Ümmî Peygamber-2

YORUM | AHMET KURUCAN

Kur’an’a gelince; Kur’an’da ümmî kelimesinin geçtiği 2’si tekil, 4’u çoğul formunda 6 ayeti kerime vardır.

İlk ayet Bakara 78’de geçiyor. Ayet lafzî tercümesiyle şunu söylüyor: “Onlardan bazıları ümmîdirler, kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler.” Şimdi kimdir ayetin bahsettiği ve bazıları “ümmidir” dediği “onlar?” Anlamadıkları “kitap” ne? Bu iki önemli sorunun cevabı gerek bu gerekse önceki ve sonraki ayetlerde açıkça ifade ediliyor. “Onlar” dediği nüzul zamanında Medine ve civarında yaşayan Yahudiler, “kitap’tan kastedilen de Tevrat’tır. Özne ve nesneyi yerli yerine oturttuktan sonra şimdi ayetin tam mealini verebiliriz: “Yahudilerden bir kısmı Tevrat’tan bihaberdir. Bunların bildikleri sadece kulaktan dolma rivayetlerdir. Dolayısıyla konuştukları da yalan-yanlış, zanna dayalı, batıl olarak inandıkları şeylerdir.”

Pekâlâ ayette ümmî olarak bahsedilen Yahudilerden bir kısmı okuma-yazma bilmiyor olabilir mi? Olabilir. İhtimal dahilindedir. Okuma-yazma bilmedikleri için kutsal kitaplarından bihaberdir. Ya da okuma-yazma biliyorlardır ama Tevrat’ın muhtevası, ayetlerinin ifade ettiği anlamlar hakkında bilgi sahibi değillerdir. Dolayısıyla Tevrat ekseninde söylediği sözlere itibar edilmez. Nitekim tefsirlerde her iki yorum da yer almaktadır. Ama tefsirlerde ikinci görüş daha ağırlıklı olarak savunulur hatta hangi görüşlerinin zanna dayalı batıl bilgiler olduğuna dair başka Kur’an ayetlerinden misaller verilir.

Sonuç itibariyle “ümmî” kelimesini Kur’an bu ayette el-kitaptan olduğu halde Tevrat hakkında sahih bilgiye sahip olmayan, eğitimsiz, cahil kişiler için kullanıyor.

İkinci ayet: Âl-i İmran süresi 20.ayet. Meali şu: “(Ey Peygamber!) Onlar inanç konusunda seninle tartışılarsa de ki: “Ben özümü Allah’a teslim ettim. Bana uyanlar da O’na teslim oldular. (Ey Peygamber!) Geçmişte vahye muhatap olanlar (ehli kitap, Yahudi ve Hıristiyanlar) ile ümmilere yani İlahi vahye muhatap olmayan Arap müşriklere de ki “Siz Allah’a teslim olmak için ne bekliyorsunuz?” Eğer hakka teslim olup İslam’a girerlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse, sana düşen görev, sadece hakkı ve hakikati tebliğdir. (Unutma ki) Allah kullarının yapıp ettiklerini hakkıyla görür.”

Burada “ümmî” kelimesinin müşrik Araplara hitaben söylendiğinde hiç tereddüt yoktur. Kur’an’ın baştan sona ilk tefsiri diye kayıtlarımıza geçen Mukatil b. Süleyman’ın et-Tefsîrü’l-Kebîr’inden bu yana hemen her tefsir kitabında yerini alan bu bilgi yukarıda söylediğimiz “tereddüt yoktur” sonucunun en büyük delilidir. Bu açıdan bazı meallerde ayetin bu kısmının “Kendilerine kitap verilenler ve verilmeyenler” diye tercüme edilmesi çok isabetlidir. Zira kasdedilen Hz. Peygamber’e kadar İlahi vahye muhatap olmayan, vahy kültüründen bihaber, kendilerine Peygamber gönderilmemiş kişilerdir.

Bu kişilerin okuma-yazma bilmesi ya da bilmemesine gelince; bir önceki ayette ifade ettiğimiz gibi bir yorum olarak değerlendirilebilir. Zira tarihi gerçeklik müşrik Arapların çoğunluğunun okuma-yazma bilmediğini gösteriyor. Bununla beraber ayette yapılan vurgu söz konusu Arapların okuma yazma bilmemesi değil aksine o ana kadar ilahi vahye muhatap olmamalarıdır. Kaldı ki o Arapların bazılarının okuma-yazma bildiği de ayrı bir tarihi gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Öyleyse şunu diyebiliriz, Kur’an bu ayette “ümmi” kelimesini Arap toplumundaki yaygın kullanımlarından biri olan “kendilerine daha önceden İlahi bir kitap ve peygamber gönderilmemiş kişiler anlamında kullanmıştır.

Üçüncü ayet: Âl-i İmran süresi 75.ayet. Burada ümmî kelimesi Yahudilerin ağzından dile getirilmekte ve onların ümmî derken kimi kastettikleri hiçbir yorum ve te’vile ihtiyaç bırakmayacak netlikte açıkça ifade edilmektedir. “Yahudiler arasında öyleleri var ki kendilerine bir hazine emanet etsen onu sana eksiksiz iade eder. Ama onlar arasında öyleleri de var ki kendisine bir tek dınar/altın emanet etsen gidip gelip sıkıştırmadıkça onu sana geri vermez. Neden mi? Çünkü onlar “Geçmişte kendilerine hiçbir peygamber ve vahy gönderilmemiş (ümmi) bu adamlara yaptıklarımıza karşı bizim bir vebalimiz/sorumluluğumuz yoktur” diye düşünürler ve bu düşüncelerini de bile bile yalan söyleyerek Allah’a nispet edip O’na iftira ederler.”

Bazı mealler burada ümmi kelimesini hiçbir açıklama yapmadan “ümmi” diye verirken bazıları okuma-yazma bilmeyen, bazıları hesap kitap bilmeyen, bazıları da daha sonra ele alacağımız bir ayette geçen “Mekke’ye mensup”, “Mekke’li” manasında kullanılan “Ümmü’l kurâ” terkibinden hareketle “Mekke’li Araplar” demişlerdir. Halbuki ayeti içinde yer aldığı ayetler kümesi ve sebebi nüzulü ile birlikte ele aldığımızda Yahudilerin kastettikleri kişilerin muhatabı olan İlahi vahye muhatap olmayan Araplar olduğu kesindir. Nitekim konu ile alakalı hemen hemen bütün tefsirler bunu açıkça ifade etmektedir.

Şöyle ki rivayetlere göre bazı Yahudi din adamları geçerli ve haklı bir neden olmaksızın Yahudi olmayan kişilerin mallarını almakta Yahudiler için bir vebal ve günah olmadığı yorumu yapmaktadırlar. Zira Yahudiler İlahi vahye muhatap olmaları itibariyle kendilerini seçilmiş bir kavim olarak görüyorlar ve bunun tabii uzantısı olarak da Yahudi olmayan kişileri ticari ilişkilerinde aldatmayı kendilerine tanınmış tabii bir hak olduğuna inanıyorlardı.

Bir başka yaklaşım da müşrik olan Arapların İslam’a girmeleri onları eski inançlarını bırakmış olmalarından dolayı “mürted” konumuna getirmiştir ve mürtedlere karşı her türlü hile, aldatma, kandırma meşrudur ve mübahtır anlayışına sürüklemiştir. Nitekim bazı Yahudiler kafir iken borçlu oldukları Araplara Müslüman olmaları durumunda borçlarını ise bu inançtan dolayı ödememişlerdir. 76. ayet bu manayı tamamlayan bir muhtevaya sahiptir. Der ki Allah orada: “Gerçek şu ki kim verdiği sözü yerine getirir ve emanete hıyanet etmekten sakınırsa bilsin ki Allah böyle sorumluluk şuuru ile hareket edenleri sever.” Böylece emanete hıyanet etmenin, sırf dini inanç farklılığından dolayı insanların mallarını gayri meşru yollarla iktisap etmenin, bu çerçevede yapılacak her türlü hile ve düzenbazlığın yanlış olduğunu ifade etmektedir.

Yahudi toplumu içinde bu yorumun ne kadar kabul gördüğü ve yaygınlık kazandığı ayrı bir mesele ama son tahlilde bu yorumu kabullenen bazı Yahudilerin olduğu ve ümmî dedikleri Araplarla olan ticaret ve emanet ilişkilerinde buna göre hareket ettiklerinde şüphe yok.

Netice itibariyle bu ayette geçen “ümmî” kelimesi, ehli kitap olmayan müşrik ya da Müslüman Araplar için kullanılmıştır ki Kur’an’ın burada yaptığı şey kelimenin o toplumdaki kullanımını olduğu gibi yansıtmasından ibarettir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin