ALİ TOPDAĞ | YORUM
Dr. Yüksel Çayıroğlu’nun Evrim Teorisini Yeniden Düşünmek isimli kitabını Crab Publishing’de yayınlanmak üzere editlerken düşündüm de insan zaman zaman kendi kabullerini de yeniden düşünme cesareti göstermelidir.
Mesela teistik evrim mümkün olabilir mi? Allah insanı evrim yoluyla yaratmış olamaz mı? Soruyu biraz daha açık sorayım: Bizim bugüne kadar yaratılış hakkında doğru kabul ettiğimiz şeylerin dışında başka bir yaratılış biçimi mümkün müdür? Allah dileseydi canlıları, hatta insanı, milyonlarca yıl devam eden bir süreç içerisinde, birbiri ardınca işleyen sebepler eliyle yaratamaz mıydı?
Elbette yaratabilirdi. Mesele Allah’ın kudreti açısından ele alındığında sanırım tartışılacak bir tarafı yok. Bence üzerinde asıl düşünülmesi gereken, “Evrim yoluyla mı yarattı? Bilim bize bu konuda ne söylüyor? Daha önemlisi, bilimin söylediği ile bilim adına yapılan yorumları birbirinden ne kadar ayırabiliyoruz? Kur’ân’ın yaratılışa dair ifadeleri bu konuda bize ne söylüyor?” gibi sorulardır.
Neyse… Ben burada evrim teorisini tartışacak değilim. Zaten bu yazıyı yazmama sebep olan şey de evrimden ziyade kitabın isminde yer alan iki kelime: Yeniden düşünmek.
Gerek fert gerek toplum olarak bazı meseleleri yeniden düşünmekten neden çekindiğimizi öteden beri merak ederim. Bir konuyu yeniden düşünmek, ondan vazgeçmek midir? Bir kanaatimizi sorgulamak, onun yanlış olduğunu kabul etmek anlamına mı gelir? Ya da bize yıllar önce öğretilmiş ve bizim de yıllardır doğru kabul ettiğimiz bir düşünceyi tekrar masanın üzerine koymamız, inancımızdan veya değerlerimizden bir şey mi eksiltir?
Bence hayır. Hatta tam tersine; yanlış ise yeniden düşünmek bizi o yanlıştan kurtarır, doğru ise neden doğru olduğunu daha iyi anlamamızı sağlar.
Peki yeniden düşünmekle ne kaybederiz? İnsan yeniden düşünür ve yine aynı kanaate ulaşabilir. Fakat bana göre burada önemli bir fark vardır artık; insan aynı sonuca başka bir yoldan ulaşmıştır. Kendisine öğretilmiş bir doğru, artık ‘kendisinin doğrusu’ hâline gelmiştir.
“Ben böyle biliyordum.” cümlesi çok masum gibi görülse de bence düşüncenin önündeki en büyük engellerden biri. Çünkü insanın ‘bildikleri’ yalnızca okuyup araştırarak elde ettiklerinden oluşmuyor. Aileden öğrendikleri, içinden çıktığı çevreden aldıkları, öğretmenlerden/hocalardan dinledikleri, kitaplardan okudukları, mensubu olduğu kültürün fark ettirmeden öğrettikleri…
Bunların hepsinin yanlış olduğunu elbette söylemiyorum ama hepsi doğru olmak zorunda da değil. Dahası, doğru olanların bile ‘neden doğru olduğunu’ bilmeden bir ömür onları taşımak mümkün.
Sanırım problem biraz burada başlıyor. Bir düşünceyi uzun zamandır taşıyor olmamız, onun doğruluğunun delili değildir; çok kişinin aynı şeyi söylüyor olması da öyle.
İnsan zaman zaman kendine “Ben bunu neden böyle düşünüyorum? Delilim ne? Bana bunun aksi söylense ne cevap veririm? Karşımdaki insanın söylediğini gerçekten dinledim mi, yoksa daha o konuşurken vereceğim cevabı mı hazırladım? Bugün bu meseleyle ilk defa karşılaşsaydım, yine aynı sonuca varır mıydım?” sorularını sormalı.
Çünkü bir fikri, doğruluğu sebebiyle değil, yıllardır bizimle beraber olduğu için savunuyor olabiliriz.
Dr. Yüksel Çayıroğlu’nun kitabını edit ederken başıma biraz da böyle bir şey geldi. Yıllarca fizik öğretmenliği yaptım. Evrim meselesi de hayatımda ilk defa karşılaştığım bir konu değildi elbette. Okumuşluğum, dinlemişliğim, üzerinde düşünmüşlüğüm vardı. Ama doğrusunu söylemek gerekirse zihnimin bir köşesinde cevaplandırılmayı bekleyen sorular da vardı.
Edit aşamasında bazı yerlerde cümleyi düzelttim, geçtim. Bazı yerlerde ise cümlenin sonunda durdum, düşündüm ve kendi bildiklerimi yokladım. Bazen yazarın ortaya koyduğu bir delil zihnimde yıllardır duran bir soruya dokundu. Bazen “Evet, ama…” dedim. Bazen de iki kavramın aslında aynı şey olmadığını fark ettim.
İşin ilginç tarafı, böylesine teknik ve tartışmalı bir konuyu ele alan hacimli bir metni edit ederken sadece zihnî bir tatmin değil, ciddi bir okuma zevki de aldım. Bunu beklemiyordum doğrusu. Bir editör için güzel bir şey bu. Metni düzeltirken metnin sizi de düzeltmeye, hiç olmazsa dürtmeye başlaması…
“Allah insanı evrim yoluyla yaratmış olamaz mı?” diye soran insan teistik evrimi kabul etmiş olmuyor. Sadece bir soru soruyor ve soru sormanın insana zararı olmadığını düşünüyorum.
İnandığımız şey doğruysa sorduğumuz soru onu yıkmaz. Bilakis doğru zemine oturmasına yardım eder. Eğer düşündüğümüz şey bir soru karşısında yıkılıyorsa zaten üzerinde biraz daha düşünmemiz gereken başka bir problemimiz var demektir.
Bana kalırsa düşüncelerimizi camdan yapılmış eşyalar gibi görmemeliyiz. Delillerimiz varsa konuşmalı, bunlara itiraz varsa dinlemeliyiz. Yeni bilgi varsa değerlendirmeli, yanlış anlamışsak düzeltmeliyiz. Böylece haklıysak neden haklı olduğumuzu daha iyi öğrenmiş oluruz. İnsan zihni böyle gelişmiyor mu zaten?
Burada, “Her şeyden şüphe edelim, hiçbir hakikate bağlanmayalım.” demiyorum. Böyle bir düşünce de kendi içinde başka bir dogmaya dönüşebilir. Zihnimizin kapısını içeriden kilitlemeyelim, diyorum.
Yeniden düşünmek, mutlaka fikir değiştirmek değildir. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Bazen uzun uzun düşünür, okur, karşı görüşleri dinler, delilleri yeniden değerlendirir ve başladığımız yere geri döneriz.
Ne olmuş yani? Hiçbir şey kaybetmedik. Aksine kazandık. Çünkü artık o düşünceyi yalnızca bize öyle öğretildiği için savunmuyoruzdur. Neden o düşünceye sahip olduğumuzu daha iyi biliyoruzdur.
Bazen de başka bir sonuca varırız. Bundan da korkmamak gerekir. İnsan yıllar önce düşündüğü her şeyi bugün de aynı şekilde düşünüyorsa, bunu tek başına bir meziyet saymalı mıyız, emin değilim. Yıllarca okuduklarımız, gördüklerimiz, yaşadıklarımız, tanıdığımız insanlar, yaptığımız hatalar bize hiçbir şey katmamış mı?
İnsan değişir… Bilgisi ve tecrübesi artar… Soruları ve bazen cevapları da değişir. Olgunlaşmak biraz da hangi düşüncelerimizin değişmemesi, hangilerinin ise değişebilmesi gerektiğini öğrenmektir.
Tüm bunların cemaatler, toplumlar ve ideolojiler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Onların da zaman zaman durup kendi kabullerine yeniden bakmaları gerekir. Yıllardır tekrarladıkları bazı hükümleri niçin doğru kabul ettiklerini, ortaya çıktıkları şartların bugün hâlâ devam edip etmediğini, zaman içerisinde hakikatin üzerine geleneklerin, alışkanlıkların veya yorumların eklenip eklenmediğini sorgulamaları gerekir herhalde. Ama oraya girersem bu yazı bitmez. O da başka bir yazının konusu olsun.
Kitabın editini bitirdim, dosyayı kapattım ama galiba “yeniden düşünmek” meselesini kapatamadım. Gerek evrim gerekse başka konularda zihnimin bir köşesinde yıllardır bekleyen bazı soruların cevabını buldum. Bazı sorularım biçim değiştirdi. Daha önce üzerinde yeterince durmadığım bazı meseleleri uzun uzun düşünme imkânım oldu. Peki başta sorduğum sorunun cevabını buldum mu? O da bende kalsın.
Diyeceğim o ki asıl mesele, gerektiğinde yıllardır doğru bildiklerimizi yeniden önümüze koyup düşünelim. Yeniden düşünen insan ne kaybeder ki? Ya yanlışından döner ya da doğrusuna daha şuurlu sahip çıkar.
*
Not: Dr. Yüksel Çayıroğlu’nun kitabına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz…
SMASHWORDS: https://smashwords.com/books/view/2101832
GOOGLE PLAY: https://play.google.com/store/books/details?id=aWAKEgAAQBAJ
APPLE: https://books.apple.com/us/book/evri-m-teori-si-ni-yeni-den-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnmek/id6810407321
