?

Maalesef kendini dindar olarak tanımlayanlar arasında her türden zan, gıybet, itham, iftira gırla gidiyor. Oysa İslam barış/selamet diniydi. “Mümin, elinden ve dilinden diğer müminlerin, insanların emin olduğu, zarar görme kaygısı taşımadığı” kimseydi.

Nerde bu müminler?

1 YORUM

  1. Allah cc razi olsun Hocam. Kendi durumumuzu bir daha gozden gecirip ilave bazi kararlar almamiza vesile oldunuz. Bu cagda cok kolay vebal altina girmek. Bizler ozellikle cok cok dikkatli olmaliyiz. Cok selamlar

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin