Yüzellilikler nasıl affedildi?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Türkiye tarihinin bir “tasfiyeler tarihi” olması ve her iktidarın kendi düzenini kurmak için hedeflediği bir kesimi evrensel hukuka uymayacak şekilde ve çoğu zaman “suç icat ederek” ağır bir şekilde cezalandırması, bir süre sonra bu kişilerin suçsuzluğunun veya cezanın ağırlığının gündeme gelmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda “af” gündeme gelmiş, çoğu zaman da bu beklenti kapsamlı bir afla sonuçlanmıştır. 

1923’de başlayan af kanunları sürekli tekrarlanarak Türk ceza hukukunun bir parçası olmuştur. 1923’de çıkarılan genel aftan sonra Cumhuriyetin onuncu yılında da genel af çıkarılmış, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre önce de Yüzellilikler affedilerek ülkeye dönmelerine izin verilmiştir. Çok partili dönemde de aynı yaklaşımlar devam etmiş, örneğin DP daha iktidarının ilk günlerinde bir af kanunu çıkarmıştır. 

15 Temmuz sonrasında da yaşanan “kitlesel ve örnek cezalandırma yöntemleri” darbe dönemleri sonrasında “siyasi af” beklentilerinin öne çıkmasına yol açmış, 27 Mayıs darbesi sonrasında Demokrat Partililer affedilmiş, 12 Mart Muhtırası sonrasında da 1974 affı çıkarılmıştır

Yüzellilikler Listesinin Oluşturulması

Millî Mücadele sırasında İstanbul Hükümeti’nin izlediği Millî Mücadele karşıtı politikalar daha 1921 yılında bu politikalara destek veren kişilerin cezalandırılmasını gündeme getirmiş, M. Kemal ve arkadaşları arasında kimlerin bu kapsamda değerlendirileceği konuşulmuştu. Lozan görüşmelerinde ise Türk ve Yunan devletlerinin genel af ilan etmeleri karara bağlansa da bazı kişilerin istisna tutularak yurtdışına gönderilmelerine izin verilmişti.

Lozan görüşmelerine ara verilmesinden hemen sonra bu konuda görüşmelere başlanmasından Ankara’nın belli sayıda kişiyi cezalandırma konusunda çok istekli olduğunu göstermektedir. 

Antlaşmanın imzalanmasından sonra da çalışmalar başladı ve 600 kişilik bir liste hazırlandı. Liste TBMM’de tartışılacak ve “vatan haini” olarak değerlendirilen yüz elli kişi belirlenecekti. 

TBMM’deki müzakereler herkesin “vatan haini” kavramının farklı olduğunu ve birçok kişinin kişisel düşmanlık ve intikam hissiyle hareket ederek bazı kişileri listeye dahil ettirmeye çalıştığını gösteriyordu. Görüşmelerde Yusuf Akçura’nın önce prensiplerin belirlenmesine dair teklifi asıl kriterin “vatan hainliği” olduğu gerekçesiyle kabul görmemiş ve birçok milletvekili kendi anlayışına göre bazı kişileri listeye dahil etmeye çalışmıştır. Tartışmaların uzaması üzerine de listenin belirlenmesi Bakanlar Kurulu’na bırakılmıştır. 

Sonunda liste oluşturulduysa da sayının 149 olduğu anlaşılınca M. Kemal Paşa 150. kişiyi bizzat kendisi listeye ilave etti. Son kurban bir gazeteci oldu ve İzmir’de yayınlanan Köylü gazetesinin sahibi Refet listeye dahil edildi. 

Listede Vahdettin’in maiyeti, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı kişiler, Kuva-yi İnzibatiye komutanları, Çerkez Ethem ve arkadaşları, İzmir’de Çerkez Kongresi’ne katılanlar, yurt dışına çıkıp Türkiye aleyhine faaliyette bulunan kişiler, Millî Mücadele aleyhine yayın yapan gazeteciler, yazarlar ve gazete yayıncıları gibi çok farklı kategorilerden kişilerin bulunması, bir yargılamada en sonda yer alacak kişilerin de listeye konulmasına yol açmıştır. 

Örneğin Sivas Kongresi’ni dağıtmaya kalkan Harput valisi Ali Galip listede yokken “Çerkez çeteci” oldukları gerekçesiyle Gönen, Manyas ve Susurluk köylerinden 29 kişinin yer alması listenin garabetini ortaya koymaktadır. Listedeki 150 kişiden 86 kişi Çerkez, 4 kişi de Kürt’tür. 

Listede gazeteci ve yazarların önemli bir yer tuttuğu, Millî Mücadele karşıtı yazılar yazan Mevlanzade Rıfat, Refik Halit (Karay), Refi’ Cevat (Ulunay) gibi yazarlarla bu tür yazıları yayınlayan gazete sahiplerinin bulunduğu dikkat çekmektedir.  

Bir başka ilginç nokta da Yüzellilikler listesini TBMM’ye getiren Dahiliye Vekili Ferit Bey’in İstanbul’da bulunduğu sırada Millî Mücadele aleyhine faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla bakanlıktan istifa ederek yerini Recep Bey’e (Peker) terk etmek zorunda kalmasıdır. 

Af Tartışmaları 

Listedeki kişilerin bir kısmı zaten yurt dışındaydı. Dolaysıyla Türkiye’de bulunan Yüzellilikler hemen yurt dışına çıkarıldı. Yüzellilikler daha çok Romanya, Yunanistan, Mısır, Suriye, Lübnan gibi ülkelere gittiler. Türk dışişleri görevlileri de sürgünleri gittikleri ülkelerde takip ederek Ankara’ya raporlar gönderdiler. 1927 yılında da hem vatandaşlıktan çıkarıldılar hem de Türkiye’de mal sahibi olmaları yasaklanarak mülkiyet ve miras hakları ellerinden alındı. 

Yüzeliliklerin affı ilk defa 1933’de cumhuriyetin onuncu yılı dolayısıyla çıkarılması planlanan af sırasında gündeme geldi. Ancak Başbakan İsmet Paşa ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın muhalefetiyle bundan vazgeçildi. 

Bu sırada Yüzelliliklerden bazıları M. Kemal Paşa’ya mektup yazarak affedilmelerini talep etmişlerdi. Çıkarılan kanunla 28 Temmuz 1933 tarihine kadar işlenmiş bütün suçlar affedilmiş hatta İstiklal Mahkemeleri tarafından mahkûm edilen Terakkiperver Fırka mensupları ve İzmir suikastı mahkûmlarının suçları tamamen kaldırılmış sadece “Yüzellilikler ve sürgündeki Osmanlı hanedanı” kapsam dışı bırakılmıştı. 

Yüzeliliklerin affı süreci 1938’de yeniden gündeme geldi. Af sürecinde Yüzelliliklerden bazılarının Atatürk’e mektup yazarak af talep etmeleri, ailelerinin sürgünlerin mağduriyetlerini dile getirmeleri ve özellikle Refik Halit’in sürgünde yaşadıklarının etkili olduğu anlaşılmaktadır. 

Bu sırada Rıza Tevfik ve Refik Halit’in Atatürk’ü ve yeni rejimi öven mektupları bazı gazetelerde yayınlandı. Bu gelişmeler Atatürk’ün cumhuriyetin on beşinci yılı kapsamında Yüzelliliklerin de af kapsamına alınması için çalışmalar yapılmasını istemesiyle sonuçlandı.  Dönemin başbakanı 1937’de İsmet Paşa’nın yerine başbakanlığı üstlenen Celal Bayar’dı. 

Ali Kemal Gibi Linç Edelim!

1938 Haziran’ında af tasarısı TBMM’ye geldiğinde tepkilerle karşılandı. Eskişehir Milletvekili Emin Sazak konuşmasında çok sert ifadeler kullanıyor ve 1922’de İzmit’te linç edilen Ali Kemal hadisesinden hareketle “Yüzellilikler de Ali Kemal gibi ölmelidir. Ben bunları birer birer dişlerimle etlerini kopararak öldürmek isterim” diyordu. Cevdet Kerim İncedayı ise artık Türkiye’nin kendi bilim adamı, edebiyatçı ve filozofunu yetiştirdiğini söyleyerek Filozof Rıza Tevfik ve Refik Halit üzerinden affa karşı çıkıyordu.

TBMM’deki bu konuşmalara rağmen “Ulu Şef istiyorsa elbette bu kanun çıkacaktır” noktasına gelinerek affın “Atatürk’ün merhametinin bir göstergesi” olduğu düşüncesi öne çıkarılmıştır.  

Yunus Nadi de Cumhuriyet’teki yazılarında affa karşı çıkarak af talebinde bulunan Refik Halit gibi kişilerin samimiyetini sorguluyordu. A. Emin Yalman, F. Rıfkı Atay ve Hüseyin Cahit Yalçın ise yazılarında affa destek veriyorlar ve af sayesinde Türkiye’de devrim sürecinin tamamlandığının açıkça ilan edileceğini ileri sürüyorlardı. 

Yeni rejimi “kayıtsız şartsız destekleyen” yazarların ifadelerinden cumhuriyetin kurucularının artık yeni rejimin bütün kurumlarıyla oturmuş olduğuna inandıkları ve bunun etkisiyle “sınırları çizilmiş” bir affa yöneldikleri sonucuna varılabilir.  

Af kanununun çıkarılmasından iki gün önce TBMM’de “Basın Kanunu” kabul edilerek Millî Mücadele, cumhuriyet ve devrimler aleyhinde bulunup ceza alanların gazete sahibi olmaları da engellendi. Bunun anlamı afla beraber Türkiye’ye dönecek eski gazete sahibi ve yayıncıların yeniden gazete yayınlamalarının önüne geçmekti. Nitekim Tan gazetesi Refik Halit’in bir romanını yayınlamaya başlayınca üç ay süreyle kapatıldı. 

Sadece 40 Kişi Geri Döndü 

Af Kanunu 29 Haziran 1938’de yani Atatürk’ün ölümünden dört buçuk ay önce TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girdi.  Ancak “Milli Şef’in isteğine rağmen” eski başbakan İsmet Paşa dahil olmak üzere milletvekillerinin önemli bir bölümü oylamaya katılmadılar. Gazetelerde öne çıkan yaklaşım genç cumhuriyetin “günahkârları yeniden kazanmak için” onlara bir şans daha tanıdığı şeklindeydi. 

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün tespitlerine göre af çıktığı sırada Yüzeliliklerin yarısından fazlası yurtdışı sürgününde hayatlarını kaybettiklerinden sadece altmış dokuz sürgün hayattaydı. Aftan yararlanmak için önce on beş gün sonra da iki aylık bir süre verildi ve sürgünlerin bir kısmı yurda dönerken bir kısmı geri dönmemeyi tercih etti. EMG kayıtlarına göre geri dönenlerin sayısı kırk olmuştu. 

Geri dönenler arasında Refik Halit, Filozof Rıza Tevfik, Süleyman Şefik Paşa, Refi’ Cevat, Nazır Cemal Paşa ve Çerkez Ethem’in kardeşi Çerkez Tevfik yer alırken Şeyhülislam Mustafa Sabri, Çerkez Ethem, Ethem’in diğer kardeşi Reşit ve gazeteci Celal Kadri geri dönmediler. Yine EGM kayıtlarından geri dönenlerin ölene kadar gözetim altında tutuldukları ve haklarında düzenli olarak bilgi notları hazırlandığı anlaşılmaktadır.  

Türkiye’ye dönen gazeteciler ise yazdıkları gazetelerde siyasi konulara girmemeyi hatta yurt dışında yaşadıklarını bile kaleme almamayı tercih ettiler. 

Bir “İhsan” Olsa da 

Rastgele hazırlanan listeyle sürgüne giden ve yıllarca ülkeye dönemeyen bu kişiler “vatan haini” olarak yaftalandılar. Halbuki sürgün kararı bütün muhaliflere gözdağı amaçlıydı ve “bağımlı da olsa” bir yargı kararına dayanmıyordu. Nitekim on dört yıl sonraki af süreci de benzer şekilde yine mahkemede aklanmadan bir “ihsan” şeklinde gerçekleşti. 

 “Vatan haini” olarak görülen bu kişilerin affı da tek parti rejiminin kurumsallaştığı, İçişleri Bakanı’nın aynı zamanda CHP genel sekreteri, valilerin parti il başkanı olduğu bir süreçte gerçekleşti. Artık gerek sürgünden dönenlerin gerekse başka kişilerin muhalefet yapma şansı zaten kalmamıştı. 

Bütün bunlara rağmen Yüzeliliklerin affı, cumhuriyet tarihinin en önemli affı olarak kabul edilebilir. Bu afla cumhuriyet, “vatan haini” olarak nitelediği ve yargılamak yerine yurtdışına sürdüğü Yüzellilikleri on dört yılın sonunda affederek vatandaşlığa yeniden kabul etmiş ve bundan sonraki aflarda devletin bir “ihsan” olarak herkesi affedebileceğini ortaya koymuştur. Nitekim Yüzelliliklerin bazılarının çocukları daha sonraki hükümetlerde görev de almışlardır.  

Kaynakça: N. Yazıcı, “Af Yasalarında Yüzellilikler”, AÜ SBF Dergisi, 2000, S. 55; Resmî Gazete, 16 Temmuz 1938, S. 3961, Ş. Halıcı, Yüzellilikler, AÜ SBE yüksek lisans tezi, Eskişehir, 1998; S. Bingöl, Yüzellilikler Meselesi, HÜ AİİTE yüksek lisans tezi, Ankara, 1998; H. Özoğul, Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası, Kitap yayınevi, İstanbul, 2011. 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin