Türkiye’de vatandaş neden devlet kapısında iş arıyor?

YORUM | SÜLEYMAN C. KARAMAN 

Türkiye’de devlette iş bulabilmenin ayrı bir anlamı vardır. Hatta bazı insanlar çocuğu devlette iş bulamamışsa, onu işsiz sayar. “Bizimkisi de hala iş bulamadı” diye yorum yapar. Madem devlette çalışmak o kadar önemli bir şey, neden herkesi devlet istihdam etmiyor? Neden insanlar başka işler yapmak için yoruluyor? 

Bir ülke ekonomisi aslında o ülkedeki insanların ekonomik faaliyetlerinin toplamıdır. İnsanlar bu faaliyetleri azaltıyorsa, yani daha az aksiyon alıyorlarsa bu ülke ekonomisinin de küçüleceği anlamına gelir. Eğer insanlar daha çok risk alabilecek rahatlıkta hissediyorlarsa, ekonomi büyüyecektir. Eğer ekonominin büyümesini istiyorsanız, insanları aksiyona iten faktörlerin ne olduğunu araştırmak gerekir.

Neticede insanların özgür iradeleri var ve onlara zorla iş yaptırmak pek akıllıca değil. Siz onlara zorla iş yaptırdığınızı zannedersiniz ancak sonuçta elde ettikleriniz sınırlı, verimsiz olur. Asıl marifet, insanlara seve seve iş yapmalarını sağlayacak ortam oluşturmaktır. Ekonomide de böyledir. Kimseye zorla ekonomik faaliyet yaptıramazsınız. İşlerine nasıl geliyorsa öyle hareket ederler. Büyük çoğunlukla kendi şahsi menfaatleri hangi yöndeyse o yönde karar alırlar.

Mesela meslek seçerken kendi iç eğilimlerinin yanında hangi mesleğin ne kadar gelir getireceğine bakarlar. Bir iş kurarken, eğer o işten kâr elde edeceklerini düşünüyorlarsa, gerekirse kendi ceplerinden para harcayarak yatırım yaparlar. Eğer zarar edeceklerini varsayıyorlarsa, onlara bir kuruş bile para harcatamazsınız. Bu tür işler zorla yaptırılmaz.

Bu sebeple birçok ekonomist devletin ekonomiyi büyütmede doğrudan bir katkısının olamayacağını savunur. Yani bir ekonomiyi zor kullanarak büyütemezsiniz. İnsanlar, hamle yaparken başka faktörleri de göz önünde bulundurur.

Eğer çok çalışıp büyük yatırımlar yapıp bir iş kurduktan sonra devlet gelip o kadar emek harcanan kuruma el koyacaksa, o işe girmekten baştan vazgeçer insan.

Diyelim çok iyi bir iş kurmak için çok iyi fikirlerin var. Ama devlette bir memur o projenin gerçekleşmesi için gerekli imzayı atmayacak, ya da o imza için rüşvet isteyecekse, o işe girmemek daha akıllıca bir hareket olabilir. Herhangi bir anlaşmazlık durumunda bağımsız mahkemelerde hak aramak zorsa, hakkını alamama korkusu insanı yine o ekonomik aktiviteden vazgeçirecektir.

Bunun gibi faktörlerin bir araya geldiği yerlerde insanlar ekonomik faaliyetlere girişmez, ekonomiler de küçük kalır. Yeni işler kurulmaz ve yeni istihdam kapıları açılmazsa, herkes mevcut en güvenilir istihdam kapısına, yani devlete yönelir. Türkiye’de olduğu gibi.

Zamanında Sovyetler Birliği’nde uygulanmak istenen ekonomik rejimin problemlerinden biri, insanlara doğru aksiyonu alma konusunda doğru sinyalleri vermemesiydi. Böyle rejimlerde insanlara bir iş kurma, ekonomik aksiyon alma fırsatı verilmediği ve daha ötesinde insanlar üst makamlarda olan birilerinin fikirleriyle sınırlı kalmaya mahkum oldukları için potansiyellerinin altında üretim gerçekleşiyordu. Tek problem bu değildi elbette ama problemlerin başında bu durum geliyordu.

Öte yandan Sovyetler Birliği ve benzeri rejimlerin bir başarısı varsa, geliştirdikleri söylem ve motivasyonla insanları ideallere yönlendirme konusundaki becerileriydi diye düşünüyorum. Bu rejimler her ne kadar despot olsalar da kendi insanlarını bazı ideallere inandırmış, onları bazı hedefler doğrultusunda motive etmişlerdi. Bu ülkelerin halkları olması gerekenin çok üstünde gayret etmiş, çalışmışlardı.

Türkiye’de de devlet merkezli bir ekonomik rejim olmasına rağmen, yani Sovyet modeline benzemesine rağmen, en büyük problemlerden biri ortak bir söylem geliştirilememiş olması. Hep beraber inanılan değerler olmadığı için de zamanımızın çoğunu birbirimizle uğraşmakla geçiriyoruz. En basit bazı değerler üzerinde bile anlaşamıyoruz. Bu konuda Kuzey Kore’den bile gerideyiz desem yeridir. Ülke içi politikalarımız bölücülük üzerine kurulu.

Bazı değerlerin öne çıkarılarak insanların bu değerler etrafında motive edilmesi aslında ekonomi yönetimi açısından da önemli bir başarı çıtasıdır.

Bugün Türkiye ekonomisinin en temel ihtiyacı güven ortamı. İnsanlar ABD Doları’nın Türk Lirası karşısında yükselmesinden bir felaket haberi olarak bahsediyorlar. Ancak aslında bu bir semptomdur. İnsanlar var olan paralarıyla yatırım yapamadıklarında, dövize yönelirler. Ne kadar çok döviz alırlarsa, dövizin değeri de o kadar yükselir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlarda parası olup dolar almayanın aklından şüphe edilebilir. İnsanların dolar alması ekonomiyi gerileten bir sebep değildir. Olsa olsa sonuçtur. Ekonominin bozulmasının temel sebebi güven ortamının bozulması. Tersinden baktığımızda, bir güven ve istikrar ortamı oluşturulabilirse, ekonomi de kolaylıkla düzelir. Böylece insanlar da devletten iş aramayı bırakıp geliri daha yüksek daha severek yapacakları işlere yönelirler.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin