Yerli ve milli bir devrim geliyeah!

Yorum | Naci Karadağ

Eminim başlığı okur okumaz hepinizin aklına tek soru cümlesi takıldı: Nasıl yani?

İzah edeyim.

17 yıllık AKP iktidarının en severek çiğnediği sakızların başında gelir bu “Yerli ve Milli”lik. Pratikte her ne kadar tersini gösterse de, iktidar sözcüleri ve medyası ağzını her açtığında hemen her şeyin yerli ve millisini yaptıklarını söylerler. İşin garibi biz bu yerli ve milli hizmetlerin farkında değilizdir nedense. Eğer arzu ederseniz yerli ve millîlik iddiasındaki iktidar döneminde, yabancı sermayeye satılan varlıklarımızın sıralı tam listesini şuradan görebilirsiniz.

Abarttığımı zannetmeyin, birazdan kanıtlarıyla sizin değerlendirmenize sunacağım ama otomobilden tavuğa, arama motorundan bakteriye kadar (gülmeyin ciddiyim) yerli ve millisini üretmediğimiz ‘şey’ kalmamış neredeyse!

Bakteri meselesi şöyle.

Geçtiğimiz mart ayında havuz şeysilerinden Türkiye Gazetesi haberini yaptı. Habere göre, Türk bilim insanları, çevre kirliliğinden tarım ürünlerine kadar birçok alanda mikropları ortadan kaldıracak bir bakteri geliştirmişti. Bu devrim niteliğindeki keşfin yerli bir ticari ürüne dönüştürülmesi ekonomiye katkı sağlayacağını ileri sürüyordu havuz bülteni.

Biliyorsunuz meşhur Konyalı bilim adamlarımız vardı. Hani 6 günde Bor elementiyle, yerli tank yapmışlardı. Üstelik bukalemun gibiydi bu tanklar. Düşman hattına onların tankı gibi sızıp, bir anda kamuflajdan sıyrılıp “bam bam bam, kahrol düşman al sana bir bomba” diyerek vatanımıza kasteden alçakları yok ediyorlardı.

Tankı bukalemun olan milletin bakterisi elbette süper kahraman özelliklerine sahip olacaktı. Haberden okuyalım:

“Kendimizden sakındığımız çocuğumuza, yüzmeye korktuğumuz denize, yemeye çekindiğimiz tarım ürününe tehdit mikrobu ortadan kaldıracak bir bakteri üretildi. Türk bilim insanları, uzun yıllar süren çalışmalar sonrasında çoğumuzun kâbusu olan yiyecek, giyecek ve çevreye yönelik kirliliği azaltacak, hatta sıfıra indirgeyecek mikro bakteriler geliştirmeyi başardı. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi tarafından yapılan bu keşif; günlük hayatımıza faydalı olacağı gibi aynı zamanda ülke ekonomisine katkı sağlayacak ticari bir ürünün doğmasını sağladı. Katma değerli üretimin her geçen gün önem kazandığı dünyamızda günlük yaşamımızı olumlu yönde etkileyecek yerli çabanın sonucunda geliştirilen mikro bakteri parmakla gösterilecek nitelikte. Bakterilerin yerli endüstriyel ürünlere dönüştürebileceği fikri, TÜBİTAK ve İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenen farklı projelerle de ispatlandı.”

Görüyorsunuz değil mi?

Yiyecek, giyecek ve çevreye yönelik kirliliği sıfıra indirgediği gibi, ekonomiye katkı sağlayan bir bakteri bu. İsmini haberden öğrenemiyoruz ama biraz daha okuyalım sabrınız var ise:

“Klinikte, kozmetikte çok farklı maksatlarla kullanılabilecek birtakım ajanlara sahipler. Ayrıca heykel, köprü, taş yapı, çeşme gibi tarihi yapı yüzeylerinde oluşan kararma ve bozulmaya karşı bakterilerin yerinde iyileşme ve koruma sağlamak maksadıyla kullanılabileceğine yönelik çalışmalara imza attık.”

Bu cümleleri, havuz şeysine açıklama yapan yerli ve milli öğretim üyemiz söylüyor.

Öyle bir bakteri ki, hem mermer yüzeyleri parlatıyor hem her türlü hastalığı sıfırlıyor… Bülten, ayrıca kanser gibi hastalıkları da kökten çözeceğinin beklendiğini ekliyor haberine.

Önce motor; Geliyooo!

Evrensel gazetesinin haberine göre macera Kasım- 2010 tarihinde başladı. Okuyoruz: “Türkiye’nin ve dünyanın en gelişmiş veri arama teknolojisine sahip arama motoru Google’a güçlü hamle Geliyoo’dan geldi. Geliyoo CEO’su Buray Savaş Anıl yaptığı açıklamada, “Türkiye’de gelişen teknolojiye ve dünyanın internet pazarına yapmış olduğu yatırımları da göz önüne alarak, birçok teknolojik gelişmeyi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin de yapabileceğini göstermek amacıyla Geliyoo.com kuruldu.” dedi.”

2017’ye gelindiğinde yine haber oldu bu girişim: “10 yıldır yerli bir arama motor üzerinde çalışan mühendisler Hakan Atabaş ve Fatih Arslan yerli ve milli arama motoru ’Geliyoo’yu geliştirdi.

Yıllardır arama motoru çalışması üzerinde emek veren ve bugüne kadar Geliyoo isimli arama motoruna 10 milyon Türk lirası harcayan iki girişimci, yerli arama motorunda her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündü.

Hakan Atabaş, ‘Daha birçok özellik ve çalışma ile hizmet vermeye hazır olan Geliyoo’nun şu anda test sürümü olarak çalıştırılıyor olmasının en temel sebebi yatırım konusunda çok ciddi yatırım, teknik destek ve ekipmana ihtiyaç duymamızdandır.’ dedi.”

Tabii ki başta havuz şeysileri olmak üzere tüm yandaş medya köpürttükçe abarttı bu üçkâğıdı.

10 milyon TL’den bahsediliyordu. İşin sahiplerinin ifade ettiği rakamdı bu. Google’ın (ki dış güçlerin içimize soktuğu hain motordur kendileri) pabucunu dama atacak, bilumum arama motorlarınınkini de ters giydirecek yerli ve milli bir arama motoru projesiydi ‘geliyoo’. Düşünün bir Bilmem kaç yüz milyon dolarlara kurulmuş google’a karşı büyük fedakârlıklarla sadece 10 milyon TL’ye kurulmuş geliyoo. Göğsümüz kabarmasın da ne olsun!

Gerçi şirketin kuruluş amacına baktığımızda çok enteresan vaatleri vardı bu arama motorunun.

Örneğin her gün bir evsizi ev sahibi yapmak, gibi…

Ya da, Dünyanın en modern ve büyük camisini Türkiye’de inşa ederek bir ilki başarmak, gibi…

Şaka değil, geliyoo isimli arama şirketinin kuruluş vaatleri bunlardı. Dahası da vardı elbette.

Misal, 10 yıllık yerli ve milli gücün ürünü olan geliyoo, üniversite kurmaktan, yerli ve milli gençlik yetiştirmeye kadar pek çok hedef koymuştu kendisine.

Gerçi minik bir açık da verdiler. Bu işten pek anlamadıkları, yaptıkları hırsızlığı gizleyememelerinden belliydi ve profesyonel hırsızların devleti idare ettiği bir devirde bunları yutma ihtimali düşüktü!

Yerli ve milli arama motorumuz bilgileri google’dan videoları ise youtube’dan çalıyordu… Ve bu basit hırsızlık için 10 milyon TL harcadıklarına inanmamızı istiyorlardı!

Ancak, 10 milyon TL dediğin nedir ki? Hemen tükenmişlerdi girişimciler ve çareyi Tayyip Erdoğan’a mektup yazmakta bulmuşlardı. Reis elbette onları elleri boş geri çevirmeyecekti!

Geliyoo’nun Kurucusu ve CEO’su Hakan Atabaş ile Kurucusu ve Ar-Ge’si Fatih Arslan’ın imzasını taşıyor. “Geliyoodan sayın Cumhurbaşkanımıza mektup” başlığını taşıyan ve “Es Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi Berekatuhu” ifadesiyle başlayan mektupta kullanılan şu ifadeler yer aldı: “hazır olmadığımız için Google altyapısıyla test yayınına başladık.”  Ancak birkaç satır sonra şunu söylüyorlardı: “Geliyoo” projesi üzerinde 7 senedir çalışılmakta ve 2010’dan beri online hizmete açık olarak geliştirilmesine devam etmekteyiz.”

Geliyoo’nun kurucularının ağzındaki bakla da şu satırlarda ortaya dökülüyordu: “Geliyoo projemizi 5 yıl içerisinde tanınır ve güvenilir kılmayı, aktif kullanılır yapmayı hedefledik ve 5 yılı geride bıraktık. 2016’da aktif kullanıma geçilmesini hedeflemekteyiz. Fakat çok ciddi nakit problemi yaşamaktayız çünkü Geliyoo üzerinden reklam almadığımız için henüz gelir elde etmiyoruz.

Aslında logosundan altyapısına kadar hemen her şeyinin internetten 8-10 dolara bulunan ‘Template’lerden apartıldığı kısa sürede ortaya çıkan 10 milyonluk proje geliyoo’nun aslında sadece 50 dolarlık bir masrafla yarım saatte kurulabileceği de hemen anlaşıldı. Yerli ve milli vurgun çağından kendileri de bir dilim pasta istemişti bu açıkgöz girişimciler.

Şimdilerde girmeye kalkıştığınızda, ‘aman dikkat sakat site’ uyarısı alacağınız geliyoo’nun CEO’su şöyle bir açıklamayla kayıplara karıştı:

Kısa süre sonra “gidiyoo, gelmiyoo” gibi siteler de rakip olarak çıktılar ama mesele kapandı gitti. Nasılsa millet olarak hafızamız oldukça zayıftı!

Çağlar aşan muazzam bir proje: Yerli Tavuk Atak-S!

Motorunu Amerika’dan, yazılımını İngiliz ve İtalyanlardan, uçuş aksamını uzak doğudan çeşitli ülkelerden, tasarımını Kore’den filan aparttığımız göz nurumuz, bebeğimiz Atak helikopterleri ve Altay tankları en azından hareket edebilen yerli ve milli üretimlerimizdi. Gerçi, özellikle satış yaparken Amerikalılar taş koyuyor, bu sebeple bir tane bile satamadık ama olsun, en azından BMC ve sahibi Şems Etem Bey’i zengin ediyoruz. Bir de taze damat beyi elbette.

Atak sadece yerli ve milli helikopterimizin adı değildi. Bir de yumurtlayan gururumuz vardı! Aynı zamanda yerli ve milli tavuğumuzun da adıydı Atak-S… Hürriyet’e göre bu tavuk adeta altın yumurtluyordu. Durmadan dinlenmeden hem de…

Daha birkaç gün önce damat bey ne demişti hatırlayalım; “Geçenlerde seçmen vatandaşlarımızla konuşurken, biri dedi ki, “Vallahi AK Parti’ye o kadar güveniyoruz ki Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan Ay’a kadar 4 şeritli yol yapacağım dese, Vallahi inanırız.” (BKZ)

Vallahi biz de onların inanacağına inanıyoruz.

Bu körü körüne inancı en iyi bilen ve dibine kadar kullanan şüphesiz Reis-i Cumhurumuzdan başkası olamaz ki, önceki gün Saray’da verdiği iftarda coştu ve bakın neler söyledi: “Şu anda uzay bilimleriyle alakalı, öncelikle uzaya uydu fırlatma çalışmalarını başlattık. Bu ne demektir; bizim size ihtiyacımız var. Bu dönem başladığına göre, bundan sonraki, bizzat belki sizler gibi gençlerimizi, uzaya belki biz de astronot gönderme noktasına geleceğiz.” (BKZ)

Yakışır hani…

Başta Cengiz İnşaat’ın patronu olmak üzere tüm AKP’li müteahhitler şimdiden uzaya çıkma çalışmalarına başlasalar iyi olur. Bundan sonraki ihaleler oralardan olacak gibi görünüyor. Bu arada geliyoo’nun patronlarına da bir kıyak çekelim. Önümüzdeki dönem trend astronotluk kursları. Yerli ve milli astronot yetiştirmek için kurs açarlarsa sayın Reis’imiz onlara yardımcı olacaktır örtülü ödenekten!

Yazıyı çok uzatıp sabrınızı test etmek niyetinde değilim. O yüzden şuraya bir kolaj bırakıyorum. Bakın bakalım şimdiye kadar hangi alanlarda yerli ve milli üretim yapmışız. Sonra yerli otomobil meselesine de bir ‘tık’ değinip bağlayacağız.

İğneden ipliği her şeyin yerli ve millisini bulup üretme kabiliyetine sahip Erdoğan ve AKP iktidarının yerli otomobil macerası belki ciltler dolusu kitap olmayı hak etmektedir sevgili okur.

Tarih veriyoruz ya daha ne olsun!

Malum otomobilin geçmişi çok eskilere dayanır. Tarih boyunca 4 ayaklı hayvanların çektiği araçlarla seyahat eden insanoğlu 17. yüzyıldan itibaren motorunda buhar, petrol, gaz, elektrik türü enerjilerin kullanıldığı araçlar icat etti.

Bugün dünya üzerinde (The Sun’ın haberine göre) 1 milyardan fazla otomobil bulunuyor. 100 yıllık geçmişi bulunan Mercedes yıllık 100 milyar Avro hedefine ulaştı. Yaklaşık 120 milyar dolarlık bir rakam bu. Çok anlamam ama sanırım Türkiye’nin bir yıllık olmasa da 10 aylık gelirine denk bir şey bu. Yanılıyorsam kusura bakmayın.

Zaten çok önemli değil. Bizim büyüklerimiz rakamları çarpıtarak aslında dünyanın en çok otomobil üreten ülkesinin de biz olduğumuzu ileri sürebilirler. Sıkıntı yok yani.

İşte AKP keşfinden yüzyıllar sonra yine ilk modeli gibi havayla çalışan otomobil icat etti en azından. Gerçi görünür bir şey yok ama önemli değil. En azından halk nezdinde “gideri” olan bir alan bu. 200 yıl önceki ilk otomobiller gibi “buhar” ile çalışan yerli otomobilimizin ismi Atak SLX mi olur (Bu x yerli değil yumuşak G olabilir!) bilemeyiz ama hemen kısaca bir serencamına bakalım yerli otomobilimizin.

AKP iktidara geldikten hemen sonra oluşturduğu illüzyonlardan biriydi yerli oto. Bu alanda milyonlarca dolar-Avro gömdüler. Hesap soran filan olmadığı için gömmeye devam ediyorlar. Her yıl bir fotoşoplu araç gösterip “işte yerli oto, şu tarihte yollarda” türünden yazdırdıkları yalan haberlerin hala alıcısının olması ise acı bir gerçek.

2016 yılı başında İsveçli Saab’dan 40 milyon Euro’ya satın alınan platform gündeme gelmiş, TIR’larla getirilen kamuflajlı araçlar çok tartışılmıştı. TÜBİTAK’ın üzerinde çalıştığı bu projenin tamamen hata olduğunu ve rafa kalktığını belirten yetkililer, Türkiye’nin otomobilinin temellerinin sıfırdan atılacağı mesajını verdiler. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da 5 babayiğide isterlerse bu projeyi de kullanabileceklerini söyleyip, “Ama istemezseniz de kullanmayın” diyerek mesajı verdi. Yani çok net “kullanmayın sıfırdan yapın” dedi. Hürriyet’ten Emre Özpeynirci’nin analizine göre, Yerli otomobilin gündeme gelmesinden bu yana tam (şimdilerde) 8 yıl geçti.

Özpeynirci geçtiğimiz gün kaleme aldığı yazıda, bu alanda nasıl hayal pazarlandığını açıkça söyleyemese de sorularıyla perçinledi. (BKZ)

17 Aralık Rüşvet Operasyonu sonrasında görevden alınan Nihat Ergün’ün yerine atanan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ı hatırlıyor musunuz? En az kendinden sonraki Bakan Canikli kadar eğlenceli bir bakandı kendisi. Hatırlamadınız mı?

Hani şu hissiyatı yüksek bakan canım!

İşte bu güzide siyasetçimiz 2014 tarihinde bir açıklama yaptı.

Tarih veriyordu Bakan Işık… Koskoca bakanın yalan söyleyecek hali yoktu elbette.

Aradan bir yıl geçti. Yandaş medya bu kez fotoşoplu araç bulmakta zorlandığı için üzeri örtülü bir otomobil görseli kullanarak aynı haberi tekrar servise koydu. Halkın hafızasının bir yıl önceyi hatırlamadığından emin olacakları için veriyorlardı damardan gazı!

Çok iddialı konuşuyordu Bakan Işık. Söylediğine göre 2016 yılında filo üretimine geçilecek olan yerli ve milli otomobil, 22 Aralık 2015 günü (bak bak neredeyse dakika verecek!) ilk prototipiyle görücüye çıkacağını açıkladı. (BKZ)

Dünyanın en pahalı benzininin satıldığı ülkede, eşi benzeri olmayan vergilerle (Otomobil maliyetinin 5 katı vergi alınan tek ülkeyiz. Bir araçta 10 çeşit vergi bulunmaktadır.) astronomik rakamlara ulaşan yabancı otomobillere karşı mesafeli durmamız isteniyordu ama devletin kendisi de lüks yabancı araba merakından geri durmuyordu.

Geldik 2017’ye. Köprünün altından sular akıp giderken Bakan Işık’a nasip olmadı yerli otomobili görmek. Yerine gelen Faruk Özlü de tarih meraklısı çıktı. Önceki tüm çalışmalar çöp olmuş, milyonlarca Avro uçmuştu. Ancak ne gam! Bir tarih de yeni bakanımız verdi. Bakanın eli tutulur mu, ver tarihi gitsin, geleneğinin son temsilcisiydi nasılsa!

Bu kez kamuflajlı bir görsel süslüyordu tarih haberlerini. Sonradan ortaya çıktı ki, her şeyi çakma olan yerli ve milli otonun makyajıydı bunlar.

Ve geliyoruz bir kaç ay öncesine. Yerli ve milli devrimin son halkasındayız. Malum önümüz yine seçim. AKP reklam ajansını değiştirdiği için yeni vaatlerle uğraşacak hali yok. Tutmuş olan vaatlerin ısıtılıp servis edilmesi de kimseyi rahatsız etmiyor. “Kardeşim her sene tarih verip duruyorsunuz, utanmıyor musunuz?” diye soracak kimse de yok memlekette.

O halde?

Ver tarihi gitsin! Milli ve yerli devrim başka nasıl olacaktı ki?

Geriye tek gerçek kalıyor sanırım; milli ve yerli içecek bir bardak ayran!

NTV’ye konuşan yeni Bakan Özlü güncelleme yaparak tarih verdi. Minik bir tarih kayması vardı ama önemli değildi. Önemli olan tarih verilmesiydi. Bakan Özlü, 2019’da (hani daha önce filoyla yollara çıkıp satışını yapacağımız yerli ve milli otomobillerin tarihi) otomobilin çiziminin ve şekil şemalının belli olacağını söyleyerek üretimin 2021 yılında yapılacağını açıkladı.

23 yıl dediğin ne ki, bir çırpıda geçer, Allah devlete zeval vermesin yeter!

O zaman kadar klasik otomobil anlayışı kalır mı bilemeyiz. Zira Tesla uzaya otomobil filan yolluyor, elin oğlu güneş enerjisiyle hareket eden araç yapıyor ama biz mazotlusunu 2021’de üretsek de razıyız. En azından yerli ve milli, hiç mi kıymeti olmaz ayol bunun!

Bonus olarak size bir de birkaç gün önce Başbakan’ın tarih verişini armağan edip bu birlikteliğimizin sonuna geliyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere size tarih veriyorum. Hoşkalın…

https://www.ntv.com.tr/video/ekonomi/basbakan-yerli-otomobil-icin-tarih-verdi,9nlIM90Vo02ncZsp0nUzpw

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin