Vergi kaçırma!

AHMET KURUCAN | YORUM

Kısaca IRS denilen Amerika Gelir İdaresi verilerine göre 2022 yılında toplam 696 milyar dolar vergi açığı olmuş ve bunun 539 milyar’ı eksik bilidirimlerden kaynaklanıyormuş. Daha net bir ifadeyle 539 milyar dolar vergi, vergi mükellefleri tarafından kaçırılmış. İlginç bir başka sonuç da söz konusu vergi kaçırmanın yüksek gelir grubunda yer alan yani zengin insanlar tarafından yapılmış olması. Toplumun yüzde 1’ine tekabül eden bu grubun kaçırdığı vergi miktarının toplama oranı yüzde 21. Büyük bir sorun bu.

Amerika’da vergi beyannamelerinin verilmesi için son süre Nisan ayının ortası. Toplumda karşılığım olan bazı dostlar lafı hiç eğip bükmeden evrakta sahtecilik yaparak düşük gelir beyan etmek suretiyle vergi kaçırmanın caiz olup olmadığını sordular bana. Dilim döndüğünce anlattım. Yalnız sadece Amerika değil dünyanın hangi ülkesinde yaşıyor olurlarsa olsunlar hemen tüm okuyucularımız adına geçerli bir sorun olduğu için yazı konusu yapmaya karar verdim bu konuyu.

Tahmin edeceğiniz gibi bu sorunun bana sorulma sebebi dini düzlemde. Sorular bir takım gerekçelendirilmelerin ardından, “Helal mı haram mı, caiz mi değil mi?” soru edatları ile bitiyor. Gördüğünüz gibi ben ise cevaba IRS kayıtlarından rakamlar vererek başladım. Çünkü bu Amerika’da hayatını sürdüren bir avuç denebilecek kadar az sayıdaki Müslüman vergi mükellefinin değil zenginler başta olmak üzere milyonlarca insanın zaten yapageldiği bir şey.

İslami açıdan ben hemen, “Yalan söylemek günahtır, kul hakkına tecavüzdür, ahde vefasızlık etmektir, hileli kazançtır ve meşru değildir, topluma kötü örnek olmaktır, Müslüman’ın emin insan olma vasfına ihanettir.” deyip, bu 4-5 ana başlığı çeşitli ayet ve hadislerle temellendirip, “Caiz değildir!” diyebilirim. Hatta diyorum. Ama burada bana karşılık olarak şu sözün söyleneceğini de biliyorum: “Öyle ana başlıklar ve onların altında öyle ayet ve hadisler söyledin ki bunların hepsi İslam’ın temel ve ana esasları. İslami hiçbir eğitim almamış ne Kur’an kursu ne İmam hatip ne de İlahiyat eğitimi görmemiş her Müslümanın zaten bildiği şeyler bunlar.”

Evet, aynen böyle diyebilirsiniz ve benim buna cevabım, haklısınız.

Bunun ardından ben size bir soru sorabilirim: “Madem öyle, neden bana caiz mi değil mi diye soruluyor? Madem herkes bunun dini açıdan yanlış olduğunun idraki içinde, bu sorunun sebebi ne?”

Uzmanı olmadığım bu alanla alakalı aklıma gelen ve hayatın akışı içinde esnaf ve tüccar kesimden dinlediğim gerekçeleri maddeler halinde sıralayayım:

  1. Vergi oranları çok yüksek.
  2. Bazı eyaletlerde gelir vergisi var, bazılarında yok.
  3. Emlak vergileri bazı eyaletlerde çok yüksek bazılarında çok düşük.
  4. Mükellef kendisini yaşadığı ülkeye ait hissetmiyor.
  5. Vergi gelirlerinin yerli yerinde kullanıldığına inanmıyor.
  6. Vergi hesaplama sistemleri çok karmaşık.
  7. Vergi verme şuuru eksik.

Bir tane de Müslümanlar özelinde madde ilave edelim: zekat vergi yerine geçer. Bir başka ifadeyle: “Zekatımı veriyorum, vergi vermesem de olur!”

Ne denebilir bu manzara karşısında?

Herşeyden önce siyaset bilimlerinde kullanılan tabirle ideal politik-reel politik ayrımının yapılması gerektiğini ifade edebilirim. Her şeyin kanunlarda yazılı şekliyle kitabına uygun olarak hayata taşınması ideal olsa da reel değildir. Nitekim yukarıdaki satırlarda gördüğünüz gibi dini açıdan birkaç argümanla ‘caiz değil’ dediğiniz şey sosyolojik, psikolojik, kültürel ve ekonomik açıdan bakıldığında insana, “Dinen doğru değil, anlaşıldı ama bunlar da var ve haklı argümanlar.” dedirtiyor insana.

Hatta bir adım ötesinde, “Devlet yetkilileri de bunları biliyor ama mükellefleri daha fazla sıkıştırdıklarında, vergi kaçırmak için boşlukları kapattıklarında daha başka sorunlara yol açacağı ve mevcud topladıkları kadar da vergi toplayamayacakları için reel politik tavır izliyorlar” da denebilir.

Kanaatim şu, bu ikilem aşılamadığı müddetçe vergi kaçırma az veya çok hayatımızın ortasında yer almaya devam eder. Bir başka tabirle ideal yakalanamaz.

Müslüman fert bu aşamada: “Başkalarının yanlışı benim doğrum olamaz!” diyerek yoluna devam edebilir. Benim tavsiyem de budur. “Ben kanuni çizgide hareket edeceğim, kanuna karşı hile yapmayacağım. Vergi hukukuna ait yanlışlıkların düzeltilmesi için bu ülke vatandaşı olarak elimden gelen gayreti gösterecek, bunun için mücadele eden örgütlü birlikteliklere katılacağım ya da bireysel manada siyasi karar alıcılara ulaşacak, sosyal medya platformlarını kullanacak ve çarpık sistemin düzene oturmasına gayret edeceğim ama sonuç alana kadar da vergimi vermeye devam edeceğim!” diyebilir.

Yukarıda saydığım 7 maddenin çözümü adına kısa da olsa düşüncelerimi topluca ifade etmeye gelince; onu da bir sonraki yazıya bırakayım.

 

11 YORUMLAR

  1. Ahmet Bey, A.B.D bağlamında konuşursam, verdiğimiz vergilerin birçoğunun gittikçe artan ve bu yönetimde daha da arttırılması planlanan askeri harcamalara gittiğini biliyoruz. Bu askeri harcamaların da dünyanın birçok yerindeki müslümanlara ve genel olarak da insanlara büyük zulüm olarak döndüğünü de biliyoruz. “İşte bu yüzden vergi vermesek de olur” demiyorum ama bu iki şeyi (yani vergi verme ile verdiğin vergilerle dindaşlarına zulmedilmesi) bir arada nasıl düşünmeliyiz? Vergi vermenin bir vebali var mıdır? Bu konuda hem gelenekte, geçmişteki alimler tarafından hem de şimdikiler tarafından ne denmektedir?

  2. Türkiyedeki Zaat kendi ve etrafindakilerin cikari icin Milletin malina cöküyor, Akin ipek Boydak …. ABD ve Bati Dünyanin Malina, mülküne, Canina cöküyor!!! Fark ne? Sana dokunmamasimi? Kaldiki Türkiyedeki gibi, Zenginleri daha Zengin fakirleri daha Fakir yapiyor, kendi Milletlerinin belli oraninida sömürüyor!!!
    Zayiflama emmareleri göründügü icinde yakin dönemde Adini Ticaret Savaslari koyup baska zulümlere ve sömürülere ekstra kapi araliyor!!!!

  3. Sonuc: Benin düsüncem.
    Önce bakacaksin gercekte icerde, disarda bir Ülke kili Kirk yararcasina Adaletlimi? Zalimi? Sömürgecimi? Despotmu? … mi?
    Degilse ve o ülkede yasiyorsan, olmadigi oranda onu belirle kendi vicdaninla, hakki yenen Halklara, milletlere, ülkere Yatirim olarak yolla!!!
    Düsük ödedigin Vergiyide o ülkelere yolla! Zalimin o vergilerle Ülkedeki ve Dünyadaki zalimliklerine destek olma! Bunuda Zekat olarak görme! Zekatini ABD deki Fakirlerede verebilirsin!

    Muhammed Ali bile Vietnam savasinda dedi: Ben Beyaz Irkin Dünya yi sömürmesine destek veremen manasinda.

    Bu bir Fetva degildir!!!! Tartisilabilecek bir görüstür!!!

  4. “Başkalarının yanlışı benim doğrum olamaz!” diyerek yoluna devam edebilir. Benim tavsiyem de budur. “Ben kanuni çizgide hareket edeceğim, kanuna karşı hile yapmayacağım. Vergi hukukuna ait yanlışlıkların düzeltilmesi için bu ülke vatandaşı olarak elimden gelen gayreti gösterecek, bunun için mücadele eden örgütlü birlikteliklere katılacağım ya da bireysel manada siyasi karar alıcılara ulaşacak, sosyal medya platformlarını kullanacak ve çarpık sistemin düzene oturmasına gayret edeceğim ama sonuç alana kadar da vergimi vermeye devam edeceğim!”

    Özetle yaptığın anlaşmaya ihanet etmeyeceksin. O ülkede yaşamayı kabul etmişsen, o ülkenin yasalarına uymayı da kabul etmişsin demektir. Lobi yap, siyaset yap, sivil toplum ya da birey olarak gündemi demokratik olarak etkilemeye çalış ama asla ihanet etme. Bedeli ağır olur, ülkende yasaları çiğneyip zulmettiler orada ona da gerek kalmaz.

    Doğduğum ve vatan dediğim ülkede ise anlaşmayı bozan taraf ben olmadım. Anlaşmayı zorbalıkla ve güç kullanarak bozan taraf asla affedilmez ve kader bir gün kırk katır mı, yoksa kırk satır mı diye sorar.

    • Baskalrinin yanlisi seni ve dünyayi, insanlari etkiliyorsa zülüme ortak veya Zulümün ömrünün uzamasina sebeb olmuyormusun, Zulümün devamina Evet demis olmuyormusun! Sonrada Zülüm niye bu kadar uzun sürdü diyorsun.
      Aha 1 Aydir TR deki boykot bile nekadar Zalimin düsünmesine ve Vites düsürmesine katkida bulundu! ABD ye gelince bunu yapamiyorsun, adaletsiz diyorsun, korkuyorsun, cesaretsizligin rahatin kaypak karar vermene itiyor seni.

  5. Hemen caiz degildir diyerek Allah adina hüküm vermissiniz, peki ABD nin zulümlerine destek vermek, israile olan destegine maddi yardimda bulunmak caizmi? Bu sorunun cevabida belli, elbette caiz degildir, ohalde bir kismi israile giden, Müslümanlarin katledilmesine sebep olan vergiler hakkinmda bukadar kolay caizdir veya degikldir diye hüküm veremezsiniz, bu kon birazda niyete bakar düsüncesindeyim, örnegin ben almanyada esnafim, online sitem var ve 18 yildir vergimi dört dörtlük ödedim, bu konuyu zamaninda arastirmistim, tüm cemaatlere gittim sordum, hizmet hareketi dahil hicbiri vergi vermek farzdir demedi, evet verilse iyi olur, vergilerle iyi islerde yapiliyor, Müslüman hile yapmaz yalan söylemez falan dendi ama vermek farzdir, vermemek caizt degildir demedi. Özellikle Gazze katliamlari ve alman devletinin israile desteginden beri ve plandemi rezaletinden beri artik vergileri sorguluyorum cünkü verince vicdanim rahatsiz oluyor, iyi isler yapilma sartiyla seve seve veririm, ama katliam icin silah icin israil icin harcanaksa vermem, hicbir Müslüpman vermemeli.

    • Vergi de tek taraf Devlet değil bunu unutmamalısınız. Vergi verenlere karşı da bir sorumluluk var bu.

      Bu bir fayda da maliyette de bölüşüm konusu.

      Sizin dediğiniz yönüyle de, vergilerin savaş finansmanı için kullanılan kısmı bütünden küçük bir parça.

      Dolayısı ile esas devasa büyük parçanın meşru Amaçlarına katılmayarak, o meşru devasa kalan parçalara götürülecek hizmetler için planlanan vergi yükünü başkalarının omzuna daha fazla yüklemiş oluyor vergi vermeyen. Vergisini vermeyen, götürülecek hizmetlere planlanan vergilerin finansmanında vergi oranları ona göre artmasına sebep oluyorlar. Dolayısı ile VERGİ KAPASİTESİ hesaplanıp, vergi oranı ona göre belirleniyor, yıllara sari olarak. Onların vergi yükünü artırmak nedeniyle haklara giriliyor.

      Ahiret terazisi nasıl olur bilmiyorum, ama dünya terazisiyle de bunun üzerine çok araştırma da yapılmış.

      Kayıt dışı ekonomi başlığı altında, verginin verilmemesi üzerine, vergi verenlerin omzuna düşen yükün artmasına ilişkin çok sayı da çalışma var.

      Dünya da matematiksel, istatistiksel olarak NET olan bu durum, ahiretin ince terazilerinde virgülüne kadar nasıl hesaplanacağını varın siz düşünün.

      Şu kesin net. Vergi vermeyenler, vergi verenler cephesinden, muhakkak birilerinin hakkına giriyor. Devlet tüzel kişisi işin tek tarafı değil.

      Başka gerekçelerle vermeyenler olursa da şunu söyleyim. Başkası şunu alıyor, falanca bunu alıyor, ben almıyorum, ben şunu bunu yapıyorum vs.. Dediğim gibi gerekçenin de önemi yok aslında.

      Muhakkak o vergileme yüküne girenlerin içinde ister küçük/ister büyük kesim bilemiycem ama muhakkak birilerinin hakkına girilmediğini bu yönüyle kişilerin mantığına, idrakine bırakıyorum.

      Mahşerde karşımıza çıkacak kişiler, devletler değil, insanlar olucak.

      Ve kılı kırk yararcasına herkes nereden ne koparırım derdine düştüğünde, en azından şundan şüphe etmeyin, bu mali işleri bilen birileri çıkar, ve bir gerekçe hak olarak talep eder.

      Madem kılı kırk yararcasına adalet olacak, bunun ahirette karşımıza çıkmayacağını düşünmemek, safdillik olur.

      Diğer taraftan, mücbir sebep denilen , dünya hukukunde, ister islam hukuku olsun, ister seküler hukuk olsun bir kavram var.

      Bu dediklerime karşı cevap verecekler de, gerçekten mücbir bir sebeb mi, haklı bir gerekçe mi ayrıca kendi terazisinde tartsınlar.

      Dediğim gibi, konu devletlerin finansmanı değil,esas yönüyle halkın kendini finansmanı. Ve toplum bir sözleşme üzerine kurulur. Ve vergi vermeyenler bu sözleşmeyi ihlal ederler.

      Genel olarak durum bu.

      Aması, ve fakatı, lakini olan varsa da, söylediğim tüm çerçeveyi de lütfen göz önüne alsınlar.

      Ahiret terazisi çok ince.

      Yarın yakaya yapışacak olan, hakkımı ver, emeğimi sömürdün dediğinde, söylediğimiz gerekçe gerçekten o kişinin bu talebini doyurur nitelikte olmalı.

      Vergiyi vermemek büyük bir cesaret, dünya açısından değil, ahiret açısından, kanaatimce.

      Zira, yaşadığı toplumun hizmetlerini alan, imkanlarını kullanan, çocukları, ailesi o imkanlardan, eğitim vb pek çok şeyiyle faydalanan, bayındırlık hizmetlerinden tut bilumum imkanlarını kullanan kişi, o ülkenin yabancısı da değildir. Yani bir parçasıdır. Kendini ari tutamaz yaşadığı toplumda, din farkı var diye.

      Vergilerin adil olmaması, yanlış yerlerde kullanılmaması, verginin konusunun ve oranlarının görece haksızlık içermesi ayrı bir konu..

      Bu konu işin ayrı bir tarafı.

      Ama dediğim gibi, gerçek anlamda bir ADALET bakışıyla bakınca ben, konunun öyle yabana atılır kolaylıkta olduğunu görmüyorum.

      Özellikle dini bir kisve ile buna yorum yapanların, konuyu devlet – insan arasındaki ilişki olarak ele almasını da komik buluyorum.

      Daha konunun özü yakalanamamış.

      Vergi, devlet ile insan arasında olsa da, özünde esas tarafı insanın içindeki toplumla olan ilişkisi özünde.

      Durumu bir de bu yönüyle düşünelim derim.

  6. Ahmet bey,

    Maliye Teorisinde, Vergi, devletin EGEMENLİK GÜCÜNE dayanarak talep edilir. Başka bir gerekçeye ihtiyacı yoktur denilir.

    Kötü bir devlet de iyi bir devlet de fark etmez vergi talep eder, bunu HAKKI OLARAK görür.

    20 yy ortalarına kadar da, toplumun milli savunma, güvenlik, eğitim ve sağlık ihtiyacını karşıladığı müddetçe varlığını haklı görür.

    Varlığını devam ettirmek için, tebaya, topluma, halka da ihtiyaç duyar bir devlet.

    Bu nedenle, artan nüfusu sorun görebildiği gibi, azalan nüfusun artmasını da kendine bir dert bilir.

    Özünde toplumun değil kendi devamlılığı vardır Devletin.

    İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN.. da bile yerini bulur. İnsan amaç değil araç, hedef ise devletin devamlılığıdır.

    Ancak bu devamlılık için bir meşruiyete ihtiyacı vardır. Eski Krallarda bu Tanrının yeryüzündeki gölgesi olmaları, Arap-Türk medeniyetlerinde Halifelik ise sağlanır.

    20. yy ortalarından itibaren günümüze bu meşruiyet, Yasal ussal KAYNAĞA evrildi.

    Ve bu yasalara dayalı egemenlikte de, ilkeler esas alındı. İnsan hak ve özgürlüklerine dayalı, özgür paylaşımcı vb ilkeler prensipler esas alında.

    Şu an, Günümüzün modern toplumları herkes tarafından kabul edilecek ilkeler üzerine inşa edilmiş ANAYASALARA dayanarak EGEMENLİK GÜÇLERİNİN meşruiyetlerini sağlıyorlar.

    Gelinen nokta da, bu ilkeler, prensipler, dini mi, yoksa us temelli mi olmasından önemsiz, birbiriyle örtüşen ilkelere dayanıyor aslında.

    En azından, vergi yönü durum bu.

    Bu nedenle de, İslam Hukuku ile Yasal batı hukukunun PRENSİP düzeyde uyuştuğu bir ilke önümüze gelir.

    ADAM SMİTH ile görünür olan, ama ilke olarak artık göz önünde tutulması gereken,

    VERGİ DE ADALET ilkesi.

    Yani artık, EGEMENLİK GÜCÜNE DE DAYANSA, ve bu bir DİN anlayışına odaklı yahut YASALARA odaklı da olsa, değişmeyen birşey var ki,

    Bir devlet VERGİ salırken ADİL OLMAK ZORUNDA

    Gerekçesinden bağımsız, egemenlik gücünü kullanarak vergi alabilir, ancak bu aldığı verginin ADİL olarak alınması gerekir.

    İşte bu nokta da, dolaylı vergiler-dolaysız vergiler ayrımı ile, vergi deki yöntemler önemli oluyor.

    Artan oranlı vergiler, tersine artan oranlı vergiler gibi teknikler adaleti sağlalmak için bir yöntem.

    Batı ülkelerinde devletler, yüzde 70 doğrudan vergi alırken, yüzde 30 dolaylı vergi alıyor, ki bu çok adil.

    Doğrudan vergi, sadece ilgilisinin kazanç, gelir, iradına uygulanıyor çünkü. Kişiye özel oluyor. Ve kişinin maddi durumu vb hususlar bu vergi de muhakkak göz önüne alınıyor.

    Dolaylı vergi de ise, kim olduğundan bağımsız herkesten aynı vergi alınıyor.

    Bir ekmeği dünyanın en zengini de alırken 20 cent vergi veriyor, en fakiri de.

    Batı ülkelerinde, yüzde 70 dolaysız vergi, yüzde 30 dolaylı vergi.. verginin kaynağına göre ayrımı..
    Türkiy ede bu, yüzde 70 dolaylı vergi, yüzde 30 dolaysız vergi.. verginin kaynağına göre.

    Buradan da görüleceği üzere ADALETSİZ VERGİ nin oluşmuş olabileceği çerçeve, yüzde 30 luk bir alana sıkıştırılmış. Türkiy ede ise bu yüzde 70 lik bir alan.

    Dolaylı vergiler adil değildir denilebilir mi? Gini katsayısına bakarak net cevap verebiliriz, evet.

    Gini katsayısına göre, nüfusun yüzde kaçının gelirden ne kadar pay aldığına bakılarak, en azından bir korelasyon yapıp, nüfusun büyük bir kısmının, bir ürün satın alırken ödediği verginin HAKSIZ YERE ödendiğini söyleyebiliriz.. Yüksek gelirli grupların lehine, düşük gelirli grubun aleyhine bir durum olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Bu nedenle, dolaylı vergiler ne kadar yüksekse, o ülke de ADALETSİZ VERGİ toplanıldığını net söylemek mümkün.

    Hatta bu konu da gerekli verilere ulaşabilenler, günümüzün istatistiksel verilerini kullanarak, Gelir İdarelerinin verilerini kullanarak, bence bunu virgülüne kadar olmasa da, kaba taslak çıkarabilirlerde.

    Aslında bu sorunu AVRUPA ÜLKELERİ, sosyal devlet ilkesi ile çözdükleri ortada.

    Yoksa Avrupa ülkelerinin hukuk mahkemeleri bu tarz davalarla dolup taşardı.

    Baştan bunun adil olmadığını kabul ederek, sosyal devlet ilkesi gereği, bu adaletsizliğe maruz kalmışlara yadım ediyorlar.

    İşçi bulma kurumu sistemleri, hatta çalışsa bile belirli bir asgari geçimi sağlayamayanlara takviye ödemeleri, çocuk parası vb.

    Bu bağlamda, yani düşük gelir gruplarındaki insanların vergiden kaçırmamlarında kullandıkları fazla vergi veriyoruz gerekçesi, Avrupa ülkelerinde büyük oranda boşa düşmüş oluyor.

    Peki, boynuzlu koyun, boynuzsuz koyun hakkı yönüyle nasıl değerlendirebiliriz.

    Çatışma alanları, adalet ilkesi yönüyle elbette çok fazla.

    Mesela, vergide adaleti sağlamak için uygulanan ARTAN ORANLI VERGİ sisteminde vergi oranları ve aralıkları ne derece ADİL.

    Reel olarak bir kayıpları var mı, yıllara sari olarak?

    Hükümetlerin münhasır ekonomik yetkilerinden biri, bu oranları artırıp azaltmak belirli bir oran çerçevesinde. Buradaki saik keyfi mi, siyasi mi, yoksa ekonomik gerekçe mi, adalet ilkesi uygulanıyor mu?

    Toplumun bir kısmı seçti diye, o anlayışın mantığına göre uygulanan ekonomi politikaları nedeniyle karşı karşıya kaldığı vergi yükü artırımları adil mi.. yahut tersine vergi yüklerinin azaltılması başkalarının aleyhine adaletsiz bir uygulama değil mi?

    Borçlanma, aslında bir çeşit yıllara SARİ bir vergi taşımadır da, bugünkü boşlanma gelecek nesillere vergi yükü olarak gelecekse, zamanlar arası vergisel olarak bir adaletsizlik yok mu?

    Bu bir seçim ise, geçmiş kuşaklar konsensüs olarak bu kararı almış olsalar bile, başkalarının aldığı bir kararın bugüne yansıması artan bir vergi yükünü ödemek şart mı? kaldı ki şart, bu yükün onların mirasçıları tarafından adil şeklide yüklenilmesi gerekmiyor mu?

    Sosyal devlet ilkesi gereği yapılan yardımlar, yardıma muhtaç olmayan vergi mükelleflerince finanse ediliyor, peki bu nokta da, birebir adalet gerçekleşiyor mi, bu vergi yükü tam adil dağıtılıyor mu?

    Gördüğünüz gibi, Avrupa da sosyal devlet ilkesinin uygulandığı bir yerde bu sorular varsa, Amerika da, ADİL BİR VERGİ paylaşımı, bölüşümü tartışmasını siz düşünün..

    Türkiye gibi doğu ülkelerinde ise durum daha da karmakarışık. Herkesin herkesten bir alacağı, tartışma alanı var desek yerinde bir cümle etmiş oluruz.

    Şunu unutmamak gerek, İDARELER, adı üzerinde, sistemin devamı ve idaresi üzerine kurulu. Varlık amaçları, bu.

    Bu amaçla vergi toplamak bir araç ve bu aracı uygularken de uyguladıkları ADALET ilkesi bir hedef değil.

    Reelpolitik herşeyi belirleyebiliyor yaşanılan gerçek dünya da.

    Peki, ideal adalet seviyesine ulaşılabilir mi.

    Cevabım, samimi olmak gerekirse hemen hemen evet.

    En azından matematiksel olarak.

    Adil vergilendirme de, en büyük sorun, bütünün görülmesi ama ayrıntıların görülememesi.

    Ayrıntıları görmek için yeni sistemler, istihdamlar kaynaklar gerek.

    Ancak, dijitalleşme, chain teknolojisi, her işlemin dijital sistemler üzerinden yapılması vb üzerinde düşünürsek bu ideale yakınlaşmak içten bile değil yakın dgelecekte.

    Çok samimi olarak söylemem gerekir ki, çılgın bir fikir gibi söylenilen bu durum gelecekte, eğer istenirse rahatlıkla yapılabilir.

    İnternette girdiğimiz bir siteye girerken, Dinamik Ip miz, statik ıp mizden tutun, browser tipi, ekran çözünürlüü, cihaz büyüklüğü, vb dünya kadar verimizi farkında olmadan şimdiden veriyorsak, yarının dünyasında, yapılanl her işlemde, her finansal işlemde TAKİP çok çok daha kolay olucak.

    Geriye kalan, Mali idarenin, bunu bir proje kapsamında ele alması, tasnif etmesi, ve görünür kılması.

    Matematik, istatistik bilimi devreye girip bu nokta da, hangi cepheden bakıyorsak, ister harcama, ister gelir , ister katma değer ekseninden, bir ayrıntılı analize ulaşmak kanaatimce mümkün olucak.

    Yapay zeka uygulamaları ve eko-techno-uzmanlar ile bunun rahatlıkla olacağını düşünüyorum.

    Ve dinamik bir adil vergileme oranı ortaya çıkacağını..

    Dinamik vergileme…
    Kişiye özel vergileme…

    bu kavramları geleceğin mali yönetimlerinin kullanacağını rahatlıkla söyleyebilirim.

    İstisna ve muafiyetlerin de tam yerini bulması açısından da, sektörel bazlı mikro makro durumalrı anlık görebilme olacağını da söylemek istiyorum.

    Peki bu dediğin şu an yok.. neden yazdın?

    Ahmet Beye başta şun udemiştim, sonraki yazınız ne bilmiyorum, ama vergi kaçırma konusuna dini bir perspektiften bakacaksa ve benim dediğim ideal durum yoksa , lütfen bunları da göz önüne alması.

    Görüşünün ADALET ilkesii ile çatışmaması kısaca.

    • Sen Ülke icindeki Vergi Adaletinden bahsediyorsun! Dünya burdaki esas sorun! Hem Gelirin haksiz olmamasi Vergiden daha önemli. Ben 100 Milyon $ haksiz gelir elde ediyorsam dünyayi sömürüp bunun 20 milyonunu Vergi diye ödesem ne olur 30 milyonunu ödesem ne olur!

      • Ahde vefa ilkesine ilk başta aykırı davranıyorsunuz. Yaşadığınız ülke de, ülkenin yasalarına aykırı davranışta bulunmayacağınıza dair taahhütler veriyorsunuz. Tüm halk bir araya gelip bir sistem inaş ediyorlar, hizmetler götürülüyor, bunu vergileri ile finanse ederken, vermediğiniz vergi ile o halka karşı haksızlıkta bulunuyorsunuz. Milyonlarca insan vergi veriyor, muhakkak ama muhakkak içlerinde büyük bir kısım, emekleri ile kazandıklarından veriyor, ve siz onların finanse ettiği hizmetleri kullanıyorsunuz. Ve vergilemeye katılmayarak, onların üzerlerine daha fazla vergi yükü bindiriyorsunuz. Yani bozduğunuz anlaşmayı görüyor musunuz. Ahde vefa ilkesi devlete değil, içindeki topluma karşıdır. Toplum bir oydaşma üzerine kurulur. Konuyu yanlış yerden ele alıyorsunuz. Konu, sizin içinde yaşadığınız topluma karşı.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin