Zalimle birlikte mi zalime karşı mı? [Kerim Balcı, TR724’e yazdı]

12 Haziran 2011 genel seçimleri, AKP gemisinin güvertesinde tedirgin bir şekilde bekleştiğimiz son seçimlerdi. 2013 yerel seçimlerine gelindiğinde, biz o gemiden tekme tokat indirilmiştik. Yerimize bindirilenler de vardı. Biz indiğimize ‘elhamdülillah’ derken, onlar yeni koltuklarına ısınmakla meşguldüler.

İkisini de çok sevdiğim, ikisinin de bilgi birikimine, entelektüel derinliklerine hayran olduğum iki sosyal bilimcinin biri bizimle birlikte inenlerden, öteki kalanlarla birlikte bize kinlenenlerden oldu. 2011 seçimlerinde bizim iktidar partisine verdiğimiz açık desteğin tek sebebi vardı: Yeni bir anayasa sözüyle kandırılmıştık. Zaman’ın yorum sayfalarının mutat yazarlarından Prof. Mümtaz’er Türköne de, Prof. Naci Bostancı da aynı vaatle AKP listelerinden aday adayı olmaya davet edilmişlerdi. Bostancı’ya bu davet bizzat zamanın başbakanından mı gelmişti, doğrusu bilemiyorum. Ama Mümtaz’er Türköne bizzat aranmış, ve ‘Hocam yeni anayasa yapacağız, bu dönemde size ihtiyacımız var,’ denilerek siyasete ikna edilmişti.

Her iki yazarımız da Yorum sayfasına Türkiye’nin yeni anayasasının yazılmasına katkıda bulunmak gibi kutsal bir görevi üstlenmek üzere fedakârlık yapma sırasının kendilerine geldiğini söyleyerek okurlarımızdan izin istediler. Sonra ne olduysa oldu, Naci Hoca Amasya’dan birinci sıra adayı olarak gösterilirken, Mümtaz’er Hoca aday bile gösterilmedi. Aynı seçimlerde, kendisi milletvekilleri adaylarının mülakat komisyonunda görevli olduğu halde aday gösterilmeyen Çankırı Milletvekili Suat Kınıklıoğlu durumunu ‘attan düşmeye’ benzetmişti. İki sene sonra gemiden inecek olanlar, o seçimlerde attan düşmüşlerdi zaten…

‘O gün bizi tankların önüne çıkmış bulacaksınız!’

Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, Mümtaz’er Hoca’nın 2016 yılında yazdığı bir yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tehdit ettiğine kani olarak 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi. Haberi okurken 2007 yılı içinde Bursa Girişimci İş Adamları Derneği’nin düzenlediği ‘Küreselleşme Sürecinde Demokrasi ve Sivil Toplum’ konulu panel geldi aklıma. Ülkenin cumhurbaşkanlığı krizinden geçtiği günlerdi ve 27 Nisan’daki askeri müdahalenin travması henüz atılabilmiş değildi. Mümtaz’er Hoca her zamanki analitik zekasıyla tahliller yapmış, fakat okurun hissiyatını harekete geçirememişti. Talebesi olsam gurur duyacağım kıdemli profesörün yanında ben en iyi bildiğim şeyi yapmış ve dinleyicilerden gelen ‘Tanklar bir daha yürürse ne yapacağız?’ sorusunu, ‘Bizi takip edin. O gün bizi tankların önüne çıkmış bulacaksınız!’ diye cevaplamıştım.

Mümtaz’er Hoca entelektüel derinliği popülist söyleme feda edecek biri değildi. Hele de konuşması boyunca sürekli “Mümtaz’er Hocam daha iyi bilir, Hocamızın da dediği gibi,” sözleriyle sırtını kendisine dayamış bir gencin salonun hissiyatını arkasına alması hoşuna gitmemişti. Yine de kendi nezahetine yakışır bir fıkrayla dengeledi o hissiyatı.

Fıkra bu ya, papağan almaya karar veren bir adam, pazardaki papağanların fiyatlarının konuştukları dil ve bildikleri ilim sayısına göre 100, 200, 300 lira şeklinde arttığını görmüş. Altında 5,000 lira yazan bir papağanı görünce de hayretle, ‘Bu hangi dilleri konuşuyor, hangi ilimlere vakıf böyle?’ diye sormuş. Satıcı, ‘Vallahi o hiç konuşmaz. Ama diğer bütün papağanlar konuşurken ona ‘hocam’ diye hitap ederler,’ cevabını vermiş.

O gün, Mümtaz’er Hocamdan önemli bir ders almıştım. Kırk yıl geçse de, yaşananlar bizi ayırsa da, belki hayata ve siyasete bakışlarımız farklılaşsa da unutmayacağım bir ders.

Gerisini düşünsün gerisi…

Dünkü hapis cezası kararını okuduğumda, ‘Acaba 2011’de attan düşmemiş olsaydı ne olurdu?’ diye geldi aklıma. Zamanın başbakanı söz verdiği gibi kendisini milletvekili adayı gösterseydi ve o da seçilseydi. O yazı hiç yazılmasaydı. Bu dava hiç açılmasaydı. Mümtaz’er Hoca da Naci Bostancı ile birlikte AKP sıralarında siyaset yapmaya devam ediyor olsalardı… Tenkil yine olsaydı… Biz o gemiden yine itile katıla kovulsaydık… Terörist diye yaftalansaydık… İfk Hadisesi kadar ağır gelen bir iftirayla şu darbe günahı yine bize yamansaydı… Vebalı gibi dostlarımız, kardeşlerimiz, iş arkadaşlarımız bizden kaçsalardı.

Mümtaz’er Hoca şimdi olduğu gibi hapiste olmayı mı, yoksa Meclis’te olmayı mı tercih ederdi?

Ahirete, Hesap Günü’ne, İlahî Adalet’e inanan bir insan Mümtaz’er Hoca. Kendi ifadesiyle agnostik olan Ahmet Altan – kimsenin inancını tartmaya hakkımız yok; inançtan değil, inancın gereği duruştan bahsetmeye çalışıyorum – kalan üç beş yıl ömür için geçen onlarca yılımı feda edemem civanmertliğini gösterebiliyorsa, Mümtaz’er Hoca da elbette ve her durumda “kalan üç beş yıl ömrüm için ebedi saadetimi feda edemem,” diyecektir diye düşünüyorum.

Gerisini düşünsün gerisi…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin