Toprak canlanıyor!

YORUM | Doç. Dr. MAHMUT AKPINAR

Baharın gelişiyle birlikte arz yeşermeye başladı. Rengarenk açan çiçekler, yapraklarını giyinen bitkiler tabiatı şenlendiriyor. Körpe kuzular kâh o yana kâh bu yana zıplıyor çayırlarda. Umudumuz o ki kara kış, zemheri soğukları geride kaldı. Ağaçları kökünden deviren fırtınaların yerini yüzümüzü okşayan meltemler alıyor yavaş yavaş. Güneş artık iliklerimize kadar ısıtıyor bizleri.

15 Temmuz’dan sonra hepimiz ciddi bir travma yaşadık. Pek çoğumuz hala bu şokun etkisindeyiz. Çok sert esen fırtına yurtlarımızı, yuvalarımızı, hanlarımızı, hanelerimizi darmadağın etti. Hepimizi yeni coğrafyalara, ya da yeni hallere savurdu. Travmatik hali atlatıp eski canlılığa ulaşmak doğal olarak zaman alıyor. Ayrıca şokun tesirinden kurtulma süreci herkes için aynı olmuyor. Bazıları daha çabuk toparlanıp hayata tutunurken, bazıları yas tutmaya, hayata küsmeye devam ediyor. Öte yandan zulüm tokmağı hala başımızda dönüyor, canlar yakıyor. Hakikati görmesini umduğumuz toplumda dikkate değer bir uyanış emerasi göremiyoruz. Bir yandan travmayla mücadele edip acılarla savaşırken, öte yandan yeni hale göre yeniden bir şeyler üretmek kolay değil. Ama bu biraz da mevsim meselesi sanırım. Eğer zamanında ekilmiş tohumları zayi etmeden koruyabilirsek, onları şefkatle sarabilirsek baharla birlikte toprağın altında kalan, çürüdüğünü düşündüğümüz tohumlar tekrar başını çıkaracak ve hayata uyanacaklardır. Kışın ortasında size dua etmek, yakarmak dışında bir şey kalmıyor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Korona günlerinin getirdiği acziyet ile Ramazan’ın bereketi biraraya gelince, mevsim de bahar olunca insanımızı bir bahar atmosferi kuşattı. Her geçen gün daha fazla arkadaşımız travmanın etkisini üzerinden atıyor ve bir cehd, çaba içine giriyor. Son 6 aydır dikkatleri çeken canlılık, hareketlilik Ramazan’la zirveye ulaştı. En güzel tarafı ise, bu canlılığın daha ziyade bireysel insiyatiflere, grup çalışmalarına ve yerel gayretlere dayalı olması. Barajları çökmüş, su şebekeleri tahrip edilmiş, enterkonnekte sistemleri dağıtılmış insanlar bulunduğu yerde kendine yeter, çevresine ab-ı hayat olacak çözümler buluyor. Büyük ırmaklar üzerine yeniden barajlar, santraller kurma hayallerini kenara bırakmalıyız. Mütevazi imkanlarla, küçük ölçeklerde ama yerel ihtiyaçlara uygun çözümler geliştirmeliyiz. Bazen bir artezyen vurup bahçemizden su çıkarmasını bilmeliyiz; bir rüzgar gülünden enerjimizi üretebilmeliyiz. Güzelliklerin yayılma, bulaşma gibi bir özelliği vardır. İnsanlar güzel örnekleri alır ve kendi ülkesine, beldesine taşır, adapte eder.

Ramazan’da faaliyet ve program patlaması oldu adeta. Zoomdan yapılan hatimlere sohbetlere yetişemiyoruz. Korona öncesi “böyle toplantı mı olur?” diyenler bile online programlardan haz alıyor. Sanki Korona bizi dönüştürmekle görevli gibi. Online platformlar üzerinden herşey yapılabiliyor. Üstelik hiçbir maliyeti yok. Sınırları yok, pasaport kontrolü yok, ulaşım gideri yok, havalanından sizi birinin almasına gerek yok, rezervasyon yok, bilet, check in, güvenlik kontrolü vb yok! Kalacak yer kaygısı yok, ikram izzet telaşı yok! Kimseye külfet olmadan, acaba harcayağımız paralara, ayıracağımız zamana değecek mi diye kaygılar yok. Evinizden, kahvenizi, çayınızı yanınıza alıyorsunuz ve toplantınızı yapıyorsunuz. Üstelik kişi sınırlaması da yok. Fiziki toplantılarda salon genişliği, ses sistemi, koltuk sayısı vb düşünmeniz gerekirken, burada cüz’i miktar ödemeyle dilediğiniz kadar insanı programa dahil edebiliyorsunuz. Online alanı eşitlikçi de. Sunumları, konuşmaları herkes aynı mesafeden görüyor, aynı netlikte dinliyor. First class, 3. sınıf, arka sıralar, ön sıralar ayrımı yok. 

Korona sonrası dünya gibi, Korona sonrası Hizmet de aynı olmayacak anlaşılan. Yeni ve büyük bir pencere açıyor online alan bizlere. Bir arkadaşımızın Türkiye’de vefat eden annesi için online taziye programı yapıldı, Kur’an’lar okundu, dualar edildi. Hindistan’dan Behzat kardeşimiz bütün dünyadan aldığı konuklarıyla “Korona Günlerinde Gazetecilik!” konusunu konuşabiliyor. Haftalık Nur derslerini online üzerinden yapmak mümkün. Dünyanın çok farklı coğrafyalarındaki dostlarınızla online halkalar oluşturup hem ders yapıyor, hem hasret giderebiliyorsunuz. Dün bir kaç TV’miz vardı. Bugün yüzlerce TV’miz var. Belki bir kaç yüz YouTube kanalından analizler, yorumlar, nasihatlar, mizahi programlar yapılıyor. Artık “ne izleyeceğiz?” dönemi geride kaldı. Kimi dinlesek, neyi izlesek diye seçim yapmak zorundayız. Eskiden okumamız gereken bir kaç gazete vardı. Şimdi profesyonel formatta  çok online gazete var. Bunlara ilave yüzlerce arkadaşımızın blogu, patreonu, web sayfası var. Son dönemlerde hocalarımız, abilerimiz, ablalarımız tecvit derslerinden, hadis derslerine, tefsirden hatırata kadar pek çok konuda paylaşımlar, yapıyor, videolar yayınlıyorlar. Asım Yıldırım, Kemal Gülen gibi efsane televizyoncular başarılı programlarla dönüş yaptılar. Pedagoglar, psikiyatrlar, ilahiyatçılar, hukukçular… herkes kendi uzmanlık alanında bir şeyler üretiyor ve insanların hizmetine sunuyor. Bu bir yönüyle şahsı maneviyi takviye etmek ama öte yandan bireyin çiçek açması durumu. 

Korona bizlere yeni diyalog kapıları da açtı. Dünyanın pek çok yerinde online platformlar üzerinden farklı dinlerden din adamları biraraya gelip salgınından insanlığın kurtulması için ortak dualar yapıyorlar. Arkadaşlarımız bulundukları mahallede sokakta yaşlıların, hastaların ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Ablalar yemekler yapıp salgında büyük fedakarlık yapan sağlık personeline götürüyorlar ve gönüllere girmeye çalışıyorlar. Yeni taşındığımız evde sokağımızdaki herkese kendimizi de tanıtan not ile birlikte çikolatalar dağıtmıştık. Pek çok dönüş oldu, ama en ilginç dönüş yan komşudan geldi. Sosyal mesafeye dikkat için, bahçemize üzerine teşekkür yazılmış çikolata atarak mukabele ettiler.

Ağır bir kazadan sonra, ciddi hasar almış bir bünyeden bir anda toparlanıp kalkmasını beklemek gerçekçi değildi. Belki de insanımız yeni şartlara, yeni ülkelere ancak alışıyor; ancak yabancılıktan, dil bariyerinden, yaşadığı baskı ve zulmün travmasından kurtuluyor. Sonbaharda tohumlarınızı ekti, yapılacakları yaptı iseniz, soğuğun, karın, boranın şiddetinin geçmesini ve baharın gelmesini, güneşin açmasını, ektiğiniz tohumların başını çıkarmasını beklemeniz gerekiyor. Korona bizi adeta yeni şartlar, yeni dünyaya hızlandırılmış bir programa adapte ediyor. Normal şartlarda yeniliğe alışamayacak arkadaşlarımız, değişime direnç gösterecek bünyemiz hızla kendini yeniliyor, güncelliyor.

Umutsuz değiliz, güzel şeyler oluyor ve olacak. Bize düşen kapasitemizi potansiyelimiz rantabl değerlendirmek, kenarda kalan kabiliyetleri aktive etmek. Arkamızda küskünler, kırgınlar bırakmadan yola devam etmek. Yılların emeğiyle yetişmiş insanlarımızın tekini bile zayi etmemek. Ötekileştirmeden, dışlamadan onlardan yararlanmak, her arkadaşımızı değerlendirecek yollar bulmak.

Beşeri veya doğal krizler sorgulamaları beraberinde getirir. Ön kabullerimizi, eski bilgilerimizi, yöntemlerimizi gözden geçirmeye zorlar bizi. Bu dönemlerde yas tutmak, enkaza takılmak yerine, düşünmek, çözüm aramak yeni gelişmelere, sıçramalara kapı açabilir.

Son dönem toprakta hareket var. Bu güzel insanların potansiyeli, himmeti yeni baharlar oluşturmaya yeter Allah’ın izniyle!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin