Türkiye-İsrail ilişkileri Kürt hareketini etkiler mi?

Son bir yılı gizli, son birkaç ayı ise kameralar önünde cereyan eden Türkiye – İsrail ilişkilerinin ‘normalleşme’ süreci şüphesiz Kürt siyasal hareketi üzerinde de ciddi etkiler yaratmakta. Fakat ilginçtir, ne Türkiye kamuoyunda ne de Kürt cenahında bu ‘normalleşmenin’ Kürtler için hangi anlamlar taşıyabileceğine dair tartışmalar henüz duyulur bir hüviyet kazanmadı.

Arkaik bir yaklaşımla baktığımızda, Kürt siyasal hareketinin İsrail okuması özellikle Tel Aviv’in bölgede tek NATO üyesi devlet olan ve Arap olmayan Türkiye ile beraber hareket etmeyi öncelediği şeklinde ifade edilebilir. Bu bağlamdan hareketle, Kürtlerin İsrail algısını oluşturan ve Kürt kolektif hafızasını şekillendiren faktörlere baktığımızda karşımıza üç temel husus çıkmakta. Birinci ve kendini PKK’ya yakın hisseden Kürtlerin asla unutamayacağı nokta 1999 yılında Mossad’ın da operasyonel katkıları neticesinde PKK lideri Öcalan’ın Kenya’nın başkenti Nairobi’de yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi hadisesi olmuştur.

İkinci faktör ise şüphesiz İsrail’in Türkiye ile güvenlik ve istihbarat alanlarında tarihsel olarak yakın işbirliği içerisinde bulunmasının PKK’nın Türkiye ve bölge ile ilintili hedefleri ile örtüşmemesinden kaynaklanmakta. Hususiyle, silah sanayisinde Türkiye ve İsrail arasındaki yakın ilişki, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde Türk askerinin yeni ve teknolojik silahları kullanma imkanından ötürü PKK’ya ağır kayıplar verdirmesi neticesini doğurmuştur. Üçüncü olarak ise, Leninist bir hareket olarak ortaya çıkan ve 1980’li yıllarda Bekaa Vadisi’nde lider kadrosunu korumaya çalışan PKK, kendisine ideolojik olarak yakın gördüğü Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yanında İsrail’e karşı savaşmış ve İsrail’e azımsanmayacak kayıplar verdirmiştir.

PRAGMATİK İLİŞKİLER

berk spotBu hususlara baktığımızda PKK’nın İsrail düşmanı bir örgüt olduğu sonucunu çıkarmak şüphesiz naiflik olacaktır. PKK’ya daha yakın bir mercekle baktığımızda aslında İsrail ile ilişkiler meselesinde iki başat fraksiyonun olduğunun altını çizebiliriz. Bir taraftan İran’a yakınlığı ile bilinen Cemil Bayık ve kadrolarının İsrail ile kurulacak ilişkilere son derece kuşku ile baktıkları bilinirken, diğer taraftan Murat Karayılan ve ekibinin ise İsrail ile PKK’nın daha yakın işbirliği içerisinde olması gerektiğine dair fikirleri öteden beri bilinmekte. Hatta öyle ki, PKK’nın o dönem bir numarası olan Murat Karayılan 2010 yılında İsrail’in Haaretz gazetesine bir mülakat vererek, ‘En çok da İsrail’in bizi anlaması gerekir. Tarihinde soykırıma, ölümlere ve sürgünlere maruz kalmış bir toplum, bugün Kürtlerin yaşadığı acılara ortak olmalı ve Türkiye ile birleşerek Kürtlerin ölümüne ortak olmamalıdır’ şeklinde ifadeler kullanmıştı. PKK’nın İsrail’e dair bu ikili yaklaşımı aslında Öcalan’ın şahsında anlaşılabilecek bir durum. Aksi takdirde, örgütünü yönetmeye hapiste olmasına rağmen bu kadar muktedir olan Öcalan, İsrail gibi önemli bir ülkeye dair alınacak ve örgütün çıkarlarına halel getirecek ikili bir tutuma asla izin vermezdi.

Öcalan’ın İsrail yaklaşımı kendisini tanıyanların da tahmin edebileceği gibi son derece pragmatik sebepler üzerine inşa edilmiştir. 1980 ve 1990’lı yıllarda Suriye ve Irak’ta bulunan farklı PKK kamplarında terör örgütü mensuplarına yaptığı konuşmalarda, Öcalan İsrail’i kapitalizm üzerinden eleştirerek, Yahudileri PKK’nın ideolojik düşmanları olarak sunmuştur. Fakat, aynı tutum PKK’nın Türkiye ve bölgesel konularda ki hedef ve amaçlarının desteklenmesi meselesine gelince, Öcalan önceki tutumunu tamamen değiştirerek, son derece pragmatist söylemlerde bulunmuştur. Örneğin, 2005 yılında avukatı aracılığı ile bir açıklama yapan Öcalan, ‘İsrail’in Ortadoğu’da kurulacak demokratik düzenin koruyucusu ve hamisi olacağına dair hiçbir şüphem yok’ şeklinde bir ifade de bulunmuştur.

HDP’NİN İSRAİL POLİTİKASI

HDP kurulduğu 2013 yılından itibaren İsrail’in özellikle bölgede uyguladığı politikalara hep bir ağızdan karşı çıkmış ve bu yönü ile PKK ve Öcalan’ın pragmatik tavrının aksine son derece prensiplere dayalı bir tutum geliştirmiştir. 2014 yılında İsrail’in Gazze’yi ablukaya aldığı ilk dakikalarda bir basın açıklaması yapan Selehattin Demirtaş ablukayı çok sert sözlerle kınayarak şöyle demişti:

‘İnsanların öldürülmelerini ve evlerin bombalanmasını lanetliyoruz. Uluslararası kamuoyuna buradan çağrıda bulunuyor, insanlığa karşı işlenen bu suçu durdurmak için sessizliğini bozmasını talep ediyoruz. Bu vesileyle mazlum Filistin halkının yanında olduğumuzu belirtmek istiyor ve İsrallilerin bu barbarlığa ses çıkarmalarını rica ediyoruz.’

Bununla beraber, özellikle İsrail ile ilişkilerin son derece gergin olduğu 2015 yılında katıldığı bir toplantıda da, ‘Ey Erdoğan, İsrail’e atıp tutuyorsun ve burdan oy devşirmeye çalışıyorsun. Fakat bunu yaparken insanlığı ve insani değerleri ayaklar altına alıyorsun. İsrail ve Türkiye iki dost ülke olmalıdır. İnsanlar ve devletler arasındaki düşmanlık sürekli olamaz. İsrail ve Filistinin insanları da beraber yaşamayı öğrenmelidir’ ifadelerine de imza atarak, HDP’nin İsrail ile ilintili pozisyonunun son derece dengeli ve ilkesel olduğunu tekrar vurgulamıştır.

Son tahlilde, İsrail – PKK – HDP üçgenin önümüzdeki günlerde nasıl bir yöne evrileceğine baktığımızda, bu sorunun cevabının Türk – İsrail ilişkileri ile bağlantılı olduğu gerçeğini görmekteyiz. Türkiye ve İsrail ilişkilerinin normalleşmesi, Netanyahu’nun yeni Amerika Birleşik Devletleri başkanı Trump ile son derece yakın bir ilişki kurması, Erdoğan’ın geçtiğimiz haftalarda Trump ile görüşerek teröre karşı ortak eylem içerisinde olma sözü alması gibi etmenler yakın gelecekte Kürt siyasal hareketinin son derece zorlu bir sürece gireceğine işaret etmekte.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin