Tuncer Bakırhan’dan ‘mutlak butlan’ tepkisi: “CHP’ye yargı müdahalesi barış süreci konusunda kaygıları artırdı”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada CHP’ye yönelik ‘mutlak butlan’ kararını yorumladı. “Butlan kararı salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan, zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse biza başka hikaye anlatmasın. Demokratik siyaset dışarıdan şekillendirilmek isteniyor.” diyen Bakırhan, ” Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal bu garabete bir son vermelidir. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Biz bunu geçmişte çok gördük ve deneyimledik. CHP’ye yönelik yargı müdahalesi barış süreci konusunda kaygıları artırdı. Toplumdaki güvensizliği derinleştirdi. Bu gelişmeler topluma zarar verir, sürece zarar verir.” ifadelerini kullandı.

Tuncer Bakırhan’ın konuşmasından bazı bölümler şöyle:

  • Türkiye’de milyonlarca insanımız açlıkla mücadele ediyor. Açlık Türkiye’de 365 gün süren yaşam mücadelesinin adıdır. Çukurova gibi, Harran gibi bereketli ve verimli ovalarımız olmasına rağmen Adana’da bile ailelerimiz, insanlarımız gidip sebze pazarlarında ortaya atılan çarık çürükleri topluyorsa, bu 22 yıldır bu ülkeyi yöneten iktidarın ayıbıdır. Artık bunun son bulması gerekiyor. Geçtiğimiz haftaki kurban bayramına tarihin en derin yoksulluğunun gölgesinde girdik. Çok iyi biliyorum; kimileri evine bir kilo tatlı bile alamadı. Kimileri de çocuklarına bayram harçlığı bile veremedi. Bu çok büyük bir ayıptır. Dünya tarihinin en zor ekonomik krizinin tam ortasındayız. İktidarın bugüne kadar yapmış olduğu planlar, programlar, projeler birer birer çöküyor. Her seferinde bize ekonominin düzeleceğini, yoksulluğun giderileceğini, açlıkla mücadele edeceklerini söylüyorlar ama maalesef bugüne gerçekleşmedi. Bundan sonra gerçekleşir mi, emin değilim. Görünen o ki yoksulluk e açlık büyüyerek devam edecek. Kazan kaynamıyor, toplum gittikçe yoksullaşıyor. 
  • Bir yandan da Türkiye tarihinin en sert siyasi krizlerinden birini yaşıyor. Ana muhalefet partisine karşı istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararı ve genel merkezin kolluk şiddetiyle basılması bu krizin en çıplak yüzü oldu. Butlan kararı salt hukuki bir meselenin çok ötesindedir. Bu karar demokratik siyaseti dışarıdan, zorla şekillendirme girişimidir. Hiç kimse biza başka hikaye anlatmasın. Demokratik siyaset dışarıdan şekillendirilmek isteniyor. Öte yandan kimse, ‘Bu bir yargı kararıdır’ diyerek 86 milyona ‘cambaza bak’ oyununu da oynamasın. Bu rejimin en yakın tanığı, sanığı ve şahidi bizleriz. Bu gelenektir. Hiçbir zaman ‘cambaza’ bakmadık, bundan böyle de bakmayacağız. İstisnanın kural haline geldiği bir düzende tek pusula demokratik meşruiyettir. Hiçbir zaman sandığın iradesinin yargı kararnamesiyle iptal edilmesini kabul etmeyeceğiz. Kimse de bize kabul ettiremeyecek. Çok net söylüyoruz; bizler açısından Türkiye siyasetinin anahtar kavramı demokratik meşruiyettir.
  • Bu sebeple şunu açıkça ilan ediyoruz. İstinaf mahkemesinin verdiği karar yalnızca bir siyasi partiyi değil, tüm siyaset ve sivil toplum alanını, örgütlenme hakkını, demokratik yaşanı derinden tehdit etmektedir. Bu kararla siyasi partilerin ve sivil toplumun tek bir güvencesi kalmamıştır. Yargıtay derhal bu garabete bir son vermelidir. Türkiye’de demokratik ve sivil yaşamın önünü açmalıdır. Hukuksuzluk adrese teslim ile başlar ama hiç bir zaman yerinde kalmaz. Bugün bir partinin kapısını kıran anlayış, yarın bütün siyasetin kapısına dayanır. Biz bunu geçmişte çok gördük ve deneyimledik. Bugün CHP’ye giden kolluk, yarın AKP’ye gider, öbür gün MHP’ye, DEVA’ya, Gelecek ve Saadet partisine gider. Bize zaten hep geldi; biz o hukuksuzluğu iyi tanıyoruz. O da bizi iyi tanıyor. O halde bugünün faili yarının mağduru olmak istemiyorsa rota demokrasi, pusula siyaset, teminat hukuk olmak zorundadır. 
  • Fakat şunu da açıkça söylemek zorundayız; siyasi rekabet başkalarının sözlüğüyle yapılmaz. Maalesef birileri başkalarının sözlüğüyle siyaset rekabet yapmaya çalışıyor, bu yanlıştır. İftiralar, damgalamalar, etiketler, ahlaki mahkumiyet hükümleri… Bunlar operasyonun siyasi tarafını perdelemenin en ucuz yoludur. Özellikle vurguluyoruz; Türkiye’nin siyasi tarihinde bazı etiketler başka hiçbir suçlamayla kıyaslanmayacak bir yıkım gücü taşır. Hangi niyetle söylenirse söylensin. Bu tür ithamlar siyasi operasyonlara kapı aralar. Bu yüzden CHP içindeki her aktörü, her söylediğinin sonuçlarını düşünmeye davet ediyoruz. Samimiyetle uyarıyoruz; bugün rakibine yapıştırdığın etiket, yarın senin yakanı tutacak elin provasıdır. Siyaset bugünün öfkesiyle değil, yarının yüzleşmesiyle yapılır. Unutmayalım ki bir partinin kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılır. Toplumun siyaset kurumuna dair umut ve güveni aşınır. Tarafların buna uygun hareket etmelerini bekliyoruz. CHP’nin bu fırtınanın bütünlüklü çıkarak gemiyi limana yanaştırmasını temenni ediyoruz. 
  • İçeride yaşanan bu gelişmeler toplumsal barışı sekteye uğratıyor. CHP’ye yönelik yargı müdahalesi barış süreci konusunda kaygıları artırdı. Toplumdaki güvensizliği derinleştirdi. Tam ne istiyorlar anlamakta güçlük çekiyor insan. İhtiyaç duyulanın yerine, ihtiyaç olmayan, toplumu bölen, kamplaştıran şeyler yapılıyor. İtibarı zedeleyen, ekonomiyi daha da kötüleştiren… Bir anne de bana bunu sordu… Ben de buradan iktidara bunu iletmiş olayım…

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin