Trump’sız bir haftanın ardından

YORUM | ADEM YAVUZ ARSLAN, WASHINGTON 

Washington DC’de neler oluyor? “Trump’sız başkent” neye benziyor? Anlatacağım ancak önce şunun altını çizeyim: “Joe Biden, Erdoğan’ı ne zaman arayacak?” sorusunun cevabı yok.

Malum olduğu üzere Biden, Erdoğan’ı henüz aramadığı gibi gecikmeli olarak yayınladığı tebrik açıklamasına da cevap vermedi.

Sonuç itibariyle bu konuda yapılacak yorumlar spekülasyonun ötesine geçmeyecek.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Gelelim ABD başkentinin gündemine.

Her şeyden önce şunu itiraf etmek şart: Normali özlemişiz. Trump Amerikası tam olarak macera doluydu. Akşam yandaş kanalları izleyen ya da komplo teorisyeni arkadaşlarıyla konuşan Trump sabahın köründe bir tweet atıyor ve ortalık karışıyordu.

Başkan Trump başta medya olmak üzere — yargı dahil — tüm devlet kurumlarıyla kavga ediyordu. Trump’ın görevi devraldıktan sonra kurduğu –aslında kuramadığı, çünkü birçok kritik pozisyon boş kalmıştı — ekibi de polemiklere konu oluyordu.

Kısacası kaotik bir 4 yılın ardından son derece sakin bir hafta geçirdik.

Joe Biden’ın görevdeki ilk haftası hayli yoğun geçti. Daha ilk gün imzaladığı başkanlık kararnameleri ile Trump döneminin tartışmalı birçok düzenlemesini tersine çevirdi.

Takip eden günlerde de önemli adımlar attı.

Joe Biden yönetimi bir yandan kritik koltukları doldurup işe koyulmaya çalışırken bir yandan da Trump’ın yargılama süreciyle meşgul. Temsilciler Meclisi, Donald Trump hakkındaki azil gerekçesini içeren yasayı Senato’ya resmen sundu. Yargılamanın 8 Şubat haftası başlaması bekleniyor.

Şu anda Senato’da 50-50 şeklinde bir dağılım var.

Demokratların yanında 17 Cumhuriyetçinin daha Trump aleyhine oy vermesi gerekiyor. Kongre baskını başta olmak üzere çeşitli nedenlerle Trump’a kızgın olan Cumhuriyetçilerin varlığı tartışma götürmez ama 17 Senatörün aleyhine oy vermesi zayıf bir ihtimal olarak görülüyor.

Nitekim Joe Biden da bir demecinde Trump’ın Senato’da suçlu bulunmasını beklemediğini söyledi.

Demokratlar Trump’ın ‘ibreti alem bir şekilde’ cezalandırılmasını istiyor ancak ellerini bağlayan bir Senato dengesi var.

Çünkü başta kabine üyelerinin onaylanması üzere kritik birçok olayda Senato’nun desteğine ihtiyacı var. Dolayısıyla Biden’ın görevinin hemen başında Senato ile çatışmaya girmesi beklenmiyor.

Biden kabinesinden isimlerin onay süreci ise devam ediyor. Mesela ABD Hazinesi’nin başına ilk kez bir kadın, eski FED Başkanı Janet Yellen atandı. Savunma Bakanlığına ise ilk kez bir siyah, Lloyd Austin getirildi.

Yellen ekonomik yaptırımları destekleyen, disiplinli bir isim olarak biliniyor. Austin ise Ortadoğu’yu yakından tanıyan ‘sert bir karakter’ şeklinde tanımlanıyor.

Her iki ismin de önümüzdeki dönemde Türkiye kamuoyunda sıklıkla tartışılacağını söylemek kehanet olmaz.

Biden ekibinin işbaşı yapması, politikalarının hayata geçirmesi geçiş döneminin rutin prosedürleri nedeniyle zaman alıyor. Dolayısıyla bir takım temel konulara dair icraatları görmek için beklemek gerekiyor.

Geçtiğimiz günlerde yapılan “Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş açıklaması” ya da “Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüşmelerden duyulan memnuniyet” ifadesi önümüzdeki dönemde karşılaşacağımız politikalara dair ipuçları barındırıyor.

Her iki açıklamada da demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü vurgusu dikkat çekerken “diplomasiye şans verilmesi” çağrısı yapılması önemliydi.

Ancak burada enteresan bir durum var. Çünkü söz konusu açıklamalar iki türlü de yorumlanabilir.

Çünkü hem Demirtaş hem de Kavala açıklamasında kullanılan ifadeler bir bakıma “beylik laflar”. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü gibi konularda her zaman ifade edilebilecek türden sözler.

Trump döneminde bu lafları bile duymadığımız için Biden yönetiminin ilk açıklamaları Türkiye’de heyecan yarattı.

Ancak söz konusu ifadeler ‘not etme’ ya da ‘endişeyle takip ediyoruz’ noktasından öteye geçmezse sahada bir şey değişmeyecek demektir.

Erdoğan’ın ABD ile ilişkilerinde her daim masaya sürdüğü ‘Türkiye’nin stratejik önemi’ yine gündemde. Washington’da bir süredir “Aman Erdoğan’ı kızdırmayalım” lobisi fazla mesai yapıyor.

Temel argümanları şöyle: “Erdoğan’ı yaptırımlarla, sert söylemlerle itersek daha da uzaklaştırırız. Türkiye tamamen Rusya eksenine kayar.” Bu yaklaşımı savunanlara göre Türkiye’nin üzerine gitmemek gerekiyor.

Karşı argümanı savunan çevreler ise Türkiye’nin Erdoğan yönetimi altında zaten ‘kayıp’ olduğunu, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün rafa kaldırıldığını ‘Türkiye’nin stratejik önemi’ nedeniyle atılacak çekingen adımların Türkiye’yi geri dönülemez şekilde otoriterleştireceğini söylüyorlar.

Bu iki akımdan hangisi öne çıkacak, politikalara yansıyacak yakın zamanda göreceğiz ancak kesin olan şu var: Türkiye’nin müttefik sayıldığı dönemler çok geride kaldı.

Nitekim Dışişleri Bakanı olacak olan Blinken’in ‘sözde müttefik’ tanımlaması bir dil sürçmesi değildi.

Ben Blinken’in Senato onay oturumunda söylediği ifadelerin Türkiye-ABD ilişkilerinin çerçevesini belirleyeceğini düşünenlerdenim.

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin