Voleybol takımının forması

YORUM | PROF. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN 

Büyüdüğüm mahallede bir park vardı. Oradaki çok amaçlı spor alanında tüm yazımız geçerdi. Hiç sıkılmazdık. Bütün gün orada arkadaşlarımla beraber zaman geçirirdim. Bazen politik tartışmalar, bazen şamata ve gırgır, en çok da basketbol! Tabi basketbolun yanı sıra, futbol oynadığımız da olurdu. Arada sırada da voleybol…

Parktaki arkadaş grubumuz erkekler ve kızlardan oluşuyordu. Hepimiz arkadaştık ve arkadaşlarımıza karşı cins olarak bakmazdık. Kızlarla erkeklerin arkadaş olabileceklerini, hem de çok iyi arkadaş olabileceklerini, işte on dört, on beş yaşlarında, böyle bir arkadaşlık ortamında öğrendim ben. Oradaki kız arkadaşlarınıza yan gözle bakmamanız gerektiğini, onları bir cinsel objeye indirgemenin hayvanlık olduğunu da.

Yıllar içerisinde birçok arkadaşımız, kız olsun, erkek olsun, grubumuza katıldı. O günlerde ben ve birkaç arkadaşım İstanbul’daki önemli takımların altyapısında basketbol oynamaya başladık. Basketbolumuz o kadar ilerlemişti ki, başka mahallelerden bizlerle maç yapmaya gelenler olurdu. Bazen yirmili, otuzlu yaşlardaki iri yarı adamlarla basket oynar, onların sertlikleriyle tabiri caizse dövülsek de, çoğu kez kazanır, onları evlerine uğurlardık. Arada bizi yenenler de çıkar ama maç sonrası ayrıldıklarında bize saygı duyarlardı.

İşte Aylin’i o arkadaş grubunda tanıdım. Hepimiz aynı mahallede, aynı muhitte oturuyorduk. Ama ortak noktamız basketbol ve o grubun arkadaşlık ortamıydı. Kim onu gruba getirdi bilmiyorum. Ama birileri onu mutlaka ya okuldan ya da başka bir ortamdan tanıyor olmalıydı. Açıkçası formel bir giriş ritüelimiz olmadığından, bir gün öyle pat diye geliverdi. Nasıl oldu, ne zaman oldu bilmiyorum. Daha doğrusu anımsamıyorum. Zaten her gelen öyle pat diye gelirdi. Dışlanma korkusu olmadan, basket sahası yanındaki banklardan birine, grup artık nerede oturuyorsa, yanaşıp oturur, sohbete katılırdı. Her bir sohbetin sonunda basketbol oynamaya başlardık. Eğer voleybol falan oynamıyorsak, kızlar genelde bizi izlemekle yetinir, çoğu kez de makara yapar, bizlerle dalga geçerlerdi. Fakat Aylin, sahaya geldi.

Daha önce kızlarla çok kez basketbol oynamıştım. Genelde kızlarla oynarken, daha dikkatli olunur, nazik hareket edilir, sertlik yapılmaz, canı yanmasın diye özen gösterilir. Ve o tür ortamlar genelde sadece zaman geçirmek içindir. Ciddi maç veya heyecan falan olmaz. Aylin sahaya bizimle beraber girince, herkesin yüzü düştü. Biz ciddi maç yapmak istiyorduk. Her maç sert geçerdi. Sıkı rekabet olurdu. Tabi tek pota (yarı saha) sokak basketbolu oynuyoruz, dolayısıyla da maçlar çok sert geçiyor. Şimdi bu kız da nereden çıktı! Tabi kimse bir şey söyleyemiyor. Kız aramıza yeni katılmış, belli ki bizim nasıl hayvani basketbol oynadığımızı bilmiyor olacak. Aramızda konuşmasak da, herkesin düşünceleri bu yönde!

Neyse, takımlar oluşturuldu. Biz “zaman geçirme” modunda oynamaya başladık. Ben Aylin’le karşı takımdayım. Onun takımında üç erkek, bir de o. Maç başladı. Herkes ağır çekimde oynamaya başladı. Top Aylin’e gelince ben arada bir metre bırakarak sözde savunma yapmaya giriştim. O da ne? O şimşek gibi beni geçti, bir iki başka arkadaşı da duman ederek düğümleyip, basketi buldu. Biz birbirimize baktık. Aylin “Oğlum, savunma yapsana adam gibi!” dedi. Ben gülümsedim. Top onlarda. Aylin belli ki oyun kurucu mevkiine aşina. Mesafeyi bir metreden elli santime indirdim ve yere çömelip bacaklarımı örümcek gibi açarak kendimi genişlettim. Aynı şey! Bir iki hamle, sonrasında yine Aylin sayıyı buluyor!

Bu iş böyle olmayacaktı. Bu kız, “kız gibi” basket oynamıyordu. İşin rengi değişmişti. Aylin bana basket bilmiyormuşum muamelesi yapmaya başlamıştı. Diğer takım arkadaşlarım da aynı durumdaydı. Nasıl oldu bilmiyorum, ama bir müddet sonra biz de normal oyun stilimize ve tempomuza başladık. Aylin’in skorerliği azalsa da, sıfırlanmadı. Hepimiz nasıl oynuyorsak, o da öyle oynuyordu. Bizlere olan sertliklerin aynısı ona da olduğunda, o da “sorun yok” deyip, çak yapıyor, oyuna devam ediyordu. Bu nasıl işti?

Aylin o yaz bizden biri oldu. Artık basket grubunun müdavimlerindendi. Gelmedi mi gözler onu arardı. Çok iyi basketbolcuydu. Onu asla kız diye özel muameleye tabi tutmadık. Tabi fiziksel olarak zorlanıyordu. Fakat hangimiz zorlanmıyorduk? Dediğim gibi, hepimiz altyapı oyuncularıydık. Grupta tutunmak kolay değildi. O yaz Aylin İÜSBK kız altyapısında başladı. Bir sene sonra Türkiye Kız Yıldız Milli Takımına seçildi. Derken Genç Milli oldu. Gruptan hiç kopmadı. Hep grubun en iyi oyuncularından oldu. Ben 18 yaşında Ortaköy birinci lige yükseldiğinde genç takımdan birinci lig takımıyla antrenmana çıkmaya davet edilen birkaç genç oyuncudan biriydim. Böylece birinci lig antrenmanlarına çıkmaya başlamıştım. Başka arkadaşlar da farklı takımlarda oynamaya devam ettiler. Aylin’lerin takımı İÜSBK birkaç kez Türkiye şampiyonu oldu. Biz mahalleden hiç kopmadık. Aylin de bizler de her yaz kesintisiz beraber oynamaya devam ettik. Yıllar sonra Aylin’le bir yerlerde tesadüfen karşılaşacaktık ve o bana teşekkür edecekti. Onunla hiçbir ayrım yapmadan basketbol oynadığımız, onu aramıza aldığımız, onu bizden biri yaptığımız için. Sanırım basketbolunun bu kadar ilerlemesinde önemli dönüm noktalarından biri de buydu.

O gruba Aylin sayesinde birkaç kız daha katıldı. Bazıları Aylin’in İÜSBK’dan takım arkadaşlarıydı. O gruptan çok şey öğrendim. Felsefi ve politik tartışmalardan patates kızartma tekniklerine, en iyi lahmacuncunun Kadıköy Çarşı’daki Halil Lahmacun olmasından 51 oyununun inceliklerine, birçok şeyi o grup bana öğretti. Fakat o grubun bana öğrettiği en değerli şey, kuşkusuz kadınlarla erkeklerin mutlak eşitliğiydi. Her ne kadar ailemde yaşanılan bu olsa da, o ilk gençlik yıllarında Aylin gibi bir güçlü kız figürünün bizlerin hayatında olmuş olması, bir şanstı.

Şunu söylemeliyim, o grupta hiçbirimizin Aylin’e normal arkadaşlık dışında bir davranışı olmadı. Platonik düzeyde dahi ona karşı duygusal bir duygu kimsede yoktu. Fakat onu çok seviyorduk. Tıpkı birbirini seven erkek arkadaşlar gibi! Ve benim en iyi arkadaşım ve ben, o günlerde “eğer günün birinde bir kızımız olursa adını Aylin koyacağım” demeye başladık. Yıllar sonra benim ilk çocuğum, kızım Aylin doğdu. Ondan iki yıl sonra da en iyi dostumun kızı Aylin dünyaya geldi.

Aradan on yıllar geçti. Birbirimizi sosyal medyada bulduk, sevindik, mutlu olduk. Ona bizim Aylin’lerden siz ettik. Güldük, ağladık. Hayatı, dünyayı, Türkiye’yi, Türkiye’de kadınları düşündüm. Aklıma hep güçlü Aylin’imiz geldi. Bizim sıkı dostumuz, aslan arkadaşımız. Aylin aramızda en iyi basketbol kariyerini yapan oldu. Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’ni bitirene kadar İÜSBK’da ve A Milli Kadın Basketbol takımında oynadı. Ardından, ABD’den spor bursu alarak üniversite eğitimine devam etti.

Türkiye’de bizim büyüdüğümüz mahalle ortalamaya hitap etmiyordu, biliyorum. O günlerde biz bunu bilmiyorduk. Türkiye’nin her yerinde çocuklar bizimle aynı ortamlarda yetişiyor zannediyorduk. Uzun yıllar, bunun böyle olmadığını anlamakla geçecekti. Kadınların yaşamın her alanında Aylin’in sahip olduğu imkânlara sahip olmamasından dolayı üzülecektim. Türkiye’de geçirdiğim her saniyede, kızlara Aylin gibi olanaklar tanınması için çalıştım. Kadının adı olsun – buna inandım, inandık. Kadınlar hayatın birçok alanında büyük başarılara imza atıyor. Birçoğu, Aylin gibi, benden, senden, ondan çok daha başarılı oluyor. Yine o başarılı olanların birçoğuna hayatları boyunca neyi yapamayacakları söyleniyor. Onlar, yine de dilediklerini yapabiliyor. Fakat bir erkek toplumu olan Türkiye’de eşit şartlarda mücadele ettiklerini kim söyleyebilir? Kızınız var mı? Onun herkesten başarılı olmasını istemez misiniz? Benim bir kızım var! Adı Aylin! O da dostum Aylin gibi güçlü.

***

Bu yazıyı neden yazdım?

Dün Türkiye Kadın Voleybol Milli Takımı, dünyanın en güçlü kadın voleybol takımı olan şampiyon Çin’i Tokyo Olimpiyat Oyunlarında 3-0 yendi. Ve o başarıdan sonra, İhsan Şenocak adında bir ilahiyatçı, şunları söyledi: “İslam’ın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayânın, edebin sultanısın. Sen ‘burnunu göstermekten utanan’ anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına ‘sultan’ demesine aldanmayasın! Umudumuz da, duamız da sensin!”

Ben o sporcuların fotoğraflarını gördüğümde aklıma başarı, azim, güç, spor, zafer, Olimpiyat ruhu, insan olmak ve daha bir sürü şey geldi. Ya o adam? O kadın voleybolcuları televizyonda veya fotoğraflarında görünce aklına sadece baldır-bacak, çıplaklık, pornografi, seks, tahrik, cinsel imajlar gelen bu adamla ben aynı ülkede, o ülkenin çocuğu olarak doğdum, yaşadım, orada büyüdüm, orada değer yargılarımı edindim, orada kişiliğim oluştu. O, o oldu. Ben, ben oldum. Taliban, El Kaide, El Nusra, IŞİD, Müslüman Kardeşler, Boko Haram ve diğerleri ile aynı zihniyeti taşıyan bu İslamcı Türkiye insanları, vakti zamanında, daha çocukken, daha ilk gençlik yıllarında, eğer Aylin’le ve Aylin gibilerle aynı ortamda bulunabilmiş olsalardı, Türkiye daha iyi bir ülke olmaz mıydı?

(*) Bu yazı Türkiye’deki tüm cesur kadınlara adanmıştır.


Filenin Sultanları son olimpiyat şampiyonu Çin’i 3-0’la geçti

41 YORUMLAR

  1. Şey…
    Afedersiniz beyefendi, tr724’te bu yazınızı yerleştiren arkadaşlara, yukarıdaki fotoğrafı boydan vermesini söyleyebilir misiniz?

  2. Öncelikle, Valeybol Milli Takımımızdaki kızlarımızı tebrik ederim. Onlar bizim kızlarımız, kardeşlerimiz, şan ve şerefimiz, kimse onların namusuna dil uzatamaz… Ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarına eminiz. Bayrağımızı en güzel yerlerde dalgalandırsınlar. Bizler onları seven abileri-ablaları bütün bir millet olarak, başarılı olmaları için dua ederiz; hayır duada bulunuruz.
    Sadece valeybolcu kızlarımız için değil, basketbolcu, futbolcu ve diğer bireysel ya da takımlardaki bütün sporcu kızlarımız için de… Allah onları ulaşabilecekleri en güzel yerlere ulaştırsın, insanımız ve bütün bir insanlık adına en güzel işleri yaptırsın, en güzel başarılara ulaştırsın…
    Ancak yazınızda,
    “oradaki kız arkadaşlarınıza yan gözle bakmamanız gerektiğini, onları bir cinsel objeye indirgemenin hayvanlık olduğunu da” (öğrendik) dedikten sonra,
    İhsan Şenocak’ın “İslam’ın kızı! Sen oyun alanlarının değil, imanın, iffetin, ahlakın, hayânın, edebin sultanısın. Sen ‘burnunu göstermekten utanan’ anaların evladısın. Ekranlara ve sakallı ağabeylerinin popüler kültürün kurbanlarına ‘sultan’ demesine aldanmayasın! Umudumuz da, duamız da sensin!” dediğini aktarıp,
    “O (İhsan Şenocak) kadın voleybolcuları televizyonda veya fotoğraflarında görünce aklına sadece baldır-bacak, çıplaklık, pornografi, seks, tahrik, cinsel imajlar gelen bu adamla…” demenin kesinlikle “hukuki”, “ahlaki” hatta sizin ifadenizle “insani” bir değerlendirme olduğunu düşünmüyorum.
    İhsan beyi tanımam etmem. Benim kardeşimi hapishanede şehit eden bir düzene destek olanlardan biri de olabilir. Önemli olan burada ele aldığınız konuda haklı olup olmadığıdır.
    O adamla sizin aynı ülkede, Türkiye’nin çocuğu olarak doğduğunuz, yaşadığınız, orada büyüdüğünüz, orada değer yargılarınızı edindiğiniz ve kişiliğinizin orada oluştuğu” da “onun o, sizin siz” olduğunuz da doğrudur…
    Yalnız çevre faktörü değil, ailelerin çocuklarının değer yargılarının oluşmasındaki etkilerini de yatsıyamazsınız. Mekanı Cennet olsun, merhum babanızın da sizin üzerinizde çok emeği ve hakkı vardır. 2008’deki vefatınn üzerinden bu kadar çok zaman geçmesine, teknolojinin o kadar ilerlemesine, sizin profesörlüğünüze, uluslararası alandaki ününüze, yazdığınız yazıların merhumun eserlerinden sayıca kat be kat fazla olmasına karşın, googleladığınızda, onun ismi (117 bin) sizin isminizden neredeyse iki kat fazla (67.900) geçiyor; hala wikipedide onun ismi varken, sizinki yok. Yani “o adamın nenesi burnunun ucunu göstermekten utanıyor da olabilir…
    Umarım ilminizle, İhsan beyin ifadesinin bir başka adamın, “Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey” diyen birinin, “Destan” şiirinde hem de aynı mısrasının hemen ardından geldiğini biliyorsunuzdur: “Utanırdı burnunu göstermekten sütninem, / Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.”
    Yazıları okuyanlar, yorumları okuyanlardan çok daha fazladır. Hele de uzun yorumları. Sanırım şiirin tamamında M. Efe Çaman beyefendi için de iyi bir cevap var. Üstad’ın kendi sesinden: (https://www.youtube.com/watch?v=wpWGl86q0lA)
    Yazınızın bireysel saplantılar dışındaki en önemli problemi, İslam dininin kadınlar için önerdiği bir giyinme şekli olduğunu hatırlatan birine “Taliban, El Kaide, El Nusra, IŞİD, Müslüman Kardeşler, Boko Haram ve diğerleri ile aynı zihniyeti taşıyan bu İslamcı Türkiye insanları” diyerek saldırmanız.
    Saldırdığınız grupların, -zaten Müslüman Kardeşleri’n terörle ne ilişkisi var ve aralarına neden kattığınızı da anlamadım ama- İslam adı altında, terörist faaliyetlerini destekleyen gruplarla “aynı zihniyetin taşınması” kısmını sanırım biraz daha açmalısınız. Eğer Taliban da, El Kaide de, El Nusra da, IŞİD da, Boko Haram da “Allah’ın, inanan kadınlara bir giyim şekli emrettiğine inanıyor, siz de inanıyorsunuz” şeklinde bir önermeyse, vallahi de billahi de ben de öyle inanıyorum. Siz farklı inanıyorsanız -ki bu her insan gibi sizin de hakkınız, bunu söylemekten çekinmeyiniz…

  3. İstanbul’un fethinden “İstanbul’un işgali” diye bahseden,
    Türkiye’nin etnik Türk olmadığını ispat için elinden geleni yapan,
    Ermenilerin Müslümanları katletmesini “çeteciler onbinde birlerin altındaydı” deyip küçültürken, 1.500.000 Ermeni soykırıma uğradı diye tarihi eğip büken ve “zulümle soykırımı karıştırmayın” diyen yorumcuların insanlıktan nasibinin olmadığını söyleyenilen birinin, valeybolcu kızlarımıza “bu formalar, bu şortlar İslama uygun değil” diyen bir hocaya ders vermeye kalkmasını, aynı şekilde inanan insanların Taliban, Boko Haram vb. gruplarla aynı düşündüğünü söylemesini hiç de garip karşılamam.
    Sayın Çaman kalkıp, “hele bu sporcu kızlarımıza bir sorsunlar bakalım; abilerine, kardeşlerine, ana-babalarına sorsunlar bakalım, karşılaşmalarda giymek zorunda oldukları formalardan memnunlar mı? Seçim hakları olsaydı aynı şekilde giyinmeyi/giyinmelerini mi isterlerdi? Dünyanın farklı ülkelerinden gelen farklı din, dil, inanç değerlerine sahip sporcu kadınların karşılaşmalar sırasında giyecekleri formalara karışmak, tektipleştirmek, onların özgürlüklerini engellemektir” deseydi, “Kadın Sporculara Forma Özgürlüğü” diye bir motto ile bir yazı kaleme alsaydı esas o garip olurdu.

  4. Yazınızı okurken ağladım…

    Anar’ın “Beş Mertebeli Evin Altıncı Mertebesi” eserindeki Tahmine ve Zaur için de ağlamıştım.
    Bu defaki ağlamamın nedeni yalnızca Aylinlerimiz ve Mehmetlerimiz için değil, nereden nereye savrulduğumuzu okumaktı.

    Geldiğimiz noktada “utanırdı burnunu göstermekten sütninem” diye hakikatı seslendiren zihniyet, belli yayınevleri tarafından basıldığı için binlerce Kur’an, hadis, fıkıh vd. eserleri sakıncalı ilan etmekte beis görmekle kalmayıp, loğusa kızlarımızı hapse atıyor, kızımın emniyetteki kontrolünü çıplak yapıyor ve 14-15 yaşlarında hatta 18’lik erkekler, hemen aynı yaşlardaki kızlarla tek pota maç yapabilseydi, Türkiye daha yaşanır bir ülke olurdu diyen profesörler, bu düşüncelerini gazetemin sayfalarından seslendiriyorlar…

    Allah, istikametten ayırmasın; sonumuzu hayretsin.

    • Maalesef gazetem dediginiz ve gazetelik hali kalmamis mecralarimizin huyu bu. Bikmadilar alakasiz cenahlardan Ebu Talipler sizdirmaya, akillari baslarina gelmedi onca yedikleri tekmelerden sonra. Baska türlüsünü ögrenmemisler, kafalari bu kadar basiyor, kendi derdini kendi ellerine alacak özgüvenleri de, inanclari da yok, Allahtan degil, kendi insanini ifsat edecek insanlardan beklentileri var, kendi kendini ifade edecek kadrolari yetsitirmek gibi bi dert hic yok zaten. Böyle bi oraya bi buraya vura vura gidiyoruz iste bakalim nereye kadar.

  5. Bu yazı ve yol açtığı yorumlar iyi. En azından beyin jimnastiğine yol açıyor. Ama bir sonuca götürür mü? Orası şüpheli.
    Yazıda ve yorumlarda iki taraf ortaya çıkıyor. İkisinin de Türkiye´de yeri olmali. Eğer ikisinden biri “Asıl Türkiye benim” demeye kalkarsa orada sorun başlayacağını düşünüyorum. Ben kendimi Mehmet Efe beyin tarafına yakın hissediyorum. Ama hiç bir tarafın “Asıl Türkiye benim…” demesini doğru bulmuyorum. İşte bu olduğunda iş baskıcı bir ortama doğru gitmeye başlıyor. “Ben suyum, benim grubum şudur vs.” denilebilir. “Biz Türkiye olarak suyuz” demek yanlış.
    Yaşadığım ülke Almanya. Burada da zaman zaman benzer tartışmalar yaşanıyor. 2000´li yıllarda “Leitkültür”, hakim kültür tartışması çıkmıştı, biz kimiz, toplumumuzun asıl kimliğini oluşturan nedir diye. Sonuçta Leitkültür kavramına karşı çıkanlar, daha doğrusu „Bizim hakim kültürümüz özgürlükçü anayasamızdır“ diyenler daha ağır bastı.
    İyi de oldu. Aksi taktirde özgürlükçü ortam yara alacaktı. Özgürlükçü bir kültürde her türlü yaşam tarzına – başkalarına müdahale etmediği sürece – yer var.
    Yazıda bahsedilen ilahiyatçının yaklaşımını da işte bu noktadan sakıncalı buluyorum. “Benim anlayışımda, mensubu olduğum grupta kadın burnunu bile göstermez” demesinin bence – insanlar zorlanmadığı sürece – çok büyük sakıncası yok. Bu tutumunu yaygınlaştırma iddiasında olması, “Biz tüm bir Türkiye olarak böyleyiz, böyle olmalıyız” demeye getirmesi sakıncalı. İşte bu tutum da öbür taraftan baskıcı bir ortama yol açıyor.
    Dini inançta kaynaklanan tutumlarla ilgili bence ikinci bir sorun da şu: İslam´ın o kadar fazla emri, kuralı vs. var ki, ben çok az kimsenin, hatta hiç kimsenin bunların tamamını yerine getirdiğine ihtimal vermiyorum. Çok büyük olasılıkla yazıda adı geçen, kadınlardan burnunu dahi göstermesini istemeyen ilahiyatçı da dinin tüm emirlerini yerine getirmiyor, getiremiyor.
    Burada problem şu: Kendiniz yaşamadığınız emirlere başkalarının uymasını bekliyorsunuz. Bence isteyen burnunu dahi göstermeyebilir, tabii buna zorlanmadığı sürece. Toplumda herkesin böyle davranmasını beklemek yanlış.
    Burada Anıl Özden isimli okuyucunun yorumuna da bir not düşmek istiyorum: Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Bence TR724 editörlerinin seçtiği fotoğraf gayet güzel. Daha geniş açıdan alınmış, oyuncuların bacaklarının görüldüğü, ama kafa kısmının daha az seçilebildiği bir fotoğrafın gerçekten daha iyi olacağını düşünüyor musunuz? Bu fotoğraf tercihinin arkasinda dini bir hassasiyet var diyelim. Bu da bence meşrudur.

    • Almanlar Leitkultur dedikleri seyi Almanlara yapmiyorlar, örnegin bir Alman kültürüne taban tabana zit yasayan bir Almana kimse Leitkultur´u hatirlatmaz. Bu söylem Alman olunmasi istenen yabanci kökenler icin ortaya atilmis bir söylem ve bugün sadece isim olarak ortada yok. Özellikle Euro-Islam baglamindaki dönüstürme faaliyetleri halen devam ediyor. Hele etnik acidan bu söylem bilfiil isletilmektedir. Alman devletine göre bugün Almanyada “Türk” yok, “Türk kökenliler” var, “anne-babasi Türk olanlar” var, dolayisiyla Türk olmaktan dogan bir hak da yok.
      Tabii bu da su demek: 30 sene sonra “anne-babasi Türk olanlar”da olmayacak. Elbette su da var: Amerikalilasmis, Brezilyalilasmis Almanlar Almanyanin umrunda bile olmaz, Hollandalilar soydas degildir mesela. Leitkultur konusunda kiyaslama yapabilecegimiz tek nokta iste burasidir.
      Ihsan Senocak burada o sporcuya annesini, ninesini hatirlatiyor, gitme diyor, bizimle kal. Insanlari özgür birakmak, hadi yürü, kendi kendin ol, kendi dogrunu kendin bul demek, farkli bir toplum olarak görüp saygi duymak evet bir deger olabilir, ama bir insanin kendi inancina göre de olsa, kaybolmasini istememek, o insanin Allahin rizasina nail olmasini, cennete gitmesini istemek, bunu kendine dert edinmek de bir degerdir ve yüce bir duygudur. Efendim, kendi yasamadigi degerleri baskalarindan bekleyebilir miymis. O zaman hic kimse yüzde yüz dogru olmadiktan sonra agzini acmasin. Veya nerden biliyoruz belki adamin sirtinda küfesi var, yumurtalarin kirilmasini istemiyor. Hani bizim de vardi ya o küfeden, Kürtler, solcular hapishanelerde cürürken.

  6. Ihsan Senocak´i icinden gectigimiz günlerde korudugu pozisyonundan dolayi sevecek-sayacak halim yok. Fakat her insanin icinde yasadigi toplumun fertlerini nezaket kurallari cercevesinde kendi inancina davet etmesinden daha dogal acaba ne olabilir?
    Yazar da aynisini yapiyor ve insanlarin birbirine cins olarak bakmadigi bir dünya istiyor, insanlari böyle bir inanca davet ediyor. Peki bu daveti acaba nezaket kurallari cercevesinde mi yapiyor? Asla! Dehset bir dayatma var davette. Bi kere kiz arkadasi veya erkek arkadasi olmadigi icin kadin-erkek karisik ortamlari farkli algilayan kitlelere hic saygisi yok. Cagri su: Geri kalmis inancini, gereksiz utanma duygunu bi kenara birak ve basketbola gel, birbirinizin sadece basarisini görün, kiz arkadasin, nisanlin yok mu, önemli degil, karsi cins olgusunu aklindan cikar, Aylin´e asik olma, ona siirler yazma, ona evlenme teklifi etme, Aylinle ilgili insani hatalar yapma, aklin Aylinle birlikte basari olsun!
    Sadece bu da degil: Simdi Senocak Aylin´i dini bir oyun sahasina davet etti ya, birden bire ISID´in düsüncesini paylasan kümesine giriverdi. Iste bu tam fasizm. Sanki adam o sporcuya cagrida bulundu ya hani. Sanirsin genelevinden camiye cagirdi. Dindar olmayan kesimin dindar kesime olan bakisi maalesef hep böyle olmustur. Bugün muhafazakarlarin icinden bir canavar cikmissa en büyük sorumlusu yazar ve türevleridir.

  7. İsmail bey, 18 yaşındaki erkeğin, kendisiyle tek pota maç yapan kızın -eğer basket formasıyla oynuyorsa- bedenine karşı “o benim arkadaşım ve benim ona cinsel bir obje olarak bakmam hayvanlıktır” demesini alkışlarım. “Hepimiz öyleydik; kimse, arkadaşları olan kızların bacaklarından, güzelliğinden cinsel olarak hem de hiçbir zaman etkilenmezdi” demesini “hangi bilimsel araçlarla ölçtü acaba?” diye sorgular, göçmen bir ailenin İzmir doğumlu çocuğu olup, kız arkadaşıyla oynamış biri olarak “acaba tek hayvan ben ve benim arkadaşlarım mıymış?” der, “acaba kaç hayvan kız arkadaşlarıyla ne oyunlar oynadı; sonra da evlendi ya da bıraktı!” diye düşünür, “bunlar olsa olsa kendi değerlerini kanıtlamaya çalışan birinin basit argümanları” der güler geçerim…
    Hiç kız basketbol takımlarının maçlarını izledinizmi bilmiyorum ama bir hocanın çıkıp bu kızlarımıza İslami giyim kurallarını hatırlatmasını garipsemem; “hoca, acaba sen bu kuralların hepsini yaşıyormusun?” diye sorgulamam, “kim demiş ki burnunun ucunu örtmeleri gerekiyormuş?” diyenlere de, “cerbeze yapmayın, kimsenin burnunun ucunun örtülmesini söylediği yok, kızlarımıza, siz sayı atmak için hoplayıp zıpladıkça oranızın buranızın da hoplayıp zıplamasının net bir şekilde belli eden formalarla oynamanız, ribaunt için yükseldikçe ayaklarınızın, dizlerinizin, baldırlarınızın, bacaklarınızın görünmesi, top çalmak için yerlerde oradan oraya uçtukça düzletmek zorunda kalacağınız şortlarla oynamanız İslam’a uygun değil diye ancak bu şekilde hatırlatılıyor” derim…
    “Bence TR724 editörlerinin seçtiği fotoğraf gayet güzel. Daha geniş açıdan alınmış, oyuncuların bacaklarının görüldüğü, ama kafa kısmının daha az seçilebildiği bir fotoğrafın gerçekten daha iyi olacağını düşünüyor musunuz?” demişsiniz. Siz hiç tr724’de, Samanyolu’nda ya da İslami hassasiyeti olan medyada, formanın tamamının görüldüğünü gördünüz mü? Ya da tersi, Hürriyet, Milliyet, Sabah vs. gazetelerin mizanpajını yapanlar neden sizin gibi düşünmüyor; çok farklı fotoğraflar yerleştiriyorlar?

    • Anıl bey, yorumumuma yazdığınız cevabı okuyunca sizin ilk yorumunuzu yanlış anlamış olabileceğimi düşündüm. Galiba siz başka bir şey kastettiniz, ben oradan farklı bir şey çıkardım.
      Kız sporcuların giyimi konusundaki eleştirinize gelince: Benim öncelikli olarak eleştirdiğim yazıda sözü edilen ilahiyatçının çıkışı değil. İlahiyatçı mesleği ve inancı gereği böyle düşünebilir. Benim yanlış bulduğum, biz milletçe söyleyiz, böyle olmalıyız türü tavırlar. Bence Türkiye halkı/hakları bir bütün olarak ne öyle, ne böyle. İçinde her türlü inanış, her türlü davranış biçimi var. Bunların hepsine de yer olmalı orada. Hiç bir taraf tüm topluma kendi tavrını dayatmaya kalkmamalı.
      Kızların hoplayıp zıplarken orasının burasının açılmasına gelince. Ben o kızların bu kıyafetleri ile ilgili bir sorunu olduğunu düşünümüyorum. Olsa, zaten o şekilde sahaya çıkmazlar. O halde, bu tercihe saygi duymak lazim öncelikle. Onların bu kıyafetini beğenmeyen veya sakıncalı bulanlar varsa o maça bakmasın. Bu kadar basit. Kalkıp da biz milletçe söyleyiz, kızlar böyle giyinmeli vs. demesine gerek yok. Siz kalkıp o kızların giyimini eleştirirseniz, yaşam tarzına inancınız adına müdahale etmeye kalkarsanız, onlar da çıkar size başka yerden laf söyler.
      Söz konusu ilahiyatçıdan hareketle bir de şunu söyleyeyim: Ya arkadaş İslam´ın en önde gelen emirleri kadınların giyim kuşamı ile mi ilgili? Erkekler kendilerini kontrol altına alamıyor diye mi kadınlar belli şekilde giyinecek ve bu İslam´ın en öne çıkarılan emirleri arasında olacak? Dini hassasiyet neden bu noktada toplanıyor?
      Türkiye´de bu kadar zulüm oluyor, mala çökülüyor, çoluk-çocuk hapishanelere tıkılıyor, hayatlar karartılıyor. İlahiyatçı denilen arkadaşlar hiç bunlardan rahatsız olmuyor, bu konularda bir aykırı çıkış yapanı yok. Ama olimpiyatlarda Türkiye adına sahaya çıkan sporcuların giyimi problem.
      Bu mu bugünkü öncelikli sorun? Eğer böyleyse, o zaman İslam´ın en iyi yaşandığı yer kadınları burkaya sokan Taliban´ın Afganistan´ı olmuyor mu?

      • Yazara getirilen elestirilerin sadedine dikkat cekmek isterim. Siz de anlamis olmalisiniz ki, hic kimse bu ilahiyatcinin genel tavrini kabul etmiyor. Hic kimse onun bunu öncelemesini de savunmuyor. Mesele bu kisinin her ne kadar sevmesek de ISIDle anilmasi. Mesele, ben de öyle düsündügüm icin bu ilahiyatci ile, dolayisiyla ISIDle anilabilecek olmam. Kimse beni kizlarimizin basketbol sahalarinda bu sekilde görmeyi istemedigimde ISIDle ayni kefeye koyamaz. Nasil ki önceligi o diye ilahiyatcinin da her dedigine haksiz diyemiyorsak, öncelikli sorunumuz bu degil diye yazara da her türlü kredi verecek degiliz. Bugün hic kimse Anneler Gününü Almanyaya Hitler ithal etti, öyleyse yasaklayalim veya baska bi güne alalim demiyor. Biz de Ihsan Senocak böyle bir cagrida bulundu diye örtünmeyle ilgili inancimizdan vazgececek degiliz. Ben olsam elbette öyle bi cagrida bulunmam, ama cagrida bulunana ses de cikaramam. Sesi mi ancak begenmedigimiz insanlari hic begenmedigimiz insanlarin sinifina sokmaya calisanlara yöneltirim ki o da yazardir. Yazarimiz Hizmet mensuplarina medeniyet getirmeye calismaktan artik vazgecmelidir. Bu hareketin mensuplari sadece eski ülkücülerden ve Milli Görüscülerden olusmuyor, cogumuzun belli bir tarih bilinci, kültür bilinci, inanc bilinci var. Bu cok cirkin bi sey.

  8. Ben TR724 editörü’ne ve M.E.Caman Bey’e tesekkur ederim.

    Editöre teşekkür ederim çünkü Zaman Gazetemizin güzide gelenegi olan farkli sesleri ve fikirleri okuma firsati buluyoruz.

    Ayrica Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin de kitap ve sohbetlerinde bahsettiği gibi cok sesliligin güzel bir uygulmasi. Bu güzellikler olmazsa Abant toplantilari vs. vs. olmazdi zaten. Hizmet olmazdi.

    Her insan adedi kadar fikir ve yorum vardir.

    Yukaridaki eleştirel yaklasan kisilere de saygi duyuyorum.
    Ama gördük ki tek seslilik zalim Erdoğan ve Ergenekoncularin ve türevlerinin sevdigi bir seydir.
    Diktatörlüğün panzehiri; herkes fikirlerini endişesiz aktarabilmesiyle oluyor.

    Mehmet Beye teşekkür ediyorum çünkü bizlere farklı bir açısı sunuyor. Firsat buldukça yazılarını okuyorum.
    Evet benim de katılmadığım, objektif bulmadigim fikirleri var.
    Ayrica bazi ifadelerinden bazen ben de üzülüyorum.
    Ama onun yazıları, fikirleri bizim zenginligimizin ve kültürümüzün bir parcasi.
    O da bizim topraklarin gülü. Hepimiz bir bahçenin çiçekleriyiz.

    Olaylar hakkinda Mehmet Beyin yaklaşım ve fikirleri farkli bakis açıları sunuyor bizlere.

    Araştırmacı, üretken ve iyi niyetli tüm yazarlar dünya için bir zenginlik. Şu anda tutsak olan niceleri var. Gercekten özledik kendilerini.

    Okurları, Tr724 ekibi ve yazarları ile birlikte güzel bir aileyiz.

    Daha nice güzel günlere hep birlikte, saygı ve sevgiyle yürümeye devam edelim.

    • Keske bunlari cokseslilige olan askimiz ile yapiyor olsak. Maalesef dostlar alisveriste görsünden öteye gitmeyen bos hami arayislari bunlar. Biz bu sözümona coksesliligi yasadik, diyalogu tam bir herkesler bizi seviyor, sen de seve getirdik, bak aha bu da bizimle, sakin bana dokunma emiye getirdik. Burda asla samimiyet yok, diyalog böyle bi sey degil, cokseslilik de böyle bi sey degil. Olmadigi icin de her biri bizi terketti. Caman da bi gün bizi büyük ihtimal terk edecek. Etyen Mahcupyan gibi siz kendi kendinizi marjinallestirdiniz diyecek veya baska bi sey diyecek. Bizimkilerin de elleri bögründe kalacak. Cünkü yine cok bel baglamis olacaklar. Diyeceksiniz ki niyet mi okuyorsun! Hic böyle bir seye yeltenmek dahi istemem, ama her yazisiyla Hizmet insanini medenilestirmeye calisan bi adama bu kadar acik cek verilmesi karsisinda baska türlü düsünemiyorum.

      • Sayın Yılmaz Deniz, yorumuna küçük bir eleştiri getirmek istiyorum. Ama lütfen bunu incitici olarak algılama. Çünkü niyetim o değil.
        1. Öncelikle Mehmet Efe Caman gibi bir yazar-akademisyenin burada yazmasından ben şahsen çok mutluyum. Kendisi siyaset bilimci. Yazıları milliyetçi-yerlici propagandaya alışmış bazılarına ters gelebilir. Olaylara daha evrensel bir pencereden bakıyor. Bana göre doğru olan da bu. Türk´ün Türk´e propagandasını yapan başkaları yeterince mevcut.
        2. Ben yazılarını hizmet insanını medenileştirme çabası olarak görmüyorum. Farklı bir bakış açısı getiriyor. Eğer milliyetçi-osmanlıcı-yerlici bakış açısına eleştiriyi hizmet insanını medenişletirme çabası olarak görüyorsanız, bence bu gerekli. Kendi göbeğimize ve geçmişe bakmayı bırakıp, kafayı kaldırıp biraz da etrafa baksak iyi olur.
        3. Caman da bizi bir gün terk edecek diyorsunuz. Adam böyle bir zamanda burada yazıyor, daha ne yapsın? Öbürleri her şey iyi gözükürken yazıyordu, Mehmet Efe Caman herkesin kaçtığı bir dönemde yazıyor.
        4. Yazdıkları dindar insanların inançlarıyla tamamen örtüşmeyebilir. Ama arkadaşlar, buna çok gerek var mı? Dini bir sohbet isteyen koyar vaaz veya sohbet kasetini dinler. Kimse buna engel olmuyor ki.
        Lütfen böyle farklı bakış açısı getiren, daha evrenel düşünen yazarları bizdensin-değilsin tavırları ile dışlamayalım.

        • Kimsenin kimseyi dışladığı yok…
          Sayın Çaman’ın, postravmatik sendromları tümüyle yaşadığımız böyle bir dönemde, dinimizin emrettiği hakikatlerin hatırlatılmasını, “kız arkadaşının açık bacağına bakıp etkilenen hayvanlar”, “İŞİD’le, Taliban’la, Boko-Haramla aynı aynı düşündüğünün farkında olamayan zavallılar” şeklinde ele almasına yapılan itirazlar ve bu itirazları “iyi ama bunlar, yerelci, milliyetci de değil ve biz kendimizi buna daha yakın hissediyoruz, (haşa) Allah’ın ve Peygamberin emirlerinden daha iyi, daha evrensel” diyen yorumculara yapılan itirazlar var.
          Sayın Çaman’ın sadece bu makalesinde değil, Ufuk Tandoğan’ın hemen yukarıdaki yorumunda yazdıkları meselelerdeki yaklaşımları da var.
          Yine Yılmaz Deniz’in Cumhuriyet’ten alıntıladığı haber adresi de var. Haberde “Alman jimnastikçilerin, kolsuz ve çıplak çıplak bacakları formalarla çıkmayı reddettikleri” var. Evrensel olamayan zavallı Almanlar (!) akıllarıyla bu çizgiye gelebilirken, biz dinimizin gereğini hatırlatanlara “kadın voleybolcuları televizyonda veya fotoğraflarında görünce aklına sadece baldır-bacak, çıplaklık, pornografi, seks, tahrik, cinsel imajlar gelen zavallılar” denilmesine itiraz edilmesini çok görmeyelim.

        • Ismail Bey, son zamanlarda cok karsilasiyorum, insanlar ortaya konan fikirleri degil, kisileri tartisiyorlar ve begendiklerini kozmopolit aydin, begenmediklerini de hemserici kontenjanina layik görüyorlar. Bu elbet incitici bi sey, siz de zaten yazmadan önce fark etmissiniz.
          1-Milliyetci-yerlici yayinlarla hic isim olmadi. Caman´in Senocak´i ISID ile ayni safa koymasi gibi siz de beni milliyetci-yerlici cekmecesine koymussunuz. Benim Senocakla bi konuda ayni fikirde olmam beni Osmanlici yapmiyor, Caman ile bi konuda ayni düsünmem beni fasist yapmiyor veya sizinle bi konuda ayni düsünmem beni demagog yapmiyor.

          2- Türkün Türke propagandasini ben ne yapayim, bana farkli fikrini nezaket dairesinde usulünce dile getiren aydinlar lazim, insanlari ayni cekmecelerin isine sigistirmadiktan sonra her fikri okur ,yararlanacagim kadar yararlanir, elestirdigim noktalari da dile getiririm. Kafami kaldirip etrafima bakiyorum ve gecmiste bizden kaynaklanan zulümlerden dolayi, dükkani kapatalim, Yunana, Ermeniye canlari ne isterlerse verelim havasinda bir Caman görüyorum. Nacizane 25 yildir Türkiyenin Anadoludan göcen Ermeni ve Rumlara cifte vatandaslik verecegi, Azerbaycanla ve Türki dünyayla papaz olma pahasina Yunanistan, diger Balkan ülkeleri Ermenistan ve Gürcistan ile kuracagi bir birligi hayal ediyorum. Sartlar yerine geldiginde neden Kuzey Irak ve Suriye de icinde olmasin. Ama kimse de bana siyasi bir baski araci olarak kullanildigi sürece soykirimi uluslararasi anlamda tanimayi önermesin. Bütün dünya devletleri, Rusyasindan Almanyasina, Fransasindan Ingilteresine yaptiklari soykirimlara soykirim desinler, geregini yapsinlar, biz de düsünürüz. Soykirimi istismar etmek onu tanimamak kadar asagilik bir istir. Önemli olan soykirimi Almanya nezdinde degil, toplum vicdaninda kabul etmem ve geregini yapmamdir.

          3- Caman kendine daha ziyade kafasi iyice karistigi icin dönüstürebilecegi mümbit bir topluluk bulmusa benziyor. Hadi sizin dediginiz olsun, bu fikirlerinin de altin degerinde olmasi icin yeterli mi? Kendisini degil fikirlerini ortaya koyalim!

          4- Türkiyede her seyin iyi oldugu zamanlar yoktu. Sizin icin, icin Hizmet icin olabilir, ama bi Ermeni, Rum icin böyle degildi. O zamanlarda da Herkül Millas, Etyen Mahcupyan yaziyordu ve onlar icin bizde yazmak her zaman tehlikeliydi. Yukarida da belirttigim gibi gitmekte de hakliydilar. Gercekten de kendimizi iyice marijinalize etmistik.

          5- „Yazdıkları dindar insanların inançlarıyla tamamen örtüşmeyebilir. Ama arkadaşlar, buna çok gerek var mı? Dini bir sohbet isteyen koyar vaaz veya sohbet kasetini dinler. Kimse buna engel olmuyor ki.“ Bu cümlenizde demagojinin dibini görmüssünüz. Ne demeli bilmem ki. Böyle mi oluyor bu isler?

          6- Ben Caman´i disaridan biri olarak gördügüm icin elestirmiyorum. Fikirlerini begenmedigim icin elestiriyorum. Ayni sekilde bir Ekrem Dumanli, Tarik Toros veya her sey güzel, hizmetimizde her sey yolunda fikrini pompalayanlara da ayni sekilde yaklasiyorum. Bana önyargilariniz degil, fikirleriniz lazim.

          • Yılmaz bey, yazınızı okuduktan sonra bu tür yazışmaların ne kadar anlamlı olduğu konusunda kafamda soru işaretleri doğdu. Yüz yüze görüşmüyoruz, birbirimizi tanımıyoruz, dolayısıyla kendimizi bu tür yazılar üzerinden tam anlatamıyoruz, muhatabımızı da anlamıyoruz kanısına ulaştım. Sonuçta düşündüğünü ifade etmek, ifade edileni doğru anlamak farklı şeyler. Bu açıdan istemeden kırıcı olduysam hakkınızı helal edin.
            Yine de yazınıza bir iki not düşmek isterim:
            1. Ben düşüncelerimi yazarken doğrudan sizi kastetmemiştim. En azindan o anda öyle hissetmemiştim. Kendimce Türkiye toplumu ile ilgili gözlemlerime ve yorumuma yer vermiştim.
            2. “Bütün dünya devletleri yaptıkları soykırımları kabul etsin, gereğini yapsın, biz de düşünürüz” diyorsunuz. Ayrıca “soykırımı istismar etmekten” bahsediyorsunuz. Bütün dünya devletleri aynı seviyede, aynı hassasiyette değil. Hepsini farklı ele almak lazım. Ben yaşadığım, vatandaşı olduğum ve kendi ülkem olarak gördüğüm Almanya´dan örnek vereyim. Almanya Yahudi soykırımını inkar etmiyor, bundan ders çıkardı, inkar edenlere de sıfır toleransla yaklaşıyor. Daha geçenlerde de ikinci bir soykırımı kabul etti. Afrika´da bugünkü Namibya topraklarında 1904 ile 1908 yılları arasında ayaklanan Herero ve Nama halkları bastırırken toplam 60 bin civarında insan hayatını kaybetmişti. Almanya şimdi bunu da bir soykırım olarak kabul etti. Tazminat ödeyecek, Cumhurbaşkanı da oraya gidip özür dileyecek. Almanya bunu yapınca şimdi alçaldı mı? Bence tam tersi, yüceldi.
            Ayrıca ben Türkiye´de yapılan soykırımı bunu dile getirenlerin istismar ettiğini düşünüyorum. Adam açısını dile getiriyor, bir haksızlığın tanınmasını istiyor. Siz bunun neresinde bir istismar görüyorsunuz?
            3. “Caman kendine daha ziyade kafası iyice karıştığı için dönüştürebileceği mümbit bir topluluk bulmuşa benziyor”, diyorsunuz. Bu yorumunuzla ilgili şunu söyleyebilirim: Ben Caman´ın bu topluluğu dönüştürme gibi bir derdinin olduğunu düşünmüyorum. Bana göre doğru bildiklerini yazıyor. Kafası karışma işine gelince. Vallahi bence o hiç de ayıp bir şey değil. Benim de kafam karıştı ve bunu söylemekten utanmam. Ben asıl kafası karışmayanlara, bunca yaşananlar karşısında bugüne kadarki doğrularını sorgulamayanlara şaşarım. Zira bu yaşananlardan hiç ders çıkarmamak anlamına gelir.

          • Ismail bey, karsilikli etkilesime acik olduktan sonra yazismalarin daha verimli oldugunu düsünüyorum. Belki yüzyüze konussaydik, kirmama adina söylemek istediklerimizi yutmak isteyebilirdik. Insandan insana degisebilir tabii. Hakkim helal olsun sorun degil.
            Ama hakkiniz var bazi seyler sizin anlattiginizdan farkli anlasilabiliyor

            1. Siz yazarken beni kastetmiyor olabilirsiniz, ama Caman´in hemen hemen tüm yazilarinda kullandigi üslup ve üstünlükcü tavri bana ters geliyor. Bu Türkiye dükkanini kapatin dagilin dediginde de oluyor, dini inanclara kisiler üzerinden saldirdiginda da oluyor. Ben elhamdülillah Müslümanim ve sanirim Türküm. Yazilanlardan rahatsiz olmam icin Islamci, Osmanlici, milliyetci olmam gerekmiyor. Gerekmeli mi?
            2. Soykirimin siyasete alet edildigi bir dünyada yasiyoruz. Güclü devletler, soykirim yapmis olan az gelismis ülkeleri bununla terbiye ediyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Kimse uluslararasi arenada Rusya´nin soykirima maruz biraktigi Cerkesler icin kilini kipirdatiyor mu, meclislerde oylama yapiyor mu? Bu durumda soykirimi sadece bir baski araci kullaniliyorsa, dert insanlarin soykirima ugramasi degilse, o zaman ben bu oyuna niye geleyim? Ben neden onlarin siyasi planlarina göre gerceklesecek bir „iyilestirme“ yoluna gideyim? Bunu yapmak yerine topluma haram üzerine kurulu bir mülkün üzerinde oturdugumuzu, cocgumuzun evinin, barkinin, tarlasinin Ermenilere ait oldugunu söylerim, soykirima ugrayan insanlarin torunlarina cifte vatandaslik veririm, Türkiyeye yerlesmek isteyen varsa kolaylik saglarim ve daha bircok sey yapabilirim. Bunlar beni yabancilara ait bir siyasetin oyuncagi olmaktan koruyabilir.
            Soykirim meselesinde ders veren ülkeler de soykirimin islendigi ülkeler de hassas degil. Hassasiyetsizlik ayni seviyede. Almanya Holocaust´u isgal güclerinin zorlamasi ile kabul etti, o ülkelerin zorlamasi ile Almanyada soykirimi tanimama dünyanin en büyük ayibi oldu. Peki bu ülkeler soykirim konusunda cok hassas olduklari icin mi Almanyaya bu konuda diz cöktürdüler. Tabii ki hayir, siyasi cikarlari bunu öngörüyordu.
            Herero ve Nama halklarinin soykirimina gelince.. Ermeni Soykirimi´nda rolü de oldugu halde yillar yili Türkiye´ye soykirim konusunda parmak sallayan Almanya kendi tarihindeki soykirimlari kabul etmek icin niye 2015 yilina kadar bekledi. Ayrica öyle dediginiz gibi tazminat falan yok, 1 milyarlik bir jest var. Allah askina 1 milyar Euro para mi bu devirde? Almanya bu para ile Hereo ve Nama halklarinin torunlarinin gönlünü falan almiyor, devlet arasinda isler öyle yürümüyor maalesef. 1 milyar Euro Nazi gecmisinden dolayi uluslararasi arenada mesruiyet arayan Almanya icin karli bir pazarlama masrafi oldu o kadar.
            3. Dogru bildigini yazmak güzeldir, fakat ögrenmeye, empatiye kapali bir zihnin dogru bildigini yazmasi bildigini okumasi gibi bi sey olur. Caman´a sorsaniz Müslüman kadinlarin basörtüsü özgürlügünü savunacaktir. Fakat bu yazisinda bu konuda hic de samimi olmadigini ele veren bir liberal oldugunu gösteriyor. Almanyadan cok örnek veriyorsunuz. Caman´in diliyle Alman asiri saginin veya feminist cevrelerinin o kati, empatiden yoksun, her seyi kendi tecrübeleri üzerinden okuyan, baska tecrübeleri hice sayan dili birbirine cok yakin. Yazarin gönlünden kizlarla erkeklerin anlattigi sekilde bir arada olmasi gecebilir, bütün bir toplumun bu sekilde olmasini da arzulayabilir, ama bu fasist dili kullanamaz. Bizi uygarlastirmadan önce kendi kendini uygarlastirmasi gerekiyor.

  9. Böyle yazilar cemaate zarar veriyor, cemaati ehli sünnet disi light islam gibi göstermek isteyenlerin ekmegine yag sürüyor. sizin bu yazdiklariniz hem islama hemde yaradilisa aykiri, siz belki o gözle bakmadiniz ama yaradilis itibariyle erkekler kadinlara o gözle bakar diye islam dini ölcüler getirmistir, siz bu ölcüleri inkar ediyorsaniz dinden cikarsiniz eger dininiz islam ise tabiki.
    Allah kadinlarada erkeklerede örtünmeyi emretmistir, böyle yari ciplak halde üstelik bir bayan olarak ve üstelik milyonlarin karisinda oynamak ziplamak haramdir, sevsenizde sevmesenizde. Bunun Akp cilikle islamcilik ideolojisiyle alakasi yok, dinimizin emri bu, uygulamiyorsaniz bile saygi duyacaksiniz.

    • Cem bey, bu tür yazıların cemaate zarar verdiğini nereden çıkarıyorsunuz? Cemaati ehli sünnet dışı light islam gibi göstermek isteyenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü savunuyorsunuz.
      Bence o nokta çoktan geçildi. Yahu karşıdaki diktatör korosu “terörist” diyor cemaate. Bunun daha ötesi var mı? Keşke iş light islam demelerinde kalsa idi.
      Bence bu saatten sonra karşı tarafın ne dediği o kadar da önemli değil.

      • İstanbul’un fethinden “İstanbul’un işgali” diye bahseden biri “bu formalar, bu şortlar İslama uygun değil” diyen bir hocaya ders vermeye kalkiyorsa ve siz bu yazhari savunuyorsdaniz siz benden bende sizden degilim vesselam.
        Gercekten bunca zulmü hak ediyorsunuz diyesi geliyor. Vicdanlari uyandiracaginiza nefretleri üzerinize cekiyorsunuz.

      • bu yazi islama aykiri, bu yazi bizim örf adetlerimize aykiri, bu yazi bana tiksinti veriyorf ve ben cemaati savunan bitriyim, bana bile tiksinti veriyorsa digerlerine ne veriyordur acaba? Acik söylüyorum, son zamanlarda butür ehli sünnete islama aykiri yazilar artmaya basladi. Eger bunlar cemaatgin görüsüyse ben cemaatten degilim, yani siz karsit görüsleri degil kendi insanlarinizi kendinizden sogutmaya basladiniz.
        İstanbul’un fethinden “İstanbul’un işgali” diye bahseden biri “bu formalar, bu şortlar İslama uygun değil” diyen bir hocaya ders vermeye kalkiyorsa ve siz bu yazari savunuyorsaniz siz benden bende sizden degilim vesselam.
        Gercekten bunca zulmü hak ediyorsunuz diyesi geliyor. Vicdanlari uyandiracaginiza nefretleri üzerinize cekiyorsunuz.

        • Sizin bakis acinizdan bakalim: Islam´a, ehli sünnete, örf ve adetlerimize aykiri yazilar sizde tiksinti uyandirmamali. Siz bunu aksine bir cevap hakki olarak algilayabilirsiniz. Ne de olsa bugün insan kendinden bahsetse tebligle suclaniyor veya türlü terör örgütleriyle es tutulabiliyor. Yukarilarda bir arkadas “onlar da size laf eder” gibi bi ifade kullanmisti. Birak kullansin, bu da size cevap hakki dogurur, yaziyi yazan kisinin asil niyetini, taktiklerini analiz etmenizi, ipligini pazara cikarmanizi saglar.
          Örnegin “Istanbul´un isgali” meselesi. “Nasi der” demeden önce sizin icin neden isgal olmadigini anlatabilirsiniz. Sonucta bunu Islam dini ile bagdastirmakta zorlanan insanlar var. Ben de sahsen malum hadisin muhatabinin Fatih Sultan Mehmet oldugu konusunda süpheliyim veya biz de Ingilizlerin Istanbulu almasina fetih demiyoruz, isgal diyoruz.
          Veya sunu yapabilirsiniz akil vermek gibi algilamazsaniz: Yazar madem magdurun tecrübesinden yola cikarak onun dilini kullaniyor ve isgalden bahsediyorsa, ise önce kendi mahallesinden baslayabilir. Sonucta Yunanlilar da bi vakitler orayi isgal degil, fethetmislerdi, Ben Istanbulun fethi demekten vazgectigim zaman Yunan da vazgececek mi? Amerika da Irak´a demokrasi getirmisti, yok hayir isgal etmisiz, pardon diyecek mi? Simdi yazari bunlar niye rahatsiz etmiyor, cünkü kendini o kulübe ait hissediyor. Simdi yazar kendini Türk olarak görmüyorsa, Türkiyede de zaten Türkler yoksa, önce kendi evindeki yanlislari düzeltmekten ise baslayabilir.

          • Karşıt görüş görmek isteyen karşıt görüşlü bir mecra bulur, oradan beslenir. Bu siteye giren insanların belli bir görüşü var. Bu görüşe tamamen zıt yazıları yayınlamak ve sonra katilmiyorsan cevap ver demek ne kadar mantıklı ? Madem okadar demoikratsiniz, ozaman rejimi savunan, erfdogani savunan, fetö metö diyen, cemaate terör örgütü diyen, diktatörlügü savunan, haksizligi hukuksuzlugu savunan yazarlara neden izin verilmiyor? Sebebi belli, ohalde islama aykiri, örf adetlerimize aykiri yazilar yazan yazarlara neden izin veriliyor, dinin demokrasi kadar degeri yokmu sizde?

          • tr724 maalesef angaje gazetecilik hastaligina yakalanmis bir mecra. Eger bu mecra su an örtünme ile ilgili dini teblig konusunda bir 15 Temmuz savasi verseydi, Caman karsit görüs olacakti ve burada kendine bir yer bulamayacakti, onun yerine misal Ihsan Senocak köse alacakti ve bizi siyasal Islamci fikirleriyle bogacakti. Su an Caman 15 Temmuz meselesinde cemaat tarafinda yer aliyor ve bu onlar icin yeterli. Bu konu disinda istedigi sekilde sacmalayabilir.
            Aslina bakarsaniz sacmalamasinda bi sakinca yok. Keskin bir sekilde ayrildigimiz nokta burasi. Yorumlara bakarsaniz cemaat mensuplari arasinda Camanin yazdiklarini karsit görüs olarak görmeyenler de var. Siz bizim hepimizi bir araya toplayip, iste biz böylece aha su su su konularda ayni düsünüyoruz diyemezsiniz. Bu yüzden Caman´a köse ayrilmasini da bircok insan adina talep edemezsiniz. Karsit görüsten insanlarin farkli düsüncelerine bu sekilde yaklasiyorsaniz, sizin kendi düsüncelerinizle alakali süpheleriniz var demektir. Bi de insan karsit görüslülerden de bi seyler ögrenebilir. Her meseleye sürekli belli insanlarin argümanlariyla yaklasmanin kime ne faydasi var?
            Bu mecrada kesinlikle farkli görüslerden insanlar yazmali, fakat amac bu yazarlari belli bir angajmanin parcasi haline getirmemek. Adami kullanisli olsun diye kullaniyorlar ama asil kullanisli kendileri, dolayisiyla da biz okurlar oluyoruz.
            Bi de yalnizsak yalnizizdir arkadasim, illa kalabalik görünmenin manasi zaten yok.

  10. Bir yandan, her görüşe, çeşitliliğe açık olacaksın diyeceksin. Diğer taraftan da ” O, o oldu. Ben, ben oldum” diyeceksin. Ve onun “O” olmasını içine sindiremeyeceksin irtica diyeceksin şu diyeceksin bu diyeceksin zorbalık yapacaksın. Eee herkes senin gibi olmak zorunda değil.
    Bir de insanlara iftira atıyorsun. Inancının gereği olan şeyleri söylüyor, sen tutuyorsun onu suçu bucu yapıyorsun. Bunlara yukarıda yorum yapanlar gayet güzel değinmişler.

  11. Süper bir yazı. Tebrikler, teşekkürler…
    Haydi bütün aileler, bütün rehberlikçiler, Türkiye’nin aydınlık yarınları adına, daha yaşanılır bir Türkiye için 14-15 yaşındaki ya da daha küçük erkekleri -ve elbette daha büyükleri- bayan basketbol, voleybol, futbol takımlarının maçlarına götürelim, imkanları olmayanlara imkan sağlayalım, hiç olmazsa ekranları başında olsun oturum izletelim.
    Kızlarımızı da tabii…
    Sadece bu yetmez, kızlarımızı ve erkekleri birlikte maç yapmaları için teşvik edelim.
    Bizler de kaç yaşında olursak olalım, erkek-bayan (hatta karışık), oturup izleyelim; Türkiye’nin daha güzel günlere ulaşması için yaptığımız hataları telafi edelim.
    Mehmet Efe beye, böylesi güzel yazıları için teşekkür ederiz…

  12. Temel hareket noktası “Kadın” ve “kadının örtünmesi” konusunu (isimlerden tahmin yürüterek) 1 yorum dışında sadece beyefendilerin tartışması…

    Kadın çalışmalı mı, okumalı mı, neresini ne kadar örtmeli, şöyle böyle mi vs… derken bu konuları 21. yy’da dahi en çok erkekler tartışıyor!

    Kadın arkadaşlarım haydi sizde konuya yorumlarınızı görüşleriniz yazın diyeceğim. Diyeceğim ama aklımdaki tasvirden dolayı diyemiyorum da. Çünkü muhtemelen:

    Kadınlarının en eğitimli olduğu hizmet camiasında bile pek çok hem cinsimin bu yazıyı okumaya vakti olmamış, olduysa da yorum yazmaya enerjisi kalmamıştır. Çünkü elindeki yüksek lisansı veya doktorası veyahut en azından lisans diplomasıyla bütün evi çekip çevirmekte, çocuklarla ilgilenmektedir. Amaan yorum yazsam ne olacak/ne degişecek diyordur. Bu arkadaşlarımın pek çoğunun eşi de şu an burada yorum yazıyordur! (Hanımına ve yaşadıkları hayata “yardım degil iş bölümü” bakışıyla bakan beyefendiler bu yorumun dışında tutulmuştur.)

    Bir kadın olarak bu yazıya ve genel olarak bu olaya yorumumu da eklemeden geçmeyeyim!

    Tesettürlü bir bayan olarak tesettürsüz birine uygun üslup ile yaklaşılmazsa sonuç daha fazla iticilik, daha fazla nefret oluyor. İslam’ın Kızı olarak hitap edilen sporcularımızın kendilerini bu tabirle özdeşleştirip özdeşleştirmediklerini bilemediğimiz için (çünkü kalpleri ancak Allah bilir) İhsan Şenocak’ın yorum ve üslubu yerini/hedefini bulmamış bir hamleye benziyor.

    Ayrıca: Norveç Hentbol Kadın Takımının giymek zorunda bırakıldıkları forma altları ve erkeklerin rahat şortlar giyerken kendilerinin de rahat kıyafetler giymek istemeleri, ve bunun sonucu ceza almalarına dair:
    https://www.bbc.com/turkce/spor-57969687

    Yorumum uzun oldu kusura bakmayınız fakat yukarıdaki yorumlarda nezaket ölçüsünü aşmadan tartışan tüm yorumculara ayrıca teşekkür ediyorum. Küfürsüz hakaretsiz de yorum yazılabildiğini gösteren herkese sevgilerimle..

    • Hay Allah razı olsun.
      Bizim hanım da doktoralı. Makaleyi ona da okudum. Yorumlardan bazılarını da okudum. Sonra da birlikte değerlendirdik.
      Oturup yorum yazmasını beklemedim. Yukarıda sırladığınız nedenlerle… “Yazsam ne olacak, değişen bir şey olmayacak” düşüncesinde. Hatta “zaten yazıyı kaç kişi okuyor ki yorumları kaç kişi okusun!” diye açıkça söylüyor.
      Zamanım var ve elimden geldiğince yardım ediyorum. Dün 20 kg erikten pestil yapmak için belki 8 saatimi verdim. Buna karşın yorum yazarken kızım beni sorsa: “Baban yine dünyayı kurtarıyor” diyor.
      Dünya’da 200e yakın devlet var ve hemen hepsinin parlamentosu/meclisi/ kongre/senatosu… Hemen tamamında kadınların oranı 1/4den az. Bu kadın haklarının en çok olduğu ülkelerde bile böyle. En çok İsveç ve Finlandiya. İlk onda anılabilecek bir de Güney Afrika… Diğerleri Rwanda, Andorra, Cuba, Seyşeller, Nikaragua, Ekvador vb.. Dünya ortalaması 1/5.
      Bu bir ölçü olsa 37 yorumun hiç olmazsa en az 7-8’i kadınlardan olsaydı daha güzel olurdu…

  13. Karşıt görüş görmek isteyen karşıt görüşlü bir mecra bulur, oradan beslenir. Bu siteye giren güzel insanların belli bir görüşü var. Bu görüşe tamamen zıt yazıları yayınlamak ne kadar mantıklı sayın TR7/24 ekibi? Her insan maalesef ki mukayese edebilecek kabiliyette olmuyor, bunu şöyle bir çevremize baksak rahatlıkla görebiliriz. Çok güzel temiz, saf insanlar okuduğu duyduğu yanlış, ama etkili bir şeyden hemen etkilenebiliyor. Bunlar kana karışan zehir gibi, sonu nereye varacağı belli olmaz. Bu yazar da etkili bir kalemle bazen de 9 doğru araya 1 yanlış yoluyla zehrini, kendi gazetesine girip okumak isteyen berrak zihinlere damlatiyor. Buna müsaade etmek çeşitlilik ile açıklanamaz. Hiç bir mecra yok ki farklı görüşler aynı yerde yazsın, çizsin. Medeni olacaz diye tek dişi kalmış canavarlara dönüp kendi benliğimize, kültürümüze, insanımıza ve dinimize haksızlık ederek hücum etmek manevi tatmin mi veriyor…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin