Uçurtmayı vurdular

YORUM | ALPER ENDER FIRAT

Kalacak başka bir yeri olmadığı için annesiyle birlikte hapiste kalmak zorunda kalan bir çocuğun dünyasını anlatıyordu Uçurtmayı Vurmasınlar filmi. Filmin senaryosu, 12 Eylül darbesinden sonra 4 yıl hapis yatan yazar Feride Çiçekoğlu’nun şahit olduğu gerçek bir hikayeye dayanıyordu.

O yıllarda annesiyle birlikte hapis yatan o çocuk muhtemelen şimdi 40’lı yaşlarına ulaşmak üzeredir. Düşünsenize, hayata dört duvardan ibaret bir yerde başlıyorsunuz ve sizin için dünya bir hapishane. Bırakın oyun parklarını, bahçeleri, sokaklarda dolaşmayı, gökyüzüne bile dilediğiniz gibi bakamıyorsunuz.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Romanda bahsi geçen mahkum anne, yazar Feride Çiçekoğlu gibi siyasi bir mahkum değil adi suçtan dolayı içeridedir. Siyasi mahkum olmak başka bir şeydir. Bunun için yasaların yazdığı bir suçu işlemeniz gerekmez. Siyasi mahkumun Türkiye’deki karşılığı yönetime muhalif olmak, yönetenlerden farklı düşüncelere sahip olmak anlamına gelmektedir. Yasaların yazdığı hiçbir suçu işlememiş olsanız da yönetenlerin cezalandırmak için ayakkabı bağcığından, montunuzun renginden, okuduğunuz gazeteden bir bahane buldukları cezalandırma şeklidir.

12 Eylül darbesinden sonra binlerce kadın siyasi sebeplerle hapse atıldı, işkence gördü, ağır travmalardan geçti. Sayısız çocuk en çok ihtiyaç duyduğu zamanda hapiste olan annesini yanında bulamadı, bazıları bu yüzden hayatları boyunca çocuğuyla sağlıklı bir iletişim geliştiremedi.

Aradan tam 40 yıl geçti ama Türkiye’de devlet aynı devlet, yönetim biçimi ise hiç değişmeden aynen devam ediyor. Bugün de on binlerce kadın yasal değil siyasi saiklerle büyük bir baskı ve zulüm altında cezaevlerinde tutuluyor. Yüzlerce çocuk tıpkı Uçurtmayı Vurmasınlar romanında/filminde olduğu gibi dünyayı hapishane duvarlarından ibaret sanıyor.

Mağdur ailelere yardım etmek, bir gazeteye abone olmak, bir bankaya para yatırmak gibi suçlardan tutuklanan bu kadınların tutuklanmasına doğum yapması, lohusa olması, hamile olması da engel olamıyor. En son Salihli Medi Güneş hastanesinde doğum yapan Betül Uluçam bebeğini kucağına aldıktan bir gün sonra gözaltına alındı.

Hemen her gün, ya küçücük bir bebeğin annesinin, ya hamile bir kadının gözaltına alındığı, tutuklandığı haberleriyle uyanıyoruz. Yasaların tutuklanamaz demesine rağmen en uyduruk gerekçelerle tutuklanan ‘hamile, lohusa, emzikli’ annelere yapılan hayasız muameleler bununla da bitmiyor. Hapishanelerde insan onurunu ayaklar altına alarak kadınların maruz bırakıldığı çıplak arama uygulamasına ısrarla devam ediliyor.

Ancak asıl kahredici olan ise kadın derneklerinin, siyasetteki kadın milletvekillerinin, muhalif parti ve STK’ların bu konudaki sessizliği ve duyarsızlığıdır.

12 Eylül darbesinden sonra bu acıların benzerlerini yaşamış, daha sonra yazar, akademisyen, politikacı olmuş kadınların küçük bir ses bile vermemesini anlamak mümkün değil.

Çıplak aramalar konusunu gündeme taşımaya çabalayan, bu konuyu her platformda konuşan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun feryatlarına CHP’li, İYİ Partili tek bir kadın vekilin ses vermiyor olması, insanı dehşete düşürüyor. Bu muamelelerin onda biri hayvanlara yapılsa bir yerlerden ses gelirdi ama Türkiye’deki kadın haklarına duyarlı çevrelerden çıt çıkmıyor. 

On yıllarca başörtüsü siyaseti yapan AKP’li ve Saadet Partili çevrelerden de bu aşağılık uygulamalara bir itiraz yükselmiyor.

İnsanlığın uçurtmasını vurdular, ruhu bedeni paramparça oldu.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin