Üniformalı reis

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Şu cepheden bu cepheye ömrü savaşlarda geçmiş, Trablusgarp’tan Balkan Savaşı’na, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den Kafkasya Cephesi’ne, Suriye-Filistin Cephesi’nden Kurtuluş Savaşı’na kadar, saymakla bitmez muharebelere komuta etmiş Mustafa Kemal Atatürk, vekilken bilinçli olarak üniformasını neden çıkartmıştır? Meclis başkanıyken, hatta kendisine Meclis’çe olağanüstü yetkiler – o da sınırlı bir zaman dilimi için – verildiğinde bile, neden sivil politik yaşamında daima askeri üniformasını çıkartarak görevlerini ifa etmiştir? Aynı davranışı, cumhuriyetin tüm kurucu kadrosunda gözlemlemiyor muyuz? Çünkü askeriyede üniforma disipline ve hiyerarşiye katkıda bulunur. Düşman ile dostun ayrımı da cephede üniforma sayesinde yapılır. Emir-komuta sisteminin otoriter ve sorgulanamaz yapısına hizmet eder. Askeri üniforma aynı zamanda aynı grupta (orduda) bireysel farklılıkları gölgeler. Herkesin bir hiyerarşik bir rolünün olduğu bulunduğu ve bireylerin işlevlerinin öncelendiği, tartışmanın değil itaatin vurgulandığı bir sosyal ilişkiyi ön plana çıkartır.

Çok basit bir soru sorayım. Siz hiç demokratik bir ülke liderinin askeri üniforma giydiğini gördünüz mü? Mesela Almanya’da veya Fransa’da, örneğin Kanada’da veya ABD’de, ya da İngiltere veya Japonya’da, herhangi bir başbakan, başkan, bakan, onları geçtim, milletvekili hiç üniformalı şekilde kamuoyu önüne çıkmış mıdır?

PATOLOJİ

Oysa ben üniformalı sivilleri iyi bilirim. Hitler’den Mussolini’ye, Stalin’den Saddam Hüseyin’e, Kaddafi’den Esad’a, Miloşeviç’ten Putin’e, daha birçok tarihsel figür, yakın tarih veya günümüz diktatörü, üniforma ile kalabalıkların önünde poz vermiştir, vermektedir. Mesajdır çünkü üniforma. Yönelimdir, siyaset algısına ilişkin veridir. Ülkelerin siyasi sistemleri hakkında sağlam ipucudur. Askeri hukukla sivil hukukun varoluş nedeni olan sahanın – yani bireysel hak ve özgürlükler alanının – artık tüm bir ülke sathında erimesinin, anayasal özgürlüklerin tıpkı kışlaya girildiğinde olduğu gibi cılızlaşmasının, hatta ortadan kalkmasının sembolüdür. Askerlerin üzerinde kanıksanan üniforma, sivil politikacıların sırtında bu nedenle gözümüze batar bizim. Demokratik hassasiyeti, hatta daha da genişleteyim, kültür seviyesi, belli bir seviyenin üzerindeki her sivil lider, asker kökenli olanları da dâhil, üniformayı sırtından sıyırır atar sivil siyasete girdiğinde.

Tayyip Erdoğan’ın üzerinde askeri üniformayla ortalıkta gezinmeye başlaması hayra alamet değil. Bunun sadece fanatik hayranlarına yönelik bir promosyon faaliyeti, bir tür PR çalışması olduğunu düşünenler, yanılıyorsunuz! İnsanların kıyafet tercihlerindeki ani değişimler, güç ilişkileri ve onların genel algılarındaki başkalaşmanın haricinde değerlendirilemez. Bir subayın kıtasını denetlemeye gelirken sivil giysili olması ne kadar yadırganır bir tutumsa, sivil bir politikacının askeri üniformalı olarak toplum karşısına çıkması da en az birincisi kadar yadırganması gereken bir tutumdur. Üniformayı çıkartan subayın durumu değil, ama üzerine üniforma giyen bir cumhurbaşkanının durumu, sadece siyaset bilimcilerince değil, psikolog ve psikiyatrisiler tarafından da mercek altına alınması gereken olağandışı ve alarm verici bir hadisedir. Dahası, üzerine üniforma giyen siyasetçinin bu tutumunun toplumca kabullenilmesi, yadırganmaması, haydi onu geçtim, ufak bir muhalif kesim haricinde toplumun geniş kesimlerince adeta fark dahi edilmemesi, üzerinde daha da uzun ve ayrıntılı düşünülmesi gereken bir patolojidir.

BU BİR PARODİ DEĞİL

Türkiye’deki siyasi sistem konusuna bolca değindiğimin farkındayım. Birbirinden farklı açılardan Türk siyasal sistemi analiz edildiğinde çıkan sonucun hep daha az demokrasi ve daha fazla otoriteryan tutumlar olması tesadüf mü? Yoksa bu emareler bir eğilime, tandansa, gidişata mı işaret etmekte? İç politikada anayasal rejimden kuvvetli bir sapma, hukuk devletinin temeli olan güçler ayrılığının, cumhurbaşkanlığı kontrolüne geçmesi, muhaliflerin ekarte edilmeleri, yüz binlerce insanın kriminalize edilerek “devlet düşmanı” olmaktan dolayı tasfiye edilmesi, tüm bunların bağımsız bir hukukun yargı kararı olmadan yapılması yeterince düşündürücü değil mi? Türkiye’nin uluslararası bağıtlarına ve uluslararası sistemdeki olağan davranışlarına zıt, kurumsallaşmış hariciye prosedürleriyle varoluşsal bir çelişki içerisinde bulunan “deneme yanılma” yöntemine dayalı diplomatik savrulmaların yaşanmasını nasıl değerlendirmeliyiz? Bebeklerin ve çocukların hapishanede olduğu, yine çocukların pasaportlarının babalarının ve annelerinin “işlediği” iddia edilen “suçlardan” ötürü iptal edilmesi, yurtdışından Türk vatandaşlarının gizli servis operasyonlarıyla devletler hukukuna aykırı olarak kaçırılması nasıl okunmalı? Anayasa mahkemesinin kararlarına uyulmayan, siyasi tutukluların (Deniz Yücel örneğinde olduğu gibi) devletlerarası pazarlık masasında kullanıldığı, onlarca Kürt milletvekilinin anayasa ve yasalar hiçe sayılarak hapse atılması bu yaşananlardan bağımsız mı? Bir nevi zıvanadan çıkmış, izanı tümüyle yitirmiş, diktatörlük standartlarında bile görece rasyonalitesini kaybetmiş, içinde artık hiçbir fren mekanizması kalmadığı anlaşılan bir garip rejim değil mi tüm bu garabetlerin yaşandığı Türkiye? İşte üzerine askeri üniforma giyerek sınırda askeri birlik ziyareti yapan İslamcı bir cumhurbaşkanının neden sadece gülüp geçilmesi gereken bir Ortadoğu vodvili olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin nedeni bu. Bir Aziz Nesin veya Rıfat Ilgaz öyküsü ayarında değil yaşananlar sadece. Ya da Hasan Pulur’luk bir kıssa olmanın ötesinde. Bu yapının “reisinin” İçindeki ihtirasın ve bitmek bilmeyen komplekslerin yol açtığı ideolojik dışlayıcılık ve nefretle harmanlanan bir siyasi ortam var. Bunun yanında konjonktürel güç tekelinin sadece bugünkü jenerasyonun değil, bundan sonraki tüm nesillerin beka ve barışına ilişkin çıkarlarını kumar masasına yatırıldığı, çok tehlikeli bir gidişatın yaşayan tanıklarıyız. İşte üniforma, bu nedenle sadece gülüp geçiştirilecek bir yurdum insanı meselesi olmanın çok ötesinde bir yerlerde değerlendirilmeli.

Bir makul ve mantıklı insanın o üniformayı üzerine giyerek sadece kendisinin kılık değiştirdiği siyasi bir maskeli baloya gitmeye karar vermesinin normal olduğunu mu düşünüyorsunuz gerçekten yoksa? O giyilen üniformanın omuz rütbe yerine Cumhurbaşkanlığı Forsu iliştirmenin ne demek olduğunu sormayalım mı yani? Güneşli bir günde birlik ziyareti yapan yaşlı bir siyasetçinin, aniden bastıran yağmur ve soğuk nedeniyle oradaki herhangi bir askeri kabanı sırtına geçirmesinden bahsetmiyoruz yani. Üzerine kamuflajlı askeri üniforma giyen ve bu üniformaya kendi makamının sembolünü (fors yıldızını) diktirten bir vaka ile karşı karşıyayız. Bunu 28 Şubat dönemi zulmünü efsaneleştirmiş, askeri vesayetin tokadını yemiş bir siyasal hareketin lideri – pardon reisi – yapıyor. Atatürk kompleksini ideolojik paradigmalarının tam orta yerine koyan Türk İslamcılığının vurduğu dip midir bu, yoksa o ideolojinin eski bohem ideologunun başyücesi olduğundan görünen o ki artık emin olan bir İslamcı siyasetçinin, artık halihazırda kurduğuna kanaat getirdiği yeni devletin yeni kurucu babası olmasına istinaden yapılan bir PR çalışması mı? Hangisi? O üniformalı denetimin Afrin’in burnunun dibinde yapılması, o Afrin’in ise artık fiilen Türk devletinin kamu yönetiminin bir unsuru sayılması (yani bir tür ilhak) o üniformalı askeri birlik teftişinden ayrı bir kategoride değerlendirilebilir mi?

NEYİN İŞARETİ?

Siyasetçilerin üzerlerine üniforma giymesi, askerlerin siyasete girince üzerlerinden üniformayı çıkartmalarından çok daha ender ve bu ölçüde de “haber” değeri taşıyan bir olaydır. Buna karşın, bizim artık resmen tümüyle havuzlaştırılmış boyalı medyada haber olmamasını geçtim, “ana muhalefet partisi” adını hala utanmadan isminin önünde kullanan ve kullandıran CHP’nin bu durumu adeta normalleştirmesi ve kabullenmesi, olaya sadece “üniformayı hak etmeyen bir kişinin üniforma giymesi” penceresinden bakması, sadece düşündürücü değil, çok da endişe vericidir. Yarın bir gün reis yine askeri birlik ziyaretine giderken yanında götürdüğü içişleri bakanına, dışişleri bakanına veya diğer birkaç bakana da askeri üniforma giydirse, ya da herhangi bir siyasi konuşmasını üzerinde askeri üniforma varken yapsa ne olacak? Ne zamandır Türkiye’nin kurumları böylesine bodoslama siyasileştirildi gibi bir naif sorunun yanı sıra, bu diktatörlüğün diktatörlüklerin siyasi tabiatına uygun olarak askerileşmesi eğilimi konusunda endişelenmeyecek miyiz? Önümüzde olan tüm siyasi örnekler, diktatörlerin sırtlarına üniformayı geçirmeleriyle dünyanın başına ciddi şekilde bela olmaları arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor. Türkiye’deki sistem değişimi bu nokrada dikkate alınmalı. Ve özellikle Suriye, doğu Akdeniz’deki ve Ege’deki askeri hareketlilikler ile ABD ve Batı ile yolların ayrılması bir bütünün parçaları. Elbette tüm bunları Rusya güdümünde yapan bir Erdoğan var. Tüm bunlar yaşanılan üniforma hadisesinden bağımsız mı değerlendirilmeli? Yoksa o üniforma – yineliyorum soruyu – başka bir şeylerin işareti mi?

Olağan anayasal rejimden bağımsız, OHAL ile geçen her bir gün, Türkiye’deki rejimi daha fazla konsolide ediyor. İnsanlar her çeçen gün bu durumu daha da bariz şekilde kabulleniyor. Ulusal ve uluslararası hukukla arasındaki tüm bağları kopartmış bu rejim, üzerine üniforma giyen bir reisle beraber bölgesel politikaları bakımından dünya için çok büyük bir tehdit olarak her geçen gün daha fazla profil kazanıyor. Bu garip “NATO müttefiki” elindeki konvansiyonel askeri güçle, nüfusuyla, yapısal sorunlarına karşın mevcut ekonomik toplamı ile, nasyonalist-İslamcı ideoloji ile koşullandırılmış oldukça yaygın cahil kitleleriyle, giderek daha fazla göze batıyor, giderek daha fazla statükonun altını oyuyor, giderek daha fazla ateşle oynuyor.

Yazıyı çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir hocamın ve dostumun ifadesiyle sonlandırayım, izninizle: “Eski Türkiye’de darbe liderleri cumhurbaşkanı olur, askeri üniformayı üzerlerinden çıkartırlardı. Şimdi tam tersi oluyor. Değişmeyen tek şey, demokrasinin olmaması”.

2 YORUMLAR

  1. Derler ya raki icenler oldu de, icmeyen olmedi mi? Sanki halkta bundan once cok farkliydi , herseye cok duyarliydi. Yok boyle birsey. Insanlar bana degmeyen yilan bin yasasin diyorlar ve cok da umurlarinda degil. Diget taraftan bu cok akillica bir tutum. Cunku ne yaparsan kimseye birseyler anlatmanin imkani yok. En iyisi yasayip gormek. Acinasi durumlara da sabretmek. Bakalim nolacak. Aslinda hic birsey de olmayacak. Olanlar unutulacak. Ceken cektigiyle kalacak.

  2. Reis-iCumhur olduğu için “reis” diyorlar!

    BaşKomutan olduğu için “üniforma” giydi!

    CHP’liler de Mustafa Kemal’in “askerleri” oldukları için normal karşılıyorlar!

    Sonuç:
    Böyle gelmiş böyle gider…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin