UBER Terör Örgütü

YORUM | KEMAL AY

AKP ve CHP, dokunulmazlıkların kaldırılması, Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine askerî operasyon yapılması gibi konulardan sonra bir konuda daha anlaştı: UBER’in Türkiye’den kovulması ve taksici esnafının mağduriyetlerinin giderilmesi.

Malum, taksici dernek ve kooperatifleri daha önce yaptıkları ortak açıklamada UBER’in ‘tıpkı FETÖ gibi’ olduğunu beyan etmişti. Açıklama kelimesi kelimesine şöyle:

“Biz ülkemizde paralel polis, paralel savcı duymuştuk ama paralel taksicilik olacağı aklımıza gelmemişti. Bunlar tıpkı FETÖ örgütü gibi. Onların sistemlerine benzer sistemi var. O sistem sayesinde yönlendirme yapıyorlar. Piyasada gördüğünüz siyah arabaların yüzde 90’ı alenen taksicilik yapıyor. Bizim hükümetten, devletten isteğimiz, bunların iletişiminin kesilmesi. Bunların web siteleri kapatılırsa, ağır ceza-i müeyyideler uygulanırsa bunlar bu işten vazgeçer. Yoksa bizim 50 yıllık emeğimiz heba olup, gidecek. Bizim devletten isteğimiz, bu UBER denilen, okyanus ötesinden gelip, ekmeğimizi çalan paralel taksicileri durdurun.”

Anahtar kelimeler şahane değil mi? ‘Paralel taksici’, ‘okyanus ötesinden gelip’… Üstelik UBER’i ‘bir kuruş vergi vermemekle’ itham ediyorlar. Bunu, ‘basit usul vergi sistemi’ne tabi olan taksiciler söylüyor. Taksi plakaları bilmem kaç milyona ulaşmışken üstelik. Ayrıca UBER’in Türkiye’deki çok sayıda insana ‘geçim kapısı’ olduğunu da unutuyorlar.

Buna mukabil, Meclis’teki basın toplantısında da AKP milletvekili Metin Külünk, UBER için ‘kamu düzeni ve iç güvenlik için tehdittir’ demişti. CHP’den Akif Hamzaçebi ise ‘küresel hırsız’ tanımlamasını yaptı.

ÖNCE BİR MESELEYİ ANLAYALIM

Öncelikle şunu söyleyelim: UBER meselesini teknolojinin regülasyonu, ekonomik ve toplumsal sonuçları, küreselleşme ve karşılıkları açısından tartışmakta hiçbir mahsur yok. Hatta faydası da var. Mesela Avrupa Birliği son yıllarda UBER ve AirBnb gibi uygulamalar hakkında çeşitli kararlar aldı. Farklı AB ülkeleri, bu konuda kendilerince yasalar çıkardı. İspanya ve Fransa’da taksiciler UBER’e karşı ayaklandı, gösteriler yaptı.

UBER kendisini bir nevi ‘çöpçatan’ gibi konumluyor. Araçların sahibi değil. Şoförlerin doğrudan ‘amiri’ gibi de davranmıyor. Teknolojisinin, yani şoför ve konum bilgilerinin şeffaflığının, tek başına yeterli güvenlik sağladığını düşünüyor. Bir UBER şoförüyle ciddi sorun yaşadığınızda, onu işten atabiliyor mesela. Müşteri memnuniyetini de ‘geri besleme’ mekanizmaları ile ön planda tutuyor.

Dünyada bir anda bu kadar yaygınlaşmasının haklı gerekçeleri var: Cep telefonundan kolayca taksi çağırabiliyorsunuz, ödemeyi kredi kartınızdan ve program aracılığı ile yapıyorsunuz, üstelik geleneksel taksicilikten daha ucuz, seyahatinizi üçüncü kişiler rahatlıkla takip edebildiği için güvende oluyorsunuz. Kısaca: Pratik, ucuz ve güvenli. Üstelik dilini bile bilmediğiniz bir ülkede havaalanına iner inmez, şoförle tek kelime konuşmadan taksi çağırıp istediğiniz yere gidebiliyorsunuz. Yani, serbest piyasa rekabetinin geçerli olduğu her yerde UBER daha avantajlı görünüyor.

Ulusal çapta organize olmuş ticarî teşekküllerin, küresel çapta organize olanlar karşısında bu türlü dezavantajlara sahip olması, beklenen bir gelişme. Daha önce de defalarca örneği görüldü. McDonald’s, Starbucks, Apple, Amazon gibi devasa boyutlarda üretim ve tüketim zincirine sahip küresel markalar, ister istemez çok daha ucuz maliyetlerle iş yapıyorlar ve çok büyük paralar kazanıyorlar. Üstelik bu firmalar küresel çapta bir reklam ağına sahip oldukları için lokal üreticilerden 5-0 önde başlıyorlar işe.

KÜRESEL TEKELLERİN DANSI

Burada her şeyden önce tekelleşme gibi büyük bir tehlike var. Bugünlerde ABD’de tartışılan konulardan birisi bu. Bilhassa Amazon’un küçük işletmeleri iyiden iyiye sıkıntıya sokan aşırı büyümesi, en güncel problemlerin başında geliyor. Onun yanına Çin’in en büyük firmalarından Ali Baba’yı koyduğunuzda, KOBİ diyebileceğimiz boyuttaki firmaların tutunma şansı hayli düşük. Amazon ve Ali Baba’nın kargo ücretini sıfırlama konusundaki ‘devrim gibi’ uygulamaları dükkân alışverişinin altını oyuyor.

Bu tartışmanın bir başka boyutu da ‘veri güvenliği’. AB’deki tartışmalar özellikle bu alana yoğunlaşmış durumda. Dünya üzerinde milyonlarca kullanıcıya erişen bu şirketler, aynı zamanda bu kullanıcı bilgilerini ‘reklam’ amaçlı kullanarak, müşterilerini daha fazla tüketime yönlendirebiliyor. Mesela Amazon’da yaptığınız aramalara göre size cazip ürünler pazarlanıyor ve böylece daha fazla tüketmeniz sağlanıyor. Bu sadece ‘daha fazla kâr’ anlamına gelmiyor. Kişisel verilerin böyle hoyratça kullanılması, Brexit ve ABD Başkanlık Seçimleri’nde olduğu gibi toplumsal yönlendirmeler için de risk oluşturuyor. Aynı zamanda devasa bir ‘gözetleme’ ve ‘özel alan ihlali’ anlamına geliyor.

YEREL ÜRETİCİYİ NASIL KORURUZ?

Bazı ülkeler bu türlü tehditlere ve dezavantajlara karşılık ‘yerli ve milli’ muadilleri desteklemeye çalışıyor fakat bunun pek karşılığı yok. Zira küresel çapta hareket eden dev bir organizmayla rekabet etmek kesinlikle kolay değil. Nitekim Türkiye’de BiTaksi gibi uygulamalar mevcut fakat UBER’le kıyaslanamaz durumda. (Her ikisini de kullanmış biri olarak UBER’in çok daha iyi hizmet verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.)

Küresel rekabete karşı ‘yerel üreticiyi’ korumanın vergilendirmeden tutun, çeşitli teşvik paketlerine kadar pek çok yolu var. Devlet istese vermiş olduğu pek çok hizmeti, üreticiyi güçlendirmek için ucuzlatabilir ya da bedelsiz hâle getirebilir. Sonuçta karşılığında vergi alacağı bir yatırımdan bahsediyoruz. Ancak kolay olan ‘yabancıyı kovalamak’ olduğu için, Türkiye’de siyasetçiler booking.com örneğinde olduğu gibi ‘bize vergi vermiyor’ bahanesiyle ülkeyi küresel rekabetin sahası olmaktan çıkarmayı tercih ediyor. Mevcut AKP iktidarı açısından bu anlaşılır bir durum çünkü ‘yerli ve milli’ üreticiyi rahatlıkla kontrol edebiliyor ama küresel markaları her zaman kendi güdümünde tutamayabilir.

Bununla birlikte taksiciler bahsinde görülebileceği gibi küresel rekabetten korkan bazı yerli ve milli teşekküllerin ekonomik ya da sosyal açılardan ne kadar ‘verimli’ olduğunu tartışmak da aynı şekilde elzem. Taksi plakalarının neden bu kadar pahalı olduğu, plaka sahiplerinin bu kadar para kazanırken taksicilerin neden üç kuruşa talim ettiği gibi konuları merak etmek gerekiyor. Sosyal medyada paylaşılan bir yığın kötü taksi tecrübesini de dikkate almalı.

Çünkü bir meseleyi adam akıllı tanımlamadan ve çerçevesini belirlemeden tartışamadığınızda, ‘Bunlar FETÖ gibi’ deyip işin içinden çıkıyorsunuz. Ondan sonra da dünya alıp başını gidiyor ve siz 300 senedir aynı yerde sayıyorsunuz. Bu sefer yapmayın bari…

1 YORUM

  1. Uber i taksiciler kadar vergilendir. Taksicileri uber gibi interaktif ve egitimli yap. Yapılacak sey bu kadar basit. Senelerce aynı seyleri konuşmayı cok sever buyuklerimiz de icraat basiret sıfır.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin