Ümmî Peygamber-1

YORUM | AHMET KURUCAN

Allah rahmet eylesin, Ankara İlahiyat yıllarından kendisinden tefsir dersi aldığım bir hocam “Ümmet-i Muhammed’in en büyük günahlarından biri peygamberini okuma yazma bilmez cahil birisi yapmasıdır. Üstelik ümmî peygamber diyerek bununla övünmesidir” demişti. Şok olmuştum bu cümleyi ilk duyduğumda. Benim ömrümle sınırlı 40-50 yıllık değil ümmeti Muhammed’in asırlık ezberini bozuyordu zira.

Ezber bozuyor cümlemi çok erken verilmiş bir karar olarak okuyabilirsiniz. Haklısınız da. Ben de çok düşündüm bunun üzerinde. Hoca yanılıyor olamaz mı diye defalarca kendi kendime sordum. Aslında ezber dediğimiz şeyler doğru, hoca yanılıyor dedim. Ama hoca temelsiz, dayanaksız, delilsiz çıkış yapacak bir insan değildi. Dinî salabeti ve samimiyetinden şüphe duymadığım hocanın bu sonucu seslendirme cesaretini göstermesi fantezi arayışı adına olamazdı. Mutlaka dayanmış olduğu delilleri vardı. Öyleyse o deliller nelerdi ve hangi ölçüde kaale alınmaya değerdi?

Sözün özü şu; işte o günden bu yana yaptığım okumalarda “ümmi” kavramı etrafında aktarılan her bilgi, her yorum dikkatimi çeker. Özellikle müsteşriklerin bunu vesile yaparak Peygamber Efendimize (sas) ve İslam’a saldırması şahsen benim içimi kanatan bir vakıadır.

Pekâlâ gerçek ne? Hz. Peygamber “ümmi” değil miydi? Bir başka tabirle “okuma yazma” biliyor muydu? Biliyordu ise neden “bilmiyordu” görüşü ümmeti Muhammed’in asırlardır devam edegelen kanaati olmuştu? Kaldı ki ümmetin genel kanaatini ve müsteşriklerin iddiaları destekleyen Kur’an ayeti de var. Ankebut 48.ayetinde “Sen bundan önce kitap okur değildin, hala da elinle yazı yazamazsın, öyle olsaydı batıl peşinde koşanlar şüphelenirlerdi.” diyor. Peygamberlik öncesi hayatını işaretle söylenen “kitap okur değildin” beyanı açıkça “okuma yazma bilmeme” anlamında değil mi? Yoksa bu ayette zikredilen ‘kitap’ın özel bir manası mı var? “Elinle yazamazsın” dan kastedilen mana gündelik hayattaki yazmalarımız değil de işte o özel manası olan ‘kitap’ı yazamazsın olmasın?

Yoksa yanlış sorular mı soruyoruz? Arap dilinde “ümmî” kelimesi farklı manalara geliyor olamaz mı? Evet, sözlüklerde “ümmi” okuma ve yazma bilmeyen anlamında bir isim-sıfat olarak yerini alır. Ama başka manaları da var “ümmî” kelimesinin. Belki de bu manalar içinde yer alan ‘okuma-yazma bilmeme” zaman içinde ağırlık kazanmıştır. Eğer biz Hz. Peygamberin “ümmî” oluşu ile alakalı yapacağımız değerlendirmede sadece bu manayı esas alarak bir sonuca ulaşırsak doğru bir sonuca ulaştığımız düşünülebilir mi?

Ulemanın Kur’an’ın beşer değil Allah kelamı olmasının en önemli delilleri arasında saydığı “Hz. Peygamberin (sas) okur yazar olmaması bu mananın ağırlık kazanması ve yerleşmesinde etkin rol oynamış olmasın? İyi ama Hz. Peygamberin vahye beşerî bir unsur katması nasıl düşünülebilir ki? Tebliğ, ismet, fetanet, emanet ve sıdk başlıkları altında topladığımız peygamberlerin en temel beş özelliği buna mani değil mi? “Eğer bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı elbette onun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alıverirdik sonra da hiç şüphesiz, onun kalp damarlarını koparırdık.”  (Hakka 44-45) ayeti bir taraftan tehdit içerikli bir dil kullanırken diğer taraftan böyle bir şey olmadığı ve olamayacağını göstermiyor mu? Hâşâ ve kellâ Hz. Peygamber için böyle bir şey nasıl düşünülebilir? 

Daha onlarca soru sıralayabilirim. Maksadın hasıl olduğu inancıyla soruları burada kesip devam ediyorum. Önce kısa bir derleme ile ümmî kelimesinin sözlükte ne manaya geldiğine bakmamız gerekiyor. Ardından hiç şüphesiz Kur’an’a muracaat gelir. Zira Kur’an iki yerde tekil (ümmi) dört yerde de çoğul (ümmiyyun ve ümmiyyin) olmak üzere altı yerde bu kelimeyi kullanıyor. Öyleyse bu kelime hangi bağlamda hangi manayı veya manaları ihtiva ediyor? Bir diğeri hadisi şerifler ile Hz. Peygamberin hayatını merkeze koyan ve hayatının her bir karesinin üzerine tabir caizse mikroskop koyarak bakan hadis, siyer, megazi vb. eserleri ve o eserlerdeki sahih bilgilere müracaat etmemiz şart. Belki de son olarak başta nüzül toplumunda yaşayan sahabe-i kıram olmak üzere, tabiin ve tebe-i tabiin ile devam edip günümüze kadar uzayan gelenekte bu meselenin nasıl anlaşıldığının bilinmesi gerekiyor.

Sözlük manalarından başlayalım: Ragıp el-İsfahani’nin Müfredat’i ve İ. Manzur’un Lisanu’l Arap’ı başta olmak üzere bazı rivayet tefsirlerinde yer alan bilgilere göre “ümmî” kelimesine  verilen diğer manalar şunlardır: anaya mensup, anasından doğduğu gibi saf, duru, tabiatı bozulmamış, temiz, berrak, pınar, memba, başlangıç, temel, esas, bir şeyin ruhu ve cevheri, görmeyen bir millete mensup, yazmayan ve okumayan bir toplum, Arap ümmetine mensup, bir milletin mensubu veya Mekke’li, bir insandan eğitim görmemiş, Ehl-i Kitab’ın dışında kalan Arap toplumu, cahil Araplar, şehirlerin anası, lider, ümmet, grup, peygambere mensup topluluk.

Görüldüğü gibi okuma yazma bilmeme “ümmî” kelimesine verilen manalardan sadece biridir. Bununla beraber şunu da itiraf etmeliyiz ki bu mana sözlüklerde yer alan diğer manalara nispetle halk arasında daha yaygın olarak kullanılmıştır ve hala kullanılmaktadır. Fakat bu durum kelimenin diğer manalarını yok saymaya mazeret olmaz, olamaz ve olmamalı. Zira böylesi bir yaklaşım doğrunun ve hakikatin peşinde olan bir zihniyete yakışmaz.

Üzerinde durulması gereken bir başka yaklaşım da şudur; Hz. Peygamberin içinde neşet etmiş olduğu topluluğun çoğunluğu göçebelik başta olmak üzere devrin hayat şartlarına bağlı olarak gerçekten okuma-yazma bilmiyordu. Okuma yazma ihtiyacı yerleşik ve medeni bir hayat tarzına geçişle birlikte baş gösterdi. İslam öncesi Arap toplumu üzerinde çalışan akademisyenlerin üzerinde ısrarla durdukları bir konudur bu. Araplar yerleşik hayat düzenine geçtikten sonra artan ticaret kapasiteleri ile okuma ve yazmaya ihtiyaç duydular.

Bununla birlikte İ.Manzur’un altını çizdiği şu konu oldukça önemlidir; ümmî, okuma yazma bilmemeden ziyade okuma yazma vesilesi ile öğrenilen ilimleri bilmeyen kişilere verilen isim-sıfattır. Bir kenara atılmaması gereken bir yorumdur bu. Zira bir taraftan Yemen’den Şam’a kış ve yaz kervanlarla yapılan seyahatlerle büyük ölçekte ticaret yapacaksınız, diğer taraftan o ticari işlemlerinizde lazım olacak kadar olsun okuma yazma bilmeyeceksiniz? Çok da doğru olması imkânsız bir bilgi gibi ortaya duruyor.

Kur’an’a gelince; Kur’an’da ümmi kelimesinin geçtiği 2’sı tekil, 4’u çoğul formunda  6 ayeti kerime vardır.

Devam edeceğiz inşallah.

2 YORUMLAR

  1. Merhaba. Kur’an’ın hakikiliği hakkındaki eleştirilerin ve şüphelerin türediği kaynakların en başında olan “The Syro-Aramaic Reading of the Koran” (Christoph Luxenberg) kitabına göz atmanızı istirham ederim. Ayrıca Wikipedia’da “Criticism on Quran” sayfası insanların aklında olan şüpheler ve üzerinde çalışması gereken mevzularda yardımcı olabilir. Çalışmalarınızın devamını dilerim.

  2. Ahmet hoca yine ezberimizi bozacak gibi 🙂
    Ee, peki Hazreti Peygamberin kendi eliyle yazdığı vaki midir? Ya da mushaftan okuduğunda dair bir bilgi varmıdır?
    Bunlara cevap verilse konu daha kolay ispatlansmaz mı?

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin