Türk ordusunun Kore’de ne işi vardı?

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

Osmanlı Devleti’nin son on yılında Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı yaşanmış, Osmanlı orduları bu savaşlarda kısmi başarılar haricinde mağlup olmuş ve en büyük mağduriyeti de halk yaşamıştı.

İstiklal Harbi sonunda kurulan cumhuriyet yönetimi ise “Yurtta Barış, Dünyada Barış!” ilkesini temel prensip olarak benimsemiş, Türk ordusu uzun bir süre herhangi bir silahlı mücadeleye iştirak etmemişti.

Bu alanda ezberleri bozan gelişme, Menderes iktidarının ilk aylarında yaşandı ve DP Hükümeti, Kore’ye asker gönderme kararı aldı. Böylece Türk ordusu yıllar sonra bir savaşa iştirak edecektir.

NATO HEDEFİ

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’nin (SSCB) tehdidiyle karşı karşıya kalan İnönü yönetimi, ABD ve Batı ile yakınlaşarak bu tehditten kurtulmayı amaçlamış ve Türkiye, komünist bloğa karşı ABD’nin başını çektiği Batı ittifakının müttefiki olmuştu.  

1947’de ABD ile yapılan anlaşma sonrasında yeni hedef, 1949’da kurulan NATO’ya üye olmaktı. CHP iktidarı üyelik başvurusu yapsa da bir sonuç elde edemedi. 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimleri CHP’nin kaybetmesiyle Türkiye’de bir dönem kapandı ve iktidar “kansız bir şekilde” el değiştirdi.

DP de CHP’nin dış politika önceliklerini aynen devam ettirmekteydi. Partinin seçim bildirgesinde NATO’ya üye olma hedefi yer almakta, Türkiye’de iktidar değişse de Batı yanlısı politika ve “Sovyet karşıtlığı” devam etmekteydi.

Kore yarımadası İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar Japonların sömürgesiyken savaşın sonunda 38. Paralel sınır alınarak ikiye ayrılmış, kuzey Sovyetlerin, güney ABD’nin elinde kalmıştı.

Sonrasında bölgenin yönetimi hakkında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca kuzeyde Sovyetlerin güdümünde “komünist” Kuzey Kore, güneyde de ABD güdümünde “kapitalist” Güney Kore kuruldu. Ancak aynı topraklardaki farklı ideolojilere sahip iki devlet arasında 1950 Haziran’ında çatışmalar başladı ve bu durum ABD tarafından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşındı.   

MENDERES’İN MOTİVASYONU

Bu sırada SSCB, Mao yönetiminde kurulan “komünist” Çin Halk Cumhuriyeti’nin BM Güvenlik Konseyi’nde olmamasına tepki olarak Konsey’de yer almıyordu. Bu durum ABD’nin istediği kararı çıkarmasını sağladı ve BM, üyelerinden Kore’ye asker göndermelerini talep etti.

Bu çağrıya uyan devletlerden birisi de Türkiye oldu. Menderes Hükümeti, TBMM’nin onayı olmadan Kore’ye asker gönderme kararını açıklayınca, muhalefet, bunun anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle büyük bir tepki gösterdi.

Karar; Menderes’in Yalova’daki yazlığında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut’un katıldığı bir toplantıda alınmıştı. Ayrıca bir Bakanlar Kurulu kararı da yoktu.

CHP’nin tepki göstermesinin diğer nedeniyse böylesine önemli bir konuda İnönü gibi “tecrübeli bir asker ve yıllarca devlet yönetiminde sorumluluklar üstlenmiş bir kişinin” fikrinin alınmamasıydı. Muhalefetin itirazlarına karşılık Menderes Hükümeti, anayasanın hangi durumların savaş hali sayıldığını açıkça yazmadığını ifade ediyordu. CHP de bir süre sonra itirazlarından vazgeçecek ve DP’nin kararına destek verecektir.

DP iktidarı Kore’ye asker gönderme kararı sonrasında NATO’ya üyelik için ikinci defa başvuru yaptıysa da yine olumlu cevap alamadı. Buna rağmen Türkiye, BM kararı doğrultusunda Kore’ye ABD’den sonra asker gönderen ilk devlet oldu.

Albay Tahsin Yazıcı komutasındaki Türk birlikleri 5.000 kişiden oluşmakta ve erler içinde Ermeni, Musevi, Rum ve Süryani 17 gayrimüslim Türk vatandaşı da yer almaktaydı. İkinci büyük kuvvet olan Türk birliği, Türk basını tarafından “dini bütün bir Hıristiyan” olarak tanıtılan Amerikalı komutan General MacArthur’a bağlı olarak savaşacaktı.

MacArthur kuvvetleri başlangıçta büyük bir zafer kazandılar. Ancak sonrasında Çin, bölgeye 125.000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Türk kuvvetleri Amerikan ordusunun geri çekilişi sırasında onların güvenliğini sağlamakla görevlendirildi ve bu muharebelerde çok ağır kayıplar verdi. Sovyetlerin de savaşa girme ihtimali sonrasında 38. Paralel sınır kabul edilerek bir ateşkes yapılmasıyla soğuk savaş döneminin ilk büyük sıcak savaşı sona erdi.

KOMÜNİZME KARŞI CİHAT

DP Hükümeti kararın alınmasından itibaren büyük bir propaganda faaliyetine girişti. İktidar radyoda; “Birleşmiş Milletler Saati”, “NATO Saati”, “Kore Savaşı Saati” gibi programlar yaptırmakta, basın, Türk askerinin “komünizme karşı savaşmak için” Kore’ye gönderildiğini belirtmekteydi. İktidarın ifadesiyle, “komünist basın” hariç bütün basın harekâtı desteklemekteydi.

Türk askerlerinin Kunuri Muharebelerinde elde ettiği başarı, heyecanı iyice artırdı. Bunun sonucunda DP’nin organizasyonlarıyla birçok şehirde askerler için toplantılar düzenlendi ve mevlitler okutuldu. Heyecan, 30.000 kişinin iştirak ettiği iddia edilen ve hükümet ileri gelenlerinin katıldığı, Süleymaniye Camii’nde okutulan mevlit ile zirveye çıktı.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) da Kore Savaşı’nın “cihat olduğunu, savaşta ölenlerin şehit olacağını” açıklayarak iktidara destek verdi. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki, savaşın komünizme karşı yapıldığını, dolayısıyla “hak ile batıl, ehl-i kitapla kitapsızlar, inananlarla Allahsızlar arasında cereyan ettiğini” ifade ediyor hatta Kore Savaşı’nı Peygamberimizin Mekke ve Medine’deki mücadelesine benzetiyordu.

Kore’ye asker göndermeye karşı çıkan ve bu amaçla bildiri dağıtan Behice Boran’ın başkanı olduğu Barışseverler Cemiyeti ise basın tarafından “kökü dışarıda bir cemiyet” ve “kızıl emperyalizmin köprübaşı” olmakla suçlanmaktaydı. Hükümetin tepkisi gecikmedi ve cemiyet kapatılarak kurucuları, “milli menfaatlere aykırı beyannameler dağıtmak” suçlamasıyla tutuklandılar. Yine DP Hükümeti, asker gönderme kararını yazı ve karikatürlerle eleştiren on yedi dergiyi de “komünist oldukları” gerekçesiyle kapattı.  

Propagandalar o kadar etkili oldu ki, “gönüllü olarak” Kore’de savaşmak isteyen binlerce kişi askerlik şubelerine başvuru yaptı. Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen de Bayar’la görüşerek Kore’ye gitme talebini iletti.

Türkiye Milli Talebe Federasyonu da Kore’ye asker gönderme kararını öven bir bildiri yayınladı. Federasyonun başkanı, daha sonra Koç Holding’de yönetici olan Can Kıraç’tı. Kıraç’ın aynı tarihlerde Millî Eğitim Bakanlığı’na bir mektup göndererek Paris’te devlet tarafından okutulan bazı öğrencilerin “komünist olduklarını” tespit ettikleri gerekçesiyle dövizlerinin ödenmemesini istediği ve bunun üzerine 109 öğrencinin geri çağrıldığı görülmektedir.

Türk askerinin Kore’de büyük bir cesaretle savaşması ve kamuoyunun verdiği büyük destek, ABD yönetimi ve kamuoyu tarafından takdirle karşılanmakta, Amerikan gazeteleri “Türkler kızılları korkutuyor, Türkler imdada koşuyor” gibi manşetler atmaktaydı.

KURBAN MEHMETÇİK

Türkiye, 1952’de NATO’ya kabul edildi ve SSCB tehdidine karşı bir destek daha elde etti. ABD’nin bu kararında Uzakdoğu’da somut olarak ortaya çıkan Sovyet tehdidinin yanında Balkanlarda Yugoslavya’nın da hedef olması etkili oldu. Ayrıca Türk askerinin Kore’de fedakârca savaşması ve Kunuri’de ağır kayıplar pahasına Amerikan askerlerini imhadan kurtarmaları da Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesinin diğer nedeniydi.

Savaşın bedeli ise çok ağır oldu. 1953’e kadar devam eden muharebelerde 721 asker şehit oldu, 675 asker yaralı olarak Türkiye’ye döndü, yaralanan 1.475 asker Kore’de tedavi edildi, 234 asker esir düştü ve 175 asker kayboldu.

Bütün bu kayıplar, Türkiye’den binlerce kilometre uzakta cereyan eden bir savaşın ağır bilançosuydu. Buna karşılık DP’li bakanlardan Samet Ağaoğlu, “Kore’de bir avuç kan verdik ama büyük devletler arasına katıldık” diyecektir.

Sonuçta Türkiye bedeli çok ağır olsa da NATO üyesi olabilmek için Kore’ye asker göndermiş ve amacına ulaşmıştı. Kore’nin ne adını ne de haritadaki yerini bilen Mehmetçik, bunun için “kurban” edilmiş, savaş, DİB tarafından “Allahsızlara karşı cihat”, Hükümet tarafından da “komünizme karşı savaş” olarak takdim edilmişti.

Bu propagandaların etkisiyle kamuoyu ve halk, “Türk askerinin Kore’de ne işi olduğunu” sorgulamamış, ciddi bir tepki yaşanmamış ve Menderes iktidarına göre “bir avuç kan feda edilerek” NATO üyeliği gerçekleşmiş ve Türkiye, Amerikan yardımlarını alma imkanına kavuşmuştur.

***

Seçilmiş Kaynakça: B. Oran, Türk Dış Politikası (1919-1980), İstanbul, İletişim, 2003; S. Bulut, “38. Enlemde Güç Mücadelesi”, Mavi Atlas, 2018, S. 6; D. Duman, “Kore Savaşı ve Türkiye’de Savaş Karşıtı Bir Örgütlenme: Türk Barışseverler Cemiyeti”, ÇTAD, 2019, S. 39; B. Akkaya, “Türkiye’nin NATO Üyeliği ve Kore Savaşı”, Akademik Bakış Dergisi, 2012, S. 28;   https://www.haberturk.com/gundem/haber/982150-can-kiracin-64-yillik-mektubunda-dikkat-ceken-ayrinti (27.6.2021).

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin