Yeni ‘Yeni Kapı Ruhu’: Politik Samsara döngüsünde ibretlik bir reenkarnasyon

Yorum | Bülent Keneş

Seçimlere günler kala yaşanan gelişmeler adeta bir turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Kim nerede kiminle, kimin eli kimin cebinde bir bir netleşiyor.

Bu vesileyle bundan taa 18 yıl önce demokratik sivil bir anayasa yapma vaadiyle yola çıkıp, medeni ve ileri dünyayla entegrasyon, Avrupa Birliğe’ne üyelik ve gerçek bir demokratik hukuk devleti kurma hedefi ve iddiasıyla yıllarca güç ve iktidar devşiren Erdoğan ve şürekasının ‘Yeni Türkiye’sinin de ne menem bir şey olduğu ayna gibi ortaya çıkıyor.

Şeytan’a sattığı ham ruhu, tabir-i caizse, Erdoğan ve şürekasını insanlığın ve siyaset aleminin Nirvanasına ulaştırmak şöyle dursun Samsara çıkmazında aklını yitirmiş deli danalar gibi döndürüp duruyor.

Belli ki Erdoğan ve şürekası, pek çok inanç sisteminin esas kaideleri arasında bulunan, birçok inanç sisteminde ise etkisi hissedilen ruhun göçü ve başka bedenlerde bedenlenmesi anlamında ciddi bir reenkarnasyon yaşıyor. Bu siyasi ve ahlaki reenkarnasyonu ya da tenessühü henüz ölmeden tecrübe eden Erdoğan ve şürekası, ilk iki iktidar döneminde savunduğu ne varsa birbir boğarak suç ve günah çetelesini kabarttıkça, idealize ettiği ya da idealize etmiş gibi gözüktüğü her şeyin tam zıddına ve hatta muarızına dönüşüyor.

LANETLİ ERDOĞAN, KİME KARŞIYSA ONUN BEDENİNE HAPSOLDU

Hinduların inandığı şekilde ifade edecek olursak, AKP iktidarının ilk dönemlerinde umut veren Erdoğan, sadece yaşar gibi gözükürken ölmekle kalmamış sanki, süreç içerisinde takip ettiği gizli ve riyakar ajandalarla, aldatmalarla, çalmalarla, çırpmalarla, zulüm ve haksızlıklarla gırtlağına kadar günaha ve suça battıkça adeta İlahi Kudret’in korkunç bir gazabına da uğramış. Düne kadar ve hatta bugün bile mücadele ettiğini savunduğu ne varsa ona dönüşmüş. Dün neye ya da kime karşıysa ya da karşıymış gibi gözüküyorsa bugün onların bedenine sığınmış, nefesiyle nefeslenmiş.

O kadar ki, Erdoğan ve şürekası, ilk iki iktidar dönemlerinde idealize ettikleri ne varsa tersini yapmak suretiyle demokrasi, özgürlük, insan hakları, hukuk, adalet, hakkaniyet ve medeniyetin Nirvanasına ulaşmayı artık iyice muhal hale getirmiş. Aklı ve ahlakı olan herkese tiksinti veren söylem ve eylemleriyle kemâle ve huzura kavuşmayı hak etmek şöyle dursun varlık aleminde kat ettikleri muazzam gerilemeyle insanlığın, ahlakın ve siyasetin esfel-i safilini derecesine düşmüşler. Düşebildikleri kadar düştükleri o iğrenç yerde ise, kendilerini rahat hissedebilecekleri yeni mizaçlara, yeni bedenlere bürünmüşler.

Masum insanlara zulümlerini artırdıkça iyice insanlıktan çıkmışlar, medenilikten uzaklaşmışlar ve adeta insan altı vahşi bir forma bürünmüşler. Böylelikle Samsara’nın sonu olmayan kapkaranlık labirentlerinde yollarını yitirdikçe behimi arzuları, maddi istekleri, manevi ıstırapları, acıları ve nefretleri kabardıkça kabarmış, katlandıkça katlanmış. Ahlaksızlıklarıyla boğdukları Yeni Türkiye ideali için demokrasi, insanlık ve medeniyetin Nirvanası sadece hayal olmakla kalmamış, eski Türkiye’nin lanetli bedeni Erdoğan ve şürekasının kip kirli ruhlarıyla yeniden hayat bulmuş.

Elbette ki bu durum, Hinduizm ve benzeri dinlerdeki reenkarnasyon ve tenessüh inancı için anlatıldığı gibi birebir gerçekleşmemiş. Ruhların dünyaya tekrar be tekrar gelip gitmelerini ceza ve ödül düalitesine dayandıran bu inançların aksine Erdoğan ve şürekasının muazzep ve huzursuz ruhları daha büyük bir gazaba düçar olmuş. Ölmeden önce lanetlenerek karşıtlarının bedenlerine hapsolunmuşlar. Hatta hiçbir bedende huzur bulamadıkları için her seferinde biraz daha insanlıktan çıkmak, birkaç adım daha geriye gitmek kaydıyla o beden senin bu beden benim diyerek sürekli beden değiştirmek zorunda kalmışlar. Bu yolda o kadar gerilemişlerdir ki, o kirli ve lanetli ruhları, en nihayet, yıllarca mücadele ettiklerini savundukları eski Türkiye adına kim varsa ancak onların bedeninde kendilerine bir yer bulabilir hale gelmiş.

ÇİLLERLER, AĞARLAR, PEKERLER, ÇAKICILAR, YILANLAR, ÇIYANLAR…

Özgürlükçü liberallerin, sosyal demokratların, aldıkları her nefesi adalet, hukuk, hak ve özgürlükler için sarfeden mümtaz şahsiyetlerin yerini eski Türkiye denildiğine akla ilk kim geliyorsa onlar almış. Tansu Çillerler, Mehmet Ağarlar, Devlet Bahçeliler, Sedat Pekerler, Hizbullahlar, Alaattin Çakıcılar, SADAT milisleri, Ergenekoncular, Doğu Perinçekler, askeri ve sivil ayaklarıyla envai çeşit derin devlet çeteleri… Belki bugün adlarını ve kim olduklarını henüz bilmiyoruz ama JİTEM’in yerini Güneydoğu’da terör estiren yeni illegal yapılanmaların almadığını kim savunabilir? Ya da Beyaz Torosların yerini Ankara’nın göbeğinde güpegündüz insan kaçıran Siyah Transporterların? Veya Susurlukların, Çatlıların, Yeşillerin yerini yeni derin devlet çetelerinin ve eli kanlı tetikçilerin almadığını kim iddia edebilir?

Erdoğan ve şürekası Türkiye’yi geleceğe taşıma becerisini gösteremedikleri gibi ülkeyi her açıdan devraldıkları yerin çok gerisine düşürmüşlerdir. Hatta iktidarda kalma uğruna ruhlarını sadece Şeytan’a satmakla kalmamış, geçmiş tecrübeleriyle Şeytan’ın sadık talebeleri olduklarını defalarca ispatlayanların bedenlerine de yerleşmişlerdir.

Şimdilik yeniden doğdukları bedenler Çillerlerin, Ağarların, Çakıcıların, Pekerlerin, Perinçeklerin bedenleri olsa da, belki bunlar bile Cehennem’in dibine kadar yolu olan esfel-i safilin yolcululuklarında Erdoğan ve şürekasının sadece birer ara durakların ibarettir. 24 Haziran’da veya 8 Temmuz’da pılılarını pırtılarını toplayıp defolup gitmezlerse şayet, insanlıktan çıktıkları ölçüde daha nelere nelere dönüşeceklerini bilemeyiz. Şeytanla ve şeytanlıklarla dolu muazzep ve huzursuz ruhlarının hangi yılanların, çıyanların, sıçanların ve haşeratın bedeninde yeniden canlanacağını bugünden kestiremeyiz.

Yeni “Yeni Kapı Ruhu” ve kirli koalisyonunun bende çağrıştırdıkları bunlar. Teşbihte hata olmaz, lafza değil manaya bakmak lazım…

2 YORUMLAR

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin