Hizmet hareketinin medya yapılanmasına dahil oldukları iddiasıyla yargılanan ve aralarında Atilla Taş, Murat Aksoy, Abdullah Kılıç, Cihan Acar gibi isimlerin yer aldığı 12’si tutuklu 13 sanık, bugün ikinci duruşma için hakim karşısına çıktı.
13 gazetecinin 31 Mart’ta tahliye edildikten sonra gece yarısı soruşturması ile tekrar tutuklandıkları davanın duruşması sırasıyla gazeteciler Erkan Acar, Murat Aksoy, Hüseyin Aydın, Atilla Taş, savunmalarını yaptı. Sanatçı Atilla Taş, Bekir Bozdağ’ın Tweet’ten yatan bir Allah’ın kulu gösteremezsiniz’ sözünü hatırlatarak, “Ben Zeus’un kulu muyum?” diye sordu.
Daha sonra savunma yapan Gazeteci Erkan Acar yaptığı savunmasında “habercilik dışında bir faaliyetim olmadı” dedi. Acar, P24’ün bildirdiğine göre şunları söyledi:
“22 yıllık gazeteciyim, iki kitabım var. Habercilik dışında herhangi bir faaliyetim olmadı.
Özgür Düşünce için iddianamede terör örgütü yayın organı deniliyor. Ben bunu hiç hissetmedim ki. Çünkü yasal bir kuruluştu.
Hatta darbeden birkaç ay önce şimdiki Başbakanımız Binali Yıldırım Ankara’daki muhabirlerimizi kahvaltıya davet etmişti.
Bank Asya hesabındaki her hareket alt alta konularak toplanmış. Anne babama bile anlatamadım; annem 1 trilyonun varmış diyor.
Bu mali hesaplamayı yapan kişiye hakkımı helal etmiyorum. Bu yüzden aylardır cezaevindeyim.
Ekrem Dumanlı Zaman’da yöneticimdi. Benim yasal bildiğim bir kişiydi. FETÖ basın imamı yardımcısıymış filan bilmiyorum ki.
Üstelik Ekrem Dumanlı Başbakanımızın uçağında onunla, bakanlarla yan yanaydı. Çalıştığım sürede görüşmelerim tamamen iş içindir.”
Murat Aksoy: Ne yazık ki biz burada gazeteciliği savunuyoruz, ama beğenmeseniz de eleştirseniz de gazetecilik suç değil
Gazeteci Hüseyin Aydın’dan sonra Murat Aksoy söz aldı. P24 ve Artı Gerçek’in paylaştığına göre Aksoy savunmasında şunları söyledi:
“Meslek hayatım boyunca yazdığım hiçbir yorum, makale ya da sosyal paylaşım hakkında suçlama olmadı.
Daima üç temel değeri savundum: Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adalet.
Ne yazık ki biz burada gazeteciliği savunuyoruz, ama beğenmeseniz de eleştirseniz de gazetecilik suç değil.
Bu davalar açılırken, bu iddianameler hazırlanırken, bu kadar özensizlik hukuk açısından acı verici.
Suçlamalara bakınca, 12-13 kişiyle telefon konuşması, çok sayıda denen yurtdışı gezileri ve 7 ay çalıştığım Taraf gazetesi var.
Taraf gazetesine 16 Temmuz 2008’de girdim. 7 ay sonra Şubat ayında bir yazım yalanlandığı için aynı gün istifa ettim.
Bank Asya’da adıma açılan hesaptan hiç bilgim olmadı. Benim tarafımdan açılmadı. Zaten hesapta hiçbir hareket de olmamış.
Bank Asya’da adıma açılan hesaptan haberim olmadığı için kapatmam da mümkün değildi.
Eğer eleştirmek suçsa, suçlanabilirim, tartışılır. Ama ben 13 kişiyle yaptığım görüşmeler nedeniyle 2 müebbetle yargılanıyorum.
Eleştirel yazılarımı ve görüşlerimi Yeni Şafak’tan İMC TV’ye geniş bir yelpaze ile paylaştım.
Yazmış olduğum binlerce yazı, 300’den fazla tv programı ve sosyal medya paylaşımlarından hiçbiri nedeniyle hakkımda dava açılmamıştı.
Yazmış olduğum binlerce yazı, 300’den fazla tv programı ve sosyal medya paylaşımlarından hiçbiri nedeniyle hakkımda dava açılmamıştı.
Benim görüşlerim ve yazılarım yazdığım kurumun yayın politikasına göre değişmedi. Her mecrada eleştirel oldum. Daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adaleti savundum.
Terör örgütüne üye olmamakla yardım ve propaganda”dan tutuklandım. Beş ay sonra iddianamede “terör örgütü üyesi” olarak geçtim. Oysa tutuklanma gerekçeleri aynıydı.
Hiçbir gizli toplantıya katılmadım, kimseden talimat almadım, bir dolarım olmadı, Bank Asya’da hesap açmadım, Gülen’e hiçbir zaman ‘hoca efendi ve muhterem’ demedim. ByLock kullanmadım, çocuklarım onların okuluna gitmedi.
Yedi aylık sürede ne yapmış olabilirim ki, iki müebbetle yargılanıyorum. Üstelik mektup yasak haftanın 168 saatinde sadece bir saat aile 1 saat avukat görüşü var. 14 günde bir 10 dakikalık telefon görüşmesi hakkım var.
“Suç vasfım üç kez değişti” diyen Aksoy, “Bu süreçlerde savcılık neyi soruşturdu?
Bu kadar özensizlik Türk hukuku adına acı verici. Gazetecilikte 5N1K sorusu var. Bu iddinamede, Nasıl sorusu yok. Bu darbe nasıl olabildi sorusu yok.
Cengiz Çandar’ı iyi ki tanıdım. Kendisi ile ilişkimde evet süreklilik vardır. Yılların gazetecisidir. Ama iddianamede ne diye geçiyor Çandar, ‘FETÖ lideri basın halkla ilişkiler müdürü Ali Aslan’ın Türkiye’de irtibatlı olduğu kişi’ olarak geçiyor. Burada suç ve suçlu karma karışık olmuş demektir.
Bir diğer isim gazeteci Fehim Işık, kendisi İMC TV ve Hayat tv’de program yapımcısı. ‘Onursal başkanlığını FETÖ liderliğinin yaptığı toplantıya katılan zat’ diye geçiyor ismi. Bu toplantıyı organize edenler ortada değil katılan Işık iddianamede. Kendisiyle Türkiye sorunlarına dair konuştuğum çay içtiğim insandır.
Oyunculuk eğitimim var. Düşüp bayılsam anlamazsınız, ilk iddianame komikti ikinci trajikomik. Bu iddianame akıl alır gibi değil, diyen Aksoy, iddianame eklerindeki HTS analiz raporuna göre bugüne kadar yaklaşık 5 bin 270 kişi ile temas kurdum, bu 10 yıllık zaman dilimini kapsıyor.
Yalçın Akdoğan ile 153, Cem Küçük ile 98, Bekir Bozdağ ile 53, İbrahim Karagül ile 164, Hüseyin Çelik ile 25 kez görüşmesi oldu. Suçsa bunlarla da mesleki faaliyet kapsamında görüştüm.
Hiçbir haberimden pişmanlık duymuyorum. Ama keşke dediğim anlar oldu o da; FETÖ PYD ile iktisaplı yerlerde yazmasaydım. Sadece kendi fikirlerimi yazdım yazdıklarımdan değildir pişmanlığım ama o noktalarda yazdığım için pişman oldum.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşünde giydiği ayakkabıdan alıp giydim. Siyaset demokrasi ve özgürlüğü sağlar, yargı adaleti sağlar. Adalet bekliyorum.
Tahliyemi ve beraatımı istiyorum.”
Gazeteci Hüseyin Aydın: Muhabirlik yaparak nasıl suç işlemiş oluyorum
İstanbul 25. ACM’de bugün devam eden duruşmada gazeteci Hüseyin Aydın, “Çocuklarımdan ayrı geçirdiğim 389’uncu sabah. Beni anlamanızı rica ediyorum.” dedi.
İstanbul 25. ACM’de bugün devam eden duruşmadan P24’ün aktardığı bilgilere göre Hüseyin Aydın şunları söyledi:
“Çocuklarımdan ayrı geçirdiğim 389’uncu sabah. Beni anlamanızı rica ediyorum.
Tahliye kararı verildikten sonra cezaevinde 20 dakika sonra çıkıyorsunuz dediler. Yeni soruşturma yazılıyormuş haberimiz yok.
Ben Cihan Haber Ajansı’nda çalışarak, muhabirlik yaparak nasıl suç işlemiş oluyorum?
Benim aldığım maaş 2500 TL. Mecbur kaldığım için çalıştım. Bu ağır suçlamayı bana yüklemeyin, kaldıramıyorum.
Ajans maaşları Bank Asya’ya yatırıyordu. İddianamede para artışı diyor. Ben yatırmadım ki. Maaş ödemesi, mesai ödemesi.
Benim bu hain darbeyi gerçekleştirenle bir bağlantım var mı? Yok. İş yerimdeki adam ByLock kullanmışsa nereden bilebilirim?
31 Mart’taki tahliye sonrasını anlatan Aygün, tahliye ve geri tutuklanış sürecinin işkence dönüştürüldüğünü anlattı “Ve o gece yaşama sevincimi kaybettim” dedi. “Yalvardık bizi Silivri’ye götürün diye günlerce işkence muamelesinde, nezaret hanede tutulduk. Yerlerde yatırıldık.
Ben Cihan Haber Ajansı’nda çalıştım ama muhabir olarak. Muhabirin görev tanımı, sokakta çalışmaktır. Ben Feza’nın, Cihan’ın nereye bağlı olduğunu bilmiyordum. Tankta mı görüntülendim, silahlı mı görüntülendim. Nasıl darbeyle suçlanıyorum? Sokaktaki muhabirim ben?
Zaman Gazetesinde Ekrem Dumanlı ve yöneticilerle ilişkimden bahsediliyor benim iddianamemde. Ben Zaman’da çalışmadım bile ilişkilerini bilmem. Ben aldığım 2 bin lira için ekmek parası için çalıştım bu kurumlarda. Bu ilişkileri bilsem kapısından girmezdim.
Bu uğradığım haksızlığı kaldıramıyorum. 13 aydır hapisteyim. Suçlu ile suçsuzu ayırt etmenizi ve beraatimi istiyorum.”
Taş’tan ‘Tweet attı diye tutuklanan yok’ diyen Bozdağ’a: Ben Zeus’un kulu muyum?
İstanbul 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savunma yapan Atilla Taş, hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendiğini belirterek şunları söyledi: “Arkanızda ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor. Orada ‘Adalet zulmün temelidir’ yazması gerekiyor. Ben çok samimi, ruhumun bütün çıplaklığılya burada şunu söylemek istiyorum. Bu hain darbe girişimini yapan alçakları lanetliyor en ağır şekilde cezalandırılmalarını yüce rabbimden, adaletten diliyordum. En ufak bir suçum dahi olsa bir yıldır ayakta dahi duramazdım canıma kıyardım. Vicdanım o kadar rahat ki halen bu yüzden yaşayıp nefes alabiliyorum.”
“Suçsuzum ve bir yıldır suçsuz yere yatıyorum” diyen Taş şöyle devam etti: “Hiç alakam yok. Bir bakan çıktı ‘Tweet’ten yatan bir Allah’ın kulu gösteremezsiniz’ diyor. Ben Zeus’un kulu muyum? Ben de Allah kuluyum. Ben iflah olmaz bir devrimciyim. Ben Atatürkçüyüm. Mustafa Kemal’in askeriyim. En çok gurur duyduğum budur. Beni bu halimle alacak cemaat varsa hemen gideyim. Ama alan cemaat yok. Hayatımın hiçbir döneminde hacı-hoca kovalamadım. Ben kitap, öğretmen peşinde koştum. Hiçbir zaman hurafelere inanmam. Benim aklımı alacak hacı hoca daha anasının karnından doğmadı.”
Darbe girişimi gecesi saat 23.00’te darbe karşıtı tweet attığını dile getiren tutuklu müzisyen, darbecilere ‘bela okudu’: “Eski tweetlerimi gören hakim, savcılar o gece attığım tweete sağır kör kalıyorlar. ‘Ne kadar muhalif olursam olayım darbe onaylayacağım bir şey değildir’ diye saat 12.25’te tweet attım. Atilla Taş’ı kültür bakanı mı yapacaklardı darbe yapanlar? TBMM bombalanması ne demek. Bu onuruma dokundu. ‘Böyle saçmalık olabilir mi?’ diye yazdım. Ama darbeyle yargılanıyorum ben. Allah belalarını versin darbecilerin.”
