Türkiye’ye yaptırım

YORUM | PROF. MEHMET EFE ÇAMAN

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’yi CAATSA yaptırımları kategorisine aldı. Bu kategoriye daha önce alınmış bulunan devletler – Rusya, İran ve Kuzey Kore ve Çin – Batı bloğunun yirmi birinci yüzyıldaki en ciddi düşmanları. Türkiye’nin CAATSA kapsamında yaptırımlara tabi tutulması, bu nedenle son derece önemli bir gösterge. Bir NATO ülkesi olan Türkiye, TBMM’nin ilan edildiği ve meclis yönetiminin ortaya çıktığı 23 Nisan 1920’den bu yana geçen 100 yıllık tarih içerisinde ilk kez bu tür bir kategoriye alınmış durumda.

Aynı şekilde Avrupa Birliği (AB) de, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki gaz arama çalışmaları ve ilan ettiği münhasır ekonomik bölgeler nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uygulama kararı aldı. Bu da Türkiye-AB ilişkilerinde bir ilk olma özelliği taşıyor. Gerek Kıbrıs’ın tanınmaması ve adadaki işgalin devam etmesi, gerekse de Ege ve Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın karasularını ve münhasır ekonomik bölgesini bilinçli olarak dikkate almayan Mavi Vatan yayılmacılığı, Türkiye imajını darmadağın etti. Bundan on yıl önce Kopenhag Kriterleri’ni asgari ölçüde karşılamış, üyelik müzakerelerine başlamış, gelecek vaat eden bir ülke olan Türkiye, bugün komşularının topraklarına göz diken yayılmacı ve tehlikeli bir güç konumuna düşmüş bulunuyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

AB yaptırımlarına göre daha etkili olacak olan CAATSA esas olarak Moskova’nın ABD seçimlerine müdahale girişimi, Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıları desteklemesine karşı Başkan Obama döneminde getirilen yaptırımların derli toplu bir hale getirilmesini hedefliyordu. Bu çerçevede, CAATSA (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası), 2 Ağustos 2017’de Başkan Trump’ın imzasıyla yürürlüğe girdi. Bu yasa İran, Kuzey Kore ve Rusya’ya uygulanan yaptırımların esas dayanağını oluşturuyor ve zeminde Rusya’yı hedef alıyor. Buna göre Rusya savunma ya da istihbarat sektörleriyle ya da bunlar adına çalışan kurum ve kişilerle alışverişte bulunan kişi ve kurumlara ABD yönetimi tarafından yaptırım uygulanıyor. ABD Başkanı, CAATSA gereği, listelenmiş bulunan 12 yaptırım kaleminden en az beşini seçmek zorunda.

Yaptırımların kaldırılması için S-400’lerin Türkiye dışına çıkartılması ya da operasyonel hale getirilemeyecek hale getirilmeleri, tüm Rus askeri sistemlerinin ve teknolojisinin Türkiye hükümeti tarafından devre dışı bırakılması, Rusya ile istihbari ve askeri ilişkilerin sona erdirilmesi gerekiyor. Bu yaptırımlar, Rusya ile Türkiye arasında son beş yılda gerçekleştirilen işbirliğinin sonlandırılmasını hedefliyor. Bilindiği üzere son yıllarda Türkiye NATO dışı güvenlik politikası arayışlarına girmiş ve TSK bünyesinde Rusya ile ilişkiler Batı yöneliminin yerini almıştı. Türkiye NATO kapsamındaki stratejik işbirliklerinden giderek dışlanmış, NATO’nun Türkiye algısında ciddi değişiklikler meydana gelmişti. Bu değişikliklerin meydana gelmesinde Rusya ile olan stratejik ve askeri bağlar kadar, Türkiye’nin Suriye’de, Libya’da ve Karabağ’da cihatçılarla olan şaibeli ilişkileri rol oynamıştı.

Yaptırımlar çerçevesinde, yaptırım kapsamına alınan kişi ve kurumlara ihracat ithalat bankası desteği kesilebilir veya mal ve teknoloji ihracatı ruhsatı verilmemesi söz konusu olabilir. Aynı şekilde,  ABD mali kuruluşlarından kredi tedarik edilmemesi, uluslararası mali kuruluşlardan kredi verilmemesi, mali kurumlara ABD Merkez Bankası ile doğrudan alışveriş yapma izni verilmemesi, yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumlarla ihale ya da sözleşme yapılmaması, ilgili ülke ile ABD para birimi üzerinden işlem yapılmasının yasaklanması söz konusu olabilir. Yine, mali kurumlar ve bankalar arasında ödeme ya da kredi transferlerinin yasaklanması, yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumların ABD topraklarında gayrimenkul sahibi olmasının yasaklanması, ABD kişi ve kurumlarının yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumlardan sermaye ya da borç alışverişinin yasaklanması gibi önlemler devreye sokulabilir. Ve yaptırım kapsamına alınan kişilere ABD’ye giriş yasağı uygulanabilir ya da yaptırım kapsamına alınan kişi ve kurumlardaki üst düzey görevlilere de yaptırım kararı alınabilir.

Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar özellikle askeri teknoloji ve ekipmanı kapsıyor. Aynı zamanda sembolik düzeyde bazı Türk bürokratları yaptırım listesine dâhil ediyor ve Ankara rejimine gözdağı veriyor. Peki, somut olarak CAATSA kapsamına dâhil edilen Türkiye, ne gibi dezavantajlarla karşılaşacak? Buzdağının görünen kısmında olanlar belli: Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB), Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir ve Başkanlık yetkililerinden Mustafa Alper Deniz, Serhat Gençoğlu ve Faruk Yiğit’in CAATSA yaptırımları ile karşılaşacak. Buna göre, Türk bürokratların ABD’de bulunan mal varlıkları dondurulacak, vizeleri iptal edilecek. ABD’ye seyahat ederlerse tutuklanabilecekler. Fakat bu buzdağının su seviyesi altında kalan ve görünmeyen kısmı, çok daha endişe verici!

Son on yılda Türkiye özellikle savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik doğru adımlar atmaktaydı. Kendi teknolojisini üreten, kendi silahlarını yapabilen, savunma sanayisinde kendi kendine yeten bir ülke konumuna yükselmeyi hedeflemekteydi. Demokratik hukuk devleti gelişen ve komşularıyla ilişkilerini dengeli ve işbirliği yönelimli olarak tasarlayan Ankara’nın bu girişimleri son derece olağan karşılanıyordu.

Ancak otoriterleştikçe ve özellikle de 15 Temmuz 2016 sonrası hem iç siyasette hem de dışarıda giderek öngörülemez hale gelen Türkiye’nin güvenlik ve dış politika tercihleri sorgulanmaya ve endişe vermeye başlamıştı. Suriye’de Rojava Kürtlerine karşı saldırgan tutum izleyen, bunun yanında IŞİD ve El Nusra gibi cihatçı İslamcı grupları örtülü veya açık olarak destekleyen Ankara, Batılı müttefiklerinin tepkisini çekti. Dahası bu cihatçıları bölgede başka ülkelere kaydıran ve paralı asker olarak vekâlet savaşlarında kullanma eğilimine giren Erdoğan yönetimi, diğer taraftan Avrasyacı cunta ve onun müttefiki olan partilerle, dış politika dümeninin Moskova yönüne doğru kırılmasını beraberinde getirdi. Dolayısıyla içeride Batı düşmanlığı yüksek hızla artarken, anayasal hakları ve özgürlükleri askıya alan otoriter bir rejim konsolide oldu. Dışarıda ise Yunanistan ve Ermenistan gibi komşu ülkelerle ciddi gerginlikler yaşanmaya başladı. Dahası Türkiye Suriye ve Irak’ta yayılmacılığı andıran, Neo-Osmanlıcı bir askeri-emperyal retorikli yaklaşım sergilemeye başladı. Libya gibi, topraklarından binlerce kilometre uzakta bir ülkede vekâlet savaşına girişti.

Tüm bunlar olurken, içeride Rusya’cı güçlerin ağırlığı arttı. 15 Temmuz sonrası ordudaki amiral ve general toplam sayısının yarısını sudan gerekçelerle tasfiye edildi, ordudan atıldı ve tutuklandı. Binlerce orta ve alt rütbeli subay aynı kaderi paylaştı. Bu tutuklanan ve tasfiye edilen kadronun ortak özelliği, NATO ittifakına değer veren, Türkiye’nin Batılı liberal demokratik bir hukuk devleti olmasını isteyen bir kadro oluşuydu. Bu tasfiyenin ardından, daha önce Avrasyacı yönelimleri bilinen Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ayışığı gibi darbe girişimi davalarından mahkûmiyet almış derin yapılar TSK’da etkin pozisyonlara getirildiler.

CAATSA ve AB yaptırımlarının arka planında tüm bunların ABD ve AB tarafından bilinmesi geliyor. Her ne kadar ABD de AB de Türkiye’yi tümüyle kaybetmemek için dengeli ve yavaş da hareket etseler, etkisiz olduğu anlaşılan “yatıştırma politikasının” sona erdiği anlaşılıyor. Her iki aktör de tutumlarını sertleştireceklerini ve bunun artık gidilen istikametten son çıkış olanağı olduğu mesajını Ankara’daki rejime ilettiler. ABD ve AB belli ki halen Türkiye’de bir iktidar değişikliği ile sorunların çözülebileceğine inanıyor. Türkiye’de konsolide olan rejimi de, bu rejimin görünen ve görünmeyen ortaklarını da fazla dikkate almıyorlar. Erdoğan’ın farklı bir rotaya girebileceğini ya da Erdoğan yerine başka bir liderin iktidara gelebileceğini düşünüyorlar. Oysa dikkatli bir bakışla, örneğin CHP’nin S-400’ler konusunda Erdoğan’a destek açıklamaları yaptığını, daha önceki dış politika hamlelerinde (mesela Suriye’deki askeri operasyonlarda) MHP’nin yanında, CHP ve İYİP’in de Erdoğan’a tam kadro destek olduğunu görmezden geliyorlar. Sanıyorum Türkiye algılarında, Türkiye dışındaki bazı Türkiyeli akademisyenlerin analizleri önemli rol oynuyor. ABD ve AB’li karar alıcılar, Türkiye’yi ısrarla bazı çevrelerin lanse ettiği şekilde okumaktan vazgeçmiyor. Joe Biden dönemi, bu konuda bir tutum değişikliğine yol açabilir.

ABD ve AB tarafından eşgüdümlü olarak yaptırımlara maruz bırakılan Türkiye, yakın ve orta dönemde kendisine çeki düzen vermeye başlamazsa, ekonomik yıkımı daha da hızlandıracak daha etkili yaptırımlar gelebilir. 2021 yazı, Ankara için son şans olabilir. Ancak bir ihtimal, Rusya’cı cunta ve derin devlet ağı, rejimin Rusya’ya daha fazla kayması ve Batı ile tümüyle köprülerin atılmasını da sağlayabilir. Batı pozisyonunu netleştirdikçe Ankara’yı da karara zorlayacak. Önümüzdeki aylarda hangi yönde bir gelişim olacağını daha net görebileceğimizi tahmin ediyorum.

1 YORUM

  1. Hocam Kılıçdaroğlu ve Akşenerin yaptırımlar sonrasında rejimin yanında yer almasını ABD ve AB de gözlemlemiştir. Siyaseten bu işin olmayacağı artık net. Peki bundan sonra TSK üzerinden rejim değişikliği mümkün mü. Tr de Hala Hulusi AKAR dan bu yolda beklentisi olanlar var. AKAR ‘ın su an orduyu kontrolü altına aldığı söyleniyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin