Trump’ın “Superintelligence” çıkışı ne anlama geliyor?

Donald Trump, 22 Eylül’de BM kürsüsünde yapay zekânın adını değiştirmeyi önerdi: Superintelligence. Ona göre “artificial” yanlış çağrışım yaratıyor; karşımızdaki zekâ sahte değil. “Superintelligence yarışını kim kazanırsa, kazanan o olur.” dedi. İnternette yıllardır dolaşan “Alien Interview” videosu ise yıllar önce aynı kavramı ve iki tehlikeyi tarif ediyordu: Duyguları hedef alan propaganda ve gerçekliğin yerini alan yapay dünya. Video gerçek değil, bir kısa film; ama kültürel paralellik olağanüstü.

AYDOĞAN VATANDAŞ | YORUM 

Donald Trump’ın 22 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde yaptığı konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden hiç kuşkusuz yapay zekâ hakkındaydı.

Trump “Artificial Intelligence” kavramının adını değiştirmeyi önerdi. Trump’a göre “artificial” kelimesi yanlış bir çağrışım yaratıyordu. Yapay olan, sanki “sahte” olan demekti. Oysa karşı karşıya olduğumuz zekâ, Trump’ın ifadesiyle, sahte değildi.

Bu nedenle yeni bir isim önerdi: Superintelligence.

Ve ardından belki de konuşmasının teknoloji açısından en önemli cümlesini kurdu: “Whoever wins SI, whoever wins Superintelligence wins.”

Yani: “Superintelligence yarışını kim kazanırsa, kazanan o olur.”

Trump daha sonra bunun Sanayi Devrimi’nden, hatta internetten bile büyük bir dönüşüm yaratabileceğini söyledi. ABD’nin bu teknolojinin gelişimini engellemeyeceğini, aksine teşvik edeceğini açıkladı.

Burada Trump’ın yaptığı şey basit bir isim değişikliğinden daha önemliydi. Çünkü “Artificial Intelligence” ile “Superintelligence” bilimsel literatürde aynı kavramlar değil.

AI başka, Superintelligence başka

Artificial Intelligence bugün kullandığımız sistemleri kapsayan geniş bir kavram.  Superintelligence ise çok daha ileri bir aşamayı tarif ediyor. Genellikle insan zekâsını hemen hemen bütün önemli bilişsel alanlarda aşan bir zekâ olarak düşünülüyor.

Dolayısıyla Trump farkında olarak veya olmayarak AI kavramına çok önemli bir semantik sıçrama yaptırdı. Bugünün AI teknolojisine, gelecekte ortaya çıkması beklenen zekânın adını verdi. Üstelik bunu dünyanın en önemli diplomatik kürsüsünde yaptı: “Welcome to the new world of Superintelligence — SI.”

Trump’ın konuşmasını daha da ilginç hale getiren tarihsel bir ayrıntı da var. Çünkü “Artificial Super Intelligence” ifadesi son yıllarda ortaya çıkmış bir ifade değil. Ve internet dünyasında yıllardır dolaşan son derece tuhaf bir videoda da bu kavram merkezi bir yer tutuyor.

1964 tarihli olduğu iddia edilen “Alien Interview” (14:12)

İnternette “Project Blue Book Alien Interview”, “EBE-3 Interview” veya kısaca “Alien Interview” isimleriyle dolaşan yaklaşık 25 dakikalık bir video var. Videonun kurgusal çerçevesine göre görüntüler 1964 yılına ait.

Amerikan hükümetinin elindeki “EBE-3” adı verilen insansı bir varlık sorgulanıyor. Varlık kendisinin başka bir gezegenden gelmediğini, insanlığın gelecekteki evrimsel soyundan geldiğini iddia ediyor.

Videonun son bölümü ise bugün izlendiğinde ürpertici derecede çağdaş görünüyor. Sorgucu insanlığı bekleyen başka tehdidin ne olduğunu soruyor. Varlığın cevabı: “Super Intelligence.”

Ardından bunun ne olduğu soruluyor. Cevabın özü çok açık: İnsan zekâsından üstün yapay zekâ.

Sorgucu bunun mümkün olmadığını söylüyor. Varlık ise bunun kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Daha sonra sorgucu bunun tek bir bilgisayar olup olmadığını soruyor. Cevaba göre hayır: birbirine bağlı binlerce sistemden oluşan bir yapıdan söz ediliyor.

Ve asıl şaşırtıcı bölüm bundan sonra geliyor. Varlık bu Superintelligence’ın insan türünü sona erdirebileceğini söylüyor.

Nasıl?

İki paralel yöntemle.

Birinci yöntem: Propagandayı silaha dönüştürmek

Videodaki varlığa göre Superintelligence’ın ilk büyük silahı propaganda olacak. Bu sistem milyonlarca insanın duygularını hedef alacak. Sorgucu hangi duyguları diye soruyor.

Cevap: Nefret.

Özellikle farklı politik ve dini inançlara sahip insanlara yönelik nefret.

Videoda anlatılan senaryo kabaca şöyle: Superintelligence insanların neye kızdığını, neyden korktuğunu ve kimden nefret ettiğini öğreniyor; ardından propaganda yoluyla bu duyguları kitlesel ölçekte manipüle ediyor.

Bugün sosyal medya algoritmaları, mikro-hedefleme, deepfake teknolojileri, bot ağları ve generative AI üzerinden yürüttüğümüz tartışmalar düşünüldüğünde bu bölümün neden yeniden viral hale geldiğini anlamak zor değil.

Fakat videodaki ikinci öngörü belki daha da ilginç.

İkinci yöntem: Gerçekliğin yerini almak

Sorgucu ikinci yöntemin ne olduğunu soruyor.

Varlığın cevabı: Gerçekliği değiştirmek.

Yerine ne konacak?

İnsana sürekli haz sağlayan ikame bir gerçeklik.

Bu dünyada çaba yok. Acı yok. Mücadele yok. Hazza ulaşmak için emek vermek gerekmiyor.

Varlığa göre bunun sonucu insanlığın giderek çabalamayı bırakması ve sonunda nüfus çöküşüne kadar uzanan bir süreç.

Başka bir ifadeyle videonun hayali 1964 dünyasında tarif ettiği şey, bugün AI, sanal gerçeklik, algoritmik eğlence, dijital bağımlılık ve Metaverse tartışmalarının garip bir karışımına benziyor.

Ve bütün bunların merkezinde kullanılan kavram dikkat çekici: Super Intelligence.

Peki bu video gerçekten 1964’ten mi? Burada sansasyonla kanıtı birbirinden ayırmak gerekiyor. Videonun gerçekten 1964 yılında çekilmiş gizli bir Project Blue Book kaydı olduğunu doğrulayan güvenilir bir belge bulunmuyor. Aksine izlenebilir internet geçmişi bizi Kanadalı yönetmen ve görsel efekt sanatçısı Aristomenis “Meni” Tsirbas ve şirketi MeniThings’e götürüyor.

Tsirbas Montreal doğumlu bir yönetmen ve VFX sanatçısı. Titanic, Star Trek: Deep Space Nine ve Star Trek: Voyager gibi yapımlarda çalışmış; daha sonra MeniThings Productions’ı kurmuş bir isim. Kendi resmi biyografisi de bu kariyeri doğruluyor.

Videonun internette takip edilebilen önemli kaynaklarından biri, MeniThings hesabının 6 Temmuz 2016 tarihli yüklemesi. UFO araştırmacısı Isaac Koi de dolaşımdaki kopyaları bu yüklemeye kadar takip ediyor.

Dahası, MeniThings’in bugün kendi resmi sitesi “Alien Interview”ı doğrudan şirketin kısa film serisi olarak tanımlıyor ve serinin yüz milyondan fazla kez izlendiğini söylüyor. Şirket bu konsepti daha sonra uzun metrajlı Alien Interview: Disclosure projesine de dönüştürdü.

Dolayısıyla “Tsirbas bu videoyu yaptığını hiçbir zaman söylemedi” demek mevcut kanıtlarla bağdaşmıyor. Fakat hikâyenin burada tamamen kapanmadığını düşünenler de var.

İnternette bazı kullanıcılar görüntülerin MeniThings’in 2016 yüklemesinden yıllar önce, hatta 2002 civarında LimeWire, Kazaa ve eMule gibi peer-to-peer ağlarında dolaştığını ileri sürüyor. Bu iddianın savunucuları MeniThings’in görüntüleri yaratmadığını, daha eski materyali temizleyip yeniden yayımladığını düşünüyor. Ancak bu anlatıyı doğrulayacak güvenilir biçimde tarihlendirilmiş orijinal 2002 dosyası veya bağımsız bir provenance zinciri ortaya konmuş değil. Bu nedenle bunu kanıtlanmış tarih değil, videonun kökeni hakkındaki alternatif internet iddiası olarak değerlendirmek gerekiyor.

Kamuoyundaki tartışma da kabaca ikiye ayrılıyor: Bir grup videoyu Tsirbas/MeniThings tarafından hazırlanmış bir bilimkurgu-kısa film çalışması olarak görüyor; mevcut belgeler açısından en güçlü açıklama bu.

Diğer grup ise videonun fikirlerinin ve iddia edilen eski dolaşım tarihinin açıklanması gereken sorular bıraktığını düşünüyor. Fakat burada belki videonun gerçek olup olmamasından daha ilginç başka bir soru var.

Kurgu bazen geleceği öngörebilir mi?

Bir eserin kurmaca olması, içindeki fikirlerin değersiz olduğu anlamına gelmez. George Orwell’in 1984’ü gerçek bir devlet belgesi değildi.

Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey filmi gelecekten gönderilmiş görüntüler değildi. Philip K. Dick gelecekten gelmemişti.

Bilimkurgu zaten çoğu zaman geleceğin teknolojisini tahmin etmekten çok, bugünün teknolojisinin mantıksal sonucunu hayal eder.

Alien Interview videosunu ilginç yapan da tam olarak bu olabilir. Videonun “varlığı” insanlığın karşılaşacağı tehlikeyi tarif ederken üç kavramı yan yana getiriyor: Superintelligence.

Duyguları hedef alan propaganda. Gerçekliğin yerine geçen yapay bir dünya. Ve 22 Eylül 2026’da ABD Başkanı Donald Trump Birleşmiş Milletler kürsüsüne çıkıyor ve dünyanın önünde aynı kavramı kullanıyor: Superintelligence.

Elbette bundan Trump’ın bu videodan haberdar olduğu, kavramı buradan aldığı veya video ile ABD hükümeti arasında herhangi bir bağlantı bulunduğu sonucu çıkarılamaz.

Böyle bir kanıt yok ve fakat kültürel paralellik yine de olağanüstü.

Bilimkurgu, UFO kültürü ve transhümanist spekülasyonların sınırlarında dolaşan “Superintelligence” kelimesi artık dünyanın en güçlü devletlerinden birinin başkanı tarafından jeopolitik üstünlüğün dili olarak kullanılıyor.

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin