Tutuklu gazi Nazım Aytar’ın annesi: Oğluma takdir belgesini de, müebbeti de siz verdiniz

Tutuklu gazi Nazım Aytar'ın annesi Kafiye Aytar.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – TR724

Ankara’da kurulan Adalet ve İnsan Platformu tarafından 17 Mayıs’ta Ankara’daki Efsane Düğün Salonu’nda “KHK ve 15 Temmuz Darbe Mağdurları Gözünden Toplumsal Barış ve Türkiye Tahayyülü” başlıklı bir program düzenlendi.

Programa eski AKP milletvekili Kemal Albayrak, Tam Demokrasi Platformu Başkanı Mehmet Bozdemir, KHK’lı bürokrat, yazar Muhsin Altun, KHK’lı Mehmet Tombak ve tutuklu kurmay öğrenci babası Haşim Efe ve avukat Hatice Yıldız konuşmacı olarak katıldı. Etkinlikte ayrıca tutuklu yakınlarının yaşadıkları da gündeme taşındı; annelere mikrofon uzatıldı.

Salonda en duygusal anlardan biri ise, 15 Temmuz davaları kapsamında yaklaşık 10 yıldır cezaevinde bulunan gazi piyade komando üsteğmen Nazım Aytar’ın annesi Kafiye Aytar’ın konuşması sırasında yaşandı.

“BENİM GAZİ OĞLUMUN ALNINDA HAİNLİK VAR MI?”

Kafiye Aytar, KHK TV tarafından yayınlanan konuşmasında şunları söyledi:

Şırnak’ta görev yaparken mayına basması sonucu parmaklarını kaybeden ve “gazi” unvanı verilen piyade komando üsteğmen Nazım Aytar’ın annesi, 68 yaşındaki Kafiye Aytar, konuşmasına oğlunun askerlik geçmişini anlatarak başladı.

“Oğlum dört yıl Kuleli Askeri Lisesi’nde okudu. Takdir belgelerini getirdim size” diyen anne Aytar, oğlunun daha sonra kurmaylık sınavını kazandığını anlattı. 15 Temmuz sürecinin ardından oğlunun tutuklandığını belirten Aytar, şöyle konuştu:

“Oğlum savcıya demiş ki, ‘Ben gaziyim, benim alnımda hainlik mi var?’ Savcı ise ‘Ben seni yargılamazsam ben yargılanacağım’ diyor. O zaman benim çocuğuma neden takdir belgeleri verdiniz? Teröristlere af var da benim gazi oğluma neden yok? Neden müebbet var? Niye benim çocuğum 10 senedir hapis yatıyor?”

“TORUNUM BABASINA, ‘BÜYÜK SUÇ MU İŞLEDİN’ DİYE SORUYOR”

Konuşmasında torununun yaşadıklarını da anlatan Kafiye Aytar, salondaki birçok kişiyi gözyaşlarına boğdu. Nazım Aytar tutuklandığında torunu Zeynep’in henüz 1,5 yaşında olduğunu söyleyen anne Aytar, cezaevi görüşlerinin çocuk üzerinde bıraktığı etkiyi şu sözlerle dile getirdi:

“Oğlum Silivri’de yatarken annesi, ‘Babanın iş yerine gidiyoruz’ diye görüşe götürüyordu. Şimdi büyüdü, okuma yazma öğrendi. Bir gün babasına, ‘Babacığım sen büyük suç mu işledin, neden buradasın?’ diye sormuş.”

Torununun bir başka sorusunun ise aileyi daha da derinden yaraladığını anlattı: “Babacığım senin parmakların niye yok?’ diye soruyor. Çocuğum ona da cevap veriyor. Ama benim çocuğum müebbet aldı.”

“ALIN TAKDİR BELGELERİNİZİ, VERİN ÇOCUĞUMU”

Programa Kafiye Aytar’ın yanı sıra (sağdan 5. sırada), kursiyer teğmen ve askeri öğrenci anneleri de katıldı.

Kafiye Aytar, oğlunun Şırnak’taki görev süresinde aldığı takdir belgelerini göstererek, evladının suçsuz olduğunu savundu.

“Bakın oğlumun Şırnak’ta görev yaparken aldığı takdir belgeleri var. Alın belgelerini, verin çocuğumu. Bu darbeyi kim yaptıysa müebbeti onlara verin.”

15 Temmuz gecesi oğlunun emir üzerine Harp Akademileri Komutanlığı’na geldiğini belirten anne Aytar, yaşananları şöyle anlattı:

“O gece oğlumun telefonuna mesaj geliyor. ‘Terör baskını var’ diyorlar. Komutanı emir veriyor, gitmek zorunda kalıyor. Gitmişler ama hiçbir olay olmamış. Bir kameranın dibinde sabaha kadar oturmuşlar. Bu mu hainlik?”

“BİZ ANNELER CANLI CANLI ÖLÜYORUZ”

Konuşmasının ilerleyen bölümünde duygularına hâkim olmakta zorlanan Kafiye Aytar, yıllardır yaşadıkları yıpranmayı anlattı.

Eşinin Silivri yollarında kalp krizi geçirdiğini söyleyen anne Aytar, şu ifadeleri kullandı: “Eşim altı senedir çocuğunu görmüyor, yanına gidemiyor. Biz ölüyoruz, canlı değiliz. Biz anneler canlı canlı ölüyoruz.”

Oğlunun yanında güçlü görünmeye çalıştığını belirten Aytar, konuşmasının sonunda gözyaşlarına boğuldu: “Pazartesi günü oğlumun görüşüne gittim. Ona güçlü görünmeye çalışıyorum. ‘Ben büyüklerle konuşacağım, seni anlatacağım’ diyorum ama aslında çok güçsüzüm. Güçlü bir anne değilim…”

LEVENT HARP AKADEMİLERİ DAVASI’NIN KOMUTANLARI TAHLİYE EDİLDİ, KURMAY ÖĞRENCİLER HAPİSTE

1982 doğumlu Nazım Aytar, ilk görev yeri olan Şırnak’ta piyade komando üsteğmen olarak görev yaparken bir gece intikalinde mayına basılması sonucu ağır yaralandı. Olayda bir asker şehit olurken, üç asker yaralandı; Aytar’ın da parmakları koptu ve kendisine gazilik unvanı verildi.

Daha sonra Harita Komutanlığı’nda görev yapan Aytar’ın tayini Sarıkamış’a çıktı. Buradaki görevinin ardından Harp Akademileri Komutanlığı’nın kurmaylık sınavını kazandı ve kurmay öğrenci olarak eğitim almaya başladı.

15 Temmuz gecesi İstanbul Levent’teki Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki askerler arasında yer alan Nazım Aytar’ın da bulunduğu 116 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, öğrencileri o gece akademiye çağıran üç komutan da vardı.

Kamuoyunda “Levent Harp Akademileri Davası” olarak bilinen davada toplam 125 asker hakkında “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla dava açıldı. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların tamamına ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları verdi.

Ancak daha sonra Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 125 askerden 15’ine verilen cezaları bozdu. Bu isimler arasında Harp Akademileri Kurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Nevzat Taşdeler, Kara Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Selim Mert ve Hava Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Recep Yüksel de yer aldı. Söz konusu komutanlar 2021 ve 2022 yıllarında tahliye edilirken, aynı davada yargılanan bazı kurmay öğrenciler ise hâlen cezaevinde bulunuyor.

KURMAY ÖĞRENCİLER O GECE ASLINDA NE YAPTI?

TR724’ün edindiği bilgilere göre, 15 Temmuz gecesi Genelkurmay Başkanlığı’ndan iki-üç albay terör konusunu koordine etmek için Akademi’ye geldi. Kara Harp Okulu’nda Harekât ve İstihbarat Ana Bilim Dalı Başkanı Kurmay Albay Ahmet Zeki Gerehan’ın sevk ve idaresiyle Kara Harp Akademisi öğrencilerinin büyük bir kısmı üçer, beşler kişi olarak İstanbul’daki birliklere yardım etmek üzere dağıtıldı. Deniz ve Hava Akademileri öğrencileri okulda kaldı. Birliklere yardıma giden öğrencilerin genelinin davaları o birliklerin davası içinde görüldü. Öğrencileri yoklamaya çağıran komutanlar; Harp Akademileri Kurmay Başkanı Tümgeneral Hasan Nevzat Taşdeler, Kara Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Selim Mert ve Hava Harp Akademisi Komutanı Tümgeneral Recep Yüksel beraat etti. Komutanlarının emrini dinleyip okuluna yoklama vermeye gelen öğrencilerin büyük bir kısmı sabaha kadar sınıfında ve sırasında oturdu. Hava Harp Akademisi öğrencileri okul ve bina dışındaki kaos ve kargaşadan korunmak ve kendilerini emniyete almak için bulundukları binanın kapılarını arkadan kilitledi ve ışıklarını da söndürdü. Böyle olduğu halde darbe koordinasyonunda bulunmak darbeye katılmak suçlamasıyla müebbet cezalarına çarptırıldılar.

NAZIM AYTAR SAVUNMASINDA NE DEDİ?

Tutuklandığı tarihten itibaren uzun yıllar Silivri Cezaevi’nde kalan Nazım Aytar’ın yaklaşık bir yıl önce İzmir’e sevk edildi. Aytar, mahkemede yaptığı savunmasında o gece yaşananları şöyle anlattı:

“Baş hoca Albay Ahmet Zeki Gerehan, bizim amfide toplanmamızı emretti. Bütün öğrenci subaylar oradaydı. İstanbul çapındaki terör eylemi dolayısıyla öğrenci subayların görevlendirileceği yerleri anlattı. Bana herhangi bir görev verilmedi. Yüzbaşı Selçuk Tıraş geldi ve bana emri tebliğ etti. Terör eylemi beklentisi olduğu için bu emri sorgulamadım ve normal karşıladım. 23.30’da darbe haberlerini gördüm. Bize verilen emirle haberlerde gördüklerimin farklı olduğunu anladım. Darbe girişiminin bir parçası olmak istemedik. Piyade okulunun yatakhanesine geçerek bekledik. Hiçbir olaya karışmadık. Sabah saatlerinde ise Tuzla’daki piyade okulundan ayrılarak Harp Akademileri Komutanlığı’na yani görev yerimize döndük. Kimseden darbe girişimine yönelik emir almadım, kimseye emir vermedim. Mağduriyetimin giderilmesini ve beraatimi talep ediyorum.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin