Türkiye’de uzun yıllar matematik öğretmenliği yapan Recep Gözaydın, 2015 sonrası yaşadıklarını ve Almanya’ya hicret hikayesini ‘Tutunanlar’da anlattı. Dil sorununu çözen ve Berlin’de matematik öğretmenliğine yeniden başlayan Gözaydın, “Özgürlüğü matematiksel olarak 1 yaptım. Yanına gelen her şey sıfır oldu ama başında 1 olduğu için hepsi değer kazandı. Almanca öğrendim bir sıfır, ev tuttum bir sıfır, ailem geldi bir sıfır, mesleğe başladım bir sıfır. Şu an sıfırlar çok kıymetli.” dedi.
1971’de Amasya’nın Merzifon ilçesinde dünyaya gelen Gözaydın, çocukluk yıllarında yoksullukla tanıştı. Babasının çiftçilik yaptığı dönemde bir öküzün ölümüyle aynı gün doğduğunu anlatan Gözaydın, “Ben bir öküzün boşluğunu doldurarak dünyaya gelmişim.” diyerek hayat hikâyesinin başlangıcını özetliyor.

Konya’da matematik bölümünü bitirdikten sonra dershane, okul ve yayıncılık alanlarında çalışan Gözaydın, 2012’de Endonezya’ya gitti. 2015’te Türkiye’ye dönüşünde ise birçok kurumun kapandığını, insanların baskı altında olduğunu gördü. Kısa süre sonra 15 Temmuz yaşandı ve yeniden yurtdışına çıkma kararı aldı.
Berlin’e gelen Gözaydın, ilk 6 ayını yalnız geçirdiğini aktardı. Ailesi daha sonra yanına katıldı. Ev bulmakta zorlandığını, aylarca dostlarının evinde misafir olduğunu söyleyen Gözaydın, hayatını değiştiren dönüm noktasını bir konserle anlattı: “Bir kilisenin bahçesinde konser verdik. Birkaç gün sonra aynı yerdeki bir ev ilana çıktı. Önce dikkate alınmayacağımı düşündüm ama başvurumda hikâyemi yazdım. Ertesi gün ev sahibinden telefon geldi. ‘Çok etkilendim, evi size vermek istiyorum’ dedi.”
Öğretmenlik mesleğini yeniden icra edebilmek için önce Almanca öğrenmeye odaklanan Gözaydın, özel dersler vererek hem dilini hem pedagojik yöntemini geliştirdi. Gözaydın, “Özel ders bana çok şey kattı, sistemin işleyişini orada öğrendim.” diyor. C1 sertifikasını aldıktan sonra Berlin Milli Eğitim’e başvuran Gözaydın, önce geçici, ardından kalıcı öğretmenlik izniyle göreve başladı. Bugün bir devlet okulunda matematik öğretmeni olarak çalışıyor.
Göçün kendisine kattığı en önemli değerin “bakış açısı” olduğunu vurgulayan Gözaydın, “Dışarıdaki dünyayı değiştiremiyorum ama kafamın içini değiştirebilirim.” diyor. Hayatını “özgürlük” kavramı üzerinden tanımlıyor: “Özgürlüğü matematiksel olarak 1 yaptım. Yanına gelen her şey sıfır oldu ama başında 1 olduğu için hepsi değer kazandı. Almanca öğrendim bir sıfır, ev tuttum bir sıfır, ailem geldi bir sıfır, mesleğe başladım bir sıfır. Şu an sıfırlar çok kıymetli.”
Türkiye’ye dönme ihtimali sorulduğunda ise Gözaydın, kararını yıllar önce verdiğini belirtiyor: “İlk geldiğimde kendi kendime sordum, dönmek mi kalmak mı? Kalmak dedim. Çünkü o sorunun cevabını vermedikçe sürekli ikilem yaşayacaktım.”
Babasıyla ilgili gördüğü bir rüyanın hayatında derin iz bıraktığını da paylaşıyor: “Babam rüyamda bana ‘Oğlum ne yap yap, sakın kul hakkı yeme’ dedi. O günden sonra her gün bunu düşünmeye başladım. Sosyal yardımdan da bu nedenle bir an önce çıkmak istedim. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı seçtim.”
Berlin’de yeni bir hayat kuran Recep Gözaydın, geriye dönüp baktığında yaşadığı tüm zorlukları bir kazanım olarak gördüğünü söylüyor: “Cenab-ı Hak bana yeni bir hayat lütfetti. Bu defteri beyaz bir sayfayla açtım. Bundan sonrası da daha güzel şeyler yazabilmek için.”

Sosyal yardım sistemiyle hayatta kalanlar kul hakkı mı yiyiyor?
Çok yanlış bir argüman. İfadesi veya bakış açısı bozuk.
Devletin anayasal hak olarak sunduğu sosyal yardimi kul hakki ile ayni kefeye koymasi ya Recep beyin bu konularda bilgisizliğini ya da bir zamanlar sosyal yardim alarak geçinirken daha iyi duruma geçtiği için gururdan ve kibirden dolayi eski bulunduğu durumda olanlari hor görmesinden kaynaklanabilir. Bu sözlerinde samimiyse madem, bu zamana kadar aldiği tüm sosyal yardimlari, dil kursu paralarini, ve diğer sigorta ve emeklilik paralarini devlete geri ödesin. Ödediği paralari da TR724 ün manșetinden paylașsın.